İsrail, Türkiye'yi iki cepheye çekiyor

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

İsrail, Suriye’de Türkiye ile karşı karşıya gelmekten kaçınmıyor. Son iki yılda ise ikinci bir cephe açmak için sessiz ama sistemli bir çalışma yürütüyor. Bu cephenin sahası Ege ve Doğu Akdeniz, aracı ise Yunan kamuoyu. 

Yunan televizyonlarında (ERT, SKAI, Mega) ve Kathimerini, Proto Thema, Ta Nea gibi yayın organlarında İsrailli diplomatların, istihbarat ve savunma bürokrasisinden gelen analistlerin görünürlüğü belirgin biçimde arttı. Eski İsrail Büyükelçisi Noam Katz'ın görev süresi boyunca verdiği sistematik mülakatlar bu çabanın merkezindeydi. Anlatı her seferinde aynı:

Türkiye bölgesel istikrarsızlığın kaynağıdır, Ankara'nın bağımsız dış politikası yeni Osmanlıcı bir revizyonizmdir, Atina, Tel Aviv ve Lefkoşa üçlüsü ise Batı adına bölgedeki tek dengeleyici güçtür.


Bu anlatıya antik çağlardan beri Akdeniz kimliğini paylaşan iki demokratik toplum miti de ekleniyor.

Dikkat çekici olan, iki ülke medyası arasında kurulan yankı odası. Maariv, Ynet ya da Kanal 12'de Türkiye'nin Eurofighter alımını veya füze programını tehdit olarak kodlayan bir haber, birkaç saat içinde Yunan basınına "İsrail Türkiye'yi ana düşman ilan etti" başlığıyla taşınıyor.

Tersi de işliyor. Yunan savunma sitelerinde yayımlanan ve KKTC'deki Türk askeri tesislerini olası bir çatışmada hedef gösteren spekülatif senaryolar İsrail basınında alıntılanıyor. Böylece iki toplumdaki çatışma beklentisi eşzamanlı olarak besleniyor.

Neden şimdi? 

7 Ekim 2023 sonrasında Ankara ile Tel Aviv arasındaki diplomatik ve ticari kanallar fiilen koptu. Gazze operasyonlarının Batı kamuoylarında yarattığı meşruiyet kaybı, İsrail'i bölgede yeni ortaklar ve yeni pazarlar aramaya itti. Bu arayışın somut karşılığı Ağustos 2026'da Tel Aviv'de imzalanan ve yaklaşık 3 milyar avroluk "Aşil Kalkanı" anlaşması oldu.

Davud Sapanı, Barak MX ve SPYDER sistemlerinden oluşan çok katmanlı bu hava ve füze savunma ağı, Doğu Ege adalarına ve Batı Trakya'ya konuşlandırılmak üzere tasarlanıyor. Elbit Systems'in işlettiği Kalamata pilot eğitim merkezi ise Yunan pilotlarını İsrail doktriniyle yetiştiriyor.

Ancak bu ortaklığın görünmeyen yüzü de var. İsrail, sistemlerin çekirdek komuta yazılımlarını ve kaynak kodlarını Atina'ya teslim etmiyor. Bu durum Yunan iç politikasında egemen savunma kapasitesinin yabancı bir ülkeye ipotek edildiği eleştirilerine yol açtı. İsrail'in önde gelen düşünce kuruluşu INSS'in araştırmacıları bile iki ülke arasındaki ilişkinin karşılıklı askeri yardım yükümlülüğü içeren bir ittifak olmadığını açıkça yazıyor. Bana göre propagandanın asıl işlevi tam da bu boşluğu kapatmak. Tel Aviv, Yunanistan için savaşmaya niyetli değil. Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı bir cephe hattı olarak kullanmak ise işine geliyor.

Yunan toplumu bu senaryoya tümüyle teslim olmuş değil. Anketler, merkez sağ seçmenin İsrail ile askeri iş birliğini güvenlik gereği olarak desteklediğini, sol ve merkez sol tabanın ise İsrail'in bölge politikalarına sert biçimde karşı çıktığını gösteriyor. Pire Limanı'nda işçilerin İsrail'e mühimmat taşıyan konteynerlerin yüklenmesini engellemesi ve Atina Belediye Başkanı Haris Doukas'ın İsrail büyükelçisine verdiği sert yanıt, bu direncin kurumsal dışavurumları oldu.

Türkiye açısından tablo şu: İsrail, Ankara'yı iki cepheli bir mücadeleye sürüklüyor. Güneyde Suriye sahasında Türkiye'nin askeri varlığını sınırlandırmaya çalışıyor. Batıda ise Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden bir çevreleme kuşağı örüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın İsrail'in Gazze sonrasında kendine yeni bir düşman inşa etme arayışında olduğu tespiti bu iki hattın birlikte okunması gerektiğini gösteriyor.

Türkiye iki cepheye birden hazırlanabilir mi? Bu soru yeni değil. 1994 yılında emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ, Türkiye'nin aynı anda Yunanistan ve Suriye ile iki tam savaşa, ülke içinde PKK ile de yarım savaşa hazır olması gerektiğini savunan "2,5 savaş stratejisi"ni ortaya koymuştu. O dönemin tecrübesi öğreticidir. Türkiye'nin kararlılığı 1998'de Suriye cephesinin Adana Mutabakatı ile kapanmasını sağladı. Bir yıl sonra 1999 depremleri Ege'de yumuşamanın kapısını araladı. Hazırlık caydırıcılık üretti, caydırıcılık da diplomasiye alan açtı.

Bugün Türkiye'nin elindeki imkânlar 1990'larla kıyaslanamaz. Yerli insansız sistemler, Çelik Kubbe hava savunma mimarisi ve gelişen füze kapasitesi iki cepheli bir hazırlığı mümkün kılıyor. Yine de asıl strateji iki cepheyi aynı anda göğüslemek değil, ikinci cephenin siyasi olarak açılmasını önlemek olmalı. Atina'nın İsrail ile kurduğu bağın NATO ve AB çerçevesinin yerine geçmeyeceğini söylemesi ve 2023 depremleri sonrasında başlayan "Pozitif Gündem"i büsbütün terk etmemesi bu açıdan önemli bir işaret.

Sonuç olarak İsrail, Yunan halkının tarihsel güvenlik kaygılarını kendi stratejik hesabına bağlamaya çalışıyor. Ankara'nın yanıtı da iki yönlü olmalı. Bir yanda askeri hazırlığı sürdürmek, öte yanda Yunan kamuoyuna doğrudan hitap edecek bir iletişim stratejisi geliştirmek gerekiyor. 

Ege'nin iki yakası arasındaki meseleler masada çözülebilir. 

Üçüncü bir tarafın yazdığı senaryo ise o masayı devirmek üzerine kurulu.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU