YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV önünde düzenlenen dayanışma mitinginde yaptığı konuşmada, "YENİ Parti'nin milletimizin bağışlarıyla aldığı otobüsümüzün üzerindeyiz. Bu akşamı bir parti mitingi olarak değil, muhalefetin tüm seslerine, tüm renklerine alan açan ve Türkiye'nin en çok izlenen haber kanalı olan Halk TV'ye kayyım atanmasını protesto etmek, emekçileriyle dayanışma göstermek için bugün bir aradayız. Halk TV'nin 200'e yakın basın emekçisinin yanlarındayız, arkalarındayız" dedi.
Özel, eylemde DİSK, KESK, TMMOB ve İstanbul Tabip Odası ile DEM Parti, TİP, EMEP, Sol Parti, Yeşil Sol Parti, EHP, HKP ve SODAP'ın, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Zafer Partisi ve LDP'nin temsilcilerinin bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:
Dönem, muhalefetin ayrı düşme, muhalefetin birbirine farklılıkları üzerinden mesafelenme günü değildir. Gün, kötülüğe, baskıya, zulme, sansüre, susturanlara, zulmedenlere karşı hep birlikte mücadele etme günüdür. Demokrasilerde üç kuvvet anılır. Yasama, yürütme, yargı ama dördüncü bir kuvvet vardır ki o yetkiyi elinde tutanları kamu adına denetleyen, iktidarın karşısında milletin sorularını soran, yanıt arayan, denetim görevi yapan, halkın gözü kulağı olan gazetecilik mesleğidir, medya kuruluşlarıdır. Bu dönem, AK Parti'nin kara düzeni, denetimden korkmakta, kaçmaktadır, denetlemek isteyene saldırmakta, susturmaktadır. AK Parti'nin kara düzeni millete hesap vermeye karşıdır. AK Parti'nin kara düzeni, halktan topladığı vergilerin nasıl harcandığının sorulmasına karşıdır. AK Parti'nin istediği düzen denetimsiz, kayırmacı, keyfi bir düzendir. İşte bugün, gecenin bu saatinde bizim burada olmamıza sebep olan, onların medya anlayışının, yani kendilerine dalkavuklar yaratan sistemin dışında kalan, namusuyla çalışan, hakikati kovalayan gazetecilere karşı ve onların kurumlarına karşı, gerekirse soruşturmalar, para cezalarıyla başlayan, gözaltılar, tutuklamalar yapan, el koyan, kayyım atayan, susturan ve yok eden anlayışlarına karşı bir mücadelede ses yükseltmek için, bu mücadeleyi toplumsallaştırmak için ve haber hakkımızı savunan gazetecilerin haklarını savunmak için buradayız. Ve bu mücadele yarına bırakılamaz. Yarınları karartmak için bugünlerde meydanlarda, sokaklarda olmalıyız, hep birlikte olmalıyız.
"Bu millet tarihte çok kara kışlar gördü"
Bu millet tarihte çok kara kışlar gördü, çok dar yollardan geçti. Darbelerde sanatçılar, gazeteciler, aydınlar hep hedef oldu, gün oldu tutuklandılar, gün oldu işkencelerden geçtiler. Ama dik durmaktan, kalemi ve sözü savunmaktan vazgeçmediler. Bu ülke Uğur Mumcuları, Abdi İpekçileri, Çetin Emeçleri, Hırant Dinkleri unutmadı. Bugün ölüm yıldönümünde andığımız Ahmet Taner Kışlalıları unutmadı. AK Parti, her zaman basın özgürlüğünün karşısında oldu. Havuz medyası yöntemiyle birtakım kamu ihalelerine giren ve bu ihaleleri kazandıranlardan oluşturdukları bir havuzla, dönemin şartlarında TMSF elinde olan kurumları teker teker yandaşlarına aldırdığı bir havuz medyası düzeni oluşturdu. Kendine bağlı olanı besledi, güçlendirdi. Karşısında olanla uğraştı, cezalandırdı, yıldırmaya çalıştı. Siyasetçilere 'ya hapse atıl ya gel bizim partiye katıl' derken, gazetecilere de 'Ya beni savunursun, dalkavuğum olursun ya da hapsi boylarsın, mesleğinden, ekmeğinden olursun' dedi. 12 Eylül'de askerler bazı haberleri çıkmadan engelliyorlardı. Gazeteciler o kısmı boş bırakıp yapılan sansürü görünür kılıyorlardı. Bugün ise bu iktidar bırakın haber yapacak kişiyi gözaltına almak, tutuklamak, otokontrole zorlamak, mesleğini elinden almak, tehdit etmenin yanında, koskoca medya kuruluşlarına, bambaşka bahanelerle sadece muhalefet ettikleri için el koymayı, kayyım atamayı, daha sonra da onları yok etmeyi bir yöntem olarak benimsemiş durumdalar.
Bu yaptıkları AK Parti'nin kara düzeninin yeni medya düzeni olarak dayatılıyor ve yandaşları tarafından savunuluyor. Bizse buradan mesleğini onuruyla yapan, susmayan, vazgeçmeyen, sinmeyen ve sindirilmeyen meslektaşlarını savunmak için burada toplanmış durumdayız. Merdan Yanardağ'dan Murat Ağırel'e, Şaban Sevinç'ten Mustafa Balcı'ya, Fatih Ergin'den Tuğba Tekerek'e, Hasan Güraksu'dan Ali Tarakçı'ya, Selahattin Günday'dan Sami Tunca'ya, Nadiye Gürbüz'den Mustafa Gök'e, İrem Delice'den Hatice Duman'a, Erol Zavar'dan Erdal Süsem'e ve bugün susturulmaya çalışılan, dik durmayan boyun eğmeyen kardeşim İsmail Arı'ya, tüm tutuklulara selam olsun. Adını saydığım, sayamadığım, bildiğim, bambaşka bir yerde özgürlüğünden edilmiş kim varsa, tüm gazetecilere bin selam olsun. Onların yanındayız, sonuna kadar onlarla birlikteyiz.
"Halk TV sokakta gerçeği aktarmaktan geri durmadı"
Halk TV, kara düzenin dayattığı bataklığa inat, çiçek açabilenlerin kurumuydu. Bütün zorluklara rağmen, mesleğini yapmak isteyen basın emekçilerinin mücadele ettiği bir kurumdu. Halkın sesi olmak için 2005'te kuruldu. Kurulduğunda doğru düzgün kamerası, stüdyosu olmayan, çalışanlarının kıt kanaat geçinerek büyüttükleri bir kanaldı. Gezi direnişinde birileri penguen yayını yaparken, Halk TV sokaktaki gerçeği aktarmaktan geri durmamıştı. Bir yıl sonra 301 madenci kardeşimiz madende katledilirken, birileri o madencilerin arkadaşlarını Soma sokaklarında tekmelerken, o acı gerçeği Türkiye'ye gösteren Halk TV'nin özgür gazetecileriydi. Üstünden bir yıl geçti. 7 Haziran - 1 Kasım arasında Türkiye kaosa sürüklendi. Diyarbakır'da seçimden önce patlayan ve dört canı alan terör eyleminden ta 1 Kasım'da yapılacak seçime kadar Türkiye'nin dört bir yanında yaşatılan kaosa ve bunun birilerinin eliyle yönetilmesini çok kişi görmezden gelirken, duymazken, söylemezken, bu zorlu süreçte halka gerçekleri olduğu gibi aktaran Halk TV'ydi, Halk TV'nin emekçileriydi. Bir yıl sonra 15 Temmuz gecesi, ne istedilerse verenlerin, etle tırnak gibi olanların, zamanında altına tank, uçak verenlerin karşı karşıya geldikleri bir gecede, birileri darbeye kalkışınca, Halk TV ben bu iktidara muhalifim demedi, Halk TV, sandığın, demokrasinin, seçilmişlerin arkasında durdu, darbeye karşı net tavır aldı. 15 Temmuz gecesinden Halk TV, alnının akıyla çıktı. Bir gün Atatürk'ün koltuğunda oturan Genel Başkan, Çubuk'ta linç girişimine uğradı. Halk TV, oradaydı. Halk TV yine yakanlardan değil yananlardan taraftı. Ve ne acıdır ki maalesef o kişi bugün Halk TV'yi hedef gösteren isimlerden biri oldu. İşte, bu meydanda muhalefetin bütün sesleri varken, muhalefetin bütün renkleri varken, sureti muhalefetten görünüp, Halk TV'yi hedef gösterip, Halk TV'ye kayyım atanınca toplumsal tepkinin karşısında timsah gözyaşları dökenler, timsah gözyaşlarıyla twit atanlar, bu meydanda muhalefetle birlikte olamıyorlar, olamayacaklar.
"Burada olmak teslim olmamaktır"
19 Mart darbesi yapılmış, iktidara boyun eğen kanallar, 1 milyonluk Saraçhane mitinglerini görmezken, Saraçhane'deki o tarihi birlikteliği gösteren kanal, Halk TV'ydi. Ana muhalefetin başına kayyım atanırken, Atatürk'ün partisinin kapıları kırılırken, Atatürk'ün hatırasına saygısızlık yapılırken, Halk TV oradaydı. Halk TV, butlancıların değil, halkın seçtiklerinin yanında durdu. Halk TV her zaman tarihin doğru tarafında durdu. Bu yüzden, bugün burada olmak bir kanalı savunmaktan fazlasıdır. Bugün burada olmak milletin demokrasi hikayesini savunmaktır, bugün burada olmak teslim olmamaktır, teslim etmemektir, mücadele etmektir. Buradan gözü bu meydanda olanlara sesleniyorum, bu meydana dost gözle bakanlara sesleniyorum. Gün, evde oturma günü değildir, gün klavye başından eleştirme, cep telefonundan paylaşım yapma günü değildir. Gün, meydanlara çıkma, sokaklara akma, mücadeleyi yükseltme günüdür. Bir sözüm de 'Böyle gelmiş böyle gidercilere, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' diyenlere, bugüne kadar o yılan sana dokunmamış olabilir ama o yılanın başını hep beraber ezmezsek, eninde sonunda seni de sokacaktır. O yüzden bağırıyor bu meydan: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.
DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Aslanoğlu: "Kalemleri kıramayacak, gerçeklerin sesini kısamayacaksınız"
YENİ Parti'nin çağrısıyla, kayyım atanan ve yayınları durdurulan Halk TV'nin İstanbul stüdyosu önünde Halk TV Dayanışma Mitingi yapılıyor.
DİSK, KESK, TMMOB, İstanbul Tabip Odası ve İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu yaptı. Arslanoğlu, şöyle konuştu:
Halk TV’ye el koyanlar, TELE1’e el koyanlar; Tuğba Tekerek’i, Murat Ağırel’i, İsmail Arı’yı, Ali Tarakçı’yı, Selahattin’i, Fatih’i, Hasan’ı, Şaban’ı, Mustafa Balcı’yı, Derya’yı, Erdal Süsem’i, Erol Zavar’ı, Hatice’yi, İrem’i, Merdan Yanardağ’ı, Mustafa Gök’ü, Nadiye Gürbüz’ü, Sami Tunca’yı tutuklayanlar; sesimizin kısılacağını sananlar, bu toprakların yetiştirdiği Yaşar Kemal’i hiç okumamış, Köroğlu Destanı’nı hiç dinlememiş. Bolu Beyi’ne meydanı dar eden Köroğlu sadece bir destan kahramanı değil. İnce Memed’ler sadece kitaplarda kalmaz. Bilmiyorlar ki her haksızlığa karşı duran, 'Yeter artık' diyen yürek, Toroslar’dan yükselen bir adalet çığlığıdır. Ferman padişahınsa dağlar bizimdir, yollar bizimdir, eller bizimdir.
Şehirlerimizin sokaklarında bugün milyonlarca genç işsizlikle boğuşuyor. Eğitim sistemini yapboz tahtasına çevirenler, MESEM’lerde fidan gibi çocuklarımızı, evlatlarımızı canından ediyor. İş cinayetleri bir kaza değildir, yaşadıklarımız bir kader değildir; gözünü kar hırsı bürümüş vahşi kapitalizmin ta kendisidir. İliç’ten Soma’ya, madenlerimizde yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi talan edenler, doğamızı zehirleyenler, iş cinayetleriyle aramızdan aldıkları her bir canın hesabını vermemek için bugün basını susturmak istiyorlar.
Fon vurgunlarıyla, imar ve rant vurgunlarıyla, vergi aflarıyla, kur korumalı talanlarla cebimizdeki son kuruşu çalanlar; emekliyi, emekçiyi açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edenler çok iyi biliyorlar ki Halk TV susarsa MESEM’deki çocuk işçinin çığlığı, ilkokuldan üniversiteye dert küpüne dönmüş öğrencilerin sesi duyulmayacak. Halk TV susarsa iş cinayetlerine kurban verdiklerimizin, haksız şekilde işten atılan emekçinin, açlık sınırında yaşayan emekçinin, emeklinin, çiftçinin, halkın sesi duyulmayacak. Halk TV susarsa yalan, talan, vurgun ve soygun düzeni karanlıkta kalacak, halk olanları duymayacak.
Basını ve basın mensuplarını hedef alıyorlar çünkü hırsızın en büyük korkusu, karanlığa tutulan fenerdir. Ama unuttukları bir şey var. Sevgili Zülfü Livaneli’nin o güzel şarkısında dediği gibi, 'Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey.' Ve biz bu memleketi çok seviyoruz. Biz bu ülkenin dağını, taşını, işçisini, emeklisini, gencini çok seviyoruz. Biz bitti demeden bu kavga bitmez. Örgütlenme hakkımızı elimizden alamayacaksınız. Gençlerimizin geleceğini çalamayacaksınız. Kalemleri kıramayacak, gerçeklerin sesini kısamayacaksınız. Halkın haber alma hakkı, emeğimiz, ekmeğimiz kadar kutsaldır. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.
ANKA