DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, YENİ Parti Genel Merkezi’nde Genel Başkan Özgür Özel ile görüştü. Bakırhan, görüşmenin ardından, "Barış, iktidarla muhalefet arasında bir rekabet başlığı olmamalıdır" dedi. Çerçeve yasanın uygulanması ve Meclis’te izleme kurulunun oluşturulması gerektiğini belirten Bakırhan, "Barış süreci yürütüyorsak muhalefete, basına ve ifade özgürlüğüne dönük uygulamaları bir kenara bırakmak gerekiyor" diye konuştu.
Hatimoğulları ve Bakırhan, Özel’i YENİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Ziyarette Hatimoğulları ve Bakırhan’a DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ve STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz eşlik etti. YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ve Genel Başkan Yardımcısı Gizem Özcan, DEM Parti heyetini kapıda karşıladı. Görüşmede Özel’e ise Emir ve Özcan’ın yanı sıra partinin ekonomi kurmayı Selin Sayek Böke eşlik etti. Basına kapalı görüşme bir buçuk saati aşkın sürdü. Görüşmenin ardından üç lider ortak basın açıklaması düzenledi.
Bakırhan: "Çerçeve Yasanın uygulanması için adım atılmalı"
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaklaşık bir haftadır emek ve meslek örgütleri ile sendikaları ziyaret ettiklerini belirterek, siyasi partilerle temaslara da başladıklarını söyledi. Bakırhan, "Bugün de YENİ Parti’yle birlikte siyasi partileri ziyaret edeceğiz. Turumuzun ilk ev sahibi YENİ Parti oldu. Nazik karşılamalarından ve yürüttüğümüz çok iyi tartışmalardan dolayı kendilerine teşekkür etmek istiyorum" dedi.
YENİ Parti Genel Merkezi’ni ilk kez ziyaret ettiklerini belirten Bakırhan, Özgür Özel ve parti yönetimine başarılar diledi.
Görüşmede "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" ile ekonomik krizi ele aldıklarını ifade eden Bakırhan, "Mevcut ekonomik durum ortada. Ekonomik krizleri ve bu ekonomik krizler karşısında alınması gereken önlemlere ilişkin düşüncelerimizi paylaştık. Yakın zamanda Irak’ta, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde bir konferansa katılmıştım. Orada aslında Orta Doğu dünyasının bütün dinamikleri vardı. Onların Türkiye’ye, Türkiye’de yürüyen bu sürece ilişkin düşüncelerini Sayın Genel Başkan ve heyetiyle paylaştım" diye konuştu.
Çerçeve yasanın kabul edilmesiyle yeni bir döneme girildiğini belirten Bakırhan, toplumun artık yasanın uygulanmasını beklediğini söyledi. Bakırhan, "Çerçeve yasayla birlikte yeni bir döneme girdik. Bu yeni dönemde, bugüne kadar yaptığımız ziyaretlerde ve toplantılarda herkesin beklentisi artık çerçeve yasanın uygulamaya geçmesi. Uygulama aşamasını görmek istiyorlar. Yapılması gereken iki düzenlemeyi toplum bekliyor."
Yasanın değerinin uygulamayla ölçüleceğini vurgulayan Bakırhan, "Uygulamadaki karşılığına bakılarak bu yasanın uygulanıp uygulanmadığı ölçülür. Dolayısıyla bu yasanın uygulanması için başta toplum olmak üzere emek ve meslek örgütlerine, sendikalara, siyasi partilere ve Meclis’e büyük görev ve sorumluluk düşüyor" ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı’nın da sorumluluk alması gerektiğini belirten Bakırhan, "Bir an önce bu yasanın uygulanması için gerekli adımların atılması konusunda artık biraz yol açmalıdır" dedi.
"Meclis’teki izleme kurulu bir an önce oluşturulmalı"
Meclis’te oluşturulması planlanan izleme kurulunun henüz kurulmadığına dikkati çeken Bakırhan, "Meclis’te bir izleme kurulu oluşturulacaktı, o da henüz oluşmadı. Bu vesileyle Meclis’teki bu izleme kurulunun da bir an önce oluşturulması gerekiyor. Meclis’te bulunan bütün siyasi partilerin de bu kurulda bulunmasının bir yolu bulunmalı" diye konuştu.
Meclis Başkanı’nın bu konuda siyasi partileri ziyaret edeceğini düşündüğünü ifade eden Bakırhan, barış sürecinin siyasi partiler arasındaki rekabetin konusu haline getirilmemesi gerektiğini vurguladı.
"Barış, iktidarla muhalefet arasında bir rekabet başlığı olmamalıdır"
Bakırhan, barışın Türkiye toplumunun tamamını ilgilendirdiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
Barış, iktidarla muhalefet arasında bir rekabet başlığı olmamalıdır. Özgür Başkan’la yaptığımız görüşmede onlar da bunu çok net bir şekilde ortaya koydular. Barış, 86 milyon için, Türkiye toplumu için Türkiye’nin hem iç toplumsal barışını sağlaması hem de bununla birlikte demokratik adımları atması gereken bir süreçtir. Dolayısıyla bu, siyasi partiler arasında bir rekabet değil, tam tersine ortaklaşılması gereken bir zemin olarak görülmeli ve böyle değerlendirilmelidir. Burada siyasi partiler ortak sorumluluk almalıdır.
Sürecin yalnızca iki parti arasında yürütülen bir süreç olmadığını vurgulayan Bakırhan, "Yasanın kendisi sadece bölgeyi, Kürtleri ya da DEM Parti’yi ilgilendiren bir yasa değil. Barışımızı ve demokrasimizi ilgilendiren bir süreç olduğu için bu konuda siyasi partilerin de büyük sorumluluk alması gerekiyor" dedi.
YENİ Parti’nin süreç boyunca yapıcı ve olumlu bir rol oynadığını belirten Bakırhan, Özgür Özel ve parti yönetimine teşekkür ederek, "Dünya kadar baskıya maruz kalmalarına, bu konuda dışarıdan bir direnç olmasına rağmen doğru yerde durdular, iyi yerde durdular. Çünkü barış iyi bir şeydir, insanların yaşamını yitirmemesi iyi bir şeydir. İki yıldır gençlerimizin yaşamını yitirmediği bir süreçte yaşamamız çok değerli ve kıymetli bir şeydir" ifadelerini kullandı.
"Muhalefete, basına ve ifade özgürlüğüne dönük müdahalelerden vazgeçilmeli"
Barış sürecinde yaşanan sorunlara da değinen Bakırhan, DEM Parti’nin bu konudaki eleştirilerini açıkça dile getirdiğini belirtti. Bakırhan, "Bir taraftan barış süreci, diğer taraftan haksızlık ve hukuksuzluklar oluştuğu zaman biz de rahatsız oluyoruz. Bu konuda kendi tavrımızı her zeminde çok net ve açık bir şekilde ortaya koyduk" dedi.
Muhalefete ve muhalefet belediyelerine yönelik müdahalelerin yanı sıra basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin uygulamalara da tepki gösteren Bakırhan, şöyle konuştu:
Özellikle muhalefete, muhalefet belediyelerine, basın ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerden artık bence vazgeçilmelidir. Bir barış süreci yürütüyorsak muhalefete, basına ve ifade özgürlüğüne dönük uygulamaları bir kenara bırakmak gerekiyor.
Barışın kalıcı olması ve Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nin başarıya ulaşmasının siyasi iklimin yumuşaması ve demokratikleşmesiyle mümkün olacağını belirten Bakırhan, "Biz bu konudaki talebimizi, değerlendirmelerimizi her zeminde dile getireceğiz. Türkiye’nin en acil ihtiyacı ortak akılla, diyalogla, müzakereyle hareket ederek başta bu süreç olmak üzere kendi meselelerini ortak bir akılla çözmektir" ifadelerini kullandı.
DEM Parti’nin siyasi diyaloga önem verdiğini ve temaslarını sürdüreceğini belirten Bakırhan, "DEM Parti bugünden itibaren daha fazla siyasi partilerle, toplumsal örgütlü kesimlerle buluşacak. Bu sürecin kazasız belasız bir şekilde ilerleyerek bir demokratikleşme sürecine evrilmesi için dün olduğu gibi bugün de büyük bir çaba ortaya koyacaktır" dedi.
"Türkiye’de de olumlu adımlar atılmalı"
Ortak basın açıklamasının ardından liderler gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "Sıcak bölge gözlemleriniz nedir, dönüş için somut bir hazırlıktan bahsetmek mümkün mü?" sorusu üzerine DEM Partili Bakırhan, Erbil’de düzenlenen konferansta Irak’ın yanı sıra çevre ülkelerden de temsilcilerin yer aldığını belirtti.
Konferansta Türkiye’de yürütülen sürecin de ele alındığını ifade eden Bakırhan, "Erbil’de yapılan konferansa Irak’ın bütün dinamikleri katılmıştı. Eski Irak Başbakanı dahil olmak üzere, Ürdün’den, çevre ülkelerden gelen çok değerli, çok kıymetli dinamikler oradaydı. Oradaki tartışmalarda, bir bölümü de Türkiye’de yürüyen süreçti. Bu süreçte atılması gereken adımlar konusunda nerede durduğumuz konuşuldu, tartışıldı, soruldu" dedi.
Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki partilerin de süreçle ilgili değerlendirmelerini aktardığını belirten Bakırhan, bazı kesimlerde çekinceler bulunduğunu ifade etti. Bakırhan, şöyle konuştu:
Şunu belirtmek istiyorum; o Federe Kürdistan Bölge Yönetimi’nde bulunan partilerin de aktardığına göre, aslında orada bir hareket yönetimi de açıkladı, bir çekinme durumu var kimi yerlerden. Bir samimiyet ortada. Yani biz de aslında oradaki gelişmelere, oradaki yapılan yorumlara bakarak, Türkiye’de de bu çekinmeye karşı olumlu, pozitif adımların atılması, bir yol temizliğinin yapılması, kalanı daha da cesaretlendirecek demokratik bir zeminin oluşturulması gerektiğini belirtmek istiyoruz.
Türkiye’nin bölgesel önemine dikkati çeken Bakırhan, barış sürecinin yalnızca Türkiye’yi ilgilendirmediğini vurgulayarak, "Türkiye’yi yakından izliyorlar. Türkiye, Orta Doğu’nun çok önemli, büyük bir bölgesel gücüdür. Buradaki barış süreci Türkiye’yi Orta Doğu’da güçlendirir, zayıflatmaz. Buradaki sürecin başarıyla devam etmesi, İran’daki gelişmeleri de, Suriye’deki gelişmeleri de, Irak’taki gelişmeleri de etkiler. Dolayısıyla Türkiye’nin barış süreci sadece Türkiye’nin sınırlarını ilgilendiren bir mesele değil, Orta Doğu’yu da ilgilendiren, Orta Doğu’nun da ilgilendiği, Orta Doğu’nun da yakından izlediği bir süreçtir. Dolayısıyla buradaki sürecin ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu bir kez daha oradaki tartışmalarda gördük" ifadelerini kullandı.
Erken seçim değerlendirmesi...
Bakırhan, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un "Seçim tarihi büyük oranda netleşti" ve "Çözüm süreci değil geçiş süreci" açıklamalarına ilişkin soruya, "Parti başkanından bahsetmiyorsunuz, herhalde bir siyasi muhataptan da bahsetmiyorsunuz. Biz daha çok bu konuda Meclis'te grubu bulunan siyasi partiler, hükümetin bu konudaki değerlendirmelerine ancak yorum yapabiliriz" diye yanıt verdi. Bunun üzerine gazeteci sorusunu "Erken seçime ilişkin ne söylersiniz" diye değiştirmesiyle Bakırhan, şu ifadelere yer verdi:
Biz DEM Parti olarak tabii ki YENİ Parti gibi de birçok parti gibi de 7/24, sahada sokakta olan bir siyasi partiyiz yani sokak siyaseti yapan bir partiyiz. Bir seçim kararı alınır ve Meclis'te grubu bulunan partiler buna 'evet' derlerse en hazırlıklı partilerden biriyiz. Ama şu anda öyle bir gündemimiz yok. Kurullarımızda öyle bir tartışma da yürütmedik. Kimle netleştirdiklerini bilmiyoruz, kendilerine sormanız daha iyi olur. Teşekkürler. Dolayısıyla bizim muhatabımız siyasettir. Onun için bir siyasetçinin soruları olsaydı yanıt verirdik.
"Fon krizinde bürokrasiden isimler geliyor ama siyasetten isimler gelmiyor. Nasıl değerlendirirsiniz?" sorusuna Bakırhan, "Fonla ilgili fazla açıklama yaptık. Yarın grup toplantımızın en önemli başlıklarından birisi de bu olacak. Bu konuda tavrımız çok net. Ortada bilinmeyen bir durum yok. Yatıranda, alanda, çekende, haksız kazanç elde edenlerde açık ve net bir şekilde ortada duruyor. Helalleşmeyle olacak bir şey değil. Bu vurgununa izin veren, bulaşan, fakirin, fukaranın alın terini çalan, yolsuzluk yapan herkes açığa çıkarılmalı ve bence yargılanmalı. Helalleşmeyle sonuçlanacak bir vurgun değil. Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük vurgunundan bahsediyoruz" diye cevap verdi.
"Seçim meselesi gündeme gelirse kurullarımızda tartışırız"
Bakırhan, "DEM Parti olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylaşması konusundaki görüşünüz nedir?" sorusuna şöyle yanıt verdi:
Türkiye'nin çok önemli gündemleri var. 'Yüzyılın vurgunu', yüzyıllık bir meselenin tartışıldığı, bir yol bulunmaya çalışıldığı bir meselesi var. Büyük bir ekonomik kriz var. Düşünün insanlar dışarıda barınamadığı için, karnını doyuramadığı için bilerek, isteyerek Cumhurbaşkanına hakaret edip kendisini içeri arttırıyor. O kadar çok, o kadar yoğun, o kadar büyük gündemlerimiz ve sorunlarımız var ki, bu seçim meselesi de biraz önce dediğim gibi gündeme gelirse kurullarımız var, parti organlarımız var. Orada tartışılır. Kendi partimizin bu konuda düşüncelerini kamuoyuyla paylaşırız.
Daha sonra açıklama yapan Özgür Özel, şunları söyledi:
Bir ülkede demokrasinin var olması, muhalefetin özgür olmasına, hem toplumsal muhalefetin hem siyasi muhalefetin rahat şekilde görevini yapmasıyla ölçülüyor. Bu konuda iki görev var. Biri iktidara düşen görev. Türkiye'deki iktidarın bu konuda herhangi bir katkısı ya da bir özeni olmadığı açık. Hem toplumsal muhalefeti susturabilmek hem siyasi muhalefeti baskı altına alabilmek için ellerindeki bütün imkanları fazlasıyla kullanıyorlar. Muhalefete düşense birbiriyle diyaloğu, bazı konularda farklı da düşünse siyasi yelpazelerin başka taraflarında da olsa birbirleriyle olan diyaloğu sağlıklı ve düzenli şekilde sürdürmektir. YENİ Parti olarak hep bunu savunuyoruz. Muhalefetin diyalog içinde olduğu bir düzlemde ülkenin temel meselelerinin birlikte göğüslenebildiği ve kaybedeninin olmayacağı kazanımların ülkeye kazandırılması önemlidir.
“İlk günkü tutumumuzu teyit ediyoruz”
Bu anlamda Türkiye'deki barış süreci, terörün sona ermesi, silahların bırakılması, çatışmaların bir daha geri gelmemek üzere son bulmasında bu topraklar üzerinde yaşayan hiç kimsenin zararı yoktur. Buradan herkes faydalı çıkar. Hem ülke yeni acıları yaşamaz hem de bundan sonra silahlanmaya, savunma harcamalarına, terörle mücadeleye değil kalkınmaya bütçe ayrılır. Ülkenin geleceğine yatırım yapılır. Ülkede yaşayan herkesin tüm farklılıklarıyla kardeşçe yaşayabileceği huzurlu bir ortam için önemlidir. Biz bu noktada tarihin doğru tarafında yer almak gerekir dediğimiz ilk günkü tutumumuzu son ana kadar değiştirmedik ve bu durumumuzu tekrar teyit ediyoruz.
“Demokratikleşme noktasında atılan hiçbir adım yok”
Altına hep birlikte imza attığımız komisyon raporu var. Komisyon raporunun altıncı kısmına ilişkin yasama faaliyeti, ağustos ayının 10’unda gerçekleşti. Ama devamında yapılması gerekenler, esas olarak raporun yedinci kısmı; demokratikleşme adımları Meclis’te altında imzası bulunan herkesin gayretini ve bir an önce harekete geçmesini bekliyor. Bir yandan seçilmişler hala hapiste yatıyorlar ve bu konuda atılan hiçbir adım yok. Son yerel seçimlerde sandık başına gitmiş seçmen belediye başkanı seçmiş, onlara kayyım atanmış, kayyımlar görevine devam ediyor. Sayın Kavala hakkında kaçıncı AİHM kararı çıktı. Anayasa diyor ki ‘Uluslararası anlaşmalar kanunla çelişirse kanundan bile üstündür.’ AİHM kararlarını tanımak, bir uluslararası anlaşmanın gereğidir. AİHM kararlarının uygulanmaması müeyyideye tabidir. Kavala hakkında çıkmış AİHM kararını mahkeme uygulamıyor. En sonuncusu Sayın Kahraman ile ilgili verilmiş olan Anayasa Mahkemesi kararı var ve ikinci kez AYM karar veriyor. AYM kararlarının ne kadar bağlayıcı olduğunu hatırlatarak Tayfun Kahraman kararını, Tayfun Karaman dosyasını aşacak bir gerekçe yazarak vermiş. Yapılması gereken iş derhal uygulamak ve benzer dosyalara uygulamak. Bunun altında AK Parti ve MHP'nin imzaları var. Zaten imzaya bile gerek olmayan bir konuda, son kez yaza girerken taahhütte bulunmuşlar, ‘Biz bunları yerine getireceğiz’ diye.
“Kendi attıkları imzaya dahi sahip çıkmayan bir iktidarla karşı karşıyayız”
Her gün gazetecilere operasyon yapıyor. İktidar partisinin sözcüsünün talimatıyla iki gazeteci hapse, iki gazeteci ev hapsine gidiyor. Bütün akademisyenlerin, gazetecilerin; muhalefet eden kim varsa hem de düşünce özgürlüğü sınırlarının içinde, kimseye hiçbir söz söylemeyen paylaşımları bile saatler içinde erişim engeline tabi tutuluyor. Bugün bir kamera, bir muhabir eksik burada. Muhalefete en çok alan açan Halk TV'de bant yayın yapılıyor. Muhalefetin seçilmiş tüm renklerine alan açan, meşruiyetini kendi üyesinden, kendi seçmeninden alan muhalefetin tüm aktörlerine alan açan Halk TV susturulmuş durumda. Bu toplantının kamuoyuna ne kadar yayılacağına ilişkin geçen haftaya göre çok daha dezavantajlı durumdayız. Biz muhalefet partilerinin genel başkanları, eş genel başkanları olarak itirazlarımızı söylüyoruz. Yani burada bir iktidar bloğunun bir samimiyet sorgulaması geçiriyor olması toplum nezdinde, bir güven bunalımının yaşanıyor olması iktidara karşı tesadüfi meseleler değil. Bir yanda yönetme kabiliyetini yitirmiş, ülkeyi fon vurguncularına soydurmuş beceriksizlikler ya da kötü niyet dururken diğer yanda kendi attıkları imzaya dahi sahip çıkmayan, demokratikleşme adımlarını atmayan, aksine raporun yazıldığı güne göre bile çok daha geride bir Türkiye'yi taşıyan bir iktidar ile karşı karşıyayız. Sayın Eş Genel Başkanların sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla, diğer siyasi partilerle de görüşmeler yapacak olmaları ve toplumun, muhalefetin siyaset içi ve dışında bulunan tüm yapılarıyla temas halinde olacak olmalarını büyük memnuniyetle dinledik. Biz de bu tip diyalog kanallarının sürekli açık tutmaya ve muhalefetin tüm bileşenleriyle birlikte olmaya, birlikte çalışmaya, birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.
“Ana muhalefet partisi olarak bir nezaket ziyaretinden mahrumuz”
Liderler, açıklamalarının ardından basın mesnuplarının sorularını yanıtladı. Özel, “Öcalan’ın statüsüne ilişkin değerlendirmeniz nedir” ve “Meclis İzleme Kuruluna üye verecek misiniz” sorularına karşılık şunları söyledi:
Sayın Meclis Başkanı'nın tam YENİ Parti’nin kuruluş süreciydi. O sırada bir liderler turu yapıyordu. O sırada partilerin genel başkanlarına ziyarete giderken gerçi bir genel başkan kendi yanına gitti. Ama onun dışındaki genel başkanları kendisi ziyaret ederken bizi bir aynalı salona davet edince ben öyle bir görüşmeye iştirak etmedim. YENİ Parti ana muhalefet partisi olarak konumlanmış bir parti. O günlerde ‘Meclis’teki odalar’ gibi lüzumsuz bir tartışmayı sonlandıramamıştı kendisi. Ondan dolayı o son turda kime ne söyledi bilmiyorum. O günden bugüne de ülkede ana muhalefet partisi değişmiş, yeni bir parti kurulmuş ve kurulduğu gün ana muhalefet partisi olmuş, anketlerin birinci partisi olmuş, gücünü milletvekillerinden ve Meclis’teki gruplardan alan bir temsiliyet makamı olarak bir ana muhalefet partisine Meclis çatısı altında bir nezaket ziyaretinden mahrumuz şu ana kadar. O yüzden önceki bize yapmadığı ziyarette Sayın Başkan’ın gündemi neydi, onu nezaket ziyareti gündemi içinde de öğrenebilmiş değiliz. Önümüzdeki hafta partileri ziyaret edeceğini öğreniyoruz. Havada bir sürü farklı şeyler uçuşuyor. Meclis zemininde milletvekillerinden, Meclis’teki tüm siyasi partilerden oluşacak bir komisyonun netleştirilerek tarifi ve milletvekillerinden oluşan komisyonun süreçteki rolüyle ilgili kendisinin değerlendirmelerini dinlemeye ihtiyaç var.
“Pozisyonumuz rapora attığımız imzayla sınırlıdır”
Onun dışında biz Meclis’te rapora attığımız imzayla bağlıyız. Altıncı kısımla ilgili gerekli yasama faaliyeti yapıldı. Onun ilerlemesine yönelik olarak bir an önce Milli Güvenlik Kurulu'na, ilgili kamu otoritesinin teyit ve tespit işlemi yapması ve sürecin içtenlik kazanması gerekiyor. O evredeyiz. Devamında yedinci kısımda demokratikleşme adımlarının atılmasıyla raporun altında imzası olan herkes bağlıdır. Bizim tutumumuz, çerçevemiz, pozisyonumuz bununla sınırlıdır.”
Özel, erken seçime ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
AK Parti'nin 280 milletvekili var. MHP'ninkini ilave ettiğinizde erken seçim kararı alınabilmesi için 40’a yakın milletvekilinin desteği gerekiyor. Ben diyorum ki ‘Bizimle böyle bir şey konuşulmadı, konuşulması da mümkün değil.’ Zaten biz seçimlerin birkaç hafta ya da bir ay öne alınmasını erken seçim değil, Anayasa’nın seçimlerin öne alınması maddesinin arkasından dolaşmak, Anayasa’ya karşı muvazaalı bir işlem yapmak olarak görüyoruz. Biz bu tartışmaya kapalıyız. Bunun dışında iki grup kalıyor bu sayıya erişebilecek. Sayın Eş Genel Başkan da diyor ‘Bizim böyle bir görüşmemiz, konuşmamız yok.’ Sayın Mehmet Uçum o zaman Meclis’in iradesini ipotek altına alan ve ‘Bu tarih kesinleşti’ dediği taahhüdü kimden almış, onu bir açıklasın. Ben ‘Seçilmemiş bir Genel Başkan’a gazeteci olarak gidin, bu soruyu sorun’ diyemeyeceğim size. Ama orada bir grup daha kalıyor ortada. Mehmet Uçum’un söylediği grup, butlanla müdahale ettikleri bir siyasi partinin kalan grubunu söylüyorsa o zaman o meseleyi ya Mehmet Uçum açıklasın ya da herkes kendi pozisyonunu doğru tarif etsin. Bu CHP’ye yapılan butlan girişiminin bir ürünü olarak oradan erken seçime bir destek taahhüdü aldıklarını söylüyorsa söylesinler, söylemiyorsa netleşsin. Çünkü bir başka partiye soracak durum yok. Üç ihtimal var burada. Zaten İYİ Parti’nin yaklaşımı ortada ve sayısı yeterli değil bu anlamda. İYİ Parti bir an için ‘Olur’ bile dese yine de üç gruptan birinin daha destek vermesi gerekiyor. Ne Yeni Yol grubu ne İYİ Parti grubu aranan desteği verebilecek milletvekili sayısına sahip değil. 91 milletvekili ile biz ‘Yokuz’ diyoruz. DEM Parti ‘Böyle bir konu görüşülmedi, böyle bir şey gündemimizde yok’ diyor. O zaman Mehmet Uçum butlanı mı ifade ediyor ya da Meclis üzerindeki bu tahakkümünü savunacak nasıl bir aritmetik kurmuş, ona bir bakmak lazım. Sorun, sarayda oturanların kendini Meclis’in üzerinde görmesi. Sorun, sarayda oturanların bütün kararların saraydan, tek elden verildiği ve bu kararların uygulanacağı kurşun askerlerin de Meclis’e dizildiği algısı. Biz o kurşun askerler içinde değiliz. Kimin olduğunu merak ediyoruz.
“Suçluyu koruyarak TCK’ya göre açıkça suç işliyorlar”
YENİ Parti Lideri Özel, fon krizinde Türkiye Sigorta Genel Müdürü’nün istifası kapsamında “Bürokrasiden isimler ortaya çıkıyor ama siyasi isimlerin ortaya çıkmamasını neye bağlıyorsunuz” sorusu üzerine şöyle konuştu:
Bahsettiğiniz isim, Taha Çakmak. Kendisi Türkiye Sigorta’nın başında. Türkiye Sigorta’yı zarara uğratmış, Türkiye Sigorta’nın portföyünü kötü yönetmiş ama eş zamanlı olarak kendisi fondan para kazanmış ve açılan tövbe hesabına kazandığı parayı koymuş. Bir tövbe hesabı var. ‘Suçu işle, garibanın parasını al, götür. Yakalanırsan da caminin avlusuna bırakırmış gibi parayı bırak, kurtul.’ Böyle bir çözüm yok. Taha Çakmak, Türkiye Sigorta Genel Müdürlüğü görevinden istifa etmişti. 2019-2021 arasında BDDK Başkan Yardımcısı, 2021-2023 arasında Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olduğunun ve 50 TL’lerin üzerinde imzası olduğunun altını çizeriz. Yani Merkez Bankası, BDDK, Türkiye Sigorta gibi üç kritik; fonda ikisi sorumlu kuruluş, bir tanesi akşamleyin önce mal varlığına el konan, hesapları dondurulan ve sonra Türkiye Sigorta olduğu fark edilince bırakılan bir kuruluş. Görev yaptığı sürede TERA fon kurulmuş, aktif, büyümüş. Daha sonra da Türkiye Sigorta’yı zarara uğratıp kendi parasını büyütmüş birisinden bahsediyoruz. Siyasetçi isimlerinin açıklanmaması suçu örtme, suçluyu koruma girişimidir. Türk Ceza Kanunu’na göre açık şekilde suç işliyorlar.
“Bir hafta, bir ay kala erken seçim kararına kapalıyız”
Özel, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylaşması konusunda görüşünüz nedir” sorusuna şu yanıtı verdi:
Anayasa’da ‘son kez’ diyor. O yüzden sonsuz kez olması mümkün değil. İlkini Anayasa değişikliğinden önce kabul ediyorlar, o konuda karar da o yöndeydi. İki tane, bu keze ‘son kez’ dediği için bu kez olabileceğini savunuyorlar. Ama tutumumuz bu noktada net. Birkaç hafta ya da bir ay öne almayı da seçimin öne alma maddesinin suistimali görürüz. Erken seçim dediğin vatandaşın talep ettiği, bıçağın kemiğe dayandığı yerde, ülkeyi yönetemediğinin görüldüğü bugünlerde erken seçimdir. Sayın Genel Başkan’ın yanıtını ben de paylaşabilirim. Derlerse ki ‘Biz bu fon işini elimize yüzümüze bulaştırdık. Bu kadar açlık var, yokluk var, sefalet var. Gelin, 60 gün sonraya seçim koyalım’ diye şimdi söylerlerse ya da ‘Gelin, mart ayına seçim koyalım’ derlerse onu ben alır, kendi seçilmiş kurullarıma götürür, değerlendiririm. Ama son iki haftaya kadar kaç, ondan sonra erken seçim yap. Bizim bunlara kapalı olacağımızı, biz bundan iki buçuk yıl önce ilan etmiştik. ‘Bir-iki hafta, bir ay öne almaya biz erken seçim demeyeceğiz’ demiştik. O konuda kurullarımızın baştan alınmış kararı var.
ANKA