YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, NOW TV canlı yayınında soruları yanıtladı. İstanbul’da yaşanan sel felaketinde yaşamını yitirenlerin yakınlarına baş sağlığı dileyen Özel, Türkiye’nin tarihin en karanlık döneminde geçtiğini vurgulayarak, “O yüzden dimdik ayaktayız, moralimiz düşük değil, teslim olmuyoruz” dedi.
Silivri’de devam eden İBB Davası’nda tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasında kullandığı, “Hedef ben değil, hedef bu ülkede iktidarın sandıkla değiştirilebileceği fikridir” sözlerinin sorulması üzerine Özel, şunları söyledi:
Ekrem Başkan'ın sesini Türkiye'ye duyuracağım derken bir arkadaşımın, bir yol arkadaşımın ya da işte partimin bir belediye başkanının sesini duyurmanın dışında bunun ötesinde bir şeyden bahsediyorum. Ekrem Başkan herhangi biri değil. 25 yıldır ülkeyi bir iktidar yönetiyor. Bu iktidara itirazlar çok. Ama sonuçta rahatsız olan insanlar iktidarı değiştirmek istiyorlar. Bununla ilgili de zaten iki kere sesini duyurabiliyor insanlar. Bunun bir tanesi genel seçim, bir tanesi yerel seçim. Genel seçimde ilk turda Erdoğan'ı seçmemişler ama ikinci turda Erdoğan bir şekilde seçilmiş, devam ediyor. Ve bu, toplumun çok önemli bir kısmında büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaratmışken Cumhuriyet Halk Partisi, o dönem öz eleştiri yapalım demişiz. Partimiz değişirse Türkiye değişir demişiz. Partide seçimle gelmişiz, yönetimi değiştirmişiz. Ve millet bunu bir öz eleştiriye saymış. Demiş ki 'CHP'de bir değişiklik oluyor, bir şans verelim'. Ve göreve geldikten 4 ay sonra sandığa gitmişiz. 1 yıl önce 5 partiyle yüzde 25 almışken yüzde 38 almışız. Millet demiş ki 'Bu genç ekip, hadi bakalım' demiş. 'Bir de sizi görelim' demiş. Ve 47 yıl sonra bizi birinci parti yapmış. AK Parti'yi de ilk kez ikinci yapmış.
"Bugün duyurmaya çalıştığımız ses milletin bir sonraki cumhurbaşkanı diye işaret ettiği kişinin sesi"
Buradan milletin sesini duymak lazım, önemli olan bu. 'Ben değiştireceğim' demiş ve iradesini söylemiş. O gün Erdoğan çıtayı bir yere koydu. Seçimden önce ‘İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder’ dedi. ‘İstanbul'u kazanan da Türkiye'yi kazanır’ dedi. Bu ne demek? Ekrem İmamoğlu'nu Türkiye'yi kazanacak rakip olarak konumlandırdı kafasına. İstanbul'u kaybettiği için de Türkiye'yi kaybetme riskini koydu önüne. Ve o günden itibaren milletin bu değişim arzusuna karşı direnmeye ve alışılmadık, makul olmayan, meşru olmayan bir mücadele veriyor. Ne yapıyor? Yargı eliyle siyaseti dizayn etmeye çalışıyor. Buna Esenyurt'tan Türkiye'nin en büyük ilçesinde pilot uygulayarak Ahmet Özer'i alıp yerine kayyum atayarak başladı. Beşiktaş ardından İstanbul Büyükşehir ve şimdi o duruşma sürüyor. Bugün duyurmaya çalıştığımız ses bir arkadaşımızın sesi değil. Milletin bir sonraki cumhurbaşkanı diye işaret ettiği kişinin sesi. Ve bugün kısılan ses, uğranan haksızlık. 'Sen mi benim karşıma çıktın? Sen mi İstanbul'u benim elimden aldın? Sen mi diplomanı, mazbatanı iptal etmeme rağmen daha büyük farkla kazandın? 5 yıl sonunda bir daha kazandın. Demek ki sen Türkiye'de iktidara yürüyorsun. Ben buna izin vermem' diyor.
Bu mesele aslında görünüşte Ekrem İmamoğlu ile Erdoğan arasında. Dün CHP ile onun arasındaydı. CHP'yi elimizden aldı. Şimdi YENİ Parti ile ana muhalefet partisi olan YENİ Parti ile Erdoğan arasında gibi görünse de esas mesele millet ile Erdoğan arasında. Millet 'Patron benim' diyor. 'İstediğimi getiririm. Seni getirdiğim gibi' diyor. 'İstediğimi götürürüm' diyor. O noktada diyor ki 'Getirmeye getirdin ama beni götüremezsin. Yerime kimseyi getiremezsin. Ben burada kalacağım. Yerime kimi koyuyorsan da onun canını okuyacağım' diyor. Bizim duyurmaya çalıştığımız ses milletin sandıkta iktidarı değiştirme kararına direnen ve 'Değiştiremezsin' diyen Erdoğan'ın yaklaşımı ve onun hedefe koyduğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun bugün Silivri'den 3 gündür yükselen feryadıdır.
Halk TV'ye kayyum atanması
İmamoğlu’nun savunmasında iddialara kanıtlarıyla yanıt verdiğini, savcılık makamının İmamoğlu'nun ifadeleri karşısında sessiz kaldığını söyleyen Özel, davanın özünün İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı olduğunu ifade etti. Davanın canlı yayınlaması gerektiğini bir kez daha dile getiren Özel, şöyle devam etti:
Bizim ilk günden beri öz güvenimiz şuradan kaynaklanıyor. Düşünün. Bir korkumuz olsa, bir endişemiz olsa, Ekrem Başkan'ın veremeyeceği hesap, oradaki arkadaşlarımızın veremeyeceği hesap olsa, partimizin veremeyeceği bir hesap olsa, biz canlı yayın talep eder miyiz? Ya da ben İstanbul halkından bir jüri kurulsun, 1 kişi bile suçludur derse hapis yatalım der miyim? Ama gerçekten karşı karşıya olduğumuz durum şu. Yüzyılın iftirasıyla karşı karşıyayız ve bu mesele duyulmasın diye ben Halk TV'ye kayyım atanmasını da tam savunmanın başlayacağı sabah buraya bağlıyorum. Yani zaten kaç tane kanaldan Ekrem Başkan'ın yaptığı savunma duyurulabiliyor. İşte sizin ekranlarınız savunmaya açık. Sözcü, yeni kurulan Koza, bir de Halk TV vardı. Şimdi Halk TV, o haber kanalları içinde en çok izlenen kanalı bir kenara ayırdılar. Kaldı Sözcü'yle haber kanalı olarak Koza TV kaldı. Bir de sizin gibi işte sabah akşam bültenlerinde hakikate yer ayıran bir televizyon var. Öyle olunca milletin gerçekleri duymasına da engel oluyorlar. Hem kötülük yapıyorlar, iftira ediyorlar, hem de kendini savunacaksın, savunman duyulmasın diye her şeyi yapıyorlar. Ben dün baktım yüzde 90'ı muhalefetin sesine yer veren kanalların ya da gazeteciler olmak üzere, tek tük diğer gazetelerden televizyonlardan muhabiri arkadaşlar var. Dünkü savunma gerçekten gerçekleri ortaya koyan bir savunmaydı. Akşam bir baktım acaba bu televizyonlar muhabir yollamışlar oraya, bu savunmaya, kötü bir şey olsa yani birisi, bir iftiracı bir şey dese ortalığı ayağa kaldıracak olanlar dünkü o somut ve kimsenin gık diyemediği savcının kafasını kaldırıp Ekrem Başkan'ın gözünün içine bakamadığı savunmaya 1 dakika yer vermemişler, 1 dakika. Böyle bir şey var.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"Hedefte olan özgürce seçmek"
O yüzden milletimiz bilsin ki orada aslında zulmeden, zulüm gören, susturulan ya da sesi duyurulmayan kişi halkın bundan sonra beni yönetsin diye tercih edebileceği kişi olduğu için hedefte olan özgürce seçmek. 'Bir sandık gelecek' diyor ama 'Karşıma çıkacak rakibe ben izin verirsem çıkabilecek' diyor. 'Benim istemediğim bir rakiple ben bu sandıkta yarışmayacağım' diyor. Biz de hayır bunu sana yaptırmayacağız, senin karşına milletin özgürce oy verebileceği bir aday çıkaracağız diyoruz. Kavga bunun kavgası. Kavga Erdoğan'la millet arasında. Kavga demokratlarla otokratlar arasında. Tercih demokrasiyle mi gideceğiz, yani kimin yöneteceğine halk mı karar verecek, yoksa bir şekilde iktidara gelmiş birisi istediği müddetçe iktidarda kalacak ve kimse onu değiştiremeyecek mi? Demokrasi mi otokrasi mi? Bunun kavgası veriliyor şu anda Silivri'de.
"Bizde Silivri'den korkacak birinin zaten aday olması söz konusu değil"
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın "Bizim bir adayımız var ama açıklayamıyoruz. Silivri'deki mevcut bir kişi daha artmasın diye söylemiyoruz" sözlerinin hatırlatılması üzerine Özel, şu ifadeleri kullandı:
Açıkça bir siyasi partinin lideri 'Adayım var, gizli tutuyorum yoksa Silivri'ye koyarlar onu' diyorsa aslında toplayalım tası tarağı gidelim buradan. Bu ülkede demokrasi mi var? Mahmut Bey fevkalade önemli bir siyasi hareketin lideri ve o 'Size söylersem Silivri'ye koyarlar adayımı' diyor. Bizim durum biraz daha farklı. Bizde Silivri'den korkacak birinin zaten aday olması söz konusu değil. Çünkü o korkuyla hareket eden, o kaygısı olan birisinin bu yükü taşıması mümkün değil. O yüzden biz her şeyi göze almışız. Her şeyi göze alanlarla yola çıkmışız. Her şeyi göze alanların desteğiyle de bu iktidarı değiştireceğiz diye düşünüyoruz. Onun dışında bir başka seçenek yok. Ben sürekli şunu söylemeye çalışıyorum. Her ne kadar ellerinde yargı gücü de olsa her ne kadar bütün valileri kaymakamları onlar da atasa her ne kadar olmaması gerekirken polisi kendinin polisi, orduyu kendinin ordusu gibi gören bir parti devleti olsa da bu kadar asimetrik bir güç de karşımızda olsa en büyük silah milleti umutsuzluğa sevk etmek. Ona uğraşıyorlar. Ona teslim olmadıktan sonra gerisiyle baş edilir. O yüzden bu insanların umudunu kırmamak, kırdırmamak, bu ülkede öyle veya böyle o sandığa varacağız, o seçimi alacağız diyoruz. Ha şunu da söyleyeyim. 'Ya sandığı kaçırırlarsa' diyor bazen vatandaşlarımız. Ben de diyorum ki bu ülkede cumhuriyet nasıl kuruldu, nasıl kazanıldı? Ortada. Atatürk sevgisi bu ülkede bu topraklarda yaşayan insanlarda tartışmadan ayrı bir mevzu. Vatan sevgisi tartışmadan ayrı bir mevzu. Bu ülke insanları Atatürk'ü seviyorlar. Cumhuriyeti seviyorlar. Cumhuriyet'in en önemli kazanımı olan sandığı, seçme seçilme hakkını seviyorlar. Bu insanlardan bazen parasını alırsın sesini çıkarmaz. Canını alırsın, evladı askerde şehit olur vatan sağ olsun der. Sandığı almaya kalktığında o eli kırar bu millet. O yüzden kimse sandığa el uzatmaya kalkmasın. Bu millet o eli kırar. Buradan açıkça söylüyorum. Sandığa elini uzatıp kaçırmaya çalışanın elini bu milletle birlikte biz kıracağız. Bu kadar net söylüyoruz. Hiç kimse şu endişesi olmasın yani 'Efendim seçimler olmaz mı?' Olacak kardeşim. 'Ya yaptırmazlarsa', yapılacak kardeşim. Ya biri yaptırmamaya kalkarsa millet sel olur onu önüne katar denize döker kardeşim. Bu kadar net.
Uçum'a seçim yanıtı
Özel, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un "2028 seçimlerinin mart ya da nisanda olabileceği artık büyük ölçüde netleşmiş durumda" sözlerinin sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:
Bu olmaz. Ne demek netleşmek? Bir tarih var. O tarihe karar vermişler. Ve netleşti bu tarih diyor. Anayasa ne diyor? Biz hukuk devletiyiz değil mi? Yani padişah yönetmiyor. Mehmet Uçum bunu normalde şöyle söyleyebilir. Dolmabahçe Sarayı'ndan Türkiye yönetiliyor olursa orada bir padişah olursa Mehmet Uçum da padişahın kapısındaki ya da yanındakilerden birisi olursa padişahın kafası netleşirse Mehmet Uçum bunu söyleyebilir. Bizim bir anayasamız var. Anayasada seçimlerin öne alınmasının şartı belli. 360 milletvekilinin oy vermesi. Öyle de yapsa kendi partisine büyük saygısızlık ama hadi 280 milletvekili AK Parti'nin, Mehmet Uçum diyor ki bunlar kurşun asker, cepte. Bu da her bir AK Parti milletvekiline hakarettir de hadi orayı geçtim. Veya o meseleyi Mehmet Uçum'la AK Partili vekillerin arasına bırakayım. Hadi 46 tane de MHP'li milletvekili var. Cumhur İttifakı birbirine sıkı sıkı yamalı. MHP de cepte. Bu da MHP milletvekillerine ve Sayın Bahçeli'ye hakarettir de hadi bunu da Mehmet Uçum'la Bahçeli arasına bırakayım. Yaptı 326. Hadi 3-4 tane de işte DSP'dir diğer ittifak ortaklarından falan. 330. Daha 30 milletvekili lazım değil mi buraya? Şimdi Mehmet Uçum bu konuyu netleştiriyor. Bu ne demek? Birincisi, Meclis’in iradesini yok saymak demek. Milletvekillerine hakaret demek.
Ben YENİ Parti olarak söylüyorum ki asla ve asla böyle bir işin içinde yokuz. Ben 91 milletvekilimi aldım çıkardım kenara. Mehmet Uçum bu rakama kimle ulaşıyormuş? Kimle ulaşıyormuş onu söylesin bana. Yani ulaşılacağının netleştiğini söylemek Meclis’e haksızlık ve hakaret ama bu düzende Mehmet Uçum DEM Parti'nin kendileriyle bir gizli anlaşma yaptığını mı söylüyor? Yoksa butlan CHP'sinin zaten başa getirildiğini ve buradaki oylamada kendilerinden birlikte davranacağını mı söylüyor? Butlan CHP'sindeki 17 tane salt butlancı arkadaş var hani bildiğin butlancı onlar. Bir de partimizi bırakmayalım şimdilik burada duralım diyen o 17'nin üstüne 13-14 tane daha arkadaşın emir komuta zinciri içinde sarayın emrinde oy vereceğini mi söylüyor? Çıksın bunu söylesin ki bu millet kiminle hesaplaşacağını bilsin.
Bakın 3 ihtimal var. YENİ Parti, ben diyorum ki ben yokum kardeşim. Biz yokuz. Hiçbirimiz yokuz. Geriye DEM kalıyor. Millet DEM'e mi sorsun? 'Sen bu sarayla gizli bir anlaşma mı yaptın' diye yoksa butlan CHP'sine mi sorsun? Mehmet Uçum bugün çıkıp bunu açıklamak ya da AK Parti'nin grup başkanvekili bugün Meclis’te açıklamak ya da AK Parti'nin sözcüsü Ömer Çelik bugün bunu açıklamak zorundadır. Bunu yapmadan Türkiye siyasetine böyle bulanık suda balık avlarcasına bir de böyle bir küstahlık içinde konu netleşti. Bak şunu derse bir daha söylüyorum. Olabilir düşünüyorum, tahmin ediyorum demiyor adam tarih netleşti diyor ya. Hangi gizli pazarlığın haberi sende ki bilgin var ki Erdoğan'ın bir dönem daha aday olması için seçimlerin bir miktar öne alınmasına bugünden ve Meclis’te yapılacak bir oylamayı kesin olarak ifade edecek bir kirli anlaşmadan haberdarsın. Ben burada asla ve asla DEM Parti bunu yapmıştır veya bir başka şeydir demek değil. Bu laf izaha muhtaçtır. Bu laf siyasete yapılmış bir hakaret hepimize atılmış bir iftira ama bir yandan da bu kadar iddialıysa ya çıkacak düzeltecek diyecekler ki Mehmet Uçum haddini aşmıştır ya da Mehmet Uçum bu lafını hangi partiyle hangi anlaşmanın yapıldığından haberdarmış onu söyleyecek çıkacak karşımıza.
“Hani bir partinin oylarıyla seçilip o partiden istifa etmek ahlaksızlıktı”
Özel, siyasette yapılan transferlere ilişkin olarak, dönemin AK Parti Milletvekili Hakan Şükür'ün partiden istifasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Partiden istifa ediyorsan, milletvekilliğinden de istifa etmen gerekir" dediğini anımsatarak, şunları kaydetti:
Erdoğan, meydana çıkıp karşısında gördüğü gencecik bir belediye başkanına 'Kapılar açık, bize gelebilirsin' diye davette bulunacak. Ya da Murat Kurum, vatandaşın talepleri için bakanlığa gelen herkesi kahve içmek için arkaya alacak ve AK Parti'ye davet edecek. Gidecekler Erdoğan'la görüştürecekler, güvenceler, teklifler vererek onları AK Parti saflarına katıyorlar. Bunu da başarı öyküsü gibi... Hani bir partinin oylarıyla seçilip o partiden istifa etmek ahlaksızlıktı. Benim belediye başkanlarım benden izin alıp Murat Kurum ile görüşüyorlar, Murat Kurum transfer teklif ediyor belediye başkanlarıma. Bunun sana yapıldığını düşünün. Evli kadına evlenme teklif edilir mi? Bir partinin belediye başkanının karşısına çıkıp transfer teklif etmek hangi adaba sığar. Bu işler doğru işler değil. Hangi partiden olursa olsun Türkiye'nin yüzde 78'i bu transferleri doğru bulmuyor. Özlem Çerçioğlu denen kişi sokağa çıkamıyor Aydın'da. Burcu Köksal, sokakta yürüyemiyor Afyon'da. İnsanların yüzüne bakacak halleri kalmadı.
"İzmir'de öyle bir rekor kıracağız ki"
Bir siyasi partide siyaset yapıyorsundur, o siyasi partiyle yolların ayrılmak zorunda kalmıştır, bir süre bağımsız kalmışsındır, sonra aynı yöndeki bir siyasi partiye gidersin, bunun da nezaket kuralları vardır. Ama sen ben AK Parti'ye karşıyım diye bağıra çağıra oy isteyip, o oylarla AK Parti'ye katılırsan bu siyasi yankesiciliktir. İzmir'de Cemil Tugay'ın sözlerini duyduğumda midem bulanıyor, tüylerim diken diken oluyor. Şu iktidar değişimi olsun, ben biliyorum onun ne saikle oraya gittiğini, aynı saikle o hesabı ondan sorup burnundan fitil fitil getirmezsem namussuzum. Dünyanın en yalancı, iftiracı ekibi çıkmış, 'Öz eleştiri yapın' diyor. Ben öz eleştiri yaptım. Günün sonunda adayı belirledik, o aday tir tir titriyordu. İzmir'deki 30 ilçenin 25'inde miting yaptım. 31 belediyenin 29'unu kazandık. Orada emeğim, alın terim var. İzmirlilerin bize gösterdikleri sabır, bize verdikleri kredi var. O ahlaksız, aldı o krediyi götürdü AK Parti'ye sattı. İzmirlileri sattı AK Parti'ye, AK Parti de utanmadan bunu kabul etti. Gün sayıyorum resmen. Önce bu iktidarı değiştirip, sonra o Cemil Tugay'ın burnundan bunu fitil fitil getirip, İzmir'de yerel seçimler tarihinin rekorunu kırmak için, adayları İzmirlilere bizzat belirletmek için, İzmirlilerin sille tokat o büyükşehir belediyesini aldıkları günü görmek için. İzmir'de öyle bir rekor kıracağız ki devir teslime gelemeyecek Cemil Tugay, o seçimde karşımızda aday olamayacak. Hukuken de siyaseten de dünya siyaset tarihinin en büyük yüzleşmesiyle karşı karşıya kalacak. Hiçbir konuda bu kadar kararlı, azimli ve meseleyi kendi meselem yapmış değilim. Önce iktidarı değiştireceğiz, o topuklayan efesi de, İzmirlisi de Afyonlusu da kaçacak delik arayacak.
Bir tarafta Silivri'de, Çorlu'da, Kocaeli'de yatanlar, Özgür Özel'in sağdıcı diye hapiste yatanlar, bir tarafta düne kadar ağzına gelen lafı söylediklerine teslim olup milleti satanlar. Bu işin şakası yok. Bu siyaset mi rekabet mi?
"Ben artık savaştayım"
TBB'deki meclis üyelerinde CHP'nin 250 üyesi gözüküyor. Bunların çok önemli bir kısmı, biz 'Buraya gelin' demediğimiz için, İstanbul, Antalya, Muğla, Adana, Mersin büyükşehir belediyeleri riske girmesin diye cümle kötülükler bir yerde vücut bulup da yeni bir acı, yeni bir kayıp yaşanmasın diye orada duruyorlar. Çıkmış butlancılar bizimle pazarlık yapmaya çalışıyorlar, adaylık dayatıyorlar... Sen 250 değilsin. O 250 kişinin 200'ünün gönlü YENİ Parti'de. Biz, 'aman durun' dediğimiz için orada kalan insanlar. Dün 131 delegeyle seçim kazandık TBB'de. O butlancıların pazarlığına kapıyı kapattığımız için, AK Parti'yle kurdukları temasa yüz vermediğimiz için çatır çatır TBB'yi aldık. Yarın 50 kişiyi daha tutuklarlar, seçimi yenilerler, alırlar ama bu ayıbı tarihe kazırlar. Biz bunlarla pazarlık yapanlarla da, bunları yapanlarla da bir araya gelmek, oturmak, sanki her şey normalmiş gibi konuşmak... Darbecilerle işimiz olmaz. Darbeyi planlayanlar da, darbenin maşasıyla, darbecilerin getirdikleriyle de işimiz olmaz. Biz artık normal zemini bırakmışız, ben artık savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de, hapsi de göze almışız, biz başka bir mücadelenin içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz. Bunun ikinci bir seçeneği yok. Hiç kimse herhangi bir dönemde belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği yapıyormuş gibi düşünmesin. Burası bir film seti değil, burası hayatın ta kendisi. Burada acı var, burada tutsaklık var, burada ölüm var, tehdit var, burada her şey var. Burada teslim olmak yok.
"Dümeni kuran sensen istifa et, sen kurmadıysan sandığı getir"
Özel, fon krizine ilişkin soru üzerine, "Atayan AK Partili, atananlar AK Partili, soyanlar AK Partili, soyulanların çok büyük bölümü AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz, bir tek mağdurların hakkının arandığı yerlerdeyiz. Milletin meclisi, hepimizi millet oraya hem yasa yapalım, hem hesap soralım diye gönderdi. SPK'nın, TMSF'nin başkanını meclisten kaçıran iktidarla karşı karşıyayız. AK Parti, meclise gelip hesap verme noktasında en kritik zamanlarda hep kaçmıştır, darbe döneminde araştırma komisyonuna gelmediler. 17-25 Aralık döneminde dört bakan Meclis soruşturma komisyonundan hesap vermeleri talebiyle Yüce Divan'a yollanacaktı, Erdoğan oylamanın yapılacağı gün, oylamayı durdurttu. O dört bakanı hesap vermeye yollamadı. Bugün de geldiğimiz noktada büyük bir fon vurgunu var. Borsadaki çöküş ve mağduriyetle birlikte 10 milyon kişiyi aştığı söylenen bir mağduriyet ve milletin sırtına binen bir yük var. Bu işin sorumlularını meclisten kaçırıyorlar. Organize İşler filmi vardı. Bir deliyi tabutun içine yatıyorlar, dört kişi tabutu zorlanarak taşırken, samimi Müslümanlar tabuta omuz veriyorlar, bu üçkağıtçılar tabutu onlara bırakıp, elleri havada olanların ceplerinden paraları çalıyor. Tabutu taşımaya gidenlerin hem paraları çalınıyor, hem cenazeyle baş başa kalıyor. Tam kaldığımız mesele budur. Zavallı vatandaşın cebindeki paraları aldılar. Bu dümeni kuranların hepsini Tayyip Erdoğan atadı. 'Cumhurbaşkanımızın haberi yok' diyorlar. Eğer bu dümeni kuran sensen derhal istifa et, sen kurmadıysan, bu dümenin kuruluşunu attığın imzalarla onayladın ve burnunun dibinde bu dümeni çevirdilerse senin bu ülkeyi yönetme kabiliyetin kalmamış, sandığı getir, işi ehline ver. Millet kendisini soydurmayacak bir cumhurbaşkanı seçsin. Soyan sensen istifa et, soyuldu da görmediysen bu millet kendini soydurmayacak bir cumhurbaşkanı seçsin" ifadesini kullandı.
Özel, şunları kaydetti:
100 bin liranın üzerinde bir işlem varsa MASAK'ın radarına girersin. Fatma Betül Sayan Kaya, mart ayında 24 daire parasını alıp da bu fonun hesabına koyarken eşiyle birlikte, ya da eylül ayında 2,1 milyar TL'yi... MASAK hamsiyi görüyor, bunlar balina yakalamış. MASAK, Fatma Betül Sayan Kaya'yı bilmiyor, öyle mi? Liste ellerinde, 274 kişi en basiti. Listeyi açıklamıyorlar. Bunların her birisi balina yakalamış, hamsiyi gören MASAK hiçbirini görmemiş, böyle bir şey olabilir mi? O yüzden gelmiyorlar hesap vermeye.
"Kanal istanbul projesi dere yatağına yapılmaktadır"
Özel, "Selde kaybettiğimiz üç vatandaşımızın ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Murat Kurum çıkmış diyor ki, 'Geçmişe bakalım, ders alalım, bundan sonra dere yataklarında yapılaşmaya mesafeli olalım'. Günaydın Sayın Kurum. Dere yataklarına yapılaşma izni veren siyasetin adı AK Parti'dir. Ayazağa dere yatağı olduğu gibi AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde imara açılmıştır. Hesabı sorulacaksa AK Parti'den sorulmalıdır. İBB döneminde dere yataklarıyla mücadele etmişiz biz. Ekrem Başkan'ın geçtiğimiz beş yılda yaptığı bütün işler, dere yataklarında yapılaşmaya karşıdır. Zaman zaman bu büyük projelerde hep Ankara'dan, Sayın Kurum'un başında olduğu bakanlıktan gelen izinlerle bu işler yapılmıştır. Hiçbir yerinde biz yokuz. AK Parti'nin geçmiş dönem İstanbul yönetimleri ve Şehircilik Bakanlığı var. Geçen sefer 31 kişinin hayatını kaybettiği Ayamama deresinden de ders alacağımızı söylüyorduk, aynı yanlışlar yapıldı. Diyorsun ya ders alalım. Sazlıbosna neresidir? Bizim itirazlarımıza rağmen Kanal İstanbul diye yaptığınız Sazlıbosna'da bir barajı kurutup yerine evler yapıyorsunuz. Baraj dediğin yer bütün derelerin toplandığı yer. Oranın zemini de sorunludur, oraya yapılaşma da sorunludur. Dere yatağına yapılaşma yapmamalıyız diyen Murat Kurum, Kanal İstanbul dediğimiz proje dere yatağına yapılmaktadır. Bütün sorumluluk Murat Kurum'dadır. İstanbul'u dere yataklarındaki iskanlardan kurtarmaya çalışan İmamoğlu içeridedir. AK Parti, İstanbul'u Murat Kurum yönetsin diye İstanbullulara teklif etmiştir. 1 milyonun üzerinde bir farkla İmamoğlu yönetecek denmiştir. Murat Kurum, İstanbul'a el atıp, İstanbul'daki belediyelerin transferi için Adalet Bakanlığı ile birlikte çalışıp, seçimde alamadığı İstanbul'u yargı oyunlarıyla ve bakanlık transfer gücüyle almak istemektedir" ifadesini kullandı.
"Savunduğumuz şey cumhuriyetin ta kendisidir"
Özel, Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin şunları kaydetti:
Ekrem İmamoğlu savunmasını yapmaktadır. Halk TV'nin sesini savunma başlamadan üç saat önce sesini kıstılar, bu savunma duyulmasın diye. Fon mağdurlarının sesini en çok duyuran mecralardan birisi Halk TV susturulmuştur. İktidara yürüyen partimiz, adaysızlaştırılmış, kurumsuzlaştırılmış ve bizlere yapılan saldırılarla lidersizleştirilmeye çalışılmaktadır. Halk TV'ye yapılan iş, muhalefetin sesini kısmaktır ve gelecek seçimlere giderken kendilerini rahatsız eden bir yayın mecrasından kurtulma çabasıdır. Bunların hiçbirisi, bugün içinde bulunduğumuz organize kötülükten ayrı değildir. Hepsi planlı, programlı, Tayyip Erdoğan'ın saray düzeninin bu ülkenin başına örmeye çalıştığı çoraptır. Mesele Erdoğan ile millet arasındadır. 'Ben seçimle geldim ama gitmeyeceğim' diyene, 'gideceksin' diyen millete had bildiriyorlar.
Millet, Atatürk'ün emaneti cumhuriyetin en önemli kazanımı sandığı kimseye vermeyecektir. Sandığa uzanan elleri önce ittirecektir, hala uzatıyorsa kıracaktır, önüne katacaktır ama o sandığı kimseye bırakmayacaktır. İnancım budur. Bütün milletimizi cesaretle ve sabırla bu işin üzerine gitmeye, asla teslim olmamaya, asla yılgınlığa kapılmamaya davet ediyorum. Büyük bir kararlılıkla direniyoruz çünkü savunduğumuz şey cumhuriyetin ta kendisidir. Biz antiemperyalist Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetine dört elle sarılarak bu ülkelerde sandığı da demokrasiyi de cumhuriyeti de kurtaracağız. Ne Trump'a, ne Barrack'a ne Erdoğan'a teslim edebileceğimiz bir cumhuriyetimiz, feda edebileceğimiz bir sandığımız yoktur. Biz başaracağız, eninde sonunda millet kazanacaktır.
ANKA