Arap dünyasının en batısındaki Fas ile en doğusundaki Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ortak bir yanı var.
Her iki ülke de İsrail’le çok yakın ilişkiler yürütüyor.
ABD, 2020 yılında arabuluculuk yaparak Fas ve İsrail’in Abraham Anlaşmaları olarak da bilinen normalleşme anlaşmasını imzalamasını sağlamış, böylelikle ilişkiler resmileşmişti.
Amerikan yönetimi bu anlaşma karşılığında, 1970’li yıllardan bu yana Fas’ın işgal ettiği Batı Sahara üzerindeki egemenliğini kabul etmişti.
Fas ve İsrail’in ilişkilerini çok ciddi anlamda derinleştiren başka gelişmeler de oldu.
İsrail, Kolombiya’nın yeni Başkanı Espriella’yı Fas’a destek konusunda yönlendirdi.
Kolombiya da Fas’ın Batı Sahara üzerindeki egemenliğini tanıdığını açıkladı.
Böylelikle İsrail, Fas’a çok hassas olduğu bu konuda uluslararası destek sağlamaya devam ettiğini göstererek ilişkileri pekiştirdi.
İsrail, insansız hava araçları başta olmak üzere birçok savunma sanayi ürününü Fas’a satıyor.
Marakeş 2026 Fuarı’na 8 dev firmayla katılan İsrail, hava gösterisinde yer almaları için savaş uçaklarını da gönderdi.
Peki, İsrail ile Fas’ın her geçen gün daha da gelişen bu ilişkilerinin kaynağında ne var?
Babil Kralı 2. Nebukadnezar’ın Milattan Önce 580’de Yahudilerin 1. Tapınağı’nı yıkmasından önce de Fas’ta Yahudiler yaşıyordu.
Ancak Paris’teki Yahudi Araştırmaları Merkezi, Dünya Yahudi Araştırma Kuruluşunun aksine Fas’taki Yahudi varlığının başlangıcını Milattan Sonra 50 yılına, Romalılar dönemine götürür.
Yahudilerin 1020’li yıllarda bölgede misyonerlik faaliyetleri yürüttüğü kayıtlara geçmiştir.
Söz konusu faaliyetler nedeniyle birçok Berberi kabilesi Yahudileşmiştir.
Daha sonra, özellikle 15. yüzyılda, hemen kuzeyde Akdeniz’in karşı yakasındaki İspanya ve Portekiz’den gelen Yahudilerin Fas’a yerleştiği bir süreç başlamıştır.
Ama asıl göç dalgası, 1492 yılındaki Elhamra Kararnamesi’yle İspanya ve Portekiz’den kovulan ve Sefarad adı verilen Yahudilerin bir kısmının, çok yakın olması nedeniyle Fas’a yönelmesiyle başlamıştı.
Aynı dönemde son Endülüs devletinin yıkılmasıyla Müslümanlar da coğrafi yakınlığı nedeniyle Fas’a geldiler.
Kısacası Müslümanlarla Yahudiler aynı kaderi paylaşmış, aynı ülkeye göçmüşlerdi.
İspanya ve Portekiz’deki Katolik Kilisesinin baskılarından kaçarak Fas’a yerleşen Yahudiler kısa sürede sinagoglarını ve mezarlıklarını kurdular, yaşam biçimlerini görünür ve hâkim kıldılar.
Öyle ki Fas’ın kuzey kentleri Tanca ve Tetuan’daki yerel halkı asimile ettiler.
Bir süre sonra bölgede Yahudi İspanyolcası ve Yahudi Arapçası konuşan bir Yahudi topluluğu oluştu.
Fas, 1912 yılında Fransa ile İspanya arasında yapılan anlaşmayla himaye yönetimi altına girdi.
Ülkenin kuzeyi İspanya’nın, güney ve orta kesimi ise Fransa’nın kontrolündeydi.
Seyyar satıcılık, zanaatkârlık, küçük tüccarlık veya tefecilik yapan Yahudi nüfusu, 1912 yılında 115 bin civarındaydı ve Fas’ın ekonomisine hâkim olmuşlardı.
Yahudiler, yerli halkla bir arada değil, Mellah adı verilen kendi mahallelerinde yaşıyordu.
Fas, 1956’da bağımsızlığını aldığında ülkede, çoğunluğu Fas vatandaşı olan 225 bin Yahudi yaşıyordu.
Bu nüfusun önemli bir bölümü İsrail’e ve Fransa’ya göç etse de Fas’ta kalanlar oldu.
İsrail’de 1 milyon 110 bin Fas kökenli Yahudi yaşamaktadır.
Fas Yahudileri, İsrail’deki diğer Yahudi topluluklarının aksine kökenlerinin dayandığı Fas’la çok yakın ilişkiler sürdürmektedir.
Bunda Fas kültürünün Yahudiler üzerindeki etkisi de rol oynamaktadır.
İsrail siyasetinde ve ordusunda önemli görevlere gelmiş Faslı Yahudilerin sayısı azımsanmayacak düzeydedir.
27 Ekim’de yapılacak seçimlerde Netanyahu’nun en önemli rakibi olan eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Fas kökenli bir Yahudi’dir.
Eisenkot’un başkanı olduğu Yaşar Partisi anketlerde ilk sırada görünüyor ve Eisenkot’un başbakanlık koltuğuna oturması bekleniyor.
Fransa, Almanya, Polonya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinden gelen Aşkenaz Yahudilerinin kimi zaman Sefarad Yahudilerini, ama özellikle de Fas’tan gelenleri sevmediği bilinmektedir.
Aşkenaz Yahudileri, fiziksel özellikleri ve ten renkleri bakımından Faslı Araplara benzeyen Faslı Yahudiler için “Arap’tan dönme” ifadesini de kullanırlar.
Kendisi de Aşkenaz Yahudisi olan Netanyahu, Sefarad Yahudilerinin oylarını almak için onlara sahip çıktığını gösteren politikalar izlemiştir.
Bu da Fas kökenli Yahudilerin desteğini almasını sağlamıştır.
Netanyahu, Fas’a, İspanya’ya karşı da her türlü desteği vermektedir.
İsrail’in soykırım politikalarına şiddetle karşı çıkan İspanya, uzun süredir Netanyahu’nun hedefindeydi.
Geçtiğimiz 30 Temmuz’da İspanya’nın Fas sınırındaki kenti Ceuta, binlerce Afrikalı ve Faslı kaçak göçmenin akınına uğradı.
Fas sahillerinden denize atlayan göçmenler, yüzerek Avrupa Birliği toprağı da sayılan Ceuta’ya girmek istedi.
İspanya, uzun süre kaçak göçmenlerle mücadele etmek zorunda kaldı.
MOSSAD’ın binlerce kaçak göçmeni toplaması için insan kaçakçılarını harekete geçirdiği, bunun için Fas’la iş birliği yaptığı, aniden başlayan akınla da İspanya’yı zor duruma düşürmeyi hedeflediğini bizzat İspanyol istihbaratı tespit etti.
İspanya ile bazı sorunlar yaşayan Fas’ın İsrail’le bu konuda da iş birliği yapması ise çok doğal karşılandı.
Yahudilerin Fas’la olan derin bağlarını, Marakeş yakınlarındaki Safi ve Essaouira kentlerinde Yahudi ziyaretçileri gördüğümde ve onlarla konuştuğumda daha iyi anladım.
Bu 2 kent, Faslı Yahudiler için bir çeşit hac merkezi.
Safi’de Haham Ben Zmiro’nun, Essaouira’da ise Haham Rabbi Pinto’nun mezarları bulunuyor.
Faslı Yahudiler, 1800’lü yılların başlarında ölmüş her iki hahamı da çok önemli dinî liderler olarak görüyorlar.
Bu yüzden her yıl binlerce Faslı Yahudi İsrail’den gelerek bu yerleri ziyaret ediyorlar.
Fas’ın komşusu Cezayir ise İsrail’e en sert tepkiyi gösteren Arap ülkelerinden biri olarak biliniyor.
Cezayir ve Tunus Yahudilerini bir başka yazıda ele alacağız.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish