Türkiye'nin önünde bugün yalnızca siyasi değil, aynı zamanda düşünsel bir mesele bulunmaktadır:
Farklı kimlikleri birbirine rakip hâle getirmeden, ortak bir gelecek fikrinde nasıl buluşturacağız?
Bu sorunun cevabı yalnızca yeni kanunlarda, yeni kurumlarda veya yeni siyasi söylemlerde aranamaz. Bir toplumun geleceğini birlikte kurabilmesi için ortak bir hafızaya, ortak değerlere ve birbirini dışlamayan sembollere de ihtiyacı vardır.
Bazen tarihin içinden böyle semboller çıkar.
Selahaddin Eyyubi bunlardan biridir.
Selahaddin'i yalnızca Kudüs'ün fatihi olarak hatırlamak, onun tarihsel ve siyasal anlamını daraltmak olur. O, Kürt kökenli bir hanedanın mensubu olarak ortaya çıkmış; Türk siyasi dünyasının güçlü olduğu bir coğrafyada yetişmiş; Arap dünyasının merkezlerinde hüküm sürmüş; Mısır'dan Suriye'ye, Hicaz'dan Yemen'e kadar geniş bir coğrafyada siyasi birlik kurmaya çalışmış bir devlet adamıdır. Eyyubilerin oluşumunda Zengîler ve Selçuklu siyasi mirasının önemli yeri vardır. Selahaddin'in hayatı, Orta Doğu tarihinin Türk, Kürt ve Arap unsurlarının birbirinden kopuk dünyalar olmadığını; aksine yüzyıllar boyunca aynı siyasi, kültürel ve medeniyet havzalarında birbirleriyle ilişki içinde yaşadıklarını gösteren örneklerden biridir.
O nedenle Selahaddin Eyyubi bugün yeniden düşünülmelidir.
Ama geçmişi bugünün kimlik mücadelelerine malzeme yapmak için değil.
Tam tersine, geçmişteki ortaklığın bugünün ayrışmalarını aşmamıza yardım edip edemeyeceğini görmek için.
Selahaddin'i kimin adına konuşacağız?
Belki de ilk sorumuz budur.
Selahaddin Kürtlerin tarihidir.
Aynı zamanda Türklerin tarihinden bağımsız değildir.
Arap coğrafyasının tarihinin de ayrılmaz bir parçasıdır.
İslam medeniyetinin ortak hafızasında ise çok daha geniş bir yere sahiptir.
Nitekim modern dönemde Selahaddin'in hatırası farklı siyasal ve toplumsal kimlikler tarafından farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Kürt kimliğinin önemli tarihsel sembollerinden biri olarak değerlendirilirken Arap dünyasında da Arap ve Müslüman kahramanlığının sembolü hâline gelmiştir. Bu farklı sahiplenmeler, onun tek bir kimliğe indirgenemeyecek kadar geniş bir tarihsel hafızaya yerleştiğini göstermektedir.
Belki de mesele tam burada başlıyor.
Biz Selahaddin'i "Kürtlerin mi, Türklerin mi?" diye sorduğumuz anda tarihin ortaklaştırıcı imkânını yeniden kimlik rekabetine dönüştürmüş oluruz.
Oysa daha doğru soru şudur:
Selahaddin bize birlikte yaşamanın hangi siyasal dilini öğretebilir?
Ortak değer, aynı kimlik demek değildir
Türkiye'nin geleceği açısından en önemli ayrımlardan biri budur.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Birlikte yaşamak için herkesin aynı kimliğe sahip olması gerekmez.
Aynı dili konuşmak da gerekmez.
Aynı etnik kökenden gelmek hiç gerekmez.
Bir toplumun birlikte yaşayabilmesi için gerekli olan şey, farklılıkların ortadan kaldırılması değil, farklılıkların üzerinde buluşulabilecek ortak bir siyasal ve ahlaki zeminin kurulmasıdır.
Bu zeminin adı ortak değerdir.
Adalet ortak değerdir.
Güven ortak değerdir.
Haysiyet ortak değerdir.
Vatan ortak değerdir.
Eşit vatandaşlık ortak değerdir.
Ortak gelecek ortak değerdir.
Selahaddin'in bugünkü Türkiye için asıl anlamı da burada ortaya çıkar.
Onu bir etnik kimliğin sembolü olmaktan çıkarıp ortak tarihimizin farklı kimlikleri birbirine bağlayan bir şahsiyeti olarak okuyabilirsek, geçmişten geleceğe uzanan yeni bir siyasal dil kurabiliriz.
Türkiye'nin yeni siyaset dili ne olmalı?
Türkiye uzun yıllar boyunca kimlikleri tanımlayan bir siyaset dili kullandı.
Türk meselesi.
Kürt meselesi.
Laiklik meselesi.
Dindarlık meselesi.
Alevilik meselesi.
Sünnilik meselesi.
Bu kavramların her birinin kendi tarihsel gerçekliği vardır.
Fakat yalnızca sorunların isimlerini çoğaltarak ortak gelecek inşa edemeyiz.
Türkiye'nin artık "Kim kimdir?" sorusunun yanında "Birlikte ne olacağız?" sorusunu da sorması gerekiyor.
Bence geleceğin Türkiye'sinin siyaset dili burada kurulmalıdır.
Kimlikleri inkâr etmeyen fakat kimliklerin ötesinde ortak bir gelecek kurabilen bir dil.
Türk'ü Kürt'e karşı tanımlamayan.
Kürt'ü Türk'e karşı tanımlamayan.
Dindarı laike karşı konumlandırmayan.
Aleviyi Sünniye karşı tarif etmeyen.
Herkesi kendi kimliğiyle kabul ederken herkesi ortak vatandaşlık ve ortak gelecek fikrinde buluşturan bir dil.
Bunun için Türkiye'nin yalnızca yeni siyasi kavramlara değil, yeni ortak sembollere de ihtiyacı var.
Selahaddin bir "geçmiş" değil, bir "gelecek sembolü" olabilir
Bir tarih şahsiyetini bugüne taşımak, onu bugünün siyasi kalıplarına hapsetmek anlamına gelmemelidir.
Selahaddin'i bugünün Türkiye'sinde yeniden anlamlı kılacak olan, onun üzerinden geçmişi romantikleştirmek değil; onun temsil ettiği bazı siyasal ve ahlaki değerleri yeniden düşünmektir:
Birlik.
Adalet.
Merhamet.
Devlet aklı.
Farklı toplulukları bir siyasi düzen içinde buluşturabilme kapasitesi.
Tarih kaynaklarında Selahaddin'in adaleti, cömertliği, merhameti ve verdiği söze bağlılığı özellikle vurgulanır. Danışmanlarının görüşlerine önem veren, güçlü bir devlet teşkilatı kuran ve geniş bir coğrafyada siyasi birlik oluşturan bir hükümdar olarak tasvir edilir.
Dolayısıyla Selahaddin'in bugüne bırakabileceği miras yalnızca "zafer" değildir.
Belki de daha önemlisi birlik kurma fikridir.
Yeni bir ortak hafıza inşa edebilir miyiz?
Türkiye'nin önündeki en önemli meselelerden biri budur.
Birlik yalnızca hukukla kurulmaz.
Birlik yalnızca ekonomiyle kurulmaz.
Birlik yalnızca güvenlik politikalarıyla da kurulmaz.
Birliğin bir hafızası olmak zorundadır.
İnsanların "Biz aslında birbirimizin rakibi değiliz; aynı tarihin farklı taşıyıcılarıyız" diyebilmesini sağlayacak bir ortak hafıza.
Anadolu ve Mezopotamya'nın tarihi bu bakımdan büyük bir imkân taşıyor.
Malazgirt'ten Selahaddin'e, Osmanlı'nın farklı toplulukları bir arada yaşatma tecrübelerinden Cumhuriyet'in ortak vatandaşlık fikrine kadar uzanan tarih, yalnızca ayrışma başlıkları üzerinden okunamayacak kadar zengindir.
Burada akademiye büyük bir görev düşmektedir.
Akademinin görevi siyasetin yerine karar vermek değildir.
Akademinin görevi, siyasetin üzerinde konuşabileceği daha sağlam bir düşünce zemini oluşturmaktır.
Türkiye'nin Türkler ve Kürtler arasında, laikler ve dindarlar arasında, Aleviler ve Sünniler arasında ortak bir gelecek dili kurabilmesi için tarihçiler, sosyologlar, hukukçular, siyaset bilimciler ve filozoflar birlikte çalışmalıdır.
Çünkü barışın yalnızca hukuku değil, epistemolojisi, tarihi, felsefesi ve dili de vardır.
Ve o dil kendiliğinden ortaya çıkmaz. Güvenilir bilgi üretmek akademinin işidir.
Geleceğin Türkiye'sine bir ortak sembol gerekebilir
Belki Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yapması gereken en önemli işlerden biri, farklı toplumsal kesimlerin kendisini dışlanmış hissetmeyeceği ortak semboller üzerinde yeniden düşünmektir.
Selahaddin Eyyubi böyle sembollerden biri olabilir.
Türk için tarihinden bir isimdir.
Kürt için kendi tarihsel hafızasında güçlü bir şahsiyettir.
Arap dünyası için büyük bir siyasi ve tarihsel figürdür.
İslam dünyası için ortak bir medeniyet sembolüdür.
Daha geniş insanlık tarihi açısından ise düşmanına karşı mücadele ederken bile adalet ve merhametle anılan bir hükümdar imgesi taşır.
Tam da bu nedenle onu bir kimliğin diğerlerine karşı üstünlüğünü kanıtlamak için değil, kimliklerin ortak bir gelecek içinde buluşabileceğini hatırlatmak için konuşmalıyız.
Türkiye'nin geleceği için ihtiyaç duyduğumuz şey tam da budur:
Ortak geçmişi kavga konusu olmaktan çıkarıp ortak geleceğin kaynağı hâline getirmek.
Selahaddin Eyyubi'nin Türkiye için sembol değeri burada başlar.
Çünkü mesele Selahaddin değildir.
Mesele, Türkiye'nin birbirinden farklı insanlarına aynı geleceğin içinde kendilerine yer bulabilecekleri bir hikâye anlatıp anlatamayacağıdır.
Ve siyaset, en sonunda yalnızca iktidarı yönetme sanatı değildir.
Birlikte yaşamak isteyen insanların ortak geleceğini tasarlama sanatıdır.
Geleceğin Türkiye'sinin siyasetine düşen görev de budur:
Türklerin ve Kürtlerin birbirine neden ihtiyaç duyduğunu anlatan değil, birlikte nasıl bir gelecek kurabileceklerini gösteren bir siyaset dili inşa etmek.
Bunun için bazen yeni sloganlardan önce eski hikâyelerimizi yeniden okumamız gerekir.
Selahaddin Eyyubi de bu yeniden okumanın en güçlü başlangıç noktalarından biri olabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish