Özgür Özel: Erdoğan'ın atadıkları fon vurgununun tam göbeğinde

“Vatandaşın devlere emanet ettiği yatırımlara resmen çöküldü. Erdoğan'ın atadıkları fon vurgununun tam göbeğinde”

Fotoğraf: AA

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’in yeni yasama yılının ilk grup toplantısında konuştu.

Konuşmasına, "AK Parti'yi ilk kez bir seçimde mağlup eden ve hep birlikte 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptığımız siz dostlarımızla, yoldaşlarımızla, yol arkadaşlarımızla birlikte bir yargı darbesine muhatap olduk. Mutlak butlan ve mutlak sultan ittifakını kuranlar partimize saldırdılar, kapılarını kırdılar. Gaz bombalarıyla, plastik mermilerle içeri girdiler; Aziz Atatürk'ün hatırasını tarumar etmeye kalktılar. İşte biz o gün binaları hep birlikte arkamızda bırakarak milletimize, milletimizin vicdanına sığındık. Eskimiş, köhnemiş, çürümüş bir siyaset anlayışından ayrıştık. Atatürk'ün mirasını omuzlayarak o binadan ayrıldık. Milletimizin talimatıyla YENİ Partimizi kurduk" diye konuştu.

YENİ Parti’nin kurulduğu gün ana muhalefet partisi olduğunu belirten Özel, "Artık Atatürk'ün partisi cismen, fiziken maalesef orada işgal altındadır. Ancak Gazi'nin, Cumhuriyetin mirası sizlerin ellerinde, omuzlarında hepimize emanettir; YENİ Parti’ye emanettir. Birileri evlerinden, partilerinden burnunu çıkaramazken; iktidar partisi kadroları sokağa çıkamaz, esnafa gidemez, pazar gezemezken değerli grubumuz sahadan bir an olsun ayrılmadı" ifadelerini kullandı.

"Milletin umutları Yeni Parti'ye bağlanmaktadır"

YENİ Parti milletvekillerinin 61 ilde halkın sorunlarını dinleyerek, partilerinin çözüm önerilerini anlattıklarını söyleyen Özel, şunları kaydetti:

Mecliste çalışmaya başlıyoruz. Şüphesiz partimiz, köklü geleneklerinden gelen bir anlayışla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mücadelenin, kaliteli yasamaya katkı sunmanın ve iktidar olunan dönemlerde çok önemli kazanımları yasalaştırma geleneğinin temsilcisidir. Öyle olduğu için Meclis çalışmaları ve Meclis’e katılım önemlidir. Ancak bir yandan her gün seçim bir gün daha yaklaşmakta, milletin umutları YENİ Parti’ye bağlanmaktadır. Bunun için bu yasama döneminde Mecliste olacağız, komisyonlarda olacağız; gerektiğinde hep birlikte, gerektiğinde yeteri kadar bulunacağız. Ama koca bir yıl boyunca, ta ki seçim gelene kadar, o sandık önümüze gelene kadar tüm grubumuzla birlikte Anadolu'nun dört bir yanında, sahada olacağız.

Bütçesini milletin oluşturduğu bir parti olarak, hiçbir toplantımızı ve milletvekili kampımızı dahi otellerde, dışarılarda, lüks yerlerde değil milletimizin mütevazı bağışlarıyla kiralayabildiğimiz genel merkezimizde yaptık. Yemeklerimizi genel merkezimizin yemekhanesinde yedik. Çalışma toplantılarımızı orada yapıyoruz. Bundan sonra milletin emanetine gözümüz gibi bakarak, her bir kurşun hesabını milletimize; bizi ayakta tutanlara, küçücük gelirlerinden bize pay ayıranlara hesap vererek yapacağız.

Yeni dönemde milletin YENİ Parti’den beklentileri büyük. Yeni dönemde sokağın, çarşının, pazarın, tarlanın, evlerin, evdeki kadınların, umutsuz gençlerin sesi olmaya; emeklinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin, arıcının, balıkçının umutlarını yeşertmeye, onları ayakta tutmaya devam edeceğiz. Buradan tüm milletimize sonda söyleyeceğimi baştan bir kez daha söyleyeyim. Bütün taktik, umutları kırmaktır. Bütün taktikleri, beklentiyi yok etmektir. ‘Artık olmaz, artık değişmez, bunlar yenilmez. Yenilse de gitmez’ gibi kendilerini umutsuzlukla, seçmenin umutlarını kırarak ayakta tutmaya çalışanlara karşı umut buradadır, heyecan buradadır, her yaştan genç buradadır. Herkes emin olsun ki o sandığa varacağız, o seçimi alacağız.

"Şikayet edilen alışkanlıkları terk etme sözü verdik"

Her yerde AK Parti’nin kara düzeni hakim. Bu kara düzeni yıkmanın, yerine yeni bir düzen kurmanın tek umudu YENİ Parti’dir. YENİ Parti ilk kurulduğunda ‘YENİ Parti’de ne yeni olacak?’ sorusu önemli, son derece haklı, son derece meşru bir soruydu. Demiştik ki ‘Biz YENİ Parti’de kurulduğumuz gün ana muhalefet partisi olduğumuz gibi, YENİ Parti eskiyi terk edecektir.’ Eskiden şikayet edilen tüm alışkanlıkları terk etmenin sözünü vermiştik. Demiştik ki ‘Demokrasiyi kendi evinde kurmadan Türkiye’ye vadedemezsiniz. YENİ Parti’de doğrudan demokrasiye geçeceğiz. Hep söylenen, hep reddedilen. ‘Kanuna aykırı, öyle olmaz, böyle olmaz’ denilen bir umudu, bir beklentiyi kanunu değiştirmesek de kanuna uyarak ama daha fazla çalışarak, daha fazla toplanarak, hep birlikte inanarak başaracağız’ demiştik. Dedik ki ‘Gelin YENİ Parti’ye üye olun. İlçe başkanını. İl başkanını, genel başkanı siz seçin. Seçtiğiniz il başkanları ilçe başkanları artık bir yarış kazanmak için liste yapmayacak. Parti içi yarışı düşünerek değil; gireceğimiz seçimi düşünerek, ilçeyi kapsayacak, rakibini yendiyse geride bıraktıysa onu dışlamayarak, kucaklayarak onunla birlikte listeler yapacak. En sonunda mahalle meclisleri ile, ilçe meclisleri ile, il meclisleri ile siyasete sokakta, mahallede konuşularak başlanacak. Yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya doğru örülecek, güçlenecek ve hep birlikte büyük bir imece ile çoğalarak, televizyondan duyduklarımızı sokakta anlatarak değil; sokakta konuşulanların, mahallenin, köyün beklentisini, beldenin ihtiyacını, ilçenin talebini, ilin sesini Ankara’ya duyurarak bir büyük siyasete hep birlikte öreceğiz’ demiştik. Onun sözünü vermiştik.

"Ön seçimleri yüzde 62,5 katılımla gerçekleştirdik"

Bu hafta sonu resmi kongrelerimiz bitti. Önceki hafta tüm üyelerimizin katılımıyla ilçe başkanlarımızı seçmiştik. 820 ilçede şu ana kadar, ilçe kongreleri tamamlandı. Tüm ilçelerde tüm üyelerimiz ilçe başkanı için sandığa gittiler. Türkiye çapında yüzde 62,5’luk ki hemen hemen adayların yarısında yarış var, yarısında tek adayken, Türkiye’de ilk kez denenen bir işi yüzde 62,5’bir katılım oranıyla ön seçimleri gerçekleştirdik. Yarısına yakın yerde yarış oldu. Birden fazla adayın yarıştığı ilçelerin yüzde 47’sinde kurucu ilçe başkanı değişti, yerine üyeler yeni bir ilçe başkanını görevlendirdiler. Yani yarışın yarısını kurucu ilçe başkanları önde tamamlarken, diğer yarısını diğer adaylardan birisi yaptı. Yani üyemiz kimin yöneteceğine, kimin devam edeceğine, kimin biraz dinlenip yeni bir adaya, bir kadına, bir gence, bir başka isme katkı sağlamaya görevlendireceğine bizzat üyelerimiz karar verdi. Tarih önünde ifade etmek isterim ki; bu adım bugün bakıldığında ilk adımdır. Yeni bir adımdır. Ne bizim ne bundan sonra Türkiye siyasetinin geriye adım atamayacağı çok ileriye yönelik çok büyük bir adımdır. Bugün itibariyle YENİ Parti’nin üye sayısı bu sabah 753 bine ulaştı. Üye sayımız hızla artmaya devam ediyor. Sırada il başkanlığı seçimleri var. 81 ilde 18 Ekim günü üyelerimizin tamamı, yani düne kadar üye olmuş 753 bin kişi il başkanlığı için oy kullanacak. Bütün Türkiye’nin önünde ifade ediyoruz ki; tüm üyelerimiz hangi il başkanını gelecek seçimde görevlendirirse il başkanımız odur. Karar başımızın üzerinedir. Verilecek karar üyemizin bizzat kendisine emanettir.

Tabii burada bir memnuniyetimi ifade edeyim. Artvin seyahati için Rize Artvin Havaalanına uçtuk. Pazar’da geçtiğimiz günlerde bir sel felaketi yaşanmış. Çarşı esnafı büyük zararlara uğramış. Evler hasar görmüş. Pazar’a geçmiş olsun ziyareti için gittim. En son her şey bittiğinde bir yerde oturduk. Çay ikram ettiler, ilçe başkanı geldi. İlçe başkanına dedim ki başkanım nasıldı seçim rakip var mıydı. Dedi vardı. Dedim kim kazandı, ben kurucu ilçe başkanıyım, ben kazandım. Dedim ki rakibin nerede? Oradan seslendi benim başkanım dedi. Dedim ki nasıl aranız çok iyi başkanım dedi. Yarıştım başkan kazandı ama dedi iyi ki kazanmış çünkü pazartesi sabahı bana telefon açtı. Otur yönetim listesini birlikte yapalım dedi. Ona da helal olsun sana da helal olsun dedim. Bana değil Pazar ilçesinde uygarca yarışıp kazanınca rakibini arayana kaybedince küsmeyip partiye koşana, birlikte liste yapana, esas meseleyi doğru anlayanlara yani rakibin partinin içinde değil ülkenin başında olduğunu anlayanlara helal olsun. Tabii bir işi ilk kez yapıyoruz bir iş ilk kez yapılırken hatası olur. Kusuru olur. Bir yönergemiz vardı. Çok uzaklardan çok iyi haberler oluyor bazen çok yakınlarda çok kötü haberler geldi. Rakip listeyi kapsamadılar eksik bıraktılar. Tamamı genel başkanın yönetimin teminatı altındadır listeler yapılırken eksik bırakan, rakibini kapsamayan, yönergeye uymayan varsa onun düzeltilmesi, düzeltmenin karşısına geçmek, düzeltenin arkasında durmak genel başkanın boynunun borcudur. Ya yeni siyasete uygun anlayışla, kardeşlik, dostluk, yoldaşlık hukukuyla kolkola girilecek, birlikte yürünecek, zafer birlikte kazanılacak, eski siyasete meraklı olanlar yine geride kalacak. Yola yeni siyasetçilerle yürünecek.

Özel, 1 Ekim'de Meclis'in açılışına katıldıklarını, Meclis Başkanı başkanlığında çelenk sunduklarını, açılış konuşmasını dinlediklerini ve İstiklal Marşı'nı okuduklarını aktardı. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın protesto ederek Genel Kurul'dan ayrılmalarına ilişkin ise, "Daha sonra bir siyasi partinin genel başkanı kürsüye çıktığında salondan ayrıldık. Birileri çok rahatsız olmuşlar. 'Genel başkanımızı nasıl dinlemezsiniz?' diye feryat ediyorlar. Ana muhalefetin yerel seçimlerin birinci partisinin başına mahkeme kararıyla kayyım atayanların neyini dinleyeceğiz? Neyini? Rakipleriyle mertçe yarışmak yerine kendini yeneceğinden korktuğu rakiplerini hapse atan, ülkeyi baskıyla, korkuyla yönetmeye çalışanların neyini dinleyeceğiz?" dedi. 

Yaşananları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yarattığını öne süren Özel, "Bundan sonra Erdoğan'a sesleniyorum. Hak etmediğimizi duyarsak hak ettiğinizi duyacaksınız. Kazanmadığı ilçeyi, belediye meclis üyelerini, belediye başkanlarını şantajla, tehditle, baskıyla, rüşvetle alanlara, saflarına katanlara, sonra da pişkin pişkin o ilçeyi kazanmış gibi caka satanlara, yani milletin vermediği emaneti çalan milli irade hırsızlığına kalkışanlara söylüyorum. Bundan sonra ne ekerseniz onu biçeceksiniz" ifadelerini kullandı. 

"Yeni yasama yılına asrın soygununun yakıcı ortamında başlıyoruz"

Yeni yasama yılına ekonomik tablo ve fon tartışmaları gölgesinde başlandığını söyleyen Özel, şöyle konuştu:

Milletimiz geçim derdi ile kıvranırken iktidarın açtığı yolda iktidar partisinin mensuplarının içinde olduğu asrın dolandırıcılığıyla, asrın soygunuyla, asrın vurgunuyla tanıştık. Milletimiz buna muhatap oldu. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına resmen çöküldü. 800 milyar liralık vurgun çarkı 3-5 kuruşunu enflasyondan korumaya, bir kenarda artırmaya, belki biriken borçları bu vesileyle kapamaya çalışan küçük yatırımcının üzerine devrildi. 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyondan fazla doğrudan fondan etkilenen insan ve 5 milyona yakın toplamda bu işten zarar gören mağdur var. Erdoğan'ın atadıkları bu işin tam içinde, tam göbeğinde. Biri büyükelçi, biri Cumhurbaşkanı başdanışmanı, biri istişare kurulu üyesi, biri Varlık Fonu yöneticisi, diğerleri Erdoğan'ın yardımcıları, milletvekilleri, bakanları, bakan yardımcıları, bürokratları.

Fatma Betül Sayan Kaya 163 milyon lira, 27 ev parası, 6 milyon liralık kabul ettiğimiz ortalama bir ev parasından 27 ev parasını bir yerlerden bulmuş, gitmiş fona koymuş, 5 ay sonra çık dedikleri gün çıkmış ve 2,2 milyar lira, 367 ev parasıyla oradan ayrılmış. 27'sini koyup 340'ını gariban vatandaşın sırtından çarpıp 367 ev parasıyla oradan ayrılmış. Peki bu konuda Erdoğan ne diyor? 'Fatma Hanım şeytana uydu. Nefsine yenik düştü' diyor. Fatma Betül Sayan Kaya nefsine uymuş, yazık garibim diye ifadeye bile çağırılmaksızın dışarıda bir tane tövbe hesabı açmışlar. Bir tane etkin pişmanlık hesabı açmışlar. Anaparayı ayırmış, faizini kaydırmış, bu meseleden kurtulmaya çalışıyorlar. İşte AK Parti'nin ikili hukuk sistemi. İşte kul hakkı yiyen AK Parti'nin kara düzeni budur. Bu düzen değişmeden kimseye huzur yoktur.

"TERA çamaşır makinesidir"

Fatma Hanım elbette yalnız değildir. İşlemlerini kendisi söylemiş. Diyor ki, 'Ben eğer bilseydim bu işleri kendi adıma yapar mıydım?' Onun bilmediği ama şu an bakanlar kurulunda bulunan en az bir, belki birden çok bakanın bildiği, bütün AK Parti bürokrasisinin bildiği bir şey var. Bu işleri çantacılara yaptırıyorlar ya da parayı Lüksemburg'a yolluyorlar. Orada bir offshore hesabına koyuyorlar. Sonra yabancı yatırımcı, yani bıyıklı yabancı diyorlar bunlara, yabancı yatırımcı, belki bu bakan için pis sakallı yabancı diye söylenebilir, Lüksemburg'daki offshore hesaptan Türkiye'de yabancı yatırımcıymış gibi o Tera fonda taklaları atıyorlar, paraları kazanıyorlar. Tera fon için ileride daha çok konuşacağız. Bu fon sadece paraya para katılan bir yer değildir, dünyanın en büyük çamaşır makinesidir. FETÖ borsasının kirli parasının, İBB borsasının kirli parasının içinde tur atıldığı, üç ileri bir geri yıkandığı, ön yıkama, son yıkama, sıkma derken İBB borsasının parasının temizlendiği yerin adı 'Tera çamaşır makinesi'dir. Çok yakında ya bu çamaşır makinesinde aklanan paklanan paraların, aklayan paklananın peşine düşecekler ya da milletin merdanesinde millet tarafından sıkılıp bir tarafa atılacaklar. Hep birlikte göreceğiz.

"Hayati Yazıcı’nın oğlunun tedbiri bir saat içinde kaldırılıyor"

Sayın Hayati Yazıcı'nın oğlu orada. Mal varlığına tedbir konuluyor. Bir bakılıyor ki bu Yazıcı bizim Hayati Başkan'ın oğlu Yazıcı, ortağı da işin burasına kadar içinde ama Hayati Başkan'ın oğlunun mal varlığına konan tedbir bir saat içinde kaldırılıyor. İstanbul'da tutuklu belediye başkanlarımızın annesinin, babasının, oğlunun, kardeşinin hesaplarına, üç kuşaklık şirketlerine tedbir koydular, 18 aydır duruyor. Şirketten maaş ödenecek, o bile hakim imzasına tabi. O şirketi üç kuşaktır işletenlere asgari ücret veriyorlar, 'Bununla geçineceksin' diyorlar. 18 aydır tedbirler kalkmıyor. İtirafçı olandan tedbiri kaldırıp, kendini salıp, malı iade edip itirafçı olmayanın yedi sülalesine zulmediyorlar. Hayati Yazıcı'nın oğluna gelince bir saatte tedbiri kaldırıyorlar. Ben Hayati Bey'in oğluna da zulüm yapılsın demiyorum, hukuk varsa herkese eşit uygulansın diyorum. Türkiye Yüzyılı dediler. Yüzyılın soygununu yaptılar. Bundan sonra Türkiye Yüzyılı yazısını gören yüzyılın soygununu hatırlasın.

"Osman Arıkan Nacar: Çektiği para 20 milyar lira"

Dün AK Parti'nin saadet zincirine bir isim daha eklendi. AK Partili bürokrat Osman Arıkan Nacar, şirket E-Data, para 20 milyar lira. Yani çektiği para 20 milyar lira, Fatma Betül Sayan Kaya'nın tam 10 katını vurmuş. Peki kaç daire parası? Çünkü milyar deyince Anadolu'da bazen kafa karışıyor. Benim annem, babam bile tam bu 1 milyar nedir anlamıyor. Buradan vurulan para 3 bin 333 apartman dairesi parası. Peki bu parayı kim kazanmış? Osman Arıkan Nacar. Peki normal şartlarda bu salondan birinin, herhangi birinin ailesinden, yedi sülalesinden birinin fondan vurgun yaptığı çıksa manşet olur değil mi? Peki bu kimmiş? 15 gün önce tatilini en yakın arkadaşıyla yapmış. En yakın arkadaşıyla baş başa tatil yapmış. Kimmiş? AK Parti'nin Sözcüsü. Bodrum'da tatil yapmışlar beraber. Parti sözcümüz dün açıkladı. Dünden beri kendinden tık yok. Tatil arkadaşından haber gelmiş. 'Efendim bazı yerlerde firar etti diyorlar. İstanbul'dayım'. 'Tatil yaptın mı Ömer Çelik'le?', 'Yaptım, yakın arkadaşım'. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Fonzipçi Ömer. Ömer Bey geçip televizyonların karşısına kasım kasım etik anlatıyor, rahmetlinin cenazesinde. Ömer Bey etiği anlatmayacaksın, yaşayacaksın. Önce temizliğe sağ kolundan başlayacaksın.

Usame Erdoğan ve binbin iddiaları

Fon operasyonunun ilk dalgasında gözaltına alınan Lidya Holding var. Yönetim Kurulu Başkanı Enver Çevik. Bulls Yatırım var. Bulls Yatırım AK Partililerin en iyi bildiği fonun yatırım şirketi. Kim var orada başında? Gizli sahibi kim? Kim özendirdi sizi oraya? Hepiniz biliyorsunuz, Yönetim Bulls Yatırım'ın Kurulu Başkanı Kemal Akkaya. Bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bunlar tutuklanamayacak kadar büyükler. Bunlar nezarethanenin kapısından giremeyecek kadar büyük lokmalar. O yüzden bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bu şirketin yönettiği ve tasfiye edilen toplam 15 fon var. Bu isim Lidya Holding'in ortağı olduğu Bin Yatırımlar Holding, şehir içinde scooter kiralama hizmeti sunuyor. Adı binbin. Binbin şirketinin pay sahiplerinden biri Lidya Holding ve EC Yatırım Holding. Lidya ile bu şirketler doğrudan ortak. Peki binbin var ya binbin, sahibinin adı Usame ve bu genç yatırımcı Erdoğan'ın kardeşi Mustafa Erdoğan'ın oğlu Usame Erdoğan. Usame Erdoğan'ın binbin hissesi işler yolundayken Nisan 2026'da 200 lira, rekorlar kırmış, para yatıran kazanmış. Herkese 'Koşun, koşun' demişler. Usame'nin şirketine koşun. Mustafa Erdoğan'ın oğlu zarar mı eder? Paraları koyun. Herkes koymuş. İşi bilenler çekilmiş. Bugün 200 lira koyan zavallının hissesi 47 liradan işlem görüyor. Parayı vuranlar kenarda oturuyorlar.

"Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaşananları "iktisadi güvenliğe sabotaj" olarak nitelendirmesini eleştiren Özel, şu ifadeleri kullandı:

Bakan, eski bakan, genel başkan yardımcısı ve danışmanlar orada, atadıkların fonun başında. Sen ilk günler diyordun ki, 'Ucu nereye çıkarsa çıksın ilerleyeceğiz. Kime dokunursa dokunsun devam edeceğiz'. Ben diyordum 'Yakında bu işi dış güçlere bağlar' diye. Diyor ki, 'Türkiye'nin iktisadi güvenliğine sabotaj düzenlendi'. Şimdi bu acizliğe güler misin ağlar mısın? Ama şöyle bir şeyi görmek lazım. Bu AK Partililerin saadet zinciri. Milleti soyup soğana çevirmişler. Borsadaki kayıp 3,5 trilyon, tasfiye olan fonlardaki para 800 milyar lira. Soygunun ekonomiye doğrudan maliyeti 90 milyar dolar. Ne diyorduk? Asrın felaketi. 11 il yıkıldı. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, devlet açıklıyor. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Neredeyse depremin 11 ilde yıktığı ve ortaya çıkardığı bütün kaybın yüzde 90'ını AK Parti'nin kara düzeninde, AK Parti'nin saadet zincirinden vurmuşlar. Şimdi Erdoğan diyor ki, 'İktisadi güvenliğe sabotaj düzenlendi'. Eğer bir sabotaj varsa, iktisadi güvenliğe sabotaj, bir ülkede yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, yani kendi bakan yardımcısını önce Cumhuriyet başsavcısı atayan, siyasi operasyonlar yapan, sonra onu bakan atayan bu sabotajın başındadır.

Özel, soruşturmada adı geçen isimleri açıkladı

Bir yerlerde birileri iktisadi sisteme sabotaj yapmış, Erdoğan da bunu Zeynel Emre'nin yaptığı basın açıklamasıyla öğrenmiş. Şimdi buradan milletimize arz ediyorum. Soruşturmada adı geçenler, tutukluluk durumlarına göre ve atayan kişiye göre tam liste:

Soruşturmada adı geçenler, tutukluluk durumlarına göre ve atayan kişiye göre tam liste: Emre alkin, Tera Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu'na atanmıştır. Kerem Alkin, Tera Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu, Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliğine Erdoğan tarafından atandı, Varlık Fonu ve Halkbank yönetimine Erdoğan tarafından atandı. Emre Tezmen, Tera Yönetim Kurulu Başkanı, tutuklu, Fatma Hanım ve ailesiyle yakın ilişkili. Erkan Kilimci, Tera'nın Genel Müdürü, tutuklu, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, 200 liranın üzerinde imzası var, Erdoğan tarafından atandı. Fecir Alptekin, Tera Yönetim Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi, Erdoğan'ın imzasıyla atandı. Abdulkadir Özkan, Tera Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu, Başbakanlık Başdanışmanı, Erdoğan tarafından atandı. Diyanet ve Millî Eğitim Bakanlığı Basın Müşavirliği yaptı. Erdin Özel, Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısıydı, Erdoğan tarafından atandı. Muhammet Yarız, Pusula Portföy'de yönetici, tutuklu, eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi. Özdemir Atasever, Özata Yönetim Kurulu Başkanı, tutuklu, AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı. İskender Balcı, fonda yönetici, tutuklu, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı.

Ey Erdoğan, atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, maalesef soyulan da AK Partili, hakkını arayan da YENİ Partili. Sen bu işin tam ortasındasın. Hani 'bizim bu işle hiç ilgimiz yok' diyor ya. Desek desek bir tek biz deriz. Atayan AK Partili, atanan AK Partili, Soyan AK Partili, soyulan AK Partili. Ama soyulan AK Partili kardeşlerime söylüyorum. Sizin hakkınızı aramak da boynunuzun borcudur. Çünkü karıncanın kardeşi var o da YENİ Parti'nin ta kendisidir."

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin iktisadi güvenliğini koruyacaklarını bahsederken maalesef ülkenin evlatlarının güvenliğinden dahi haberi yok" dedi. 

"Kurşun geçirmez okul çantası satılıyor"

Özel, şunları kaydetti:

Dün gördüm, kahroldum. Dedim ki; 'Göreceğiz, bununla yüzleşeceğiz.' Bu ne biliyor musunuz? Kurşun geçirmez okul çantası. Bunu, internette satıyorlar. Youtube'a yazın: 'Kurşun geçirmez okul çantası'. Çanta poligonda gidiyor, her mesafeden kurşun sıkıyorlar. Burası, kurşun geçirmez malzeme kaplı. Çantadan geri dönüyor, çocuğa gösteriyorlar, kurşun sıkılan yöne doğru kalkan çantayı tutup arkasına saklanacaksın diye... Bu niye? Okulda polis yok, güvenlik yok diye. Okulda çocuğu koruyacak yok diye. Yok vallahi! 3 bin kişi, Cumhurbaşkanı'nı korumakla meşgul çünkü. Okulda bulunamayan polisler, Cumhurbaşkanı'nı koruyorlar, 3 bin korumayla geziyor. İşte Türkiye'nin acı gerçeği budur: kurşun geçirmez okul çantası... Bir anda okul polisi yok okulun önünde, koruma yok, çünkü hepsi birden Beyefendi'yi korumakla görevlendirilmişler.

Bugün maalesef bir kötü haber de Başakşehir İmam Hatip Lisesi'nden geldi. 10. Sınıf bir kız öğrenci, yedi kız öğrenciyi bıçaklayarak okulda dehşet saçtı. Bunun için bir kez daha buradan söylüyoruz. Biz devletin alıp eğitip, yedi yıl terörle mücadelede sınayıp, liyakatle görevini bırakanlardan, uzman çavuşlarımızdan 60 bin önce, 60 bin takip eden dönemde, 120 bin uzman çavuşu sınava sokup psikolojik test ve okulda görev yapmayla ilgili eğitimin sonunda bunları okulların bahçesinde, önünde, okul güvenliği olarak görevlendireceğiz. Okulların güvenlik sorunu çözülmeden hiçbir siyasetçi kendi güvenliğini bu şekilde sağlamayacak.

Özel’den erişim engellerine tepki

Fon krizinde halkın cevap beklediğini ancak iktidarın, "soranın sesini kestiğini" ifade eden Özel, son dönemde sosyal medya hesaplarına gelen erişim engellerine ilişkin şunları söyledi:

Paranın izini süren gazetecinin, tehlikeyi önceden haber verenin ya da yaşandıktan sonra riskleri anlatan ekonomistin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri geliyor. İfade Özgürlüğü Derneği'nin tespitine göre, yalnızca eylül ayında bin 270 X (sosyal medya) hesabına erişim engeli geldi. T24'ün sitesini ve sosyal medya hesaplarını erişime engellediler. Evrensel'in, Sol Haber'in, Kısa Dalga'nın hesaplarını engellediler. 7 bin üyeli Türkiye Psikiyatri Derneği'nin, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun, Kadın Koalisyonu'nun sesini kıstılar.

Kara mizah, şaka gibi, ağlanacak halimize güleceğiz ama sonunda en son hangi hesapların engelli olduğunu ilan eden, yorumsuz veren, engelliweb'in sitesini ve sosyal medya hesabını kapattılar. İnanmak güç ama İfade Özgürlüğü Derneği'nin kendi hesabını kapattılar. Ateşi söndüremeyenler; çözümü, dumanı yasaklamakta buldular. Geçtiğimiz Temmuz ayında burada konuştuk. Milletvekillerimiz, ilgili komisyon üyelerimiz, grup başkanvekillerimiz, komisyonda, Meclis'te konuştu. Meselenin kendisi şu: Bu erişim engeli yetkisini, Cumhurbaşkanlığına bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı'na verdiler.

"AYM’yi yürütmeyi durdurma yetkisini kullanmaya davet ediyoruz"

Kanun, temmuz ayının sonunda 31'inde yayınlandı. Biz de bunu 21 Eylül günü yürütmenin durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. O gün komisyonda, Meclis'te, arkadaşlarımız şunu söylüyordu: 'Siz, sosyal medya erişimini bir siyasi partinin genel başkanının atadığı Siber Güvenlik Başkanlığı'na bırakırsanız, bunun siber güvenlikle falan ilgisi kalmaz. Bu, kendileri açısından siyasi güvenlik mücadelesine döner. Muhalifleri susturur' deyince, AK Partili, MHP'li milletvekilleri, 'Yok ya, suçun beş unsuru var, oluşmadan olur mu? Bilmem nesi olur mu' diyorlardı. Şimdi tweeti atıyor, fon krizindeki riski anlatıyor o hesabı kapatıyorlar.

Tayyip Erdoğan, sarayda akşam oturmuş, elde kumanda, nasıl kanal değiştiriyorsa, televizyonu ne kadar kolay kapatıp, ne kadar kolay açıyorsa, muhaliflerin sosyal medya hesaplarını o kadar kolay kapatıyor. Siber Güvenlik Başkanlığı'na söylüyor, onlar zaten kraldan çok kralcı. 'Ya, bu adam ne konuşuyor? Kapatın hesabını' diyor, 'Kapattık efendim, 10 dakika önce' diyorlar, 'Aferin, aferin'... Böyle bir noktaya geldi Türkiye. Yarın saat 12.00'de Anayasa Mahkemesi'nin önünde, Anayasa Mahkemesi'ni suçlayarak değil, ama bu meselenin hassasiyetini vurgulayarak, hesabına erişim engeli gelen gerçek kişileri, kurumları, kurumların yöneticilerini, bizimle birlikte Anayasa Mahkemesi'ne çeşitli yollardan başvuruda bulunmuş herkesi ve erişim engeline karşı sesini yükseltip Anayasa Mahkemesi'ni göreve çağırmak isteyenleri, yarın 12.00'de Anayasa Mahkemesi'nin önüne bekliyoruz.

Yarın orada elbette biz de başvurusu olanlardan biri olarak, hesabı engellenenler, sansüre uğrayanlar orada konuşacaklar. Düşünün önceki düzenlemeyi, daha öncesini, diğer ülkelerdeki uygulamaları... Böyle bir şey olması için yargı kararı olması lazım, kademe kademe geldi bunlar. Önce BTK kapatıyor, ardından bir gün içinde konu yargıya taşınıyor. Şimdi ise iş, 'Tayyip Bey söyler, Siber Güvenlik Başkanlığı kapatır' noktasına geldi. Böyle bir hak ihlali söz konusuyken, Anayasa Mahkemesi’nden bir süredir terk ettiği, yürütmeyi durdurma yetkisini yeniden kullanmasını bekliyoruz. Çünkü bu yetki, Anayasa Mahkemesi’nin geçmiş içtihatlarıyla kazandığı ve onu Anayasa Mahkemesi yapan en önemli yetkilerden biridir. Yoksa 9 ay, 10 ay, 12 ay sonra millet haklı denecek, 12 ay boyunca susturulanlar ne olacak? 12 ay sonra aynı kanunun bir kelimesini değiştirerek, anlamı değiştirmeden virgülü, noktalı virgül yaparak götürüyorlar. Bir 12 ay daha kazanıyorlar.

Özel, Ali Şekeroğlu’nu andı

Anayasa Mahkemesi, bu tip durumlarda verdiği kararı boşa düşüren yani ona; 'Biz seni saymıyoruz, sallamıyoruz, umrumuzda değilsin. Seni bağlayıcı bir kurum olarak görmüyoruz' diyen şımarık yasama anlayışına, şımarık iktidarın dayattığı kalitesiz ve hak kaybettirici yasama anlayışına karşı milletin hakkını, hukukunu savunmak için yürütmeyi durdurma hakkını kullanmaya davet ediyoruz. Allah gani gani rahmet eylesin, Ali Şekeroğlu, emekli polis, geçen hafta 10 gün önce AYM önünde beylik silahıyla canına kıydı. Seyyanen zam hakkını emekliler için isterken, bunu protesto ederken; 'Para için değil, onurum için' diyerek tetiği çekti. O günden bugüne iktidar basını kör... İktidar basını görmedi, söylemedi, yazmadı. Erdoğan, bir kelime bile bu konuda konuşmadı. Geçen hafta içinde ayrıca, 5 polisimiz intihar etti ve ailesini, milletimizi yasa boğdu. Hem polislerin, hem emeklilerin, tüm memurların, tüm emekçilerin içinde bulundukları bu zorlukların bu parlamento tarafından görülmesi gerekiyor. Bir kez daha hayatını kaybeden Ali Şekeroğlu'na başsağlığı diliyoruz. Bütün emeklilerin ve bütün emniyet mensuplarının başı sağ olsun.

"Arhavi pazarında vatandaşın alım gücü nasıl diye sordum, bir teyze 'sıfır' dedi"

Özel, hafta sonu Artvin ve Rize mitinglerinde gerçekleştirdiği pazar ziyaretlerine ilişkin, şu ifadeleri kullandı:

Hafta sonu Artvin'deydim iki gün. Artvin Merkez ve ilçelerini ve dediğim gibi Rize'nin Pazar ilçesini ziyaret ettim. En son Artvin'den ayrılmadan önceki son ziyaret Arhavi'yeydi, Arhavi pazarına. Pazarda hem pazardakilerle hem pazarlık yapanlarla, satamayanla ve alamayanla ayrı ayrı sohbet ettik. Türkiye'nin dört bir yanında pazarlarda, uzun uzun insan hikayeleri, zorluklar... Örneğin fasulyenin Pazar'da, tarlada 8 liraya koparılıp pazarda 60 lira, İstanbul'da 150 lira, Bodrum'da 200 lira olması konuşuluyor. Mazot konuşuluyor, pahalı ve gitgide de pahalılaşan şimdi de özelleştirme tehlikesindeki otoyolların maliyetleri konuşuluyor.

Çıkmayan hal yasası, olmayan lisanslı depoculuk, üretici kooperatiflerinin ayakta kalamaması, devletin çeşitli kurumları, Fiskobirlik'ini, Çaykur'unu, Tariş'ini desteklemeyip kösteklemesi konuşuluyor. Ve o fiyatlar nasıl oluşuyor ve millet ne kadar zorlanıyor? Milletimiz anlatıyor, biz de dinliyoruz. Artvin'de o sarı fasulye var, turşuluk fasulye. 100 lira kilosu. Onu satan teyzeme gittim. Selamlaştık. Dedim ki 'Teyzecim, vatandaşın alım gücü nasıl'. Bana dedi ki; 'sıfır.' Daha daha iyi açıklanamazdı. Çünkü beyefendiler saraylarında oturup emekliye 23 bin lira verince, açlık sınırı 37 bin lirayı geçmiş; işçilere 28 bin lira verince yoksulluk sınırı 130 bin liraya dayanmış. Oradaki geçim durumunu sorunca lafı uzatmadı teyze, 'Sıfır' dedi geçti.

Özel, TÜİK’in enflasyon verilerini eleştirdi

TÜİK dün enflasyon verilerini açıklandı. 'Sıfırın da altında' dediler enflasyon için. İlk kez gıda enflasyonu bu ay duy da inanma yüzde -0.2 olmuş. Ancak enflasyon aylık 1,8 yıllık 29,7. Yıl 2026... 2022'den beri Erdoğan'ın sözü var her yıl tek haneli enflasyona ulaşacağız. 2026 bitiyor, yüzde 30 enflasyondayız. TÜİK'e göre, Tayyip'i üzmeyen istatistik kurumuna göre yüzde 30; diğer kurumlar, yüzde 50, yüzde 60 hesaplıyorlar. Gıda enflasyonumuz, yüzde 27.6. Dünya ortalaması, yani Türkiye tarımda kendine yetebilen 7 ülkedendir diye okuyorduk ya ilkokuldaki kitaplarda, anlatıyorduk. Bugün dünyada kendine yeten yedi ülkeden birinde gıda enflasyonu, yüzde 27,5, bütün dünya ortalaması yüzde 5,8. Avrupa Birliği ortalaması yüzde 0,3. Avrupa Birliği'nin 90 katı gıda enflasyonu var Türkiye'de. Gelir adaletsizliğinde Avrupa'da birinci sıradayız. Ülkenin en zengin yüzde 1'i, gelirin yüzde 35'ine sahip. Nüfusun yoksul yüzde 90'ı, yani 0'dan yüzde 90'a kadar olan kısmı yüzde 32'ye sahip. Yani yüzde 1, yüzde 90'dan daha fazla gelire ve servete sahip durumdalar.

Şimdi TÜİK çıkmış diyor ki, 'Üzülmeyin, bu ay gıda enflasyonu yüzde -0,2. Burada, tabii TÜİK'e güvenmiyorsun, gidip kendin alıyorsun. Bu üç harfliler var ya, iktidara en yakın o üç harflilerin satışı, bir tek bu piyasadaki bildiğiniz simit. Eylül 2025'te 15 lira, hepiniz biliyorsunuz, şimdi 20 lira, yüzde 33. Üç harflide yoğurt, kooperatif markası reklama girmez Torku. Yüzde 46 artmış. Nasıl? 179 liradan 259 liraya çıkmış, yüzde 46 artmış. Bir de normalde 349 duruyor, 'Yüzde 26 indirim yaptım' diyor. Ona rağmen yüzde 46. Paket pirinç, 59 liradan 99 liraya çıkmış yüzde 46. Yüzde 20 yağlı dana kıymanın 400 gramlık paketi, 179 liraymış, 279 liraya çıkmış yüzde 55. Tost peyniri, 215 liradan 349 liraya çıkmış yüzde 62. Tereyağı 219 liradan 385 liraya çıkmış yüzde 76. İşte kendi kendine yeten Türkiye'nin, Tayyip Erdoğan'ın eline düşüp kendi kendine ettiği.

Önümüzdeki seçimde Erdoğan'dan kurtulmadan bu enflasyondan kurtulmaz. Milletimize emanet ediyorum. Bir de geçmişte çok kötü kullanıldı, devlet sosyal yardım diye makarna dağıtınca, ona bize bir itiraz ettik hep dedik ki 'Kim ne sosyal yardım yapıyorsa ihtiyaç sahibine varıyorsa doğrudur. Onları bu hale düşürenler utansın. Yoksa onu alanlar neden utansın?' Şimdi 2013'te kişi başına makarna tüketimi, 4,5 kiloymuş bundan 13 yıl önce. Bu sene 9 kiloya çıkmış. Bu, beslenme sağlığı açısından çocuk gelişimi açısından ve halk sağlığı açısından olabilecek en büyük tehlike. Yani tüketilen makarnanın kişi başına 4,5 kilodan 9 kiloya çıkması...

Bu makarnada da çok çarpıcı bir örnek var. 2023 yılında 13 lira ve kişi başı 4,5 kilo makarna tüketiyoruz. 2026'da 9 kiloya çıkmış ya fiyatı da 53 liraya çıkmış. Emeklinin makarnası, en düşük emekli maaşıyla 2013'te 577 paket makarna alınabilirken bugün 443 paket alınabiliyor. Bu, sadece 12 yılda bütün AK Parti iktidarı boyunca da değil ve aradaki bu sürede 134 paket makarna kayıp. Şimdi burada, Erdoğan'a bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Diyor ki '3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin' diyor. Erdoğan'a buradan şunu söylüyoruz: Bu milletin kimseye beddua etmek huyu değildir. Bedduadan korkarız ama senden kurtulup karnımızı doyurabilmek için Allah'a dua ediyoruz.

Erdoğan ailenin güvende tutulmasından bahsediyor. Ailem Güvende operasyonları yapıyorlar. En son Mersin’e siyasi operasyon yaptılar. Sabahın köründe polis, belediye başkanlarımızın, meclis üyelerimizin, bürokratların evlerine şafak baskınları yaptı. Sabahın beşinde bir kapıyı çaldılar. Bir hanımefendi ev kıyafetiyle, geceliğiyle kapıyı açtı. Karşısında kameraları ve polisleri görünce ‘Ne oluyor’ dedi. Polis dedi ki ‘Şu sebeple geldik.’ ‘Lütfen çekmeyin bu kıyafetle’ deyince, ‘Korkmayın, polis kamerası.’ Ve biz o polis kamerasının kaydını, iki saat sonra bütün sosyal medya hesaplarında ve yandaş kanallarda gördük. Hanımefendinin yüzüyle ve üzerindeki o ev hali kıyafetiyle birlikte. Buna tepki gösterdik. İçişleri Bakanı açıklama yaptı. Ülkenin bakanı böyle diyorsa itimat etmemiz lazım. ‘Bu bizden sızmadı, polis kamerasını servis etmedi. Bu konuda İçişleri Bakanlığı’nın ve polisin bir sorumluluğu yok’ dedi. Ben bu açıklamaya itibar ediyorum. Polis o kamera görüntülerini savcılığa veriyor. Buradan Erdoğan’a söylüyorum: Adalet Bakanlığı’nda bir yapı var. Bu görüntülerin tamamı Adalet Bakanlığındaki bir yapı tarafından hızla elde ediliyor. Kimi o günkü operasyonda algı yaratmak için, kimi yarın konuşan biri olursa diye arşivlenerek bir yere konuyor. Ve haysiyet cellatlığı, haysiyet suikasti için yapılıyor. Sayın Erdoğan ya Adalet Bakanlığı’ndaki bu haysiyet celladı, insanların özel hayatlarına el uzatan, insanların mahremini millete teşhir eden ve bundan utanmayan bu çeteyi dağıtırsın ya da Allah ailemizi senden de korusun.

“Üçüncü kez TBB başkanı tutuklandı”

Şimdi o kirli operasyonda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı ki Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı’dır. İlk başkan Ekrem İmamoğlu, hiç hazmedemediler. TBB yıllardır AK Parti’de; sadece AK Partili belediyelere yardım eder, sadece ondan oluşur yönetim kurulu, yüzde 1’i gerisine, yüzde 99 kendisine sistemiyle yönettiler yıllarca. Millet 411 belediye bize verince 100 binden fazla nüfuslu doğal belediye başkanlarını delege yapan sisteme göre bütün çoğunluğu bize verince, hiç hazmedemediler. İnanın öyle insanlarız ki TBB yönetiminde ilk günden beri, Yeniden Refah var, Büyük Birlik’e teklif ettik son gün vazgeçti, İYİ Parti’nin bir belediyesi iki delegesi var, Meclis’te temsilcisi var, DEM Parti’nin belediye sayısı oranında temsilcisi var, bizim de aldığımız belediye oranında temsilcimiz var. AK Parti yüzde 51’i alınca hepsini alıyor ya. Biz bölüştük. Hatta biz AK Parti’ye ve MHP’ye de ‘Gücünüz nispetinde temsilci verin’ dedik. Onlar vermedi. Biz milletin verdiği belediye oranında paylaştık. Bunlar sindiremediler. Önce Ekrem İmamoğlu’nu gözaltına aldılar, tutukladılar. Yerine Zeydan Karalar seçildi. Zeydan Karalar’ı gözaltına aldılar, tutukladılar. Yerine Vahap Seçer seçildi. Şimdi üçüncü kez TBB Başkanı’nı gözaltına aldılar. Haksız hukuksuz bir şekilde gizli tanıkifadeleriyle ve somut bir kanıt olmadan tutukladılar. Şimdi TBB seçimi yine olacak. Bakalım orada tekrar ne dümenler dönecek.

“500’den fazla AK Partili belediye başkanından bir tanesine tutuklama yok”

Yenişehir, Mezitli ve Mersin Büyükşehir belediyelerinde yapılan operasyonda, sorgu sırasında birisine ‘İtiraf et seni salayım. Şu kapıdan çıkarın, görsünler. İftira atanı salalım, başkanları içeri atalım’ prosedürüyle bir büyük kötülük daha yapılmıştır. Hepsini birden takip ediyoruz. Hem Mersin’de hem İstanbul’da hem Türkiye’nin dört bir yanında yapılan bu operasyonların siyasi operasyonlar olduğuna milletimiz yüzde 60 oranında inanıyor. Bunların gerçek operasyonlar olduğuna inananlar yüzde 25 oranında kalıyor. Ama şunu hatırlatmam lazım: 500’den fazla AK Partili belediyeye soruşturma izni var, bir gözaltı yok, aktif belediye başkanına bir tane tutuklama yok. Ama çok daha az CHP’li belediye başkanı olduğu halde işte gördüğünüz gibi rakamlar ortada.

“Delilden suçluya değil, suçludan delile gidiliyor”

Bir belediye başkanı güvence altındadır. Eğer yaptığı işte şüphe varsa gider, müfettiş araştırır. Belgelere bakar, eksik görürse sorar, tatmin olmazsa yazı yazar, soruşturma izni ister. AK Partili bakan izin verirse soruşturma açılır, soruşturma sürer, deliller toplanır. Suç varsa mahkeme açılır. Peki bu usul terk edilirse ne olur? Bu usul terk edilirse delilden suçluya değil; çünkü o delil belki belediyede yolsuzluğu yapan başkana varana kadar arada birisi, başkanın bir altında birisi. Eğer varsa başkanla ilgili şüphesi onu da ispatlar. Yoksa kimse belediye başkanlığı yapamaz. Ama şimdi delilden suçluya gitmek yerine ki öyle gidilip de suçu ispatlanan bir başkanımız olursa cezasını çekmesine ilk biz razıyız. Bizim itirazımız suçludan delile gidilmesi. Kafada suçluyu belirliyor. ‘Gaziosmanpaşa’da çoğunluk bende, suçlu GOP Başkanı. Bursa’da çoğunluk bende, suçlu Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı. Ya da Ataşehir’de çoğunluk onda. Aradaki fark kadar operasyona adam yolla. Ataşehir hedefteki belediye başkanı.’ Böyle böyle, önce başkanı alıp, dosyaları alıp, bütün müteahhitlerin malına el koyup, sonra ‘İhaleyi almamı şu söyledi.’ Bakın ne para, ne para teslimi, kör kuruş kanıt yok. Sadece ihaleye girmeyeni bulup getiriyorlar. ‘Niye girmedin?’ Girmemiş adam ya, niye girmedin var mı? Mecbur mu? ‘Belediye başkanı beni istemiyormuş diye girmedim. At imzayı çık dışarı.’ Buradan ihaleye fesat çıkarıyorlar.

“Bir tek Ferdi Zeyrek için söyledim”

Tamamen düzmece oyunlarla belediye başkanlarımıza siyaseten hedef oldukları için önce hedeften suçluya, sonra suçludan delile gidiyorlar. Delilden öbür tarafa giden yok. Bir de bir önemli gazetede her gün yazan, yalan yanlış yazan, kendini bile tekzip eden birisi dönüyor dolaşıyor, ‘Özgür Özel dedi ki ‘Sütte leke var bizim belediye başkanlarında yok.' Ben dediğimi dedim derim, demediğimi demedim derim. Manavgat’ta bir günde ihraç yapmışız. Bodrum’da bir günde ihraç yapmışız. Uşak’ta bir günde ihraç yapmışız. İhraç edilene kadar geçen sürede bile ilk gün tedbirle disipline yollamışız. Benzer vakaların hepsinde yapmışız. Ben o lafı bir tek Ferdi Zeyrek için söyledim. Buradan bir kez daha söylüyorum: Allah rahmet eylesin. Sütte leke vardı, Ferdi’de yoktu. Ölmüş insanın arkasından öyle sözler söylemek, o lafı çarpıtmak, o lafı bir yere çekmek neyine yarıyorsa öyle söylüyor. Bizim içimizde suç işleyen varsa, adil bir yargıyla gerçek kanıtlarla ortaya çıkarsa kimse savunmaz. Şimdi önümüzdeki hafta, daha sonraki hafta, hem etik yasa teklifimizi, Siyasi Ahlak Yasası’nı hem de YENİ Parti’nin yeni etik kurallarını ortaya koyacağız. Göreceğiz bakalım, el mi yaman bey mi yaman?

Mekke anlaşması

AK Parti dış politikamızı milli çıkarlarla belirlemeyi bırakmıştır. Meclis’in açılış günü, fiilen ilk kez çalışacağı gün olduğu için konu çok önemli. Dış politikadaki keyfilikler milletimize pahalıya mal oluyor. Erdoğan 2019’da, Suudi Arabistan’ı Yemen konusunda eleştiriyordu. ‘Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hale kim getirdi’ diyordu. Arabistan Yemen’e harekat planlarken şimdi onunla birlikte oldu. 7 Ağustos’ta Mekke’de; Suudi Arabistan, Pakistan ile ittifak anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre üç ülkeden birine yapılan silahlı saldırı hepsine yapılmış sayılacak. Yani artık Suudilerin meselesi bizim meselemiz olacak. Trump’ın Orta Doğu’daki yeni düzeni: ‘Örgütler yok devletler var.’ O yüzden Suriye’deki bütün örgütler merkezi yönetime dahil edildi. Suriye yönetimini muhatap kabul ediyor. Trump’ın kurduğu düzene göre bölge ülkelerini, Orta Doğu’daki ülkeleri, biz aslında Orta Doğu’ya değil Avrupa’ya tabiyiz. Onların kategorisindeyiz ama bizi Orta Doğu’ya sayıyorlar. Maalesef bunlar da susuyorlar. Orta Doğu’da ‘Hizaya geç’ dedi Trump. ‘Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, Türkiye siz dördünüz birsiniz. Birlikte hareket edeceksiniz.’ Mısır baktı pabuç pahalı, ‘Ben bu işte yokum’ dedi. Bu ittifaktan ayrıldı. Bizimkiler bayram değil, seyran değil Suudi Arabistan ve Pakistan ile ittifak kurdular. ‘Ona saldıran bana saldırmıştır diye kabul ediyorum’ dediler.

“Ortak savunma paktları barış döneminde kurulur”

Türkiye’nin deneyimli dış politikacıları şunu hatırlatıyor: ‘Saldırmazlık paktı, ortak savunma paktları barış döneminde kurulur. Caydırmak için kurulur. ‘Saldırırsan, biz biriz’ denir caydırıcı güç oluşturulur. Savaştaki bir ülkeyle bu anlaşmayı imzalamak doğrudan savaşa taraf olmaktır.’ Bugün bu anlaşmayı imzalamak suretiyle Türkiye’yi sıcak bir savaşa doğru sürüklüyorlar. Diyorlar ki ‘Acaba Mekke’yi savunmak bize mi nasip olacak?’ Suudi Arabistan’ın dünya kadar parası, imkanı, silahı, başına kendi açtığı dertler ortada. Bu Suudi Arabistan Prensi, Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’da öldürttü, cayır cayır eritti, kemiklerini çantalarda taşıttı. Erdoğan ‘Katil, İki elim yakanda’ dedi. Amerika ‘Barış’ deyince barıştı. ‘Yolla’ deyince katilleri yolladı. Şimdi birlikte Suudi Arabistan’ın Yemen ile olan savaşına taraf olacaklar. Dün akşam gitmişler, Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri ve Savunma Bakanları fiili durum yaratarak asker konuşlandırmasına orada karar vermişler.

“Mehmetçik’i 100 yıl sonra Yemen çöllerine sürecek maceracılığı, Trump’ın emir askerliğini kabul etmiyoruz”

Herkes şunu bilsin: Anayasa 90 var, kapı gibi ortada. Uluslararası anlaşmalar öyle işin içinde asker varsa, silah varsa gelecek, bu Meclis’te onaylanacak. Uluslararası anlaşma öyle bir yaprak olmaz. Basın bildirisi gibi olmaz. Peçeteye imzalanmış temenni metni gibi olmaz. Her yönüyle belli olur. Kağıda dökülür, Dışişleri Komisyonu’nda görüşülür, Meclis’e gelir ve kimin ne oy verdiği kayda geçecek şekilde açık oylamayla tarih önünde karara bağlanır. Sen anlaşmayı getirmeden doğru formatta bir anlaşma daha ortada yokken, Cumhurbaşkanınca Meclis’e yollanmamışken, Meclis Başkanınca kanun teklifine dönüştürülmemişken, Dışişleri Komisyonunda görüşülmemişken dün karar vermişler: Asker gelecek, -bir de rahatlatmak için güya, lafa bak- ülkeler mevzuatlarına göre bu kararı alacak. Bizim mevzuatımız ne? Kararı Meclis alır. Orada bizim bakan, Meclis’in alacağı kararı taahhüt eden imzayı atıyor. Riyad’a gitmiş, Trump’ın talimatıyla Suudi Arabistan ile, Pakistan ile birleşmiş. Mehmetçiği ölüme gönderebilecek anlaşmaya, Meclis’e anlaşma gelmeden... Gelse ne yazar. Anayasa’nın bu sefer de 92’si var. ‘Asker gidecekse karar tekrar Meclis’ten geçecek.’ Bu yapılmadan gidip de anlaşmalar imzalayıp Mehmetçiğin oraya konuşlandırılmasıyla ilgili taahhütte bulunuyorlar. Trump’ın Orta Doğu düzeninin bir parçası olmayı kabul etmiyoruz. Anayasa’nın amir hükümlerine göre usulüne uygun görüşüp kabul edilmemiş uluslararası anlaşmayı kabul etmiyoruz. Mehmetçik’i 100 yıl sonra Yemen çöllerine sürecek maceracılığı, Trump’ın emir askerliğini kabul etmiyoruz.

“Bizi tanımayanı biz de tanımıyoruz”

Erdoğan’a sesleniyorum: Yeni dönemde Meclis’i Anayasa’daki yetkileriyle tanıyıp, Meclis’e saygılı bir tutumda olacaksan, AYM’nin yetkilerini tanıyacaksan, yargı bağımsızlığına, Anayasa’nın vurgularına uyacaksan ancak o gün çıkar ‘Cumhurbaşkanıyım’ dersin. Yoksa Meclis’in yetkilerini tanıyan sayfayı yırt at, AYM’ninkini yırt at, yargı bağımsızlığını yırt at; sonra çık ‘Ben Cumhurbaşkanıyım, devleti temsil ediyorum’ diye kasım kasım yetki kullan. Bizi tanımayanı bundan sonra biz de tanımıyoruz.

“Erdoğan sen eskinin daniskasısın”

Biz bize bu kadar zulmü, kötülüğü yapanı tanımayıp da sırtımızı dönüp gidince önce biraz arkamızdan bakakaldı. Sonra promptera daldı, konuştu da konuştu. Eski siyaseti kötülüyor. Yeni bir siyasetten bahsediyor. Bu niye biliyor musunuz? Sosyal medyada son üç ayın en çok konuşulan konusu; yeni siyaset, YENİ Parti, YENİ Parti’nin yeni yöntemleri, bu hafta sonu yaşadığımız demokrasi şöleni, üyeye, millete önem vermek, yeni bir siyasete, iktidara yürümek olunca… Kelime bulutundan yakalıyorlar sosyal medyadan, koyuyorlar promptera, okuyor beyefendi. Eski siyaset kötüymüş, yeni bir siyaset kurmak lazımmış. Sayın Erdoğan; sen yeni değilsin, sen eskisin, sen eskinin daniskasısın, sen eski siyasetin temsilcisisin.

“Satıp gidenler haindir”

Senin siyasetin milletin seçtiği belediye başkanının evine şafak baskını yaptırmaktır. Senin siyasetin kapıyı açan, üstünde gecelik olan kadınların görüntülerini basına servis ettirmektir. Senin siyasetin ana muhalefet partisine darbe yapıp başına kayyum atamaktır. Senin siyasetin milletin bankadaki, fondaki parasını yandaşa yedirmektir. Senin siyasetin İzmir’de, Foça’da aday çıkaramamışken, Foça‘yı MHP’ye bırakmış, AK Parti-MHP yüzde 15 oy almışken, Foça’nın seçtiği kadın başkana tehdit, şantaj, baskı, korkuyla gidip yüzde 15 aldığınız ilçenin belediyesine çökmektir. Yıllardır asla kazanmadığın, kazanamadığın, sana güvenmeyen İzmir’in; güvenip de oy verdiği kişiyi tehditle, şantajla, baskıyla, cezaevinin ucunu göstererek, içeride yatan birinin dosyasında adını göstererek partine devşirmeye çalışan eski siyasetin daniskasıdır. Bu baskılara boyun eğmeyip de içeride aslanlar gibi yatıp arkadaşlarını ve partisini satmayanlar ölene kadar kardeşimizdir. Satıp gidenler haindir, hain oğlu haindir. Onu satın alanlar milli irade hırsızıdır. Teyzem dedi bana: ‘Bırak giden gitsin, satan satsın, topuklayan topuklasın.’ YENİ Parti var. İktidara yürüyüşte. Esas onlardan arınalım, önümüze bakalım. Yürüyelim arkadaşlar.”

Özel grup toplantısının ardından, toplantıya katılan Ankara il örgüt üyeleriyle Şeref Merdivenleri'nde fotoğraf çektirdi.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU