İstanbul'un 30 metre altında tarım: Geleceğin üretim modeli mi?

İstanbul'un 30 metre altında güneş ve toprak olmadan bitkiler yetiştiriliyor. Dikey tarım su ve alan tasarrufu sağlarken enerji tüketimi ve maliyeti, bu üretim modelinin geleceğini tartışmaya açıyor

İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi’nde bitkilerin gelişimini kontrol eden otomasyon sistemi ve mor LED’li üretim alanı / Kolaj: Independent Türkçe

İstanbul'un kalabalığından 30 metre aşağı indiğinizde, tarımla yan yana düşünmeyeceğiniz bir yerdesiniz. Güneş yok, yağmur yok, toprak yok. Buna rağmen marullar, rokalar, naneler ve fideler büyüyor.

Kağıthane'deki İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi'nde bitkilerin ihtiyaç duyduğu ışığı LED'ler sağlıyor. Su ve besin köklere kontrollü biçimde veriliyor. Sıcaklık, nem, karbondioksit ve suyun pH değeri ise otomatik kontrol sistemleriyle takip ediliyor.
 

Merkezde yer alan dikey raflarda fidelerin ihtiyaç duyduğu ışık özel LED aydınlatma sistemleriyle sağlanıyor
Merkezde yer alan dikey raflarda fidelerin ihtiyaç duyduğu ışık özel LED aydınlatma sistemleriyle sağlanıyor 

 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın Türkiye'nin COP31 hazırlıkları kapsamında düzenlediği programda ziyaret ettiğimiz merkez, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki baskısı artarken gıda üretiminin nasıl değişebileceğine dair dikkat çekici örneklerden biri.

Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı merkez, 2022'den bu yana farklı bitkilerin kapalı ortamda nasıl ve hangi koşullarda daha verimli yetiştirilebileceğini araştırıyor.

Merkezin Proje Koordinatörü Ziraat Yüksek Mühendisi Hakan Aşan, Independent Türkçe'ye bitkinin ihtiyaç duyduğu ışık, su, sıcaklık, besin, pH ve karbondioksit gibi koşulların burada kontrollü biçimde sağlandığını anlatıyor.
 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın programı kapsamında basın mensupları ve katılımcılar İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi'ni ziyaret etti
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın programı kapsamında basın mensupları ve katılımcılar İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi'ni ziyaret etti

 

Peki neden 30 metre yerin altı?

Bunun nedenlerinden biri, dışarıdaki hava koşullarından büyük ölçüde etkilenmeyen bir ortam yaratmak.

"Gece gündüz, yaz kış sıcaklık farkı olmuyor. Burası yaz kış 18-20 derece" diyen Aşan, merkezin daha önce kullanılmayan bir yer altı alanına kurulduğunu söylüyor.

Aşan'ın verdiği bilgiye göre merkez 2022'de açıldığında, Londra'da yerin 33 metre altında faaliyet gösteren bir tesisin ardından dünyanın en derin ikinci tarımsal üretim noktasıydı. Londra'daki tesisin geçen yıl faaliyetlerini durdurmasının ardından İstanbul'daki merkezin hâlen üretim yapılan en derin tesis olduğunu söylüyor.

Ancak tesisin asıl ilginç yanı ne kadar derinde olduğu değil. Güneş, toprak ve yağmur olmadan tarım yapılabilmesi.
 

Ziraat Yüksek Mühendisi Hakan Aşan, tesis girişinde dikey tarımın çalışma prensipleri ve üretim süreçleri hakkında bilgi verdi
Ziraat Yüksek Mühendisi Hakan Aşan, tesis girişinde dikey tarımın çalışma prensipleri ve üretim süreçleri hakkında bilgi verdi

 

Güneş olmadan bitki nasıl büyüyor?

Bitkiler fotosentez yapabilmek için ışığa ihtiyaç duyuyor ancak bu ışığın mutlaka güneşten gelmesi gerekmiyor.

Merkezde güneş ışığının yerini LED yetiştirme ışıkları alıyor. Böylece bitkiye verilen ışığın süresi ve miktarı kontrol edilebiliyor.

Toprağın yerini ise su alıyor.

Hidroponik sistemlerde, bitkinin kökleri ihtiyaç duyduğu besinleri su içinden alıyor. Aeroponik sistemlerde ise besin içeren su doğrudan köklere püskürtülebiliyor.

Aşan, şöyle anlatıyor:

Işık, su, sıcaklık, besin değerleri, suyun pH'ı, karbondioksit… Bunlar bitkinin üretimi için gerekli yetiştirme koşulları. Biz bunların tamamını otomasyon sistemi vasıtasıyla kontrol ederek hassas bir şekilde yönetmekteyiz.


Bu kontrol sayesinde üretim yıl boyunca devam edebiliyor. Dışarıda sıcak hava dalgası yaşanması, don, dolu ya da kuraklık görülmesi, içerideki bitkinin yetişme koşullarını doğrudan değiştirmiyor.

İklim değişikliği nedeniyle tarımın giderek daha fazla aşırı hava olayı ve su stresiyle karşı karşıya kaldığı düşünüldüğünde, dikey tarımın en önemli avantajlarından biri de bu.
 

Proje Koordinatörü Hakan Aşan, kontrollü ortamda yetiştirilen fide örneklerini tanıttı
Proje Koordinatörü Hakan Aşan, kontrollü ortamda yetiştirilen fide örneklerini tanıttı 

 

Bir kilogram marul için 250 litre yerine 1 litre su

Ancak Aşan'ın en çok üzerinde durduğu konu su.

Aşan'ın aktardığı verilere göre açık tarlada bir kilogram marul üretmek için yaklaşık 250 litre su gerekebilirken, serada bu miktar yaklaşık 20 litreye düşüyor. Suyun sistem içinde dolaştırılarak tekrar kullanıldığı kapalı dikey tarımda ise yaklaşık 1 litre suyla aynı miktarda ürün yetiştirilebildiğini söylüyor.

Bu, özellikle su sıkıntısı yaşayan bölgeler için önemli bir fark.

Bir başka avantaj da alan.

Tarlada üretim tek bir yüzey üzerinde yapılırken dikey çiftliklerde bitkiler katlar halinde üst üste yetiştiriliyor. Üstelik mevsim beklemek gerekmiyor. Aşan, ürüne bağlı olarak açık tarlada yılda 2 ya da 3 hasat alınabilirken kontrollü ortamda bunun 16-18 hasada kadar çıkabildiğini belirtiyor.

İstanbul'daki merkez bunun ne anlama gelebileceğini fide üretiminde deniyor.

Aşan'a göre, serada yaklaşık 20 bin metrekarelik alan gerektirecek fide üretimi burada 300 metrekarede yapılabiliyor. Üç odanın tamamı fide üretimine ayrıldığında ise yılda 10 milyonun üzerinde fide yetiştirilebiliyor.

Merkezde şu anda yetiştirilen yaklaşık 270 bin kırmızı biber fidesinin Silivri'deki üreticilere ücretsiz dağıtılması planlanıyor. Bir sonraki aşamada ise odalardan birinin yenilenerek çilek yetiştiriciliğine ayrılması hedefleniyor.

2022'den bu yana marul ve rokadan tıbbi ve aromatik bitkilere kadar 120'den fazla bitki çeşidi üzerinde çalışma yapılmış durumda.
 

Topraksız tarım sisteminde besin ve su desteğiyle yetişen fidelerin kök gelişiminin yakından görünümü
Topraksız tarım sisteminde besin ve su desteğiyle yetişen fidelerin kök gelişiminin yakından görünümü

 

Güneşin yerine elektrik mi konuyor?

Bütün bunlar kulağa tarımın önemli sorunlarından birkaçını aynı anda çözebilecek bir yöntem gibi geliyor: Daha az su ve arazi, yıl boyunca üretim ve dışarıdaki hava koşullarından daha az etkilenme.

Ancak güneş ücretsiz. Dikey çiftlikte onun yerine kullanılan ışık değil.

LED'lerin yanı sıra pompaların ve sıcaklık ile nemi kontrol eden sistemlerin de çalışması gerekiyor. Bu nedenle dikey tarımın gerçekten ne kadar çevreci olduğunu yalnızca kullanılan su miktarına bakarak söylemek mümkün değil.

Mayıs 2026'da Journal of Cleaner Production'da yayımlanan, üretimin çevresel etkilerini baştan sona değerlendiren bir çalışmada araştırmacılar, dikey tarımda yetiştirilen marulun açık tarla üretimine kıyasla yüzde 41 daha az su ve yüzde 95 daha az arazi kullanabildiğini hesapladı. Ancak elektrik üretiminden kaynaklanan etkiler bazı çevresel göstergelerde tabloyu tersine çevirdi. Araştırmacılara göre sonuç, hangi ürünün yetiştirildiğine, sistemin verimine ve kullanılan enerjinin kaynağına göre önemli ölçüde değişiyor.

Üstelik bu tek bir çalışmanın sonucu değil. 2024'te yayımlanan ve 91 araştırmanın sonuçlarını bir araya getiren analiz de kontrollü ortamda yapılan tarımın daha yüksek verim sağlayabildiğini, buna karşılık enerji kullanımının ve küresel ısınmaya katkısının genel olarak daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Bu çalışmalar dikey tarımın temel ikilemini de ortaya koyuyor. Sistem su ve alan kullanımında önemli avantajlar sağlayabiliyor ancak enerji tüketimi ve maliyet hâlâ önemli bir sorun.


Geleceğin çiftçisi bir algoritma olabilir mi?

Araştırmalar, dikey tarımın geleceğinde yapay zekânın da daha fazla rol oynayabileceğini gösteriyor.

Aşan ve Öz'ün farklı topraksız tarım yöntemlerini inceledikleri bilimsel derlemede öne çıkan konulardan biri, sensörler ve yapay zekânın üretime daha fazla dahil olması. Bitkinin gelişimini sürekli takip eden sistemler, ışığı, suyu ve besinleri bitkinin o andaki ihtiyacına göre ayarlayabilir.

Bu teknolojiler, dikey çiftlikler büyüdükçe ortaya çıkan başka bir soruna da yardımcı olabilir. Aynı kapalı alanın farklı noktalarında sıcaklık, nem ve hava hareketleri değişebiliyor. Çok katlı üretimde bu küçük farklılıklar bitkilerin gelişimini etkileyebiliyor.

İstanbul'un 30 metre altında yapılan çalışmalar bu nedenle yalnızca yer altında bitki yetiştirmenin mümkün olup olmadığını göstermiyor. Daha önemli soru, bu üretim biçiminin ne ölçüde yaygınlaştırılabileceği.

İklim değişikliği tarımı kuraklık, aşırı sıcaklar ve su stresiyle karşı karşıya bırakırken dikey tarım, özellikle su ve alan kullanımında önemli avantajlar sunuyor. Ancak bunun karşılığında üretimin enerjiye bağımlılığı artıyor.

Gelecekte bu çiftliklerin ne kadar yaygınlaşacağını da muhtemelen bu denge belirleyecek: Bir tarafta su ve alan tasarrufu, diğer tarafta elektrik tüketimi ve maliyet.

İstanbul'un 30 metre altında bitkilerin güneşsiz büyüyebildiğini artık biliyoruz. Asıl soru, bunu büyük ölçekte yapmanın sürdürülebilir olup olmayacağı.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU