Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta atletizme yeni bir soluk getirmeyi amaçlayan Ultimate Championship'i inceliyoruz.
Atletizm denince akla genellikle aynı görüntüler gelir: Bir stadyum, kırmızı bir pist, tribünler ve yarışını bekleyen sporcular.
Budapeşte'de bu hafta sonu ise bu görüntünün biraz değişmesi bekleniyor.
Dünya Atletizm Birliği bünyesindeki Ultimate Championship, atletizmin alışılmış düzeninin dışına çıkmayı hedefleyen yeni bir organizasyon olarak ilk kez düzenleniyor. Üç gün sürecek turnuvada 65 federasyondan 381 sporcu, 28 branşta mücadele edecek. Ancak asıl dikkat çekici olan yarışların kendisinden çok, bu yarışların nasıl sunulacağı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Çünkü Dünya Atletizm Birliği, Ultimate'ı yalnızca yeni bir şampiyona olarak görmüyor. Başkan Sebastian Coe'nun ifadesiyle organizasyon, atletizmin geleceğinin şekillendirileceği bir "kuluçka merkezi".
Başka bir deyişle, burada işe yarayan fikirler ileride dünya şampiyonalarında ve hatta Olimpiyat Oyunları'nda da karşımıza çıkabilir.
Peki atletizm neden böyle bir değişime ihtiyaç duyuyor?
Bunun en basit cevaplarından biri, sporun en büyük yıldızlarını daha sık aynı yerde buluşturmak.
2026'da ne Olimpiyat Oyunları ne de dünya şampiyonası düzenleniyor. Ultimate Championship'in ortaya çıkışındaki temel fikirlerden biri de bu. Sezonun sonunda, dünyanın en iyilerini tek bir organizasyonda karşı karşıya getirmek.
Budapeşte'deki müsabakalarda 2024 Paris Olimpiyatları'ndan 26 şampiyon, geçen yılki dünya şampiyonasından 26 dünya şampiyonu ve 2026 Diamond League sezonundan 25 şampiyon yer alacak. Yani organizasyonun iddiası oldukça açık: En iyiler, en iyilere karşı.
Bu nedenle Coe'nun sık sık kullandığı "Kim en iyi?" sorusu da organizasyonun merkezinde bulunuyor.
Atletizmde yıllardır tartışılan bir konu bu. Bir sporcu olimpiyat şampiyonu olabilir, bir başkası dünya rekorunu elinde tutabilir, bir diğeri Diamond League'i kazanabilir. Ancak bunların hepsini aynı anda aynı yarışta görmek her zaman mümkün değil.
Ultimate bunu değiştirmeye çalışıyor.
Üstelik bunu yalnızca isimleri aynı piste getirerek değil, yarışmanın kendisini de değiştirmeye çalışarak yapıyor.
Örneğin stadyumdaki kapalı alan neredeyse tamamen siyah olacak. Sadece o anda yarışılan bölüm aydınlatılacak. Cirit ve çekiç gibi aletler ise parlayacak. Böylece seyircinin ve televizyon izleyicisinin dikkati doğrudan yarışmaya yönlendirilecek.
Yayın tarafında da alışılmış atletizm görüntülerinden uzaklaşılacak.
Artırılmış gerçeklik teknolojisiyle sporcuların yarışma sırasında kazanma ihtimalleri ekranda gösterilecek. Yarış ilerledikçe tahmini sıralamalar ve kazanma yüzdeleri değişecek.
Yani izleyici sadece "Kim önde?" sorusunun cevabını görmeyecek. Bir sporcunun kazanma ihtimalinin yarış boyunca nasıl değiştiğini de takip edebilecek.
Bu yaklaşımın temelinde ise televizyon var.
Dünya Atletizm Birliği, Ultimate'ı başından itibaren yayın odaklı tasarladı. Yarışlar arasındaki boşlukların azaltılması, temponun yükseltilmesi ve izleyiciye kesintisiz bir yayın deneyimi sunulması amaçlanıyor.
Dünya Atletizm Birliği, organizasyonun hazırlanmasında atletlerin görüşlerini de merkeze aldığını söylüyor. Coe'nun özellikle üzerinde durduğu nokta ise sporcuların sadece fiziksel ve zihinsel açıdan değil, ekonomik olarak da güvende olması gerektiği.
Bu yüzden Ultimate'ın belki de en çok konuşulacak özelliği 10 milyon dolarlık ödül havuzu.
Bireysel branşların kazananları 150 bin dolar alacak. 8. sıradaki sporcu bile 10 bin dolarla evine dönecek.
Bir atletin aynı organizasyonda 100 metreyi, 200 metreyi ve karma 4x100 metre bayrak yarışını kazanması durumunda elde edeceği toplam ödül ise 337 bin 500 dolara ulaşabilecek.
Bu rakam, Usain Bolt'un bile dikkatini çekmiş durumda.
2008, 2012 ve 2016 Olimpiyatları'nda 100 ve 200 metrelerde üçer altın madalya kazanan, dünya şampiyonalarında da yıllarca sprint yarışlarına hükmeden Jamaikalı yıldız, kariyerinin bugün böyle bir organizasyonla çakışmamasına adeta hayıflanıyor.
Bolt, eski takım arkadaşı Asafa Powell'la Budapeşte'ye gelmeden önce konuştuklarını ve ikisinin de "Bu büyük para ödülünü kaçırmışız" diye düşündüğünü söyledi.
Bolt için mesele yalnızca para da değil.
Atletizmin gelmiş geçmiş en büyük yıldızlarından biri olan Jamaikalı, Ultimate'ın en iyi sporcuları karşı karşıya getirmesi nedeniyle organizasyonu Olimpiyatlar ve dünya şampiyonaları seviyesinde görüyor.
Zaten Dünya Atletizm Birliği'nin Bolt'u etkinliğin "Efsane"si seçmesinin nedeni de tam olarak bu. 2017'de emekli olduğundan beri atletizmin en büyük küresel figürlerinden biri olmaya devam eden Bolt, bu kez pistte değil, organizasyonun tanıtımında başrolde.
Fakat Ultimate'ta Bolt'tan başka yıldızlar da var.
Olimpiyat 100 metre şampiyonu Noah Lyles da sporculara özel "Club Ultimate" partisinin hazırlanmasına, DJ seçiminden mekan belirlemeye kadar çeşitli alanlarda katkı sağlıyor. Sırıkla atlamanın dünya rekortmeni Mondo Duplantis ise organizasyonun resmi şarkısı "Gold"u yazıp seslendirdi. Duplantis'nin daha önce yayımladığı "Feelin' Myself" ve "Bop" şarkıları da Spotify'da milyonlarca kez dinlenmişti.
Yani atletler burada yalnızca sporcu kimlikleriyle değil, müzikten modaya kadar farklı yönleriyle de öne çıkarılmak isteniyor.
Bu yaklaşım, organizasyonun taraftarlara yönelik yaklaşımlarında da kendini gösteriyor.
Dünya genelindeki taraftarlar için aylar öncesinden oyunlar, anketler, tahmin yarışmaları ve çeşitli görevlerden oluşan bir dijital meydan okuma başlatıldı. Kazanan taraftarlar Budapeşte'ye götürüldü ve En İyi Hayran unvanı için yarışacaklar.
Üç finalist, organizasyon sırasında Usain Bolt'un karşısında yarışacak.
Budapeşte'ye giden seyirciler için de klasik tribün deneyiminin ötesine geçilecek. Taraftarlar, normalde yalnızca sporcular ve organizasyon çalışanlarının girebildiği alanları kapsayan özel bir stadyum turuna katılabilecek. İsimlerinin yazılı olduğu özel yarışma numarası, hediye çantası ve hatıra fotoğrafı da bu deneyimin parçası olacak.
Tüm bunların yanında organizasyonun kendi mobil uygulaması da bulunuyor. Sporcuların hikayeleri, canlı yarışmalar, videolar, oyunlar ve tahminler tek bir platformda bir araya getirilecek.
Kısacası Dünya Atletizm Birliği, atletizmi sadece pistte izlenen bir spor olmaktan çıkarıp yarışma öncesinden sonrasına kadar devam eden bir deneyime dönüştürmeye çalışıyor.
Bunun işe yarayıp yaramayacağını ise bu hafta sonu göreceğiz.
Çünkü Ultimate'ın en önemli özelliği belki de kusursuz olması beklenmeyen bir organizasyon olması.
Coe de bunu açıkça kabul ediyor. Her yeniliğin ilk denemede başarılı olmayabileceğini, bazı fikirlerin işe yaramayabileceğini söylüyor. Ancak Dünya Atletizm Birliği'in yaklaşımı, hiçbir şey denememektense risk almanın daha doğru olduğu yönünde.
Asıl hedef de zaten bu.
Eğer siyah zemin, ışıklı aletler, artırılmış gerçeklik, hızlı format, yüksek ödüller ve sporcuların organizasyonun merkezine yerleştirilmesi işe yararsa, bunların yalnızca Budapeşte'de kalması beklenmiyor.
Dünya şampiyonalarına, olimpiyatlara ve atletizmin geleceğine taşınmaları planlanıyor.
Belki de bu nedenle Ultimate Championship'i sadece yeni bir atletizm turnuvası olarak görmek yanlış.
Bu, bir bakıma atletizmin kendisine sorduğu büyük bir soru: Gelecekte bu sporu nasıl izleyeceğiz?
Cevabı vermek için üç günleri var.
Kaynaklar: RFI, The Guardian, Dünya Atletizm Birliği
© The Independentturkish