Birlikte olması gerekenler bir araya geliyor.
(Jetzt wächst zusammen, was zusammen gehört!)
Bu sözleri, Almanya'nın 1969'dan 1974 yılına kadar başbakanlığını yapmış efsane isim Willy Brandt, 1990 yılında iki Almanya'nın birleşme sürecinde söylemişti.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 40 yıl boyunca birbirinden ayrılmış aynı milletin tekrar bir araya gelmesini daha veciz bir şekilde ifade etmek herhâlde zor olurdu.
Almanya'nın 1990 yılında yeniden birleşmesini bana hatırlatan neden, son yıllarda yurt dışında yaşayan 8 milyon Türkün Türkiye ve Türk toplumundan ayrıştırılmasına yönelik Türkiye'de oluşan toplumsal tepkiler ve bir kısım devlet politikalarıdır.
Willy Brandt bugün yaşasaydı ve Türk toplumunda özellikle Avrupa'da yaşayan Türklere yönelik tepkileri ve son birkaç yıldır uygulanan devlet politikalarını gözlemleseydi, muhtemelen bugün şöyle bir cümle kurardı:
Ayrışmaması gerekenler ayrılıyor.
Sosyolojik olarak aynı kültürden ve aynı coğrafyadan gelseler de insanlar birbirinden kopuk yaşadıkları zaman gerçekten kültürel ve zihinsel bir kopuş yaşayabiliyor.
Bunu hem, iki Almanya'nın siyasi olarak birleşmesinin üzerinden 36 yıl geçmesine rağmen kültürel ve zihinsel anlamda hâlâ tam olarak birleşememiş olmalarını farklı örneklerle teyit etmek mümkündür.
Aynı şekilde, bundan 100 yıl önce Türkiye açısından bugün Antep ne ise Halep de oydu. İki şehirde yaşayan insanlar aynı ülkenin vatandaşlarıydı.
Günümüzde ise Halep'ten gelen insanlara karşı Türkiye'de bir parti kurulup hatırı sayılır bir oy oranına ulaşılabiliyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Asıl konuya gelirsek; son yıllarda, daha önce de belirtildiği gibi, özellikle Avrupa'da yaşayan Türklere yönelik Türk toplumunda ciddi bir tepki oluşmuş durumda.
Bu toplumsal tepkiyi daha önceki bir yazımda ele alarak 2 nedene bağlamıştım:
- Birincisi, Avrupa'da yaşayan Türklerin son yıllarda yapılan seçimlerde AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a oy vermeleri;
- İkincisi ise yine son yıllarda Türkiye'de yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı Avrupalı Türklere yönelik kıskançlık olarak tanımlanabilir.
Türkiye'de yurt dışında yaşayan Türklere yönelik bu toplumsal tepkinin dışında, devletin de son yıllarda yurt dışındaki Türkleri olumsuz etkileyen bazı yasal düzenlemeleri bulunmaktadır.
Bunlardan biri, bu yazıyı kaleme almama vesile olan bir Avrupalı Türkün aracına Türkiye'de polis tarafından 19 bin avro ceza kesilmesidir.
Araç sahibi araçta olmasına rağmen polis bu cezayı kesmiş. Oysa hukuken araç sahibi araçta bulunduğu hâlde böyle bir cezanın kesilmemesi gerekiyor.
Ancak yurt dışında yaşayan Türklere araçlarını Türkiye'de 2 yıl kullanma hakkı verilmesine rağmen, bu hakkın birçok şarta bağlanıp karmaşık bir mevzuat oluşturulmasından dolayı burada tasvir edilen durumlarla karşı karşıya kalınabiliyor.
Bir diğer olumsuz gelişme ise bedelli askerlik alanında yaşanıyor. 2016 yılında 6 bin avro olan bedelli askerlik ücreti, AK Parti hükümeti tarafından bin avroya düşürüldü.
Fakat daha sonra kademeli olarak önce 4 bine, ardından 6 bine, şimdi ise 8 bin avroya çıkarıldı.
Bu artışla birlikte son yıllarda Avrupa'da yaşayan Türk gençleri artık Türk vatandaşlığından çıkıp bulundukları ülkenin vatandaşlığına geçiyor.
Bu süreç hem yurt dışında bedelli askerlikten yararlananların sayısını düşürüyor hem de Türk vatandaşlığından çıkan gençlerin uzun vadede Türkiye'ye olan aidiyet duygularını kaybetmelerinin önünü açıyor.
Türkiye, bu vesileyle yurt dışındaki güçlü diasporasını zaman içinde kaybederek stratejik bir hataya düşüyor.
Bu konuyu şahsen Türkiye'deki yetkililerle de konuştuğum için onların bakış açısını öğrenme fırsatım oldu.
Onlara göre, Türkiye'de bedelli askerlikten yararlananlar nasıl söz konusu meblağı ödüyorlarsa, yurt dışında yaşayanlar da ödemelidir.
Bu, klasik bir bürokrat bakış açısıdır. Meselenin sosyolojik ve siyasi boyutunu ihmal eden sığ ve teknokratik bir yaklaşım.
Avrupa'da doğup büyümüş bir genç ile Türkiye'de doğup büyümüş bir gence aynı gözle bakmak oldukça sığ bir yaklaşım olur.
Mesele ülkeye faydalı olmak ise içeridekinin faydası farklı bir yoldan, dışarıdakinin faydası ise başka bir boyuttan olur.
Fakat bu durum devam ederse Türkiye, yurt dışında bedelli askerlikten faydalanan gençleri; AK Parti ise kendisine oy verecek seçmenleri bulamayacaktır.
Benzer bir durumu yurt dışında yaşayan Türklerin emekliliğinde de görüyoruz.
Önceki yıllarda yine AK Parti döneminde yapılan bir iyileştirme ile yurt dışında yaşayan Türkler, belli bir ücret karşılığında Türkiye'de yaş şartını doldurduklarında SGK'den emekli olabiliyordu.
Fakat 2019 yılında yapılan yeni bir düzenleme ile yurt dışındaki Türkler artık SGK'den değil, Bağ-Kur'dan emekli olabiliyor.
Bu şu anlama geliyor: Eskiye oranla emekli olmak için ortalama yüzde 30 civarında daha fazla prim yatırılması gerekiyor; bunun karşılığında ise yine eskiye oranla yaklaşık yüzde 30 daha az emekli maaşı alınıyor.
Bu yeni emeklilik sisteminin yurt dışında yaşayan biri için artık bir cazibesi kalmadığı gibi, çoğu insanın 50-60 bin avro civarında bir parayı bir araya getirip emeklilik primi olarak yatırması da çok düşük bir ihtimaldir.
Bu nedenle Türk vatandaşlığında kalmak artık yurt dışında yaşayan bir Türk için çok cazip hâle gelmiyor.
Burada tasvir edilen bu sorunlara, yurt dışındaki Türkleri ilgilendiren başka problemleri de eklemek mümkündür.
Örneğin, yurt dışındaki Türklerin Türkiye'deki banka bilgilerinin yaşadıkları ülkelerdeki maliye idarelerine bildirilmesi ve bu nedenle oradaki insanların finansal açıdan da mağdur edilmeleri gibi.
Yurt dışındaki Türklere yönelik bu olumsuz yasal düzenlemelerin özellikle AK Parti döneminde gerçekleşmesi oldukça ilginçtir.
Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan biri olarak yakından biliyorum ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yurt dışında ve özellikle de Avrupa'da yaşayan Türklere özel bir ilgisi ve muhabbeti var.
Yurt dışındaki Türklere yönelik birçok olumlu yasal düzenleme Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde hayata geçirildi.
Yurt dışındaki Türkler de Erdoğan'ın kendilerine yönelik bu ilgisine, ona Türkiye ortalamasının üzerinde verdikleri oylarla karşılık verdiler.
Fakat bu gidiş devam ederse, söz konusu nedenlerden dolayı yurt dışında AK Parti'ye gelecek oylar erimeye başlayacak; hatta bu erime başladı bile.
En başta da Türk vatandaşlığının getirdiği maddi külfet nedeniyle orada doğup büyümüş gençlerin bedelli askerlik ücreti sebebiyle Türk vatandaşlığından çıkmaları bunun ilk adımlarından biridir.
Burada asıl sorulması gereken soru, AK Parti'nin aslında ülkeye maddi olarak çok da getirisi olmayan ve kendi oy tabanına da zarar veren bu uygulamaları neden yaptığıdır.
Bu nedenlerin en önemlisi, Türkiye'deki devlet bürokratlarının olaya bakışıdır. Yurt dışındaki sosyolojiyi bilmeyen bürokratlar, bu meselelere bakkal defteri mantığıyla yaklaşmaktadır.
Meseleye "Bu işin maddi getirisi nedir, maddi götürüsü nedir?" perspektifinden bakılıyor; olayın siyasi ve stratejik boyutu ise ihmal ediliyor.
Bir diğer önemli neden ise yurt dışındaki Türklerin temsil sorunudur. AK Parti'nin yurt dışındaki Türklere yönelik iyileştirmelerinde dönemin AK Parti milletvekilleri Metin Külünk ve Mustafa Yeneroğlu'nun payı büyüktür.
Bu 2 isim, bürokratik direnişe rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bizzat görüşerek söz konusu iyileştirmelerin hayata geçirilmesini sağlamışlardı.
Son yıllarda AK Parti içinde bu alandaki sorumluluğu kim üstlenmişse, yapılan uygulamalara bakıldığında görevini yeterince iyi yerine getirmediği açık ve nettir.
Hâlihazırda bu sorumluluğu taşıyan kişilerin, Külünk ve Yeneroğlu'nun zamanında ortaya koydukları performansı ve cesareti sergileyemedikleri görülmektedir.
Yaşanan tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen, bu isimlerin kayda değer bir inisiyatif aldıklarına da tanık olunmamaktadır.
Oysa AK Parti bünyesinde, yurt dışındaki Türklerin sorunlarına hâkim, bölgedeki vatandaşlar nezdinde karşılığı bulunan Oğuz Üçüncü ve Fatih Toprak gibi isimler bulunmaktadır.
Bu kişilere bu konularda daha fazla sorumluluk verilebilir. Aksi takdirde AK Parti, yurt dışındaki seçmen desteğini kaybetmeye devam edecek; yurt dışındaki Türkler de Türkiye'deki hak ve kazanımlarının zayıflaması riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish