Öceki yazılarda incelenen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları, anayasal ilkeler ve 5651 sayılı Kanun'un sistematiği birlikte değerlendirildiğinde, Ankara 11. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 29 Aralık 2025 tarih ve 2025/10984 D.İş sayılı kararı ile buna karşı yapılan itirazı reddeden Ankara 12. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 9 Şubat 2026 tarih ve 2026/969 D.İş sayılı kararının yalnızca belirli içeriklere yönelik bir erişim tedbiri olarak değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir.
Dosyanın ortaya çıkardığı sonuç, belirli içeriklere müdahalenin ötesine geçmekte ve ilgili kişinin dijital kamusal varlığının bütününü etkileyen bir niteliğe ulaşmaktadır.¹
Burada öncelikle müdahalenin gerçek etkisini tespit etmek gerekir. Hukuki değerlendirme yapılırken yalnızca karar metninde kullanılan ifadeler değil, kararın fiilen doğurduğu sonuçlar da dikkate alınmalıdır. Bir müdahalenin adı "erişim engelleme" olabilir; ancak ortaya çıkan sonuç bireyin düşüncelerini açıklayabildiği platformların tamamının işlevsiz hâle gelmesiyse, hukuki değerlendirme de bu sonuca göre yapılmalıdır. İnsan hakları hukukunda biçimden çok sonuç esas alınmaktadır.
Somut olayda dikkat çeken ilk husus, müdahalenin belirli içeriklerle sınırlı kalmamasıdır. Dosyada yer alan erişim engellerinin uygulanma biçimi incelendiğinde, ortaya çıkan sonucun belirli URL'lerin erişime kapatılmasından çok daha geniş olduğu görülmektedir.
Facebook, Instagram, X, YouTube ve diğer platformlarda bulunan hesapların tamamının etkilenmesi, müdahalenin hedefinin belirli içerikler olmaktan çıktığını göstermektedir. Bu noktada müdahale artık içerik bazlı değil, hesap bazlı bir karakter kazanmaktadır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Oysa demokratik hukuk devletlerinde müdahalenin yöneldiği hedef ile müdahalenin kapsamı arasında makul bir ilişki bulunmak zorundadır. Eğer hukuken sorunlu olduğu değerlendirilen belirli videolar veya belirli gönderiler mevcutsa, müdahalenin konusu da bunlar olmalıdır.
Belirli içeriklerin değerlendirilmesinden hareketle bütün hesapların erişime kapatılması ise hedef ile araç arasındaki dengeyi ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, AİHM'in Ahmet Yıldırım kararında eleştirdiği ve demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığını belirttiği müdahale modeline önemli ölçüde benzemektedir.²
Burada ikinci önemli sorun, dijital kimliğin ortadan kaldırılmasıdır. Günümüzde sosyal medya hesapları yalnızca teknik kullanıcı profilleri değildir. Bu hesaplar aynı zamanda bireyin dijital kimliğinin parçaları hâline gelmiştir. Akademik çalışmalar, siyasal değerlendirmeler, toplumsal tartışmalar, kişisel arşivler, takipçi ağları ve yıllar içinde üretilen içerikler bu hesaplarda birikmektedir.
Dolayısıyla bir hesabın bütünüyle erişime kapatılması yalnızca yeni içerik üretiminin engellenmesi sonucunu doğurmamaktadır. Aynı zamanda geçmişte oluşturulmuş dijital hafızanın da kamusal erişimden çıkarılması anlamına gelmektedir.
Bu durumun hukuki sonuçları son derece ağırdır. Çünkü burada artık belirli bir paylaşım değil, bireyin kamusal görünürlüğü hedef alınmaktadır. Geleneksel medya döneminde bir gazetedeki tek bir makalenin toplatılması ile gazetenin tamamen kapatılması arasında nasıl büyük bir fark varsa, belirli bir gönderinin kaldırılması ile sosyal medya hesabının tamamının erişime kapatılması arasında da aynı fark bulunmaktadır. Birincisi belirli bir içeriğe yönelik müdahaledir; ikincisi ise iletişim aracının kendisine yönelik müdahaledir.
Bu nedenle somut olayın değerlendirilmesinde şu temel soru sorulmalıdır:
Eğer hukuken sorunlu görülen belirli içerikler mevcutsa, neden yalnızca bu içerikler hedef alınmamıştır?
Neden URL bazlı erişim engeli yeterli görülmemiştir?
Neden içeriğin kaldırılması yerine hesapların tamamını etkileyen sonuçlar ortaya çıkmıştır?
Demokratik toplum düzeni testinin merkezinde tam da bu sorular yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre bir müdahalenin meşru sayılabilmesi için "zorlayıcı toplumsal ihtiyaç" (pressing social need) tarafından haklı gösterilmesi gerekir.³ Bir başka ifadeyle devlet yalnızca müdahalenin gerekli olduğunu söylemekle yetinemez; neden daha hafif araçların yeterli olmadığını da ortaya koymalıdır.
Somut olay bakımından ise bu sorunun cevabı karar metinlerinde açık biçimde görülememektedir. Kamu düzeni, millî güvenlik veya suç işlenmesinin önlenmesi gibi genel kavramlara atıf yapılması tek başına yeterli değildir. Hangi içeriğin hangi somut tehlikeyi oluşturduğu ve neden daha dar müdahale yöntemlerinin yetersiz kaldığı açıklanmalıdır.
Üçüncü sorun, müdahalenin demokratik toplum bakımından doğurduğu caydırıcı etkidir (chilling effect). İnsan hakları hukukunda bir müdahalenin yalnızca başvurucu üzerindeki etkisi değil, toplum üzerindeki etkisi de önemlidir.
Eğer bireyler belirli içerikler nedeniyle bütün hesaplarının kapatılabileceği düşüncesine kapılırsa, zamanla yalnızca yasaklanan düşünceler değil, yasaklanma ihtimali bulunan düşünceler de açıklanamaz hâle gelir. Böylece hukuki müdahale fiilen otosansüre dönüşür.
AİHM'in birçok kararında vurguladığı üzere demokratik toplum açısından en tehlikeli sonuçlardan biri budur. Çünkü ifade özgürlüğü yalnızca mahkemeler tarafından verilen cezalarla değil, insanların konuşmaktan korkmaya başlamasıyla da ortadan kalkabilir.
Eğer bireyler bir paylaşımın bütün dijital varlıklarını riske atabileceğini düşünmeye başlarlarsa, kamusal tartışma alanı giderek daralır. Sonuçta görünürde ifade özgürlüğü devam eder; ancak fiilen kullanılabilir olmaktan çıkar.
Bu noktada tarihsel deneyimler de önem taşımaktadır. Otoriter ve totaliter rejimlerin önemli bir kısmı düşünceleri doğrudan yasaklamak yerine, düşüncelerin dolaşım araçlarını kontrol ederek benzer sonuçlar elde etmiştir. Basının susturulması, yayınevlerinin kapatılması, üniversitelerin denetlenmesi ve iletişim araçlarının merkezî kontrol altına alınması bu yöntemlerin başlıcalarıdır.
Dijital çağda sosyal medya platformları geçmişteki gazete, radyo ve yayınevlerinin gördüğü işlevleri büyük ölçüde üstlenmiştir. Bu nedenle sosyal medya hesaplarının bütünüyle ortadan kaldırılması yalnızca bireysel bir müdahale değil, aynı zamanda kamusal tartışma alanının daraltılması sonucunu doğurmaktadır.
Bu değerlendirmeler ışığında somut olay bakımından ulaşılan sonuç açıktır. Eğer müdahalenin konusu belirli içerikler ise tedbir de bu içeriklerle sınırlı kalmalıdır.
Buna karşılık belirli içeriklerden hareketle bireyin Facebook, Instagram, X, YouTube ve benzeri platformlardaki hesaplarının tamamının etkilenmesi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geliştirdiği demokratik toplum düzeni standartları, Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğü içtihatları, Anayasa'nın 13, 26 ve 28'inci maddeleri ile 5651 sayılı Kanun'un amacı birlikte değerlendirildiğinde ciddi ölçülülük ve kanunilik sorunları ortaya çıkarmaktadır.
Bu nedenle somut olayda tartışılması gereken husus yalnızca belirli içeriklerin hukuki niteliği değildir. Esas mesele, belirli içeriklere yönelik olduğu ileri sürülen müdahalenin zaman içerisinde bireyin bütün dijital kimliğini ve kamusal varlığını etkileyen bir sonuca dönüşüp dönüşmediğidir. Eğer ortaya çıkan sonuç bu ise, müdahalenin demokratik hukuk devletinin kabul ettiği sınırlar içerisinde kaldığını söylemek güçleşmektedir.
Sonuç ve hukuki talep
Bu çalışmada Ankara 11. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 29 Aralık 2025 tarih ve 2025/10984 D.İş sayılı erişimin engellenmesi kararı ile bu karara karşı yapılan itirazı reddeden Ankara 12. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 9 Şubat 2026 tarih ve 2026/969 D.İş sayılı kararının ifade özgürlüğü, demokratik toplum düzeni, ölçülülük ilkesi, kanunilik ilkesi ve hukuk devleti bakımından ortaya çıkardığı sorunlar incelenmiştir.
Yapılan değerlendirme sonucunda ulaşılan temel sonuç, uyuşmazlığın yalnızca belirli içeriklerin erişime kapatılması meselesi olmadığıdır. Dosyanın ortaya çıkardığı fiilî sonuç, belirli içeriklere yönelik olduğu belirtilen müdahalenin bireyin dijital kamusal varlığının bütününü etkileyen bir niteliğe dönüşmüş olmasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Handyside, Lingens, Castells ve Sunday Times kararları birlikte değerlendirildiğinde demokratik toplumun temel özelliğinin yalnızca kabul gören düşüncelere değil, rahatsız edici, sarsıcı ve eleştirel düşüncelere de yaşam alanı tanıması olduğu görülmektedir.
Demokratik toplumun ölçüsü, toplumun hoşuna giden fikirlerin korunması değil; toplumun bir kısmını rahatsız eden düşüncelerin de ifade edilebilmesine imkân tanınmasıdır. Çünkü özgürlük, çoğunluğun zaten kabul ettiği düşüncelerde değil; susturulmak istenen düşüncelerde anlam kazanmaktadır.¹
Aynı şekilde Ahmet Yıldırım, Cengiz ve Wikimedia kararları birlikte değerlendirildiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin internet özgürlüğüne ilişkin yaklaşımı da açık biçimde ortaya çıkmaktadır.
Mahkeme, belirli içeriklerden hareketle bütün iletişim alanlarının ortadan kaldırılmasını demokratik toplum düzeniyle bağdaşmayan geniş kapsamlı müdahaleler olarak değerlendirmektedir. Müdahalenin hedefi ile kapsamı arasında makul bir ilişki bulunmalı; sorunlu olduğu ileri sürülen içerik ile ilgisi bulunmayan iletişim alanları mümkün olduğunca korunmalıdır.²
Türk Anayasa Mahkemesi'nin Twitter, YouTube ve Wikipedia kararları da aynı doğrultudadır. Mahkeme, internet ortamını çağdaş ifade özgürlüğünün temel araçlarından biri olarak kabul etmekte ve internet erişimine yönelik müdahaleleri sıkı bir anayasal denetime tabi tutmaktadır. Bu içtihatlarda vurgulanan ortak ilke, ifade özgürlüğünün yalnızca düşüncenin içeriğini değil, düşüncenin dolaşıma girdiği araçları da kapsadığıdır.³
Anayasa'nın 13'üncü maddesi temel hak ve özgürlüklere yönelik bütün müdahalelerin ölçülülük ilkesine uygun olmasını zorunlu kılmaktadır. Ölçülülük ilkesi ise yalnızca meşru amaç bulunmasını değil, aynı zamanda daha hafif araçlarla sonuca ulaşılamadığı durumlarda müdahaleye başvurulmasını gerektirir.
Eğer hukuken sorunlu olduğu ileri sürülen belirli içerikler mevcutsa öncelikle bu içeriklere yönelik daha dar kapsamlı müdahalelerin değerlendirilmesi gerekir. Buna karşılık belirli içeriklerden hareketle bütün hesapların erişime kapatılması, müdahalenin kapsamını önemli ölçüde genişletmekte ve temel haklar üzerindeki yükü ağırlaştırmaktadır.⁴
5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi de devlet organlarına sınırsız ve belirsiz bir sansür yetkisi vermemektedir. Maddenin amacı, belirli koşullar altında belirli yayınlara yönelik istisnai tedbirlerin uygulanmasına imkân tanımaktır.
Kanunun lafzı, amacı ve sistematiği birlikte değerlendirildiğinde temel yaklaşımın içerik bazlı müdahale olduğu görülmektedir. Bu nedenle içeriklerden hareketle bireyin bütün dijital varlığını etkileyen sonuçların ortaya çıkması, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından ayrıca değerlendirilmek zorundadır.⁵
Somut olay bakımından dikkat çekici husus, hukuki tartışmanın belirli içeriklerin niteliğinden çok müdahalenin kapsamına ilişkin olmasıdır. Demokratik hukuk devletlerinde esas mesele yalnızca devletin müdahale edip edemeyeceği değil, müdahalenin sınırlarının ne olduğudur. Çünkü hukuk devleti, devletin yetkilerinin bulunduğu kadar bu yetkilerin sınırlarının da bulunduğu bir sistemdir.
Eğer müdahalenin sonucu bireyin dijital arşivinin, takipçi ağının, kamusal görünürlüğünün ve düşüncelerini yayabildiği iletişim araçlarının bütünüyle etkilenmesi ise, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı daha sıkı bir denetime tabi tutulmalıdır.
Bu nedenle mevcut olayda ileri sürülebilecek temel hukuki tez, belirli içeriklere yönelik olduğu belirtilen müdahalenin fiilen hesap bazlı ve sonuçları itibarıyla dijital kimliğin tasfiyesine varan bir nitelik kazanmış olmasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında değerlendirildiğinde, müdahalenin kapsamının hedeflenen amaçla orantılı olup olmadığı, neden daha hafif araçların tercih edilmediği ve neden belirli içerikler yerine hesapların bütününün etkilenmesine yol açan sonuçların ortaya çıktığı hususlarının açık ve somut gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir.
Bu çerçevede;
- Birincisi, müdahalenin yalnızca belirli içeriklerle sınırlı tutulması gerektiği,
- İkincisi, hesapların tamamını etkileyen sonuçların ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturduğu,
- Üçüncüsü, ifade özgürlüğünün yalnızca içerikleri değil, düşüncelerin dolaşıma girdiği iletişim araçlarını da kapsadığı,
- Dördüncüsü, sosyal medya hesaplarının günümüz koşullarında bireyin dijital kamusal alanı niteliği taşıdığı,
- Beşincisi, belirli içeriklerden hareketle bireyin bütün dijital varlığını etkileyen müdahalelerin demokratik toplum düzeni bakımından zorlayıcı ve ikna edici gerekçelerle açıklanması gerektiği,
İleri sürülebilecek temel hukukî argümanlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak ifade özgürlüğünün gerçek sınavı, toplumun zaten kabul ettiği düşünceler karşısında değil; toplumun bir bölümünü rahatsız eden, yerleşik kabulleri sorgulayan ve eleştirel nitelik taşıyan düşünceler karşısında ortaya çıkmaktadır. Demokratik hukuk devletlerinin gücü de tam bu noktada ölçülmektedir. Devletin görevi bireyleri düşüncelerden korumak değil, düşüncelerin hukuk içinde serbestçe tartışılabileceği çoğulcu alanı korumaktır.
Bu nedenle belirli içeriklerden hareketle bireyin dijital kamusal varlığının bütününü etkileyen müdahalelerin, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13, 26 ve 28'inci maddeleri hem de demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dipnotlar:
1. Ankara 11. Sulh Ceza Hâkimliği, 29.12.2025 tarih, 2025/10984 D.İş; Ankara 12. Sulh Ceza Hâkimliği, 09.02.2026 tarih, 2026/969 D.İş.
2. AİHM, Ahmet Yıldırım v. Türkiye, başvuru no: 3111/10, 18.12.2012, s: 64.
3. AİHM, Handyside v. United Kingdom, başvuru no: 5493/72, 07.12.1976, §48; Lingens v. Austria, başvuru no: 9815/82, 08.07.1986, s: 39.
4. AİHM, Handyside v. United Kingdom, başvuru no: 5493/72, 07.12.1976, §49; Lingens v. Austria, başvuru no: 9815/82, 08.07.1986, §§ 41–42; Castells v. Spain, başvuru no: 11798/85, 23.04.1992, s: 42.
5. AİHM, Ahmet Yıldırım v. Türkiye, başvuru no: 3111/10, 18.12.2012; Cengiz ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru no: 48226/10 ve 14027/11, 01.12.2015; Wikimedia Foundation Inc. v. Türkiye, başvuru no: 25479/19, 15.06.2021.
6. AYM, B. No: 2014/3986, 02.04.2014 (Twitter); AYM, B. No: 2014/4705, 29.05.2014 (YouTube); AYM, B. No: 2017/22355, 26.12.2019 (Wikipedia).
7. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 13, md. 26, md. 28.
8. 5651 sayılı Kanun, md. 8/A; ayrıca bkz. AYM, E.2014/149, K.2014/151, 02.10.2014.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish