Çin: Yükselen süper güç ve sistemik hastalıkları

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Adek Berry/AFP 

Bugüne dek yazılarımda Çin’i disiplinli, planlı ve otoriter bir kalkınma modeliyle yükselen bir aktör olarak değerlendirirken, bu modelin yapısal zayıflıklarını da açıkça dile getirdim.

Çin, devlet kapitalizmi ve komüniter ekonomiyle küresel oyuna yeni başlayan bir süper güçtür; ancak otoriter yapısı ve revizyonist eğilimleri “kritik hastalıklarını” oluşturur.


Pozitif tezler: Disiplin, planlama ve yükseliş

Çin’in en büyük gücü, otoriter devlet kapitalizmi ve komüniter ekonomi modelidir. Ziyaretimde gözlemlediğim gibi, devlet toprağı ve stratejik varlıkları kontrol eder; yatırımcılara (özellikle Batı’dan) arazi, elektrik, su ve vergi teşvikleri sunar. Kalkınma planları yukarıdan aşağıya, seferberlik ruhuyla uygulanır. Herkes –devlet, bürokrasi, akademi ve sanayi– ortak hedefe odaklanır. Singapur modelinden esinlenen bu yaklaşım, DTÖ üyeliği (2001) ile küresel entegrasyonu hızlandırmıştır.

Altyapı ve üretim kapasitesi dikkat çekicidir: Havaalanları, limanlar, yollar, kentler ve modern tarım projeleri planlı biçimde ilerler. Şangay gibi şehirler hızla dönüştürülür; inşaatlar her yerdedir. Kültürde Konfüçyüsyen kolektif değerler hâkimdir: Ezberci eğitim (en az 50 bin karakter), disiplinli çalışma ahlakı ve zihinsel disiplin, yenilik potansiyelini artırır. Kolektif değerler bireyselden üstündür.

Askeri ve teknolojik alanda hızlı modernleşme görülür. Dış teknolojilerle ordu yenilenir; nükleer, uzay, kuantum, 6G, yarı iletken, AI, siber, yeşil enerji, robotik ve silah sanayiinde ilerleme kaydedilir. İnsan gücü, nadir toprak elementleri, patent zenginliği ve güçlü deniz ticaret filosu avantaj sağlar. 2027’de nükleer caydırıcılık, 2035’te ABD’den güçlü ordu ve Hint-Pasifik üstünlüğü hedefleri var. Çin, Hong Kong ve Makao’dan sonra Tayvan’ı kararlılıkla takip eder; küresel ağlar kurar, fırsatları (enerji fiyatları, nüfuz artışı) değerlendirir.

Sonuç: “Çin 20 yılda bu duruma yükseldi.” Artık küresel oyuna yeni başlıyor; ticaret, üretim ve stratejik planlamayla süper güç oluyor.


Negatif tezler: Tehdit ve rekabet

Çin’in yükselişini fırsatçı ve revizyonist buluyorum. Fikri mülkiyet hırsızlığı ABD’ye yıllık yüz milyarlarca dolar zarar verir; devlet destekli teknoloji transferi “insanlık tarihinin en büyük servet transferi”dir. Şeffaflık, ticaret hukuku ve serbest yatırım eksikliği temel sorundur. Trump’ın “sihir” beklentisi (yatırımcıları Çin’e çekme) gerçekçi değildir.

Jeopolitik olarak assertif davranır: Pasifik’te provokatif hamleler, ABD’ye restler, İran’a istihbarat desteği gibi adımlar rakip olarak konumlanır. ABD stratejisi Çin’i “yavaşlatmak” üzerine kuruludur (İran gibi dosyalarla dikkat dağıtma). Çin, 2037’ye kadar birçok alanda ABD’yi geçme ve Tayvan’ı çözme potansiyeline sahiptir. Revizyonist tutumu uzun vadeli “her alanda savaş” riski yaratır.


Kritik hastalıklar: Otoriter yapının zafiyetleri

En sert eleştirilerim, modelin sistemik sorunlarına yöneliktir. Devlet otoritesi sınırsızdır; eşitlik ve şeffaflık yoktur. Medeni haklar kalkınma hedeflerine feda edilir. “Eğer devleti ve ekonomiyi yönetenler iyi ise sistem işler, kötü ise her şey kötü! Herkesin kendini güvende hissedebileceği bir ortam yoktu.” Hukuk, devlet otoritesine dur diyemez. Konfüçyüsyen ahlak bile somut eşitlik ve güvenilirlik sağlamaz.

Bireysel güvensizlik öne çıkar: Liberal bireycilik reddedilir ama komüniter yaklaşım bireyi koruma garantisi vermez. Otoriter gözetim (sosyal kredi, kısıtlamalar) ve revizyonist ideoloji ihracı potansiyeli risklidir. Model “iyi yöneticilere” bağlıdır; kötü yönetimde çökebilir. Bana göre bu, Çin’in en büyük “hastalığıdır”: Güvensiz, hukuksuz ve revizyonist yapı.


Sonuç: Fırsat ve risk karışımı

Çin’i disiplinli kalkınma, teknolojik atılım ve stratejik sabırla yükselen bir güç olarak görürüm. Pozitif tezleri ağırlıktadır; ancak otoriterliğin doğasında var olan güvensizlik, hukuk eksikliği ve agresif revizyonizm sistemin kırılgan noktalarıdır. Türkiye için hem fırsat (ticaret, işbirliği) hem risk (jeopolitik rekabet) barındırır. Çin “küresel oyuna yeni başlıyor” derken, ilgilileri uyanık olmaya çağırıyorum: Süper güç olmak, aynı zamanda yeni sorumluluklar ve çatışma alanları demektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU