İBB Davası'nda 19. gün başladı

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 19. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor

Fotoğraf: Independent Türkçe

Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıktı.

Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.

Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. 

Tutuklu sanıklar jandarma eşliğinde salona getirilirken, izleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı.Ekrem İmamoğlu, salona getirildiği sırada, tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla yine "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı.

Duruşma, dün savunması alınan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusu ve avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’nun savunmasıyla devam edecek. Geçek, eylem 13 kapsamında “veri sızdırma” iddiasıyla tutuklu yargılanıyor.

Eylem 13 için Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, "Anlamakta en zorlandığımız eylem" demiş, İmamoğlu da "Bir tek savcı anlamış, o da yanlış anlamış" diye isyan etmişti.

Davada bugün neler yaşandı?

Sanıklar, avukatlar, gazeteciler ve izleyiciler yerini aldı. Duruşma, İSTTELKOM Genel Müdürü Melih Geçek’in dava sorguyla başladı. İlk olarak Geçek, hakkındaki iddialara yönelik soru soran Ekrem İmamoğlu, "Size şunu müdür yap ya da gayri meşru hukuka uygun olmayan bir talimatım oldu mu?" diye sordu. Geçek'in "Asla gelmedi" yanıtının ardından İmamoğlu, "Özel vasıflı üye kavramının ne anlama geldiğini bir tek savcı biliyor. Bizim ruhumuzda 86 milyon insanın eşitliği var. İçinde Türkü, Kürdü, Çerkezi, Alevisi herkes var" dedi.

 İmamoğlu, Geçek'e teknik konularda risk içeren bir durum olduğunda tavrının ne olduğunu sordu. Geçek, "Daha önce uyarmışlığım oldu, hiç çekinmedim" dedi. İmamoğlu, Naim Erol Özgüner'in önce evine götürdüğü sonra da "İmamoğlu'nun telefonu" diyerek savcılığa teslim ettiği, ancak yıllardır kullanılmadığı ortaya çıkan telefona da atıf yaptı ve "Telefonun incelenmesi 1 yılı aşkın zaman sürer mi?" diye sordu. Geçek, dava dosyasında telefon incelemesine dair bir şey görmediğini belirtti.

İmamoğlu, Geçek'e "İddianamenin starı Hüseyin Gün'le toplantı dışında bir münasabetin oldu mu?" diye sordu. Geçek, "Biz kendisine notumuzu vermiştik. Kendisine kartvizitimi bile vermedim" yanıtını verdi. Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan ise, eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner'in ifadesinde "Necati Özkan İstanbul Senin'in reklam işleri yapardı" dediğini hatırlattı. Bunun üzerine Geçek, "Erol öyle ifadeler kullanmış ki, alın çürütün demiş bize" ifadelerini kullandı.

Geçek'in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu'nun savunması başladı. Avukat Koçoğlu, babasının Balyoz Kumpası'nda tutuklanıp 1,5 yıl hapis yatan bir isim olduğunu ve daha sonrasında beraat ettiğini, 2022 yılında da tazminat aldıklarını belirterek söze başladı. Koçoğlu, "Haklının acelesi yok derler. Tutukluluk varsa, haklının acelesi vardır. Sizden adalet bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Avukat Koçoğlu, savcılık makamının soruşturma aşamasında avukatların işini zorlaştırdığını ancak yargılama aşamasında daha da ileri gittiğini ifade etti. Dosyadaki dijitallerin savcılıkta olduğunu ifade eden Koçoğlu, "Savcı neyi verdi, neyi vermedi bilmiyoruz. Dosyada eksik evrak olmadığı ne malum? Belki de şu an hukuka aykırı delillerle yargılanıyoruz. Benden hukuki savunma yapmamı istiyorsunuz ama savcılık makamı bana delilleri vermiyor. Nasıl yapacağım?" dedi.

Ekrem İmamoğlu'nun yargı tacizine uğradığını ifade eden Koçoğlu, duruşma savcısının İmamoğlu'na yönelik "Haddinizi bilin, yoksa bildiririz" sözlerine değinerek, "Burada söyledikleri nedeniyle duruşma salonundaki merdivenden inmeden soruşturma açılıyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı zaten soruşturmayı açmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bağlı duruşma savcısı bu konuda soru soramaz. Nasıl biz avukatların mikrofonu kapatılıyorsa, savcı beyin de kapatılması gerekiyordu" dedi.

Müvekkili Geçek'in 19 Mart'ta gözaltına alındıktan sonra 23 Mart'ta tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edildiğine değinen avukat Koçoğlu, "İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği müvekkilimi serbest bıraktı. Savcılık bu karara itiraz etti. Sonra ne mi oldu? Yıllardır Sulh Ceza Hakimliği yapan adam görevden alınıp ertesi gün İcra Mahkemesi Hakimi yapıldı" dedi.

Avukat Koçoğlu, yanında getirdiği çantayı açtı, içinden 500 bin lira çıkarttı ve mahkeme başkanına seslendi:

Müvekkilim bugün tahliye edilirse ben de çıkıp 2 yıl sonra hakime rüşvet verdim desem bunu nasıl ispatlayacaksınız? Şu an sizinle baz verdim. Paranın dekontu da burada. Merak ediyorum, kendinizi nasıl aklayacaksınız? Para burada, çanta burada. Ne yapabilirsiniz? Bu insanlar almadıkları rüşvetle yargılanıyor. Benim müvekkilim hakkında rüşvet iddiası yok, neden rüşvetten tutuklandı?

"Hiçbirimizin tanımadığı bir kişi üzerinden örgüt kurgulamak, bu iftiranamenin çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun alt yazısıdır”

İBB operasyonları yapıldığından beri savcılıkla muhatap olamadıklarını ancak kendisi nisan ayında gözaltına alındığında savcıyı görebildiğini ifade eden avukat Koçoğlu, savcı Cahit Cihat Sarı'yla görüştüklerinde dosyanın etkin pişmanlık üstüne oturtulacağını anladığını belirtti. Koçoğlu, başka bir savcıyla daha görüştüğünü, şimdi başsavcı vekili olan dönemin savcısının kendisine, "Biz senin suç işlemediğini biliyoruz ama seni almamız gerekiyordu" dediğini ifade etti. Koçoğlu, "Ben bunu yaşadıysam buradakiler kim bilir neler yaşadı" dedi.

Duruşma, dün savunması alınan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusu ve avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’nun savunmasıyla devam ediyor. Geçek, eylem 13 kapsamında “veri sızdırma” iddiasıyla tutuklu yargılanıyor.

Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu, Geçek'e sorular yöneltti. İmamoğlu ile Geçek arasındaki soru-cevap diyaloğu şu şekilde:

Ekrem İmamoğlu: "Sevgili Melih Geçek kardeşim, dünkü sunumunu dinledim. Tabii içinde benim sorularımın da karşılığı olan açıklamalarınız vardı. Hepsi de birbirinden kıymetliydi. Hakikati aramak bu iddianame içerisinde bir yanıyla çok kolay, bir yanıyla çok zor. Çünkü gerçekten iddianame içerisinde olan biteni sizlerin açıklamalarından sonra daha iyi idrak ediyoruz ve orada iddia makamının bir kurgu üzerinden bir senaryo yazıp, sonra o senaryoyu yerleştirmek için insanları köşe başlarına oturtmak gibi bir yol ve yöntemle arayış içerisinde olması, bugün hicap duyulacak bir duruşmayla, mahkemeyle, bir İBB davasıyla ya da İmamoğlu davasıyla bizi buluşturdu.

Ben, 'nasıl tanıştık' vesaire kısmına girmeyeceğim. Son olarak kurumumuzda bir genel müdür makamında görev yaptınız. Benim bir baskımı ya da bir telkinimi gördünüz mü? Bu kadar yakın siyasi bir yoldaşlık geçmişimiz olmasına rağmen, bir telkinim, bir zorlamam, 'Melih Geçek olacak' diye bir şey duydunuz mu? Veya böyle bir şey hissettiniz mi?" 

Melih Geçek: "Başkanım, asla duymadım. Hatta sizin bir sözünüz var, burada söylemekten de çekinmiyorum, 2019 başında, 'Kimse bana ‘ben ne olacağım’ diye gelmesin" dediniz. Biz de o yüzden sizi bu konuda hiç rahatsız etmedik. Sizinle de bu süreçteki tek temasımız, göreve başlamadan bir gün önce fotoğraf çektirdik, 'Hayırlı olsun' dediğimiz beş dakikalık bir görüşmemizdi. O kadar."

İmamoğlu: "Bizim dünyamızda özel vasıflı üye yok, 86 milyon insanın eşitliği var"

Ekrem İmamoğlu: "Bunun Melih Geçek özelinde olmadığını, daha önceki sorularımda da aslında sizin önünüze koymaya gayret ediyoruz. Bunlar kayıtlıdır, belgelidir. Ve bizim bütün bu oluşturduğumuz profesyonel kurullardaki arayışımız aslında milletin evlatlarıyla çalışma çabasıdır. Yani eşim, dostum, akrabam, damadım, kızım, eniştem gibi bir arayış değil, bilakis milletin evlatlarıyla çalışma arzusudur. Bu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumunun millete ait olduğunun bilinciyle hareket etmemizden kaynaklanmıştır. Zira şu ana kadar gördüğünüz üst düzey yöneticilerimizde AK Partilisi, MHP’lisi ya da o dönemlerde işe başlamış insanları gördünüz, yine göreceksiniz. Ve hiçbirisinin geçmişi değil, liyakati sorgulanmıştır. 

Sayın Başkan, Sayın Heyet; buraya not almıştım, 'Özel vasıflı üye' kavramının ne ifade ettiğini herhalde bir tek yazan iddia makamı biliyor. Biz bilmiyoruz. Bizim dünyamızda özel vasıflı üye yok. 86 milyon insanın eşitliği var. Bizim ruhumuzda 16 milyon insanın eşitliği var. 100 bin kişilik İBB kadrosunun eşitliği var. Hiç kimseyi birbirinden ayırmadığımızın işareti olması açısından ifade ediyorum. İçinde Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Çerkez’i, Boşnak’ı herkes var. Hiç kimse birbirinden ayrı değil. Milletin evlatları bakışı vardır. Onun altını çizeyim sizin huzurunuzda.

Melih Bey, size 'Şunu genel müdür yardımcısı yap, şunu kadrona al, şunu şöyle çalıştır, şu kişiye özel bir vasıf belirle' ya da şu firma ya da gayrimeşru, hukuka uygun olmayan, kişisel olarak direkt ya da dolaylı bir talebim ya da bir talimatım size geldi mi ya da böyle bir durum oluştu mu?"

Melih Geçek: "Asla olmadı Başkanım."

İmamoğlu: "İnsanların burada bir saatini bile geçirmesinin kul hakkı yemek olduğunun da altını çizmek istiyorum”

Ekrem İmamoğlu: "Şimdi bunu da özel olarak ifade edeyim. Yine birçok arkadaşımızın başından beri sorguladığı bir metot var. Yani herkes aslında kuralına göre işini yapmaya çalıştı. Ben bazı örnekleri şöyle temkinli karşılıyorum, Sayın Başkan, Sayın Heyet. O da şu, bunun da altını çizerek söylemek istiyorum. Örneğin; 2003’ten beri böyle yapılmıştı, 2004’ten beri böyle yapılmıştı… Bir yanlış yapılmışsa, onu devam ettirmek bizim asla kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Ama bir doğru yapılmışsa ve bu da devamında aynı şekilde doğru şekilde tekerrür etmişse, bu gayet doğaldır. Yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumsalı içerisindeki akışın bir parçasıdır. Bizim dönemimizde kurumsallık arayışı, insan kaynaklarının bütün bilimselliğinin arayışının yanı sıra, bu şekilde hukuki çerçeveyi de kurallarına göre sistemli ve hesap verebilir… Onun için 1600’e yakın denetim, teftiş geçirmemize rağmen tertemiziz. Yani bu 1600, altı yıllık süreçtir. Sayın Başkan, Sayın Heyet, daha önce hiç olmadığı kadar sıfırdı çünkü iç denetim mekanizmalarını da hem iştirakler düzeyinde hem kurum içindeki düzeyde en maksimum seviyeye taşıdığımızın da bu soruyla altını çizmek isterim. Teknik bir insansınız.

Bir başka yanı; bu 13 eylemin… Savcılığın bir önceki deneyiminde şöyle bir şey duyduk, yani savcılığın ifadesini aktaran bir avukatın şahitliğini söylüyorum. Bu eylemin, bu dosya için en önemli eylem olduğunu, buna çok önem atfettiğini ifade ettiğini söyledi savcı, ifade alırken. Bu 13. eylemde hiçbir tarafında olmadığını ifade ediyorsun ama yine de bilimsel ve teknik olarak… Hem İBB hem şu… Ne kadar boş, ne kadar insanların burada değil bir gününü, bir ayını, bir saatini bile geçirmesinin kul hakkı yemek olduğunun da altını çizerek söylüyorum. Hicap duyarak dinledim.

Burada bir kez daha aydınlandım. Ben yüzde 10 bilgi sahibiydim, yüzde 90’a çıktı seviyem buradaki ifadelerden sonra. Bu utanç verici süreçle ilgili teknik süreçleri uzaktan, bazen yakından, o bahsettiğiniz bilim ve teknoloji kurulunda olmanızdan dolayı, yani teknik olarak, yüksek teknolojiye bakan birisi olarak, bunun bir önem atfetseydi, böyle bir sıkıntı, böyle bir risk olsaydı, benim kapımı çalar, 'Böyle bir risk var Başkanım, bunu asla yapmayın' diyecek bir karakterde, diyecek bir konumda olduğunu da biliyorum. Beni uyarma noktasında, yetkin olmasa da böyle bir şey hissettin mi? Çünkü içinde olmadın, sen de ifade ediyorsun ama… Böyle bir şey hissettin mi? Çekindin mi bana gelmekte? Ya da çekindiysen, niye çekindin? Onu sormak istiyorum."

Melih Geçek: "Başkanım, asla çekinmedim. Bazı projelerde uyarmışlığım oldu. Ben böyle kötü bir durum olmasa da 'buna gerek yok' demişliğim olmuştur. Ama böyle bir şey hiç görmedik. Zaten firmadan da emindik. Emin olmamızın en önemli nedeni de Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi birçok devlet bankasıyla çalışıyor olmasıydı. Kendi sistemlerimizden emindik, süreçlerimizden emindik. Tabii insanın olduğu her yerde hata olur ama olduğunda da görüp tabii ki size bunu taşıyacağız. Sonuçta yaptığımız her iyi şey de her kötü şey de size yansıyor. Ama hukuki olarak da hepimiz burada cezasını çekeriz.

Ekrem İmamoğlu: "Ne yazık ki Sayın Başkan, Sayın Heyet, bakınız, yüksek teknolojinin Türkiye’nin ihracattaki payı yüzde 3’ün altında. Çağ yüksek teknoloji çağı ve burada da yazılımcı, bilgisayar programcısı, analist, reklam işinde olan ama yine bu alanla ilgilenen insanlar var. Şu mahkemenin gündeminden sonra bu ülkede yüzde 3 değil, yüzde 0,3’ü bile bulması hayal olur. Bu davaya bu işleri sokan insanların ne kadar kötü niyetli ve ne kadar kötücül olduklarının altını çizmek isterim. Ki biz çok şeffaf bir ortamdayız. Bana herkes ulaşabilir. Ulaşmayıp bunu iddianameye taşıyan, daha doğrusu iddia makamının iddianamesine taşıyan itirafçı insanlara da buradan kınama duygumu ifade etmek istiyorum."

Melih Geçek: "Bir şey daha eklemek istiyorum. Aslında size ulaşmamıza da gerek yok. Sizinle çalışmanın en güzel yanı bu. İşte Hüseyin Gün olayında olduğu gibi… Adam gelmiş bize bir şey anlatmış ve biz adamın dolandırıcı olduğunu anlayıp bütün ilişkiyi kesmişiz. İçeriye sokmamışız bile."

Ekrem İmamoğlu: "Yine bir başka eylem, 16. eylem… Bir cep telefonu, Sayın Başkan. Bu özel durum benim cep telefonum çünkü. Yani bu soruyu sormak zorundayım, bu detay da bunu gerektiriyor. Şöyle ki, Sayın Başkan, Sayın Heyet; bu cep telefonu, tabii Melih Bey’in hatırlamaması normal ama bu cep telefonu benim 25 seneden fazla süredir kullandığım, geçmişte Trabzonspor taraftarlarının da binlerce mesaj attığı, ben o kulüpte yöneticilik, başkan yardımcılığı yaptım, iş hayatımdan gelen bir cep telefonudur. Yani bu cep telefonumu alıp, onun üzerinden insanları hapse atıp, sonra da hâlâ iddia makamı tarafından tek bir delilin sunulmamış olması… İncelendiyse bir sayfa yazılmaz mı, Sayın Başkan? Sizin dikkatinize sunuyorum. Melih Bey’e de şunu sormak istiyorum: Teknik bir arkadaşım olarak, bu kadar teknolojinin içinde bir cep telefonunun incelenmesi bir yılı aşkın süre sürer mi? Hâlâ buradan tek bir kelime bile mahkeme heyetinin önüne gelmemesini nasıl yorumlarsın?"

Melih Geçek: "Başkanım, ekleri inceledim. Açıkçası bu telefonla ilgili bir inceleme kaydı falan göremedim. Çok dosya var ama şunu gördüm: 'Şifresi verilmediği için yedeği alınamamıştır' deniyor. Ama yedek almanın dışında herhangi bir inceleme talebi ya da buna ilişkin bir yazı da görmedim. İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne gönderilmiş ama oradan da sadece 'alındı/alınmadı' şeklinde bir rapor gelmiş.

"Bir cep telefonum yüzünden bir insanın karakteriyle oynanmıştır, yalan ifadeler kurgulanmıştır"

Ekrem İmamoğlu: "Bakınız bir cep telefonum yüzünden bir insanın karakteriyle oynanmıştır, yalan ifadeler kurgulanmıştır. O ifade yüzünden o insanın şahsiyeti zarar görmüştür; geçmişi, geleceği zarar görmüştür. Bunu yöntem olarak belirleyen iddia makamını bir kez daha kınıyorum. Bu yanlış bir durumdur. Benim cep telefonumun hala bu şekilde gündemde tutulmasını sonlandırmanız gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda bir sorumluluk atfetmek istiyorum.

'İstanbul Senin'… Hatırlarsanız Melih Bey, bu ifade benim söylemimden doğdu. İstanbul’un İstanbullulara ait olduğu fikrinden çıkan bir slogandı. Seçimden sonra da yaygın şekilde kullandık. Sonra bir uygulama fikriyle markalaştı. 'İstanbul Senin' ile ilgili zihninde bir tereddüt oluştu mu? Böyle bir şey olsaydı bana gelip söyler miydin?

Melih Geçek: "Oluşsaydı kesinlikle söylerdim Başkanım. 'İstanbul Senin' zaten yerleşmiş bir slogandı. Birçok proje bu isimle geldi. Güvenlik önlemleri alınmıştı, testler yapılmıştı. Herhangi bir güvenlik sorunu görmedim."

İmamaoğlu’ndan “Hüseyin Gün” tepkisi

Ekrem İmamoğlu: Son olarak Hüseyin Gün meselesi… Bu kişiyle benimle ilgili bir diyaloğun oldu mu? Herhangi bir konuşman, mesajlaşman, karşılaşman?"

Melih Geçek: "Hayır Başkanım, olmadı."

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; 14 yıllık yol arkadaşım olan Melih Geçek gibi birinin, zorlu bir süreçten geçerek genel müdür olabildiği bir yapıyı 'özel vasıflı üye' gibi kavramlarla suç unsuru haline getirmek, kötü niyetli bir yaklaşımdır. Hiçbirimizin tanımadığı bir kişi üzerinden örgüt kurgulamak ise bu iddianamenin, iftiranamenin çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun da alt yazısıdır."

Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti

Duruşmada, dün savunması alınan ve eylem 13 kapsamında "veri sızdırma" iddiasıyla tutuklu yargılanan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek'in çapraz sorgusu tamamlandı. Ardından avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu'nun savunmasına geçildi.

Koçoğlu, savunmasında şunları söyledi:

Şimdi, biraz önce Sayın Savcı tarafından bir soru sorulmadı. Müvekkilim iddianamede 'özel vasfı haiz' diye gösteriliyor. Özel vasfı haiz birine soru sormuyorsanız bunun iki anlamı vardır: Ya kurt kuzu yemeye karar vermiştir ya da savcı artık özel vasfı haiz olunmadığının farkındadır. Bunu en son mütalaada göreceğiz; ama 'özel vasfı haiz' dediğiniz insana bile soru sormadığınız bir ortamda, iddianamenin arkasında nasıl durulduğunu çok merak ediyorum.

Kıymetli heyet, ben bu Silivri duruşmalarının en eskilerinden biriyim. Bunu yer yer söylüyorum ve söylemekten de çekinmiyorum. Belki de bu salondaki, iyi tabirle Serkan Ağabey’den sonra en kıdemli kişi benim. Bir de bugün Ahmet Komutanımı, Ali Rıza’yı falan gördüm. Benim burada Silivri kariyerim 2011 yılında başladı. 2011 yılında, şu an bulunduğumuz salonun girişinin tam karşısında bulunan, spor salonundan bozma, üzerinde 'duruşma salonu' yazan ama yazıları çıkmış olan duruşma salonunda izleyici tarafındaydım.

O zamanlar fakültede öğrenciydim. Benim babam yargılandı; darbeye teşebbüsten 16 sene ceza aldı, 1,5 sene hapis yattı ve beraat etti. Beraatı 2015’te kesinleşti; devletten tazminatımızı ise 2022 yılında aldık. Ben yine gurur duyuyorum. Çok fanatik bir Fenerbahçeliyim; Allah kısmet etti, Fenerbahçe’nin avukatı oldum. Tam karşı tarafta oturuyordum ve Fenerbahçe’ye kurulduğu iddia edilen kumpasta müşteki vekilliği yaptım. Bu salonun bu tarafında da çok fazla örgütlü dosyada sanık müdafiliği yaptım ama size yemin ederim ki hayatımın en zor savunmasını şu an yapacağım. Ben duruşmalarda uzun konuşmamla bilinirim, fazla fazla anlatırım. Bu dosyayı nereden tutsam elimde kaldığı için size gün gün aslında ne yaşandığını anlatmam gerekiyor.

"Söz uçar, yazı kalır, tarihe not düşeceğiz"

Hani Başkanım dün 'Muhatapları yok, doğrulayamıyoruz' dediniz ya; ben sizin doğrulamanıza yardımcı olup burada görseller de sunacağım. Herkes görecek. Siz ve heyetiniz; buradaki sanıklara yapılan zalimliği, savcılık makamının soruşturmayı nasıl tek taraflı yürüttüğünü ve sizlerin kürsü arkadaşlarınıza nasıl saygı duyulmadığını, her şeyi tek tek anlatacağım. Söz uçar, yazı kalır; tarihe not düşeceğiz. Hakkımız olanı ve bir ülkenin varlığının temeli olan adaleti, belki sizin sayenizde burada, belki de ileride alacağız ama mutlaka alacağız.

Yine Ekrem Bey’in bir diploma davası süreci var ki, bence dünyanın en mantıksız davasıdır. Bakın, Başkanım, o dosyada 45 kişi vardı ve biri benim müvekkilimdi. Müvekkilim Amerika’dan gelmiş, Türkiye’ye geçiş yapmış, vesaire. 23 Nisan’da ifade verdik. Ben aynı akşam Adıyaman’a bir duruşmaya gittim, sonra döndüm. Döndüğümde ne olduğunu anlatayım: 28 Nisan’da dosyaya vekaletname sundum ama kaydımı yapmıyorlar. Katibe gidip ‘kaydımı yapar mısın lütfen?’ diyorum; bana ‘Savcı Bey’in talimatı var, dosyadaki ifadeler emniyetten gelince kayıt yapılacak' diyor. Yahu adamı dosyaya şüpheli olarak kaydetmişsiniz, müvekkilimden ifade almışsınız ama dosyayı bana göstermiyorsunuz. Soruyorum: TCK 204’e kısıtlılık kararı koyabilir misiniz? Koyamazsınız; ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu şekilde koyuyor. Aradan 1-2 ay geçiyor, gidiyorum; ‘dosya emniyetten gelmedi’ diyorlar. Ben ifade vermişim, dosyanın tarafıyım. Emniyete gidiyorum, emniyet ise ‘ifadeler devam ediyor ama biz sizin müvekkilinizin dosyasını 8-9 gün önce gönderdik' diyor. Elime üst yazıyı alıp savcılığa götürüyorum; kalem bana ‘hepsi geldiğinde kayıt yapacağız' diyor. Ben dosyayı hala göremiyorum. Dilekçe sunuyorum, 'dosyayı kalemde bir göreyim, raporda ne var bakayım’ diyorum; 'hHayır, olmaz, Savcı Bey’in izni yok' deniliyor.

"Şimdi bu usul ekonomisi mi, yoksa yargı tacizi mi?"

Sonra ben uçaktan indim, Başkanım; üzerinden 20 gün geçmişti. Bir WhatsApp grubundan bana Ekrem Bey’in diploma davasının iddianamesi geldi. İddianameyi bir açtım; ‘usul ekonomisi gözetilerek dosyanın ayrılarak davasının açılmasına, diğerlerinin devamına’ deniliyor. Ekrem Bey’in davasını yangından mal kaçırır gibi açıyorlar ama benim müvekkilimin işlemleri bittiği hâlde davasını açmıyorlar, dosyayı orada bekletiyorlar. Dosyayı artık gösteriyorlar çünkü Ekrem Bey’in davasını açtılar ve dosya incelenebilir hale geldi.

Şimdi bu usul ekonomisi mi, yoksa yargı tacizi mi? Ben ikincisini seçiyorum çünkü Ekrem Bey’in bir yargı tacizine uğradığını düşünüyorum. Kendisinin bir sürü davası var; Ekrem Bey şuradan merdivenlerden inmeden hakkında dava açıyorlar, soruşturma başlatıyorlar. Ben bu kadar hızlı çalışan bir yargı sistemi görmedim. Şu an 300’den fazla derdest ceza dosyam var, binlerce duruşmaya girdim; size yemin ederim, duruşma arasında söyledikleri yüzünden soruşturmaya maruz kalan ilk kişiyi burada görüyorum.

Koçoğlu’ndan "Haddini bildiririz" tepkisi: "Savcının mikrofonunun kesilmesi gerekiyordu"

Dün ya da önceki gündü; duruşma savcısı Ekrem Bey’e girer girmez bir soru sordu. Bu soru usule uygun değildir. Bunu niye anlatıyorum? Çünkü Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı zaten bir soruşturma açmıştır ve soruşturmayı yürüten makam orasıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki bir savcının, yargılama ile alakası olmayan bir konuda ve yetkisi bulunmayan bir alanda Ekrem Bey’e hesap sorar gibi soru sorması usule uygun değildir.

Ben o gün özellikle söyledim, Başkanım; nasıl bizim meslektaşımız Aynur Hanım’ın mikrofonu kesildiyse, savcının da mikrofonunun kesilmesi gerekiyordu. Zaten yürüyen bir soruşturma var ve o soruşturma kapsamında ifade alabilecek makam Savcı Bey değil, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’dır.

Biz avukatlar olarak defalarca savcıyla görüşmek istedik. Ama biz muhatap bulamadık. Eylem yaptık, adliye önünde. O zamanki Başsavcı 'eylemi dağıtın.' diye avukatlara barışçıl bir çağrı gönderdi. Yukarı çıktık, görüşmek istedik; kabul etmediler. Dedik ki: Ya tamam, çok kalabalığız, şöyle yapalım: İçimizden bir kadın, bir erkek seçelim, biz Cahit Cihat Sarı Savcıyla görüşüp meramımızı anlatalım. Bunu da kabul etmediler.

Bizleri süreç boyunca tamamen katiplerle muhatap ettiler; o da telefonu açarsa… Biz bir türlü muhatap bulamadık. Ama ben bir yerde muhatap buldum, Başkanım. Bir yerde ben muhatap buldum. 24 Nisan sabahı Adıyaman’dayım. Sabah saat 06.30 gibi beni Mehmet Pehlivan aradı. Dedi ki: 'Kardeşim hakkında gözaltı kararı varmış.' Ben dedim ki: 'Ya oğlum, git başımdan. Tüm gün duruşmada olacağım ben.' deyip telefonu suratına kapattım.

Bir daha aradı beni, dedi ki: ‘Arkamda oturuyor, Kazım Yiğit’in evine gitmişler' dedi. Gözaltı listesinde adın varmış, Deniz abla görmüş. 'Başka kim var' dedim. ‘Serkan Güner var.’ dedi. Uyandım, elimi yüzümü yıkadım, Serkan ağabeyi aradım. ‘Ağabey, dedim, böyle böyle bir şey varmış.’ ‘Evet kardeşim, evdeyim, bekliyorum.’ dedi, ‘duydum ben de.’ dedi. Haberleri gördüm. İşte Yiğit ağabey ve Serkan ağabeyi gözaltına aldılar. Haberlere çıktı, benim hakkımda da gözaltı kararı var diye; fakat ben biraz daha popüler oldum. Çünkü, hani dedim ya, Melih Pehlivan benim müvekkilim diye, şu şekilde çıktı: ‘İmamoğlu’nun avukatının avukatı hakkında gözaltı kararı.’ Bakın, basın böyle geçiyor. Yani ben Yiğit olarak bir birey değilim, basının gözünde; İmamoğlu’nun avukatının avukatıyım.

"Beni gözaltına aldıran savcı 'sen insanların etkin pişmanlık yapmasının önüne geçiyorsun' dedi"

Ben de bu arada 24 Nisan’da Adıyaman’da tüm Kıbrıslı aileler adına İsias Otel Davası'ndaydım. Duruşma bitti. Uçağım ertesi gündü, Başkanım. Bu arada ertesi gün akşamına yurt dışı uçak biletim vardı; üç erkek yurt dışına tatile gidiyorduk. Ben önce yurt dışı uçak biletimi iptal ettim. Sonra Adıyaman’dan Malatya’ya taksiyle gittim. Fişi hala duruyor çünkü devletten tazminatını alacağım. Malatya’daki ilk uçakla geldim. Sabah ben ifadeye girdim.

Ben muhatabım, Cahit Cihat Sarı’yı ilk kez orada gördüm. O güne kadar görmemiştim; çok muhatap olmak istedim. Beni böyle muhatap aldı kendisine. Tamam, dedim. Bana dedi ki: ‘Avukatların gelmediyse senle bir 15 dakika sohbet edelim, kardeşim.’ dedi. Avukatlarım kapıdaydı; dedim: ‘Bir çıkın siz.’ Burada biri profesör, biri eşim, avukatlarım… ‘Çıkın, dedim, ben bir sohbet edeceğim Cahit Bey’le.’ dedim. Sağ olsun, çay ısmarladı bu arada.

Dedim ki: ‘Benim için niye gözaltı kararı çıkardınız siz? Ben ne yaptım?’ Bakın size yemin ederim, her şeyin üzerine yemin ederim, bana dedi ki: ‘Seni biz TCK madde 221’den aldık. Sen insanların etkin pişmanlık yapmasının önüne geçiyorsun.’ dedi. Ben şok oldum. ‘Ya, nasıl olabilir bu ya?’ dedim. ‘Nasıl olabilir bu?’

Ayrıca dedim ki kanun diyor: ‘Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi, tanığı etkilemek.’ E şüpheliyi etkilesen, suç oluşmuyor ki! Bunu anlattım, ‘Allah kahretsin!’ yaptı, beni başka suçtan tutuklamaya sevk etti.

Bana dedi ki, size yine yemin ediyorum, dedi ki: ‘Sen televizyona çıktın, konuştun. Konuşanı bilmem ne yaparlar...’ Sonra dedi ki: ‘Seni kardeşim gibi gördüğüm için o yüzden böyle rahat konuşuyorum, kardeşim; kusura bakma.’ dedi. Ben de sorun yok dedim. Oradaki fiili anlamışsınızdır herhalde; konuşanı ne yaparlarmış…

Ben de dedim ki: ‘Bakın, Savcım, ben kanunu okudum. Yayın dökümü sizde var. Gelin birlikte açalım, bir daha izleyelim yayını. Ben açtım, TCK Madde 221, yani etkin pişmanlık maddesini okudum. Yorum bile katmadım. Siz dedim, insanlara etkin pişmanlık yaptırırken bu maddeden hiç bahsetmiyor musunuz da bundan bu kadar çekindiniz?’ dedim. Bana hiçbir şey demedi. Ben o gün anladım ki, bakın, ben 24 Nisan tarihinde anladım ki; Savcılık bu dosyayı etkin pişmanlık üzerine oturtacak.

Avukat Koçoğlu, 500 bin TL parayı masaya koydu: "'Heyet rüşvet aldı, baz da verdik' desem almadığınızı nasıl ispatlayacaksınız?"

Avukat Koçoğlu, savunması sırasında getirdiği çantadan 500 bin TL çıkararak ekrana bir para çekme dekontu yansıtarak, savunmasına şöyle devam etti:

Bana sıra gelecek diye dün gittim para çektim, burada 500 bin lira var. Para, çanta, dekont burada, baz da burada. Biz sizle bugün burada sıfır baz verdik. Nasıl ispatlayacaksınız, 'heyet rüşvet aldı, tarihi de budur' desem ne yapabilirsiniz? Kendinizi nasıl aklayacaksınız?

Bu insanlar almadıkları rüşvet için birilerinin iftirasıyla yargılanıyorlar. Bu hak mıdır, adalet midir? Ayıptır. Böyle şey olmaz. HTS, baz ile bunu çözemezsiniz.

Merak ediyorum, kendinizi nasıl ispatlayacaksınız? Almadınız ama ben size iftira atsam ne yapacaksınız? 'Almadığını ispatla' diyorsunuz, 'almadım' diyor, 'ama baz var' diyorsunuz. Sizin de şu an bazınız var... Siz insanları şu an bu şekilde yargılıyorsunuz.

Bir deli çıkıyor, 'para verdim' diyor, ispatı yok, kendinizi nasıl aklayacaksınız? Aklayamazsınız ki... Bizim yargı sistemi şüpheden savcı yararına döndü. Bazlardan delil üretiyorlar.

Avukat Yiğit Gökçehan Koçoğlu, "Ben banko önünde bekliyordum, önce Akın Bey önümden geçti. Bir süre sonra Ertan Yıldız’ı asansörle getirdiler. Biraz zaman geçtikten sonra da iki kişi geldi, 'ben AKP İBB Belediye Meclis Üyesiyim' diyerek içeri geçti. Beni muhatap almayan savcılık makamı siyasileri muhatap aldı" iddiasında bulundu. 

Koçoğlu, savunmasına devam ederken bir pazarlık yapıldığını ileri sürerek, belgeler gösterdi. Koçoğlu, "Savcılık madem biliyordu. O güne kadar neden almadı? Bu telefonun günü 23 Mart, 07.37 nedir? Telefonla ilgili arama kararı 27 Nisan 2025. 14 Mayıs'ın öncesinde yapılan aramada ele geçirildi. 13 Mayıs'ta aldıysanız üzerinde 13 Mayıs yazardı. Ya 23 Mart'ta bu telefonu çekip pazarlık yaptınız, ya da telefonu aldıktan sonra tarihi değiştirdiniz. Bu durum, telefonun özgürlük pazarlığı için elde tutulduğunun kanıtıdır" dedi.

İmamoğlu: "İddia makamı şaibelidir"

İmamoğlu, bu sırada "İddia makamı şaibelidir Sayın Başkan" diye seslendi. Mahkeme Başkanı, "müdahale etmeyin" diyerek uyardı.

"Naim Erol’un bu dosyada verdiği tek doğru bilgi, kendi adı, soyadıdır"

Koçoğlu, savunmasını şöyle tamamladı:

Naim Erol kendisi hakkında soruşturma yokken, ön almak için telefonun fotoğrafını çekmiş. Telefonun fotoğrafını avukatı aracılığıyla savcılığa götürmüş. Bu pazarlıktır Naim Erol'un İBB'de odası bile yok. İddianamede 'odamda telefonu verdim' diyor. Bu dosyada verdiği tek doğru bilgi, kendi adı, soyadıdır. İBB'deki çalışanın üzerine geçiren, şirketi şoförün üzerine geçiren kişidir. Şoför operasyonu yaptınız. Onunkini neden almadınız? Naim Erol yine korundu. Gizli tanıkları, Meşe ile İlke'yi aynı getirin, getiremezler, ikisi de aynı kişi. İddianamede, bire bir aynı ifadeler var. Bunlar demode. Artık yapay zeka var. Başkanım siz de gülüyorsunuz, bana gülüyorsunuz. Savcılık makamı bunları yapmıştır. Bunlar kumpastır. 3-4 saattir konuşuyorum. Siz de yoruldunuz. Ben herkesten çok yoruldum. İki gün konuşmayacağım. Burada bu ülkenin en kalifiye insanlarını yargılıyorsunuz. Tıpkı Balyoz, Ergenekon davalarında bu ülkenin en kalifiye askerlerinin yargılanması gibi. Müvekkilim örgüt üyesi değil. İtirafçılar üzerine bir yargılama yapılıyor. Tahmin var, delil yok.

Savcılıktan suç duyurusu talebi, salondan alkışlar...

Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme" kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. İBB Davası'nda ilk kez "etkin pişmanlıktan" yararlanmış bir sanık hakkında suç duyurusu talep edildi. Salonda bulunanlar bu talebi alkışlarla karşıladı.

 Duruşma, Ekrem İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan'ın savunması ile devam ediyor.

Independent Türkçe, ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU