Kimileri için Kuzey Kıbrıs, yarım asrı aşan bir siyasi sorunun adı.
Kimileri için Akdeniz'in ortasında küçük bir ada.
Kimileri içinse yalnızca bir "milli dava".
Ancak bugün Kuzey Kıbrıs'ta giderek daha fazla konuşulan başka bir mesele var: gençlerin yurt dışına gidişi…
"Beyin göçü", "gençlik göçü" gibi farklı kavramlarla anılsa da göç olgusu artık uzak bir konu değil. Ülkemizde ve coğrafyamızda, yurtlarını terk eden gençlerin sayısında artış gözlemleniyor.
Kuzey Kıbrıs'ta ise bu mesele, Kıbrıs sorununun da etkisiyle yıllardır süregelen bir gerçeklik. Başta Birleşik Krallık, Avustralya ve Türkiye olmak üzere Kıbrıslı Türkler farklı ülkelere göç ediyor.
Ancak bugün bunu daha görünür kılan başka bir şey var: Dünya değişiyor, fakat Kuzey Kıbrıs'ta birçok temel mesele aynı kalıyor.
"Tanınmama" sorunu ve ekonomik-siyasi belirsizlikler, gençleri kendi ifadeleriyle o "ambargolar duvarına" çarpıyor. Bu da sessiz bir göç eğilimini güçlendiriyor.
Bu sessiz gidişin karşısında duran gençler de var. Onlar, bu süreci tersine çevirmek için bir araya geliyor: "Söz Gençte."
Kuzey Kıbrıs'ta, kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir buluşma gerçekleşti. Sekiz farklı gençlik sivil toplum örgütü ile Mağusa Gençlik Meclisi'nin ortaklaşa düzenlediği, "Gençlerin Öncelikleri" temalı Söz Gençte etkinliği, gençleri ve karar alıcıları aynı salonda buluşturdu.
Gençler ayrıca, beyin göçünün nedenlerini araştıracak ve kısa, orta ve uzun vadeli politikalar geliştirecek bir "Adaya Dönüşü Teşvik Komisyonu" kurulmasını önerdi. Gençler, yakın zamanda KKTC Meclisi'nde de görüşlerini aktarmaya hazırlanıyor.
Peki bu gençlik hareketi, Kıbrıs'ın uzun süredir tartışılan gençlik göçünü tersine çevirebilir mi?
Bu soruyu, Söz Gençte organizasyonunda yer alan üç farklı isimle konuştuk: Organizasyon Komitesi Sözcüsü Hüseyin Aran, Söz Gençte Organizasyonu Moderatörü Hakkı Çinkılıç ve MESAD Basketbol Kulübü Başkanı Ulaş Hüseyin Ömer.
Biri Ankara'da doktora yapıyor, biri Budapeşte'de yüksek lisansını sürdürüyor, biri ise 20 yaşında bir basketbol kulübüne başkanlık ediyor.
Farklı alanlardan gelseler de hepsi ortak bir cümlede buluşuyor:
Kaybedecek bir gencimiz daha yok.
Sözü, "ambargolara sığmayan" Ada'nın gençlerine bırakıyoruz.
Hüseyin Aran: "Bizim en büyük gücümüz beynimizdir. Beynimizi de günden güne yurt dışına kaybediyoruz. Bunun önüne geçmek için gelin el birliğiyle mücadele edelim. Başka gençlerimiz göç etmesin, Kaybedecek bir gencimiz daha yok"https://t.co/hD1GKrJXYB pic.twitter.com/I3vyivVpBr
— Independent Turkish (@TurkishIndy) June 11, 2026
En büyük gücümüz beynimizdir; beynimizi yurt dışına kaybediyoruz"
Söz Gençte organizasyonunun merkezinde yer alan isimlerden biri olan Hüseyin Aran, hem akademik hem de sivil toplum deneyimiyle gençlik göçü tartışmasının odağında duruyor.
Ankara Üniversitesi'nde doktora eğitimini sürdüren Aran, aynı zamanda Söz Gençte Organizasyon Komitesi Sözcüsü olarak görev yapıyor.
Aran, gençlik göçünün artık inkâr edilemeyecek bir gerçekliğe dönüştüğünü vurgulayarak, süreci şu sözlerle özetliyor:
Son zamanlarda baktığımızda gerçekten Kıbrıslı Türk gençlerde bir gençlik göçü söz konusu. Bizim en büyük gücümüz beynimizdir. Beynimizi de günden güne yurt dışına kaybediyoruz. Bunun önüne geçmek için gelin el birliğiyle mücadele edelim. Başka gençlerimiz göç etmesin, daha fazla gencimiz göç etmesin.
"Kaybedecek bir gencimiz daha yok"
Aran'a göre bu mesele yalnızca ekonomik ya da siyasi değil; aynı zamanda toplumsal farklılıkların birlikte yaşayabildiği bir zeminde ele alınmalı:
Siyasi görüşü ne olursa olsun, farklı düşünceler olabilir. Bunlar hayatın olağan akışına da uygundur. Herkesin görüşü aynı olsa zaten orada bir sıkıntı var demektir.
Ancak Aran, Söz Gençte buluşmasında bu sorunun daha net bir biçimde görünür hale geldiğini belirterek, temel çıkış cümlesini yeniden hatırlatıyor:
Kaybedecek bir gencimiz daha yok.
Bu güçlü vurgu, gençlik göçü tartışmasının geldiği noktayı özetlerken, Hüseyin Aran bu mücadeleyi bir adım ileri taşıyacak yeni bir öneriye işaret ediyor: "Adaya Dönüşü Teşvik Komisyonu".
"Adaya Dönüşü Teşvik Komisyonu" önerisi: Gerçekçi çözüm planı
Gençte Organizasyon Komitesi Sözcüsü Hüseyin Aran, önerdikleri "Adaya Dönüşü Teşvik Komisyonu"nun isim tartışmasından ziyade içeriğine odaklanılması gerektiğini söylüyor. Aran'a göre mesele ister "gençlik göçü" ister "beyin göçü" densin, ortada net bir göç sorunu var.
Aran, ilk adımın bu sorunun varlığını tüm siyasi tarafların kabul etmesi olduğunu vurguluyor:
Önce bunun bir sorun olduğunu kabul edeceğiz. Sonra nedenlerini ortaya koyacağız. Kimisi istihdam diyor, kimisi Kıbrıs sorunu, kimisi belirsizlik… Biz önce sahadan gerçek nedeni görmek istiyoruz.
Bu nedenle önerilen komisyonun, gençlerin adada kalma eğilimi ve göç etme isteği üzerinden aşamalı bir çalışma yürütmesini savunuyor:
Bir anda tüm göçü durdurmak ya da herkesi kısa sürede geri getirmek gibi iddialar gerçekçi değil. Biz adım adım gitmek gerektiğini düşünüyoruz.
"Devlet politikası olmalı, hükümetten bağımsız çalışmalı"
Hüseyin Aran'ın tarif ettiği komisyon, hükümetlerden bağımsız ve yasal zemine oturtulmuş bir yapı olarak kurgulanıyor. Amaç, siyasi değişimlerden etkilenmeyen bir sistem oluşturmak:
Hangi hükümet gelirse gelsin etkileyememeli. Yasal bir düzenlemeyle kurulmalı.
Komisyonun sadece danışma değil, gerektiğinde "bağlayıcı kararlar alabilen" bir yapıda olması gerektiğini de belirtiyor.
"Herkes aynı masada olmalı"
Aran'a göre en kritik nokta, tüm tarafların sürece dahil edilmesi: "Hükümet, muhalefet, sivil toplum, üniversiteler… Herkes o masada olacak. Herkes kendini o sürecin parçası hissedecek."
Bu yapının temel amacını ise "ortak akıl ve aidiyet" üzerinden açıklayan Aran, "Bu aidiyet duygusunu kurarsak, çözümü daha gerçekçi şekilde üretebiliriz" diyor.
Üç adımda yol haritası
Komisyonun çalışma modeli de net: Önce gençlik haritası çıkarılacak, ardından göçün nedenleri analiz edilecek, son olarak kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerileri geliştirilecek.
Hüseyin bunu, "Önce ne olduğunu göreceğiz, sonra nedenini anlayacağız, sonra çözüm üreteceğiz" sözleriyle özetliyor.
"Sorunu çözmek istiyorsak önce kaybı durdurmalıyız"
Aran'a göre çözüm süreci de aşamalı ilerlemeli. Öncelik, göç etmiş gençleri geri getirmekten önce, ülkede kalmayı düşünenleri tutabilmek:
Önce adada olanı ve gitmeyi düşüneni tutmalıyız. Tüm göçü bir anda bitireceğim demek gerçekçi değil.
Bu nedenle önerdikleri model de kademeli bir yaklaşım içeriyor. "Adaya Dönüşü Teşvik Komisyonu" bu çerçevede ortaya çıkan en somut öneri. Hüseyin, bu yapıyı şöyle anlatıyor:
Bu komisyon hükümetlerden bağımsız, yasal zemine oturan, bağlayıcı kararlar alabilen bir mekanizma olmalı. Sadece danışma kurulu değil.
Komisyonda hükümet, muhalefet, sivil toplum ve üniversitelerin yer almasını önerdiklerini belirten Hüseyin, "Bu mesele siyasi bir araç olmamalı. Tüm kesimlerin temsil edildiği bir yapı olmalı ki aidiyet duygusu güçlensin" şeklinde konuşuyor.
"En büyük sorun: değersizlik hissi"
Aran'a göre gençlerin en derin problemi ekonomik ya da istihdam değil, daha yapısal bir duygu:
Benim şahsi gözlemim, şu anki aşamada en temel Sorunun değersizlik hissiyatı olduğu yönünde. Ben de bunu yaşadım. Geçen yıl Ankara'daydım. Kıbrıs'a döndüğümde ben de bu değersizlik hissiyatını yaşadım. Ne yazık ki değersizlik hissiyatı, bana göre işsizlikten, ekonomik problemlerden ya da Kıbrıs Sorunundan daha üstte duran bir mesele.
Yurt dışından dönen bir gencin yaşadığı kırılmaya dikkat çeken Aran, "İyi eğitim almış, emek vermiş bir genç düşünün. Eğer güçlü bir dayanağı yoksa kendini değersiz hissediyor. Bu, en acı gerçeklerden biri" diyor.
Ayrıca, bu değersizlik hissinin ekonomik sorunlardan bile daha belirleyici hale geldiğini özellikle vurguluyor.
"AB pasaportu kaçış değil, kısa vadeli bir başvuru bileti"
Türkiye'den bakıldığında Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna sahip gençlerin Avrupa'ya daha kolay göç edebilmesi, bunun artık bir "hareket kolaylığına" dönüştüğü yönündeki tartışmaların hatırlattığımızda ise Hüseyin Aran, bu durumu tek yönlü bir "kaçış bileti" olarak görmediğini söylüyor.
Aran'a göre Avrupa Birliği pasaportu, gençler için çoğu zaman kalıcı bir kopuştan ziyade geçici bir imkân niteliği taşıyor:
Ben bunu kısa vadeli bir başvuru bileti olarak değerlendiriyorum. Çünkü göç eden ya da göç etmeyi düşünen arkadaşlarım da var. Hepsinin ortak noktası şu:
‘Biz ülkemizi seviyoruz, Kıbrıs'a dönmek istiyoruz.'
Ancak bu dönüşün çoğu zaman eğitim, mesleki gelişim ya da zorunlu koşullar nedeniyle ertelendiğini belirten Hüseyin, özellikle bedelli askerlik şartlarının bu süreci doğrudan etkilediğini vurguluyor.
Mevcut düzenlemelerin gençleri yurt dışına yönlendirdiğini söyleyen Aran, bedelli askerlik şartlarının"ya uzun süre yurt dışında kalma ya da doktora yapma" şartına bağlanmasının da göçü dolaylı olarak artırdığını ifade ediyor:
Bu yapı hem göçü teşvik ediyor hem de bir doktora enflasyonu yaratıyor.
Bu noktada çözüm önerilerine de değinen Hüseyin, ilk etapta radikal değil, uygulanabilir ve somut adımlar önerdiklerini söylüyor.
Bunlardan biri de askerlik erteleme işlemlerinin dijital ortama taşınması: "Biz küçük ama yapılabilir adımlarla ilerlemek istiyoruz. Mesela yurt dışında olan ya da doktora yapan arkadaşlarımız işlemlerini dijital yapabilsin. Bu bile önemli bir başlangıç."
Hüseyin Aran'a göre bu yaklaşımın temel amacı büyük vaatler değil, "adım adım değişimin mümkün olduğunu göstermek":
Çünkü küçük adımlarla ilerlersek hem biz motive oluruz hem de bu ülkede bir şeylerin değişebileceğini insanlara gösterebiliriz.
"Kıbrıslı Türklerde toplumsal bir özgüven problemi var"
Hüseyin Aran'a göre Kıbrıslı Türklerde en temel sorunlardan biri "toplumsal özgüven eksikliği". Bunu bireysel bir özgüven meselesi olarak değil, uzun yıllardır yerleşmiş bir düşünme biçimi olarak tanımlıyor:
Bana göre Kıbrıslı Türklerde toplumsal bir özgüven problemi var. Ama burada bireysel özgüvenden değil, toplumsal özgüvenden bahsediyorum. ‘Bizden bir şey olmaz', ‘Biz bir şey yapamayız' anlayışı ne yazık ki uzun yıllardır toplumumuza yerleşmiş durumda.
"Kıbrıs Türk halkına bu özgüven yeniden kazandırmalı"
Hüseyin'e göre bu algıya rağmen asıl engel dışsal: ambargolar.
Ancak buna rağmen bireysel başarıların da sürdüğünü vurguluyor:
Oysa önümüzdeki temel engel ambargolardır. Biz bireysel olarak bu engelleri aşabiliyoruz ve aşıyoruz da. Gerçekten çok başarılı insanlarımız var.
Bu noktada isim vermekte zorlandığını, kimseyi eksik bırakmak istemediğini söyleyen Aran, "Rahmetli Mehmet Aziz… Sıtma hastalığının tedavisinde önemli katkıları olan bir isim. Kendisini rahmetle anıyorum. Yine Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin ilk fakülte birincisi ve bir numaralı mezunu Hüseyin Cahit Oğuzoğlu da Kıbrıslı Türktür" sözleriyle Kıbrıslı Türklerin görünür başarılarına dikkat çekiyor.
Hüseyin'e göre bu tür başarıların daha görünür hale getirilmesi gerekiyor:
Bence bunların ders kitaplarımızda yer alması gerekiyor. Topluma bu özgüveni aşılamamız lazım. Kıbrıslı Türk toplumuna bu özgüveni yeniden kazandırmamız gerektiğine inanıyorum.
Hakkı Çinkılıç: "Liyakatsizlik noktasında adaletsizlik, şu anda Kıbrıs sorununun önüne geçmiş durumda. 'Ben Kıbrıs'ta KKTC'de kalırsam ne elde edeceğim, yurt dışına çıkarsam ne elde edeceğim?' Burada değer göremiyor gençler; değer sıkıntısı var."https://t.co/hD1GKrJXYB pic.twitter.com/h7X0HF87mH
— Independent Turkish (@TurkishIndy) June 11, 2026
Kıbrıslı Türk gençler ne istiyor? "Mücadele" nasıl tanımlanıyor?
Söz Gençte organizasyon komitesi üyesi ve Liberal Demokrasi Hareketi Yurtdışı Temsilcisi Hakkı Çinkılıç, gençlik hareketini yalnızca bir sivil toplum faaliyeti değil, giderek derinleşen bir toplumsal sorunun içinden doğan bir itiraz alanı olarak tarif ediyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu olan Çinkılıç, yüksek lisansını Budapeşte'de ELTE Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Politikaları alanında sürdürüyor. Yaklaşık 7-8 yıldır Kıbrıs'taki gençlik sivil toplum yapılarında aktif olan Çinkılıç, son olarak Söz Gençte organizasyonunun da içinde yer aldı.
Hakkı Çinkılıç, Söz Gençte etkinliğini yalnızca bir toplantı değil, doğrudan gençlerin karar alıcılara temas ettiği bir alan olarak tanımlıyor:
Gençlerin karar alıcılara direkt olarak, önlerinde bir bariyer olmadan ya da temsilcisiz şekilde kendilerini ifade edebildiği bir ortam hazırladık. Çok şükür güzel geçti. Katılım da yüksekti. Kuzey Kıbrıs'ta oldukça ses getirdi. Geri dönüşleri de güzel oldu.
Gençlerin önündeki bariyerler; ambargolar, tanınmama…
Gerek Söz Gençte etkinliğinde gerekse yaptığımız röportajlarda gençler, "Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz" vurgusunu öne çıkarıyor.
Peki, nedir bu mücadele? Kıbrıslı Türk gençler ne istiyor?
Hakkı'ya göre "mücadele" ifadesi tek boyutlu bir siyasi slogan değil; çok daha geniş bir toplumsal karşılığa işaret ediyor:
Bu mücadele çok kapsamlı bir deyim aslında. Genel perspektiften bakmak lazım. Kıbrıs Türk toplumu dünyadaki birçok toplumdan farklı. Özellikle gençler olarak karşılaşmadığımız zorluk yok denecek kadar az.
Hakkı, bu zorlukların merkezinde ise ambargolar ve KKTC'nin tanınmama meselesi yer aldığına dikkat çekiyor:
Ambargolar olsun, tanınmama olsun; birçok engel bizim önümüzde.
Ancak Hakkı^ya göre asıl mesele, bu engellerin sadece dışarıya değil içeride de duyurulması.
"Burada bir gençlik hareketi var. Gençler kalıplara sığmıyor. Seslerini hem dünyaya hem de ülke içinde daha yüksek şekilde duyurmaları gerekiyor" diyen Hakkı, gençlerin isteklerinin göz ardı edilmemesi, varlıklarının yok sayılmaması, güçlerinin ve potansiyellerinin aşağı çekilmemesi için mücadele ettiklerini vurguluyor.
Kıbrıslı Türk gençler neden gidiyor?
Kuzey Kıbrıs'ta giderek görünür hale gelen gençlik göçü tartışmasında Hakkı Çinkılıç, meselenin "sessiz bir gidiş"ten çok, farklı biçimlerde şekillenen bir mecburiyet alanına dönüştüğünü söylüyor. Ona göre gençlerin önemli bir kısmı yurt dışına gittikten sonra geri dönüş fikrini tamamen bırakmış değil; ancak bu dönüş artık "ertelenmiş bir plan" olarak kurgulanıyor.
"Bize genç beyinler lazım"
Kendi çevresindeki gençlerden örnek veren Çinkılıç, yaygın yaklaşımı şöyle özetliyor:
Benim iletişimde olduğum arkadaşların çoğu bir gün elbet geri döneceği düşüncesinde. Ama bu düşünce şu şekilde:
‘Ben işimi gücümü yaparım, yurt dışında paramı kazanırım, ailemi kurarsam orada kurarım, emekliliğimde Kıbrıs'ta bir ev alırım…'
Kuzey Kıbrıs'ın asıl ihtiyacının "genç beyinler" olduğunu söyleyen Hakkı, "Emekli olduktan sonra gelmek elbette kıymetli ama asıl mesele o vizyonun gençken burada olması. Ama bizim ihtiyacımız olan bu değil. Bize insan gücü lazım, bize genç beyinler lazım" diyor.
"Gençken gel, eforunu kendi memleketine sarf et"
Bu yaklaşımın ülkenin ihtiyaç duyduğu dinamikle örtüşmediğini ise net bir şekilde ifade ediyor:
Emekli olup geldikten sonra tabii ki gelsin, memleketi kucaklarız; gelme diyemeyiz. Ancak memleketin ihtiyacı, o genç beynin ve vizyoner aklın burada kullanılmasıdır. O yüzden yaşlandıktan sonra gelmek çok da etkili olmayacak. Tabii ki olur, o ayrı. Ama şimdiki konjonktürde bakış açımız; emeklilikten sonra gelmektense gençken gel, burada eforunu kendi memleketine sarf et.
Gençler neden gidiyor ve sistem nerede tıkanıyor?
Türkiye'de "Yavru Vatan" olarak anılan, devlet politikası düzeyinde ise Kuzey Kıbrıs'ın bir "milli dava" olarak tanımlandığı KKTC ile Türkiye arasında ekonomik iş birlikleri sürüyor. Milyarlarca dolarlık yatırımlara rağmen, adada gençlerin tutulamaması yeniden tartışma konusu.
Peki gençler bu tabloyu nasıl okuyor?
"Bu bir başarısızlıktır…"
Hakkı Çinkılıç'a göre Kıbrıslı Türk gençler, yaşanan durumu bir politika başarısızlığı olarak değerlendiriyor:
Bu bir başarısızlıktır. Çünkü az miktarda ekonomik yardım yapılmıyor buraya, az miktarda fırsatlar sunulmuyor. Ancak bu ekonomik fırsatlar ve yatırımlar kime yapılıyor? Ayrı bir belirli gruba mı yapılıyor, yoksa toplumun geneline mi yapılıyor? Bu önemli.
Yapılan yardımların "siyasi bir hamle" olarak algılandığını söyleyen Çinkılıç, bu durumun gençler açısından güven zedeleyici bir tablo yarattığını ifade ediyor:
Bu yardımların siyasi bir hamle olarak kullanılması eksi yazıyor. Gence imkân sunmuyor. Belirli bir mahalleye, belirli bir topluma, belirli bir gruba sıkışmış politikalar olarak görülüyor.
"Türkiye'den gelen paranın kime, nasıl gittiğini vatandaş bilmiyor"
Kaynak dağıtımına dair belirsizliğe de dikkat çeken Hakkı, "Paranın kimden gelip, kime, nasıl gittiğini 'çinko karbon vatandaş' bilmiyor… Ama tahminler şu yönde: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden para KKTC hükümetine geliyor, hükümetten de dağıtılıyor yönünde bir düşünce var ki muhtemelen de öyledir. O zaman burada hükümet boyutunda bir sıkıntı var; paranın veya imkanların dağıtımında. Belirli bir mahalleye sıkışmış durumda şu an. Ve vatandaş da bundan memnun değil" diyor.
Bu belirsizliğin adaletsizlik algısını güçlendirdiğini söyleyen Hakkı'ya göre, gençler açısından tablo giderek daha kritik bir noktaya evriliyor:
Zaten en büyük şeylerden biri gençlerde adaletsizlik. Ekonomik boyut ve adaletsizlik, yani liyakatsizlik, Kıbrıs sorununun önüne geçmiş durumda. En büyük problem düşüncesi bu.
Gençler neden adada kalamıyor? Asıl hata nerede?
Kıbrıslı Türk gençlerin yurt dışına göçünü tetikleyen temel sorunlarından en önemlisinin "liyakat ve adalet" problemi olduğunu vurgulayan Hakkı Çinkılıç'a göre kurumların işleyişinde yaşanan tıkanma, gençlerin ülkeye dair gelecek beklentisini doğrudan etkiliyor.
Kurumlar ve kamu yapısı üzerinden örnek veren Hakkı, mevcut tabloyu şöyle özetliyor:
Çünkü onun akrabası, bunun komşusu, onun bilmem nesi diyerek kurumların içi boşaltıldı. Bakanlıklar da ne yazık ki aynı durumda, belediyeler aynı durumda, kurumlar aynı durumda.
"KKTC'de liyakat yönünde bir adalet sıkıntısı var"
Gençlerin karar verirken adeta bir "SWOT analizi" yaptığını söyleyen Çinkılıç, bu karşılaştırmanın giderek daha net bir sonuç ürettiğini ifade ediyor:
Ben Kıbrıs'ta KKTC'de kalırsam ne elde edeceğim, yurt dışına çıkarsam ne elde edeceğim? KKTC'de kaldığımda ne kadar yükselebilirim, yurt dışına çıktığımda ne kadar yükselebilirim?" Ne yazık ki üzülerek söylüyorum, bir adalet sıkıntısı var KKTC'de, özellikle liyakat yönünde.
Gençlerin, "Ben burada kalıp ne kadar başarılı olursam olayım, birinin akrabası, kardeşi, yandaşı gelince onu öne çıkaracaklar. Benim başarımın hiçbir önemi kalmayacak. O zaman ben bu ülkede niye çaba sarf edeyim boşuna? Yurt dışına çıkarsam daha başarılı olurum ve bana değerim gösterilir" dediğini söyleyen Hakkı, "Burada değer göremiyor gençler. Değer sıkıntısı var" diyor.
"Yaşlıların hegemonyası var; birinin de çıkıp ‘Dünya değişti' demesi gerekiyor"
Hakkı Çinkılıç'a göre, sorunun bir diğer boyutu ise kuşaklar arası güç dengesi:
Ne yazık ki yaş konusunda da yaşlıların bir hegemonyası var. ‘Onlar en iyisini bilir' anlayışı var.
Tecrübeye saygının önemli olduğunu vurgulayan Hakkı, buna rağmen gençlerin karar mekanizmalarında daha görünür olması gerektiğini ifade ediyor:
Onlar bizim abilerimiz, ablalarımız, bilmem nelerimiz… Biz onların tecrübelerinden yararlanmak tabii ki istiyoruz. Onlar hepimizin gerçekten dayısı, amcası, abisi… Kıbrıs küçük memleket, illaki bir bağımız var onlarla. Onlara saygımız sonsuz. Tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz. Ancak bir yere geldikten sonra "Abi senin de yaşın geldi, gençlerin önünü aç" demek gerek. ‘Onlar en iyisini bilir...' Yani birinin de çıkıp ‘Arkadaşlar dünya değişti' demesi gerekiyor ve bunu diyecek dea biziz.
"KKTC'nin değil, ailelerin vadettiği gelecek var"
Peki Kıbrıslı Türk bir genç ülkesinden nasıl bir gelecek bekliyor?
KKTC, gençlerine nasıl bir gelecek vadediyor?
Bu sorumuza Hakkı Çinkılıç, çok net ve hızlı bir yanıt veriyor:
KKTC'nin vadettiği gelecekten ziyade, aslında KKTC'de yaşayan ailelerin vadettiği gelecek var.
Bugüne kadar uygulanan politikaların sınırlılığına dikkat çeken Çinkılıç, ailelerin çocuklarına ev, araba ya da arsa gibi taşınmazlar bırakabilmesinin bireysel bir imkân olduğunu ancak bunun kamusal bir gençlik politikası yerine geçemeyeceğini vurguluyor.
"80'lerde vardı o işler; geçti, bitti artık"
Gençlere yönelik devlet politikalarının yeterince güçlü olmadığını söyleyen Çinkılıç, özellikle kırsal kesim arazileri üzerinden yürütülen uygulamaların da artık karşılık üretmediğini ifade ediyor.
Bu tür yöntemlerin geçmişte kalmış yaklaşımlar olduğunu belirterek, "Dünya değişti, bu tür politikalar artık gençleri tutmakta yetersiz kalıyor; hatta siyasi olarak da eksi yazıyor" değerlendirmesinde bulunuyor.
Kırsal kesim arazileriyle gençleri adada tutmak çok zor. Daha fazla yatırım bekliyoruz. Biraz da kreatif hamleler yapılmalı. Kırsal kesim arazileri vs… yani 80'lerde vardı o işler; geçti, bitti artık. Dünya değişti. Artık bu tür yöntemler siyasi bir hamle olarak da size eksi yazıyor. Yani 5-10 kişiyi memnun edersiniz ama arkadan 100 kişi memnun olmaz. Çünkü bunu yapan kesim ne yazık ki 90'larda kalmış bir kafa yapısı.
ULAŞ HÜSEYİN Ulaş:
Ambargoların ortasında sporla var olma mücadelesi…
MESAD Basketbol Kulübü Başkanı ve Söz Gençte Organizasyon Komitesi üyesi Ulaş Hüseyin Ulaş, Kıbrıslı Türk gençlerin spor üzerinden yaşadığı göç baskısını ve adada kalma mücadelesini anlatıyor.
20 yaşında hem üniversite öğrencisi hem de bir basketbol kulübünün başkanı olması ilk etapta şaşkınlık yaratsa da Ulaş, bu süreci "bir tercih değil, bir zorunluluk dönüşümü" olarak tanımlıyor.
Basketbola ilkokul yıllarında başladığını ve yaklaşık 15 yıl sahada olduğunu söyleyen Ulaş, U18'de milli takıma seçildiğini hatırlatıyor. Ancak Kıbrıs'taki spor yapısının profesyonel değil, amatör bir çerçevede kaldığını vurguluyor:
Basketbola ilkokulda başladım, yaklaşık 15 yıl oynadım. U18'de milli takıma seçildim. Ama bizde spor profesyonel değil amatör bir yapı. Bir noktadan sonra sporcu olarak tıkanıyorsunuz. Ben de üretim tarafına geçmeye karar verdim.
Şubat ayında tescillenen MESAD Basketbol Kulübü'nün kısa sürede ligde dikkat çektiğini belirten Ulaş, ilk sezonlarında büyük erkekler ikinci ligini üçüncü sırada tamamladıklarını söylüyor:
İlk maçta en değerli oyuncularımızdan birini sakat verdik. Buna rağmen yarı finale kadar çıktık. Bizim için en gurur verici şey buydu.
Kulübün öncelikli hedefini "sürdürülebilir bir yapı ve altyapı akademisi kurmak" olarak tanımlayan Ulaş, aynı zamanda Süper Lig hedeflerini de açıkça dile getiriyor.
"Burada sporun bir geleceği yok"
Kıbrıslı Türk sporcuların en temel sorununun sistemsel olduğunu vurgulayan Ulaş, sporun ekonomik karşılığının yetersizliğine dikkat çekiyor:
Her sporcu burada başlarken yurt dışına gitmeyi hayal eder. Çünkü burada profesyonel yapı yok. En iyi sporcu bile asgari ücretin altında kazanıyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğrencisi olduğunu hatırlatan Ulaş, sporun tek başına bir kariyer olarak görülemediğini de ekliyor:
Burada sporun geleceği yok. O yüzden herkes başka bir yol planlıyor.
Ulaş'a göre bu tablo, yalnızca sporun değil, gençlerin genel gelecek algısının da yönünü belirliyor.
"AB pasaportu bir avantaj ama tek başına çözüm değil"
Kıbrıslı Türk sporcuların Avrupa Birliği pasaportu sayesinde yurt dışına çıkma imkânı bulmasını "kısmi avantaj" olarak değerlendiren Ulaş, bunun sınırlı bir etki yarattığını ifade ediyor:
Evet, bir avantaj ama uluslararası rekabet platformumuz yok. Bir sporcunun oraya gidebilmesi için zaten çok üst seviyede olması gerekiyor.
"Gençlerin aklında hep gitmek var"
Kulüp içindeki genç sporcuların eğilimlerine dair gözlemini de paylaşan Ulaş, tabloyu net bir cümleyle özetliyor:
Bir fırsat bulursa gitmek herkesin birinci tercihi olur.
Takımda kalan sporcuların çoğunun da "yurt dışı imkânı olmayan" gençler olduğunu belirtiyor.
Kalmak mı zor, gitmek mi?
Gençler için asıl ikilemin bu olduğunu söyleyen Ulaş'a göre, "Burada kalırsan sporcu olarak bir gelecek yok. Dışarıda ise kendini geliştirme imkânı var. Bu yüzden tercih genelde gitmek oluyor."
Kıbrıslı Türk sporcuların adada kalması için en kritik unsurun uluslararası rekabet imkânı olduğunu vurgulayan Ulaş, çözümü şöyle özetliyor:
Eğer uluslararası arenada mücadele edebileceğimiz bir yapı olursa, gençler gitmek yerine burada kalmayı tercih eder.
"Değersizlik hissi en büyük sorun"
Tıpkı diğer gençler gibi Ulaş da, genç sporcular arasında en yaygın duygunun "değersizlik hissi" olduğunu söylüyor.
Ulaş, bunun ekonomik ve yapısal nedenlere dayandığını belirtiyor:
Maddi karşılık yok, profesyonel bir sistem yok. Sporcu aynı zamanda başka işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bu da doğal olarak bir değersizlik hissi yaratıyor.
"Kıbrıslı Türk gençler ambargolara sığmıyor artık"
Türkiye ile spor ilişkilerine de değinen Ulaş, mevcut iş birliklerini önemli bulduğunu ancak yapısal sınırların devam ettiğini söylüyor:
Uluslararası arenada yine yokuz. Ama fırsat geldiğinde bu gençler gerçekten çok iyi işler çıkarıyor.
Tüm tabloyu tek cümleyle özetleyen Ulaş'a göre mesele aslında oldukça net:
Gençler için asıl motivasyon fırsat verilmesi. Fırsat verilirse bu gençler gerçekten çok şey yapabilir. Ve görüyoruz ki Kıbrıslı Türk gençler ambargolara sığmıyor artık.
© The Independentturkish