İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Dervişoğlu, konuşmasında erken seçim talebinde bulunurken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ara seçim çağrısına da yanıt verdi.
Dervişoğlu şunları kaydetti:
Sözlerime başlarken İstanbul Şişli’de İsrail Konsolosluğu önünde gerçekleşen terör saldırısında yaralanan iki polisimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Muhtemel bir istihbarat operasyonu olan bu menfur hadisenin, tekrarlanmaması adına, yetkililerin gerekli önlemleri alacağını umuyorum. Yaralanan polislerimize şifa dilerken, tüm emniyet teşkilatımızın 10 Nisan Polis Haftası'nı şimdiden kutluyorum. Bu suretle, emniyet teşkilatımızın sıkıntılarını hatırlatmayı da görev biliyorum. Aylardır milletvekillerimizle, partililerimizle her platformda dile getiriyoruz: Polis intiharları artık alelade bir hadise gibi gündemden kayıp gidiyor. Bu konuda önlem almayan, yeterli tetkikler yürütmeyen iktidar makamları bu hadiselerden sorumludur. İkincisi ise polislerimizin iaşe, kumanya sitemleri devam etmektedir. Özlük haklarında beklenen iyileştirmeler yapılmamıştır. Maaşlar yerlerde sürünmektedir. Sicil sorunu da yıllardır çözülmemiştir. Polisimiz, sadece başınız dara düştüğünde aklınıza geliyor. Onları düşünmeden vatandaşla aranıza koymayı biliyorsunuz. Karda, kışta, yağmurda, sıcakta saatlerce nöbete koşmayı biliyorsunuz. Madem öyledir, kahraman polislerimizin hak ettiklerini verin. Siz vermezseniz İYİ Parti iktidarında polislerin beklentilerini mutlaka karşılayacağız. Ayrıca Osmaniye'de sel felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız var. Hayatını kaybedenlerin Allahtan rahmet diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum.
"Bir maden ruhsatı salgınıdır ki; doğudan batıya, kuzeyden güneye dört koldan yayılıyor"
Herkes kendi gündemini konuşuyor. Vatandaşın gerçek gündemi ise gölgeleniyor. İktidarın başka, ana muhalefetin başka hesabı var. Ekranların başka, kulislerin başka hesabı var… Milletin hesabı ise bambaşka. Herkes kendince haklılıktan, kendi meşrebince doğrudan dem vuruyor. Ama millet aşını konuşuyor. İşini konuşuyor. Faturasını konuşuyor. Çocuğunun geleceğini, güvenliği, adaleti konuşuyor. Bir yanda, her birimize ait ormanlarımız, meralarımız, akarsularımıza göz dikiliyor. Bir maden ruhsatı salgınıdır ki; doğudan batıya, kuzeyden güneye dört koldan yayılıyor. 5-10 yıllık kârlar uğruna, 500, belki 1000 yıllık varlıklarımız yok oluyor. Milletin kanına girmiş, vatan toprağına göz dikmiş terörist, elini kolunu sallayarak geziyor, vatanını, toprağı, evini savunan evlatlarımız, Esra Işık evladımız da hapse atılıyor, cezalandırılıyor. Adalet, vicdan, hak… Hangi birinin yokluğuna yanalım? Vicdanı yanmayanları hangi sıfatla analım? Ve tüm bunlar, dünyada ve Türkiye’de iklim ve gıda krizleri yaşanırken, Anadolu evlatlarını doyuramaz hale getirilmişken vukuu buluyor.
"Memleketimin dört bir yanı maden sahasına çevrilmiş"
Bugün yanı başımızda bir enerji savaşı yaşanıyor. Biz ise su toplama havzalarımızın üzerine bina dikiyoruz. Yaz gelince de yağmur duasına çıkıyor, 'Allah niçin yağmur nasip etmedi', 'Ormanlarımız yine yandı' diye dövünüyoruz. Memleketimin dört bir yanı maden sahasına çevrilmiş. Vatandaş doğasını, derelerini, dağını, taşını korumanın derdine düşmüş, meydanlarda hakkını savunuyor. Düşünebiliyor musunuz, Ordu’nun yüzde 75’i, Giresun’un yüzde 85’i maden sahası… Vatandaş direnmesin de ne yapsın? Bu vesileyle, hemşehrilerimin haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzun bilinmesini istiyor, toprağın altı kadar, üstünün de kıymetli olduğunu hatırlatıyorum. Ordu’ya, Giresun’a, Fatsa’ya, tüm Karadeniz’e buradan selam olsun.
"Türk milletini kullaştırmak, onun vatanını sömürmek hiç kimsenin harcı değildir"
Türkiye, hiç değişmeyen birkaç sermaye grubunun taşeronluğunda, yabancı fonların, kısa vadeli kârların adası yapılmış. İktidarın Türk milletine sunduğu ufka bakın. 'Türkiye, çok uluslu şirketlerin bölgesel yönetim merkezi olacakmış'. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın bizzat ağırladığı Blekrak CEO’su da bu taşeronluk piyasasının en önemli aktörüdür. Haliyle siyaset ne milletin derdine çare bulabiliyor ne de o çareleri bulacak zemine yöneliyor. Kriz normalimiz olmuş. Yoksulluğu görenek zannediyoruz. Oysa her şeyi değiştirmek bizim elimizdedir. Ancak değiştirmek için konuşmak, konuşmak için dinlemek lazımdır. İYİ Parti olarak biz, bunu yapıyoruz. Buradan tüm arkadaşlarıma çağrımdır: Nerede bir yaprak koparılır, nerede bir avuç toprağa göz dikilir, nerede suyumuza kem göz değerse, orada olacağız, vatanımızın sathını oradan savunacağız. İyi Partililer için, insanını ve toprağını sevmek, Onun varlık ve dirliğini muhafaza etmek en âli vazifedir. Bu görevin gereğini her an, her daim yerine getireceğiz. Yerine getireceksiniz. Çünkü kayıtsızlık da sessizlik de sürüleşmek demektir. Türk milletini kullaştırmak, onun vatanını sömürmek hiç kimsenin harcı değildir. Bu vatan müstevlilerce tarumar edilemez, edilemeyecektir. Her daim hür kalacağız.
"Trump’ın sözleri, İranlı muhaliflere Kürt gruplar üzerinden silah gönderildiğini ortaya koymuştur"
Sürekli vurguladığımız, dikkat çektiğimiz, döne döne anlattığımız uygulamaya konan senaryo maalesef adım adım gerçekleşiyor. İran’daki savaş uzadı. Gerilim yayıldı. Belirsizlik büyüdü. Dün gece açıklanan ateşkese rağmen, halen bu belirsizlik büyüyerek devam ediyor. Üstelik, artık biliyoruz ki; mesele, yalnızca iki devlet arasındaki askeri bir çatışma değildir. Bu savaşın, İran’ın iç yapısını sarsan, onu çözülmeye ve dağılmaya iten sonuçlar üretme ihtimali vardır. Biz en başından beri buna dikkat çektik. Dedik ki, İran’daki kriz, bir iç savaşa dönüşebilir. Ve böyle bir iç savaş, İran’da sadece rejim değişikliği yaratmaz; İran’ı dağıtabilir. Türkiye için asıl tehlike de burada başlamaktadır. Böylesi bir çözülme, yanı başımızda bir güç boşluğu doğurur. Ve o boşluğu kimin, hangi silahla, hangi dış destekle doldurabileceği sorusu, Türkiye açısından afaki bir soru değildir. Daha açık konuşalım: Arkalarında ABD ve İsrail’in siyasi desteği bulunan, son sistem silahlarla donatılmış, paraya ve lojistiğe erişmiş bölücü yapılanmanın doğuracağı sonuçları görmek zorundayız. Biz bunu haftalardır söylüyoruz. Ve bugün, bizzat ABD Başkanı Donald Trump’ın sözleri, İranlı muhaliflere Kürt gruplar üzerinden silah gönderildiğini ortaya koymuştur.
"Ulusal kimliğini zayıflatacak, etnik hezeyanları kışkırtacak her türlü yaklaşımdan vazgeçilmelidir"
Demek ki tehlike, hayal değil, abartı değil, gerçektir. Türkiye’nin kapısına dayanabilecek yeni bir jeopolitik kırılmadan söz ediyoruz. Böyle bir tabloda, gafletin bedeli ağır olur. Böyle bir tabloda, ezberle siyaset yapılamaz. Böyle bir tabloda, iyi niyet temennileriyle güvenlik tesis edilemez. O yüzden ilk çağrımız nettir: Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen tezgâha derhal son verilmelidir. Bugün bu hattı sürdürmek, siyasi saflığın ötesinde stratejik bir körlüktür. Türkiye bu sapkın düşünceden, bu cerahatten kurtulmalıdır. Suriye’de 15 sene boyunca olan bitenden ders alınmamış mıdır? Suriye’de sahayı İmralı meczubunun sözüm ona telkinleri değil, güç belirlemiştir. Suriye’de denklem sembollerle değil, örgütlü güçler ve onların arkasındaki dış destekle kurulmuştur. Şimdi, Amerika ve İsrail ile temas kurmuş, paraya ve silaha kavuşmuş İranlı bölücü grupların Öcalan’ı dinleyeceğini düşünmek, ihanet değilse bile ağır bir zihinsel yetersizliktir. Türkiye’nin bu konuda kaybedecek vakti yoktur. Türk ulusal kimliğini zayıflatacak, etnik hezeyanları kışkırtacak, devleti gevşetecek her türlü yaklaşımdan vazgeçilmelidir. Güvenlik, sloganla değil, net akıl, açık ilke ve sağlam devlet iradesiyle sağlanır.
"Üstünlerin hukukuyla milli birlik olmaz"
Ama burada ikinci çağrımız da en az birincisi kadar önemlidir. Milli birlik, yalnızca dış tehdidi işaret ederek kurulmaz. Milli birlik, içeride adaleti tesis ederek kurulur. Üstünlerin hukukuyla milli birlik olmaz. Keyfî uygulamalarla milli birlik olmaz. Bir vatandaşa başka, ötekine başka hukuk uygulayarak milli birlik olmaz. Eğer bu ülke, dışarıdan gelen fırtınalara karşı sağlam duracaksa, bu içeride hukukun üstünlüğüyle, yani Cumhuriyet mefhumuyla mümkündür. O mefhumun tarifiyse bellidir: 'Cumhuriyet, iktidar gücünü sınırlamak demektir. Her kim ki sınırsız iktidar vaat ediyorsa, Cumhuriyet'e düşmandır'. Ve bu düşmanlık da bizzat ayrımcılığı körüklemektir. Siyasi görüşünden ve kimliğinden bağımsız bütün vatandaşlar kanuni güvence altında olduğunu hissetmek zorundadır. Yargıdaki keyfîlik, sona ermek zorundadır. Ve hepsinden önemlisi, bu ülkenin ortak aklı, yeniden parlamentoda işlemek zorundadır. Meclis, bir tören alanı yahut bir takım kirli ve uzun erimli ajandaların meşrulaştırılma sahası değildir. Kapalı kapılar ardında, dar çevre hesaplarıyla, milletin gözü önüne çıkmadan devlet yönetemezsiniz. Devleti güçlendirmek istiyorsanız, önce meşruiyetini güçlendireceksiniz. Bu da meclis ve meclisi vücuda getiren serbest seçimlerle mümkündür. Birinde sorun varsa diğerinde de sorun olması kaçınılmazdır.
"NATO’nun güney kanadının güvenliğinden sorumlu olacak olan bu kuvvete karakterini veren Türk Silahlı Kuvvetleri olmalıdır"
Son günlerde konuşulan ve birtakım ayrıntıları ortaya çıkan bir başka mesele de ülkemizde kurulacak çok uluslu NATO kuvvetidir. NATO üyesi olarak, ülkemizin önerisi ve onayı olmadan bu kararın alınmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Ancak buna rağmen, bahsi geçen çok uluslu ordunun idaresi ve karakteri ile ilgili kamuoyunda beliren soru işaretlerini de görmezden gelemeyiz. Bunun için, İYİ Parti olarak bizim önceliğimiz, bahsi geçen ordunun komutasının bir Türk subayında olması ve komuta kademesinin de ağırlıklı olarak Türk subaylarından oluşmasıdır. Bununla birlikte, bu orduya tahsis edilecek askerlerimizin ordunun çoğunluğunu oluşturmasına da dikkat edilmelidir. Harekât anında gelecek takviye birliklerinin de ordudaki Türk ağırlığını bozmaması gerekmektedir. Bu ordunun çok uluslu olması tamamen kozmopolit bir yapı içinde olmasını gerektirmez. Kısaca, NATO’nun güney kanadının güvenliğinden sorumlu olacak olan bu kuvvete karakterini veren Türk Silahlı Kuvvetleri olmalıdır. Herkes bunu bilmek zorundadır.
"Derhal bir enerji tasarruf planı oluşturulmalıdır"
Dışarıdaki savaş içeride yalnızca güvenlik baskısı üretmiyor. Ekonomiyi daha kırılgan hale getiriyor. Enerji, enflasyon baskısı üretiyor. Petrol fiyatları nakliyeyi çıkmaza itiyor. Ve bütün bu yük, dönüp dolaşıp vatandaşın sofrasına biniyor. Birçok ülke şimdiden tedbir paketleri açıklıyor. Enerji tüketimini sınırlandırmanın yollarını arıyor. Şokları yönetmeye çalışıyor. Peki Türkiye’de ne yapılıyor? Yine seyrediliyor. Yine gecikiliyor. Yine sorun büyüsün de sonra bakalım deniliyor. Yani iktidar ata biniyor, 'ya nasip' diyor. Anlayacağınız, yürütmeden sorumlu bir kabine yok, her biri birer Polyanna kesilmiş, rol yapıyorlar. Buradan iktidara bir kez daha çağrı yapıyorum! Derhal bir enerji tasarruf planı oluşturulmalıdır. Petrol ve doğal gaz hatlarının güvenliği artırılmalıdır. Nakliye şirketleri için vergi indirimleri devreye alınmalıdır. Mazot fiyatlarını dengeleyecek adımlar gecikmeden atılmalıdır. Meselenin ciddiyeti iktidarca halen kavranamamıştır. Yine bir kriz-fırsat sarkacının zihinlere hakim olduğu görülmektedir. Enerji maliyeti yalnızca sanayiciyi vurmaz. Tarlayı vurur. Nakliyeyi vurur. Pazarı vurur. Sofrayı vurur. Aileyi vurur. Yani muhafaza etmemiz gereken her kuruma ve değere sürekli tehditler artmaktadır. Rakamlarla yalan söyleyebilirsiniz, kurumları da bu suça ve günaha ortak edebilirsiniz. Ama hayat yalan söylemez. Tencere yalan söylemez. Fatura yalan söylemez. Pazar filesi yalan söylemez. Devlet yalan söyleyemez!
"Bu, istatistik cambazlığıyla milletin cebinden para çalmaktır"
Mart enflasyonu düşük gelmiş. Kime göre? Neye göre? Kâğıt üstünde büyük oyun kuruluyor. Hesap yöntemi değişiyor. Gerçekler budanıyor. Elektriğin ve doğal gazın enflasyon sepetindeki ağırlığı düşürülüyor. Ardından elektriğe zam geliyor, doğal gaza zam geliyor. Vatandaşın faturası kabarıyor. Sanayi nefessiz kalıyor. Ama hesapta, sanki bunların hiçbiri olmamış gibi davranılıyor. Zammın adı var ama hesapta yeri yok. Bu, halkla alay etmektir. Bu, millete reva görülen bir zulümdür. Bu, istatistik cambazlığıyla milletin cebinden para çalmaktır. Haftalardır söylüyoruz: Tarımda kullanılan mazotun vergisini sıfırlayın. Taşımacılıktaki yakıt yükünü azaltın. Üreticiyi ayakta tutun. Ama iktidar, milletin cebinden çekilmeyi değil, milletin sofrasına çökmeyi tercih ediyor. Bugün, çalışan insan daha maaşını aldığı gün yoksullaşıyor. Emekli, bırakınız ikinci baharını yaşamayı, ay sonunu çıkaramıyor. Esnaf kepenkle, sanayici maliyetle, çiftçi girdi fiyatlarıyla boğuşuyor. Milletin hakikati budur.
"Ayakları yere basmayan çıkışlar, muhalefetin ağırlığını azaltır"
Bu millet bu iktidar tarafından kulluğa mahkum edilmiştir ama bu millet bu zillette katlanmayacaktır. Ama siyaset neyi konuşuyor? Bir yanda iktidar, koltuğunu korumanın hesabını yapıyor. Bir yanda ana muhalefet, içine düşürüldüğü sarmaldan çıkmanın telaşını yaşıyor. Bu arada vatandaşın gerçek derdi yine ortada kalıyor. Biz tam da buna itiraz ediyoruz. Evet, Türkiye’nin hemen seçime ihtiyacı vardır. Bunu açıkça söylüyoruz. Bu iktidar artık yönetememektedir. Ama siyaset ciddiyet işidir. Sonuç alınamayacak hamlelerle milletin umudunu kabartıp sonra o umutları boşa düşürmek, doğru iş değildir. Ayakları yere basmayan çıkışlar, muhalefetin ağırlığını azaltır. Sonuç üretmeyen iddialar, milletin siyasete olan güvenini zedeler. Biz 'hemen seçim' diyoruz. Ama gösteri için değil. Gerçek bir ihtiyaç olduğu için erken seçim talebinde bulunuyoruz. Bu ülke artık yönetilemediği için diyoruz. Türkiye’yi seçime götürecek yol, beyhude çıkışların değil, hakikatin yoludur. Milletten hiçbir gerçek saklanmamalıdır. Zaten herkes biliyor ki kral çıplaktır... Size iktidar yaşatmak benim boynumun borcu olsun. Çoğu gitti azı kaldı. Siz bu iradeyi sergileyin, önümüze koyulan engelleri aşmayı bilin ve ben sırtımı her zaman sizin gibi yüce bir dağa dayayım söz veriyorum size iktidar uzakta değildir.
"İktidar da ana muhalefet de kendisine alternatif istemiyor"
Bugün Türkiye’de yalnızca ekonomik adaletsizlik yoktur. Bugün Türkiye’de aynı zamanda derin bir hukuk güvensizliği vardır. Her soruşturmada, her davada, her yürütme tasarrufunda milletin aklına aynı soru geliyor: Burada hukuk mu işliyor? Yoksa siyasi hesaplar mı görülüyor? Tutuksuz yargılama asli olması gerekirken, tutuklama ısrarı bir güç gösterisine dönüşüyor. Üstelik aynı anda mağduriyet alanı da üretiyor. Bir yandan kolayca 'örgüt' yaftası yapıştırılıyor, bir yandan toplum yeni yeni fişlemelerle korkutuluyor. PKK’yı, FETÖ’yü, IŞİD’ı acı ile tecrübe etmiş bir ülkede, iktidarın her sıkıştığında yeni 'örgüt' işaretlemelerine ihtiyaç duyması ayrıca trajiktir. Tehlikelidir ve en hafif tabirle kötülüktür, fırsatçılıktır. Aylar önce söyledik: İktidar da ana muhalefet de kendisine alternatif istemiyor. Türkiye iki kutuplu bir kavgaya mahkûm edilmek isteniyor. Milletin hakiki derdi görünmez hale getiriliyor. Emeklinin, gencin, çiftçinin, iş dünyasının, esnafın derdi konuşulmaz oluyor. Biz bu oyunu bozacağız. Vallahi bozacağız, billahi bozacağız.
"Düzenleme ihtiyacı ile özgürlük alanını yok etme hevesini birbirine karıştıramazsınız"
Bir başka tehlikeli başlık da sosyal medyada kimlik numarası zorunluluğu tartışmalarıdır. Evet, dijital alan başıboş bırakılamaz. Evet, yalanla, iftirayla, organize kötülükle mücadele edilmelidir. Ama soruyoruz: Vatandaş bu kimlik bilgisini kime verecektir? Sosyal medya platformuna mı verecektir? Kişisel verilerin güvenliği, bizzat Aile Bakanınızın itirafıyla 'Amerika’nın elinde' ise bundan sonra o veriler daha kimlerin eline geçecektir? Anonim kalmayı başlı başına suç sayamaz Ya da bunu bir müeyyideye tabi kılamazsınız. Düzenleme ihtiyacı ile özgürlük alanını yok etme hevesini birbirine karıştıramazsınız. Ha buradan söyleyeyim, en büyük krizi kendileri yaşayacaklar, yarattıkları trol ordularını ne yapacaklar? Hepsini iletişim başkanlığı nüfusuna mı geçirecek? Yoksa trollere kopyalanmış vatandaşlık mı verilecek? Malum yapmadıkları iş değil. Milletimizin endişeleri haklıdır. Ülkemizde gazetecilerin yaşadıkları malumdur. Yayın yasağı artık iktidar için bir refleks haline gelmiştir. Basın emekçileri, haber yapmak için değil, sudan sebeplerle yargılandıkları davalarda ifade vermek ya da arkadaşlarına destek olmak için adliye koridorlarında koşuşturmaktadır. İşte mesele tam da budur. Türkiye’de problem çoğu zaman kanunun varlığı değil, kanunun kime nasıl uygulanacağıdır. Fiili çift hukuk düzeni dediğimiz şey budur. Birine ifade özgürlüğü olan, ötekine suç olur. Birine serbest olan, ötekine soruşturma sebebi olur. Birine hukuk olan, ötekine sopaya dönüşür. Biz buna razı değiliz. Türkiye korkuyla yönetilemez. Türkiye fişlemeyle düzeltilemez. Türkiye ancak hukuku gerçekten üstün kılarak toparlanır.
"Ne biçim Cumhurbaşkanısın sen patır patır kararnamelerin altına imza atıyorsun"
Hobi bahçeleri meselesi bile bu ülkedeki yönetim krizinin küçük ama öğretici bir örneğidir. Millet zaten burnundan solurken, 24 yıllık iktidar her gün yeni bir şey yumurtluyor. Sağımız solumuz ateş çemberi. Hayat pahalılığı almış başını gitmiş. Şimdi de hobi bahçelerine sardılar. Soruyoruz: Bunca bahçe yapılırken, alınırken, satılırken neredeydiniz? Elektriğini, suyunu bağladıktan sonra mı aklınıza geldi oraların tarım arazisi olduğu? Millet bir dönüm yer almış, iki göz oda baraka kurmuş. Bahçesinde sebzesini, meyvesini yetiştiriyor. Ağacını dikiyor. İki karış toprakla uğraşıyorlar. Pandemi olunca nefes alacak yer arıyor. Şöyle bakınca tarıma zarar değil, aksine fayda sağlıyor. Siz havuzlu villa ile el kadar bağı Allah rızası için soruyorum birbirinden ayıramıyor musunuz? Ne biçim Cumhurbaşkanısın sen patır patır kararnamelerin altına imza atıyorsun. Bunun dayanağının ne olduğunu merak etmiyor musun? Milleti 20 katlı, 30 katlı, 40 katlı binalara hapsettiniz. Şimdi kalkmış tarım arazilerini koruduğunuzu söylüyorsunuz. Siz zaten 'Bütünşehir' yasasıyla bunu yaptınız. Köyü, köy ekonomisini, köy sosyolojisini tarumar ettiniz. Herhangi bir büyükşehrin etrafındaki tarlalara bakın. Tarlalardan buğday başağı yerine fışkıran ucube binalara bakın. Tarım arazilerinin nasıl betona dönüştüğüne bakın.
"Yüzükten fazla ne varsa senin elinde zehir zıkkım olsun"
Bugüne kadar göz yumduğunuz, izin verdiğiniz, acı acı boyadığınız bu tablo, milletin değil, sizin eserinizdir. Ve anlaşılan odur ki, eserinizle gurur da duyamıyorsunuz. Yanlışı yanlışla düzeltemezsiniz. Kılıç elinizde diye, hep millete sallayamazsınız. Milletten para sızdırmak için önce yasak getirip, sonra ceza ödetiyorsunuz. Eşeği kaybettirip, sonra bulduruyorsunuz. Bundan da komisyon alıyorsunuz. Sizin bildiğiniz bir faiz, bir vergi, bir de ceza. Ekonomi cezaevi, medya cezaevi, toplum cezaevi. Eğer derdiniz tarımsa, önce mazotu, gübreyi, üretimi konuşacaksınız. Bir kilo domatesin, bir kilo salatalığın fiyatını konuşacaksınız. Çiftçinin 'geçen sene bittik, bu sene ise felaket' feryadını duyacaksınız. Bunu yapabilmek için tarlaya gideceksiniz. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Ekmek 20 lira olmuş simit 25 lira olmuş. Öyle kafadan simit hesabı da yapamıyorsunuz 3-4 kişilik aile diye artık. Sen Başbakanlığa gelirken elinde bir yüzükle geldin. Bundan fazla ne varsa senin elinde zehir zıkkım olsun. Buna çözüm bulacağına, destek olacağına, milletin bahçesiyle uğraşıyorsun. El insaf! El insaf! El insaf!
"Seçimde gerçek anketi halk yapacak"
Allah sizi bu memleketin başından inşallah ilk seçimde uzaklaştıracak ve refaha kavuşacaktır. Çarpıklıklar, ucubelikler bununla bitmiyor. Lafımız milletin vicdanında yer buluyor ama havuz medyasında yer bulmuyor. Millet bizi taktir ediyor ama milletin bizi tercih etmemesi için de ellerinden geleni yapıyorlar. Milletin taktirine ve tercihine mashar olmuş bir siyasi hareketin iktidarının gerçekleşmesine hiç biriniz engel olamayacak. Ne havuz ne yandaş ne de yoldaş medyanız bunu gerçekleştirebilecek. Ne de o anket şirketleri... Yapsınlar bakalım seçime az var. Seçimde gerçek anketi halk yapacak.
"İhanet projeleri deyince TBMM'nin muhalefetiyle, iktidarıyla birlikte komisyona dolduruyorsunuz"
Bir KDV yükü işletmenin üzerinde kalmaması gerekirken, tahsil edilemeyen bir alacağa dönüşmüştür. İşletme, devlete borcunu günü gününe ödüyor. Ama devlet, işletmeye olan borcunu zamanında ödemiyor. Böylece özel sektör, devleti bedavadan finanse etmek zorunda kalıyor. En çok da KOBİ’ler zarar görüyor. Likidite sıkışıyor. Kredi ihtiyacı artıyor. Finansman maliyeti yükseliyor. Yatırım erteleniyor. İstihdam baskı altına giriyor. İşte bu yüzden biz bu meseleyi Meclis’e taşıyoruz. Dün de TBMM'de benzer bir olay yaşandı. Grup Başkanvekilimiz de çok güzel cevap vermiş. Her iki grup Başkanvekilimizi de tebrik ediyorum bu arada. Kök söktürüyorlar bunlara kök. İhanet projeleri deyince TBMM'nin muhalefetiyle, iktidarıyla birlikte komisyona dolduruyorsunuz. Millet ve memleket yararına bir şey olunca da iktidar bunu tek başına yapacak diyorsunuz dedi. Utanmıyor musunuz demenin medeni bir yolunu kullanmayı tercih etti. Grup Başkabvekilime de teşekkür ediyorum. İYİ Partili milletvekillerinin Meclis'te kullandığı üslup devlet ciddiyetinin nasıl olması gerektiğini açık ve net bir biçimde ortaya koyuyor. İYİ Parti milletvekili Meclis'te kürsüye çıkarken hem iktidar mensupları korkuyor hem de bu memleketin geleceğine kastetmek isteyen bölücü zevatın uzantısı olan gruplar korkuyor. Şimdi milletvekillerimizi bir alkışlayın bakalım ayakta. Evet, işte böyle. Çınar ağacı dallarıyla hışırdar. Siz kutlu bir çınarsınız. Millet ve yetkililerimize teveccüh çok fazla. Allah adedinizi arttırsın.
"Hileli hesap tencere kaynatmaz"
KDV iadesi ile ilgili bu hafta Meclis araştırma önergesi vereceğiz. Çünkü bu mesele yalnızca bir muhasebe meselesi değildir. Üretime, yatırıma, istihdama dair bir meseledir. Bu mesele devletin esnafına karşı dürüst davranıp davranmadığı meselesidir. Yükümlülüğünü zamanında yerine getiren vatandaşı ödüllendirmemiz gerekirken cezalandırdıkları artık yeter. Buramıza kadar geldi. Bunlar her alanda bunu yapıyor. Vergi de böyle, prim de böyle, kredi de böyle. Artık yeter diyoruz değerli dava arkadaşlarım. Artık yeter. Artık susmak değil, hesap sormak zamanıdır. Enflasyon zaten kendi kendine hırsızlıktır. Yalan rakamlarla enflasyon ilanı daha da hırsızlıktır. Tuzak mantığıyla ceza kesmek, hatalı vergi dilimleriyle maaşı kuşa çevirmek, vatandaşa, emekçiye, emekliye, memura hak ettiğini vermemek ise gasptir, gasp. Maaş zamları beklenen enflasyona göre değil, yaşanan enflasyona göre belirlenmelidir. Yaşanan enflasyona, gerçeğe göre belirlenmelidir. Hayat bağlılığına göre belirlenmelidir. Temmuz ayında asgari ücret güncellemesi de bir aciliyet, bir mecburiyettir. Alın teri korunmalıdır. İstatistik karın doyurmaz. Hileli hesap tencere kaynatmaz. Herkes bunu iyi bilmek mecburiyetindedir. Bugünlerimizi mahvettiğiniz gibi yarınlarımızı da mahvediyoruz.
"Türkeş, siyasi partilerin inisiyatifine terk edilmeyecek kadar büyük bir manevi öneme haiz"
Konuşulması gereken çok mesele vardır. Sorun sadece dış tehditlerin büyümesi de değildir. Sorun yine sadece siyasetin sertleşmesi de değildir. Asıl sorun ölçünün kaybolmasıdır. Ahlakın yok edilmesidir. Asıl sorun devlet ciddiyetinin aşınması, siyasetin mantık ve izandan uzaklaşmasıdır. Bir evladın babasının kabri başında dua etmesinin bile siyasi hesaplara kurban edildiği bir yerde devlet ve millet duyguları elbette ki yara alır. Adana Milletvekilimiz Ayyüce Türkeş hanımefendinin merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in kabrinde karşı karşıya bırakıldığı muamele yalnızca bir aileye yapılmış saygısızlık değildir. Devlet terbiyesine de yakışmamıştır. Siyasi ahlaka hiç yakışmamıştır. İnsani ölçüyle asla bağdaşmamıştır. Devlet artık kendine yakışanı yapmak zorundadır. Siyasi insani ölçünün mutlaka önüne geçmelidir. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş beyefendiyi 29 yıl önce bugün toprağa emanet etmiştik. Bu vesileyle onun aziz hatırası önünde bir kere daha saygıyla eğiliyorum. Kendisine Cenabıallah'tan rahmet diliyorum. Onun mübarek siyasi partilerin inisiyatifine terk edilmeyecek kadar büyük bir manevi öneme haiz olduğunu ifade ediyorum ve devleti göreve çağırıyorum.
"Bu millet yoksulluk siyasetine asla mecbur ve mahkum değildir"
Gençlerin hayal kurabildiği, ailenin korkuyla değil, güvenle yaşadığı, devletin şahıslarla değil, milletin devleti olduğu Türkiye'nin tarafındayız. Onun için diyoruz, en büyük demir kubbemiz Cumhuriyet'tir diye o sebeple haykırıyoruz. 103 yıl önce bugün 8 Nisan 2023 tarihinde Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk henüz Cumhuriyet'i ilan etmeden onun umdelerini ve ilkelerini açıklamıştı. Hafızamızı taramak bakımından söylüyorum. Neydi onlar? 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Saltanatın kaldırılması kararı değiştirilemez. Devletin en önemli görevi iç güvenliğin kesin olarak sağlanmasıdır. Mahkemeler en hızlı şekilde adalet dağıtmalıdır. Tarımda, ticarette, sanayide üretici korunup kollanacak, vergide adalet sağlanacak, sermaye ihtiyacını giderecek adımlar atılacaktır. Milli eğitim sistemi ve öğretmenlerin imkanları geliştirilecektir. Emeklilerin yaşamlarını en iyi bir biçimde sürdürmeleri sağlanacaktır. Cumhuriyet'in özlük hakları düzenlenecek, denetim mekanizmaları tesis edilecek ve mali, idari ve iktisadi bağımsızlığımız sağlanacak hür teşebbüs desteklenecektir' diyordu. Daha Cumhuriyet'i ilan etmeden 103 yıl önceki vizyona ve bugün karşı karşıya kaldığımız vizyonsuzluğa bir bakar mısınız ya? Atatürk ne dediyse onu geçer akçe olmaktan çıkarmak için ellerinde ne varsa geriye bırakmamışlar. 103 yıl önce hakikatler konuşulurken bugün konuşulan yalanlara bir bakar mısınız? Bu millet, herkes iyi bilsin ki iktidarın yapay gündemlerinden çok daha büyüktür. Bu millet iki kutuplu kavgadan büyüktür. Bu millet korku siyasetine de mahkum değildir. Mecbur hiç değildir. Yoksulluk siyasetine de asla mecbur ve mahkum değildir. Türkiye yeniden nefes alacaktır. Türkiye yeniden bizimle canlanacaktır. Türkiye yeniden bizimle hakikatten Katile buluşacaktır. O gün geldiğinde kötülüğe karşı iyilik, baskılara karşı hürriyet, imtiyazlara karşı eşitlik hakim olunacaktır. Yani o gün geldiğinde kazanan büyük Türk milleti olacaktır.
Dervişoğlu: Türkiye yönetilmediği için zaman kaybetmeden bir seçime ihtiyaç duyulduğu kanaatini taşıyorum
Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, erken seçime yönelik olası tarihlere ilişkin 'Bu 2027 olabilir ama Mayıs 2028'te seçim olmak zorunda. Seçim için en uygun takvim haziran ve kasım arasında' dedi. Siz ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Ben Türkiye yönetilmediği için zaman kaybetmeden bir seçime ihtiyaç duyulduğu kanaatini taşıyorum. Hiç kimse süreçte yaşananları sulandıracak adımları atmasın. Milleti de farklı farklı tartışmaların içine çekmesin. Ben gerekçelerimi söylüyorum, diyorum ki Türkiye yönetilemiyor. Demokrasilerde eğer ülkeyi yöneten iktidar yönetmeyi beceremiyorsa bunun çaresi seçimdir" yanıtını verdi.
"DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan dün siyasi iklimin normalleşmesi için bir araya gelelim çağrısı yaptı hem iktidar hem muhalefete. Bu konuyu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine ise "Çağrısının bizi kapsadığı kanaatini taşımıyorum. Çünkü onların çerçevesini çizdiği 'ihanet komisyonuna' oturmadık. Şimdi yeni kuracakları masalara oturmayacağımızı herkesten iyi bilirler" dedi.
Dervişoğlu: Türkiye yönetilmediği için zaman kaybetmeden bir seçime ihtiyaç duyulduğu kanaatini taşıyorumhttps://t.co/caymYj8s2L pic.twitter.com/1YO2tQmmep
— Independent Turkish (@TurkishIndy) April 8, 2026
Independent Türkçe