MHP Genel Başkanı Bahçeli: Barış, ancak iki kanadın ahenkle çırpılmasıyla yükselebilir

“Yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa çalışması olarak taşınacak olgunluğa erişmesi memnuniyet vericidir”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Sözlerine “Türk milletinin müşterek hafızasında silinmez izler bırakan, fikirleriyle çağları aşan, mücadelesiyle Türk milletinin davasını milletimizin ruh köklerine nakşeden merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i, ebediyete irtihalinin 29. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz” diyerek başlayan Bahçeli özetle şunları söyledi:

Dünyada değerler sisteminin çöktüğü, büyük anlatıların iflas ettiği, tarihi bir dönemeçte olduğumuz herkesin malumudur. Eski düzenin kurgulamış ve inşa etmiş olduğu anlam kodları ortadan kalkmış lakin yeni egemenlik formları ise tasavvur şeklinde bulunduğu için yürürlüğe girmemiştir. Küresel düzenin derin bir şekilde sarsıldığı ve anlam sisteminin bozulduğu bu dönemde kararlarımızı bu gerçeği göz önünde bulundurarak ortak bir sorumlulukla almak durumundayız. Tarihin çeşitli kırılma ve kopuş anlarında en etkili güvenlik, milli birlik ve beraberlik içerisinde ortak iradeye dayanan güvenliktir ve bu durum; hepimizin ortak akli, ahlaki ve vicdani sorumluluğudur.

Bugün tanık olduğumuz küresel ve bölgesel istikrarsızlık, yaşanılan çatışmalar eskinin tam olarak öldüğünün yeninin ise henüz doğmamış olduğunun göstergesidir.  Bu da kelimenin tek anlamı ile bir kriz durumudur. Kriz ise, sorunların ne olduğunu bilmemek değil, çözümlerin ne olduğunu bilmemektir.  Lakin her kriz dönemi diğer taraftan bir eşiktir. Cumhur İttifakı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurmuş olduğu yapıcı ilişkiler, inşallah bu eşiği bölgenin istikrarı için varılacak bir hedefe dönüştürecektir. Zira dünya düzeni içerisinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, kurumsallaştığını düşündüğümüz küresel örgütler işlevselliğini yitirmiş, ortak bir akılla krizlere karşı çözüm üretme kabiliyetlerini de kaybetmişlerdir.

“Trump ve Netenyahu telafisi zor bir hata yapmışlardır”

Küresel ölçekte sağlanmış olan hegemonya, ahlaki ve ideolojik referans kalıplarını kaybetmiş, rıza üretme anlayışı ortadan kalkmış, bu durum ise haklının güçlü olduğu değil, güçlünün haklı olduğu anlayışına evrilip, huzursuzluğun ortaya çıkmasına şiddetin normalleşmesine neden olmuştur. Trump ve Netenyahu, rıza üretmeyi bir kenara bırakarak, zora dayalı hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve tarih dışı bir tutumla telafisi zor bir hata yapmışlardır. İbretlik bir biçimde de bu hatalarına ısrarla devam ettikleri gözlemlenmektedir. Çünkü onları bir araya getiren değereler manzumesi ve insanlığın ortak düşüncesinin birikimine dayalı söz varlığı tükenmiş, batılı akıl için anlam sistemi açısından yolun sonu görünmüştür. Başta ABD’deki, Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı yüksek rütbeli askeri hiyerarşideki tartışmalar olmak üzere, Batı kamuoyunun halk ve bürokrasi bazında, vicdanının sesini dinlemeye devam etmesi halinde, Trump yönetimi bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Benzer bir şekilde, geçen hafta da ifade ettiğim gibi sağduyulu dünya Yahudilerinin Netenyahu’nun Siyonist ideolojik zihniyetine karşı, itirazlarını yüksek sesle dile getirmeleri beklenilmektedir. İşte bu nedenlerden dolayı; her konuyu derinlemesine incelemek ve gerçeğe en yakın bir şekilde sonuçlar çıkarmak bir mecburiyet, milletimize karşı ilkeli ve tutarlı bir siyasetin gereğidir. Geçen yirmi yıl içinde ayak seslerini duyduğumuz ve birçok konunun içeriğini oluşturan “yeni dünya düzeni” bugün bir “nizam” değil bir “kaos” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kaos insanlığı etkilemekte, masum insanlar ölmekte, bir istikrarsızlık dünyayı derinden sarsmaktadır. Modern düşünürlerin ifadesiyle bugünkü dünya durumu deyim yerindeyse bir “fetret dönemini” andırmakta, bir gelecek tasavvurundan ziyade geçmişin acı dolu çatışmacı günlerine götürmektedir. Nitekim bu tespiti doğrularcasına, küresel ölçekte yaşanan gerilimler ve sıcak çatışmalar her geçen gün daha da derinleşmektedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Trump’ın öngörüleri boşa çıktı”

Amerika Birleşik Devletleri, İsrail - İran Savaşı otuz dokuzuncu gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte, meşruiyetten yoksun, insan onur, haysiyet ve şerefini askıya alan bu saldırıların süreceği de maalesef görünmektedir. İran’a karşı yapılan saldırılar her geçen gün hem can kaybını artırmakta hem de alt yapının tahribatını giderek büyütmekte, İran, İsrail ve ABD’nin yıkıcı gücüyle bir çıkmaza sürüklenmek istenmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen, İran halkının mukavemeti: kararlılığı, dayanıklılığı ve toplumsal refleksiyle dünya kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Bu direniş iradesi, uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır.

Özellikle Hürmüz Boğazı odaklı çatışma, dünyada da bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir. Dünyada öngörülemez bir istikrarsızlığı derinleştirecek nitelik arz eden bu savaş uluslararası örgütlerin işlevsizleştiğini ve kalıcı bir barış için arabuluculuk yapmaktan aciz olduklarını göstermektedir.

“Milletin kendilerine emanet ettiği makamları istismar ettiklerini görmekten büyük üzüntü duymaktayız”

Hem dünyada hem bölgede gerçekleşen her türlü hadiseyi düzenli bir şekilde çözümlemek, bunları akıl yolu ile incelemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Lakin böylesi bir gerçeklik durumunda bile bugünkü muhalefetin koçbaşını çeken Cumhuriyet Halk Partisi siyaset yerine laf üretmekte, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine basit ve çıkarcı bir tutumla hareket etmektedir.

Millet için en değerlisinin ne olduğunun idrakinden yoksun bulunmakta, çeşitli küresel odaklara sığınmakta, yanlış adreste doğru kişiyi aramaktadırlar.  Gerçekle arasına mesafe koymuş olan bu anlayış, köklerle değil yapraklarla uğraşmakta, gerçeğe sırtını dönüp sanala, ömrünü tamamlamış bir söyleme, sosyalist enternasyonale teslim olmaktadır.

Düşünceleri aklın mayasıyla yoğurma kabiliyetini kaybeden anlayış, ülke, bölge ve dünya gündemini basit çıkarları doğrultusunda değerlendirmekte, devletten, milletten ve gerçekliklerden kopmuş görüntü vermektedir. Öte yandan, son günlerde CHP zihniyetini temsil eden bazı belediye başkanlarının, çürümenin hat safhasına ulaşmış olmalarını ve milletin kendilerine emanet ettiği makamları her açıdan istismar ettiklerini görmekten büyük üzüntü duymaktayız.

Milletimizin içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte yalnızca teşhis koymak kolaycılıktan ibarettir; asıl olan, çare üretmek ve sorumluluk almaktır ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim ortaya koyduğumuz yaklaşım da tam olarak budur. Nitekim sadece tehditleri sıralamak için politikacı gömleği giymeye dahi gerek yoktur.

“Türkiye diğer aktörlerden ayrışan bir konumdadır”

Küresel rekabetin kızıştığı, jeopolitik fay hatlarının çatırdadığı, milletlerin ve devletlerin geleceklerini yeniden tayin etmek zorunda kaldığı bir dönemde; Türkiye’nin önünü görecek sağlam bir vizyona, milli bir yönelişe, güçlü bir kararlılığa her zamankinden daha fazla ihtiyacımızın olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

Etrafımızda gelişen çatışmalar ne kadar diri, dinamik, tecrübeye dayalı akılla hareket etmemiz gerektiğini göstermektedir.  Gücünü kaybeden aktörlerle yükselen güçlerin rekabet alanına dönüşen bu coğrafyada Türkiye, sahip olduğu istikrar, güvenlik ve kurumsal kapasitesiyle bölge de ki diğer aktörlerden ayrışan bir konumdadır. Bu durum, ülkemizi yalnızca krizlerden görece uzak tutmakla kalmamakta; aynı zamanda bölgesel aktörler açısından güvenilir bir çekim merkezi haline getirmektedir. Türkiye’nin bu konumu, tarihsel derinliği, insan kaynağı, köklü devlet geleneği ve özellikle son yıllarda önemli bir dönüşüm geçiren caydırıcı askeri ve teknoloji gücü ile de doğrudan ilişkilidir.

Nitekim sahada güç üreten bir Türkiye’nin, diplomasi masasında da etkili bir aktör olarak öne çıkması kaçınılmaz olmuştur.  Rusya-Ukrayna savaşında üstlenilen arabuluculuk rolü, bu kapasitenin somut bir göstergesi olmuş; benzer şekilde bölgesel gerilimlerde Türkiye’nin denge kurucu rolü daha görünür hale gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye, krizleri yönetebilen ve yönlendirebilen bir aktör olarak konumlanmaktadır. Nitekim bölgemizdeki son gelişmelerde de yoğun diplomatik girişimlerle süreci nihai bir sonuca ulaştırma çabasını yine etkin biçimde devreye soktuğu görülmektedir.

“Barış tek kanatlı bir kuş değildir”

17 Mayıs 2025 tarihinde “Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Bir kanat Öcalan’ın yaptığı çağrı ve gelinen fesih kararıyla kendisini gösterdi. İki, kanadı millet olarak hep birlikte gövdeye getirmeliyiz” demiştim!

Barış, ancak iki kanadın ahenkle çırpılmasıyla, milletin tamamının aynı istikamete yönelmesiyle yükselebilir. O gün ifade ettiğimiz gibi, bu kanatlardan biri; terörün gölgesinde şekillenmiş yapıların fesih kararı ve yapılan çağrılarla kendisini göstermişti. Asıl olan ikinci kanat ise aziz Türk milletinin bizatihi kendisidir gerçeğinden hareketle, milli iradenin merkezi olan TBMM’de yapılan komisyon çalışması büyük bir olgunluk, yüksek bir sorumluluk bilinci ve devlet ciddiyeti içerisinde sonuçlanmıştır.

Bu tablo, milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimizin tarihi sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdiğinin de açık bir göstergesidir. Terörsüz Türkiye sürecinde ortaya konan bu güçlü siyasi irade, milletimizi çok yoran bu sorundan kurtulacağımızın da net göstergesi olmaktadır. Zira bu konu günübirlik tartışmaların ötesinde; milletin bekasına, devletin istikbaline ve toplumsal huzurun teminine dair stratejik bir meseledir.

Terörsüz Türkiye; doğru zamanda atılan doğru bir adımdır.   Tarihi önemde bir dönüm noktasıdır.  Akıl, vizyon, emek, sabır ve itinayla; vatan ve millet aşkıyla, devlet – millet dayanışması ile yürütülen hayırlı bir sürecin de ürünü olacaktır.  “Terörsüz Türkiye” milletimizin özlemle beklediği bir gelişme, daha müreffeh ve huzurlu bir geleceğin müjdesi, kalıcı barışın, umudun, “Lider Ülke Türkiye’nin habercisidir.

Bugün gelinen noktada, yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa çalışması olarak taşınacak olgunluğa erişmesi memnuniyet vericidir. Dünyanın ve bölgemizin ciddi kırılmalarla, risklerle ve jeopolitik sarsıntılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde; kendi iç bünyemizin tahkimi, milli birliğimizin güçlendirilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlamlaştırılması, ertelenemez bir zaruret halini almıştır.

Barış; teslimiyet değildir

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu süreçte aldığı inisiyatif, millet adına son derece dikkatli, son derece titiz ve sorumluluk bilinci yüksek bir şekilde yürütülmektedir.  Bu tabloyu yakından takip ediyor, yapılan çalışmaları yakından izliyor ve gereken her hassasiyetin gösterilmesini elzem görüyoruz. Bu meselede hiçbir boşluk, hiçbir ihmal ve hiçbir zafiyetin kabulü mümkün değildir.

Biz diyoruz ki: Barış; teslimiyet değildir. Barış taviz değildir. Barış milletin onurunu koruyarak, devletin gücünü muhafaza ederek sağlanan bir dengedir. Barış adaletin, kardeşliğin ve milli varlığın birlikte yükseldiği bir ülküdür. Türkiye Cumhuriyeti, köklü kardeşliğin, güçlü geleceğin, ortak kaderin ve sarsılmaz birlik ruhunun en sağlam teminatıdır. Bu teminat, dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır; yarın da ilelebet payidar kalacaktır. Ve ben bir kez daha söylüyorum: Bu aziz milletin birliğini bozmaya, kardeşliğimizi zedelemeye kimsenin gücü yetmeyecektir!  Bu ruh yaşadıkça; ne fitne kazanacak ne ihanet galip gelecektir.

Millileri tebrik etti

Konuşmama son verirken Dünya Kupasında aziz milletimizi temsil edecek A Millî Futbol Takımımızı yürekten tebrik ediyorum. Bu kutlu yürüyüşte sorumluluk üstlenen Türkiye Futbol Federasyonunun muhterem Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu başta olmak üzere yönetimini de samimiyetle kutluyorum. Millî formayı büyük bir onur ve inançla taşıyan futbolcularımızın sahaya yansıttığı azim, mücadele ruhu ve fedakârlık; teknik heyetimizin kararlı ve disiplinli çalışmalarıyla birleşerek milletimize umut vermektedir.

Hepsinden öte, Dünya Kupası’nda yeniden mücadele etme imkânı bulan bu güzide kadroya inancını esirgemeyen, duaları ve desteğiyle her daim yanında olan büyük Türk milletine şükranlarımı sunuyorum. Temennim odur ki; ay-yıldızlılarımız, tarihine yakışır bir başarıyla milletimizin göğsünü kabartsın, birlik ve beraberliğimizin sahadaki nişanesi olup Türk’ün sesini sahalardan tüm Cihan’a duyursun.

 

Independent Türkçe 

DAHA FAZLA HABER OKU