CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.
Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi. Duruşmayı, sanık yakınları ve ailelerinin yanı sıra CHP’li isimler de takip ediyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Tutuklu sanıklar saat 10.06 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı. İzleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. İzleyici bölümünden “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sesleri yükselirken, Ekrem İmamoğlu saat 10.20’de salona getirildi. Tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı. Mahkeme heyeti 10.25'te salona girdi.
Çalık, dün 5 saat süren savunma yaptı
11’inci duruşma günü, tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın çapraz sorgusu ve avukat savunmalarıyla devam ediyor. Çalık dün, 5 saat süren bir savunma yapmıştı.
Dünkü duruşmada sahte olduğu iddia edilen basın kartıyla salona giren ve ardından gözaltına alınan kişinin ardından, Silivri’de yeni bir uygulamaya başlanmasına karar verildi. Jandarma, duruşma salonuna girişte basın mensuplarının "turkuaz basın kartı"nı kontrol ederek üzerindeki QR kodlar okutularak geçerliliği denetleniyordu. Ancak, basın mensuplarıyla uzlaşı sağlanarak kartların fiziki olarak gösterilmesi yeterli kabul edildi.
Necati Özkan avukatı Kazım Yiğit Akalın, “CMK 203 gereğince mahkemenizin milletvekili, basın mensupları için duruşma salonuna girmemesi yönünde bir talimatınız var mı?” diye sordu. Mahkeme Başkanı, "Şu an zapta öyle bir şey geçirmedik, umarım da geçirmeyiz" dedi. Avukat Akalın, "Lütfen jandarmaya deklare eder misiniz? Sizin talimatınız olduğu söyleniyor" diye karşılık verince Mahkeme Başkanı, "Şu an sükunet sağlandığı için bir şey yapmayacağız" dedi.
Mahkeme başkanından Çalık’a “Adem Soytekin” sorusu...
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık dün, 5 saat süren bir savunma yapmıştı. 11’inci duruşma günü, Çalık’ın çapraz sorgusu ve avukat savunmalarıyla devam ediyor. İlk olarak mahkeme başkanı, ek savunma süresi vererek soru sordu.
Mahkeme Başkanı: Savunmaya başlayabilirsiniz. Benim soracağım tek bir soru var. Eylemlere ilişkin genel olarak zaten ayrıntılı açıklamalar yaptınız. Tek tek her bir beyanla ilgili soru sormayacağım. Süreç içerisinde yaşanan kaygılar nedeniyle bu yönde beyanda bulunulduğunu genel hatlarıyla anlattınız. Ancak Adem Soytekin ile ilgili kısımlarda ayrıntılı bir anlatımınız olmadı. Adem Soytekin ile ilişkiniz nedir, tanışıklığınız nasıldır, neden bu yönde beyanda bulunmuş olabilir? Bunlara ilişkin söyleyeceğiniz bir şey var mıdır?
Mehmet Murat Çalık: Tamam, söyleyeyim. Adem Soytekin’i 2014 yılında, Beylikdüzü Belediyesi’nde danışman olarak göreve başladığım dönemde tanıdım. Hatta kendi ifadesi de var; bana kollukta ya da savcılıkta Adem Soytekin ile ilgili bir şey sorulmadığı için ben herhangi bir şey söylemedim ama kendisinin söyledikleri doğrudur. Bir toplantıda tanıştık; hatta o toplantıda bir ortağı da vardı. Mimar olan bir ortağıydı, ismini şu an hatırlamıyorum.
Adem Soytekin, Beylikdüzü’nde 2014 yılından itibaren tanıdığım bir iş insanıdır. Ayrıca Trabzonlu olması da bir ortak nokta. Her ne kadar çok hemşehricilik yapan biri olmasam da yaşça benden küçük olması nedeniyle bana hiçbir zaman “Başkanım” diye hitap etmedi; hep “Abi” dedi. Zaten Beylikdüzü’ndeki müteahhitlerin büyük bir kısmı da bana “Mehmet Abi” diye hitap eder. Ancak hiçbir zaman, ne danışmanlık dönemimde ne de belediye başkanlığı dönemimde —o makamın sorumluluğunun da farkında olarak— bu samimiyeti görev ilişkisine yansıtmadım.
Benim için Yakuplu’da 10 dairelik küçük bir iş yapan müteahhitle, çok büyük projeler yapan kişi arasında hiçbir fark yoktur; herkese aynı şekilde davranırım. Adem Soytekin ile tanışıklığımız vardır. Zaman zaman Trabzonspor ortak paydasında kesiştiğimiz, birlikte maçlara gittiğimiz, yemek yediğimiz olmuştur.
Yani Adem Soytekin tanımadığım bir kişi değildir. Bölgede birçok müteahhidin taşeronluğunu yaptığını da biliyorum; ben kendisini bu şekilde tanıyorum. İşini de iyi yapar. Nitekim Seyfi Beyaz da ifadesinde 'Adem Soytekin işini iyi yaptığı için kendisine yüklenici olarak kaba inşaatı verdik' demektedir. Bölgede kaba inşaatında emeği olmayan çok az proje olduğunu düşünüyorum; tabii ticari ilişkilerinin tüm detaylarını bilmem mümkün değil.
Eylemler bazında ise, örneğin 11. Mahalle özelinde 2020 yılından itibaren zaten hukuki bir sürecin içerisindeyiz Sayın Başkanım. Bu süreçte Adem Soytekin, Ali Gül, Zafer Gül ve ben yer alıyoruz. Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’nın hakkımda verdiği takipsizlik kararının olduğu süreçte de Adem Soytekin bulunmaktadır.
Dolayısıyla, bu eylemler kapsamında Adem Soytekin ile yalnızca 11. Mahalle özelinde görüşmelerimiz olmuştur. Çünkü hakkımızda bir suç duyurusu yapılmış, ilgili kişi sürekli ifadelerini değiştirmiştir; buna ilişkin beyanlarımı da daha önce sundum.
Kendisini yakından tanırım; ailesini, eşini, çocuklarını bilirim. Ancak 'Adem Soytekin’e şunu verin, bunu verin' şeklinde herhangi bir yönlendirmem ya da talimatım hiçbir zaman olmamıştır. Bunu daha önce de ifade ettim. Tanışıklığım bu şekildedir. Daha fazla detaylandırmama gerek olup olmadığını bilmiyorum. Teşekkür ederim.
Mahkeme Başkanı: Evet, sanıklara sorumuz var. Bu arada girişte yapmam gereken bir uyarıyı da atladım. Dün de, önceki gün de aynı durum yaşandı. Sizin sorunuzla da kısmen bağlantılı. Özellikle bazı vekillerimiz tarafından ısrarlı şekilde görüntü çekilmeye devam ediliyor. İsim vermek istemiyoruz ancak bu yönde tespitler var. Heyetimizi de kapsayacak şekilde sosyal medyada paylaşımlar yapılıyor, sürekli görüntü alınıyor. Uyarıyoruz ama ısrarla devam ediliyor.
Bu nedenle, salonda bulunan izleyici kısmındaki milletvekillerine de özellikle hatırlatmak isterim: Bu tutuma devam edilmemesi gerekiyor. Yasal düzenleme açıktır. Defalarca uyarıda bulunuyoruz. Bu hususa dikkat edilmesini rica ederiz.
İmamoğlu’ndan Çalık’ın annesine: Böyle bir evlat yetiştirdiği için kendisine saygılarımı sunuyorum
Ardından Çalık’a soru sormak için söz alan İmamoğlu, mahkeme salonunda çekilen fotoğraflara ilişkin hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirterek, “Duruşma esnasında çekilen fotoğrafların yargılamanın düzenine zarar verebileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle gerek izleyicilerin gerekse destek için gelenlerin bu konuda özenli davranması önemlidir” dedi.
Mahkeme heyetine hitaben konuşmasını sürdüren İmamoğlu, Beylikdüzü ile kişisel bağlarına değinerek, “Yaklaşık 35 yıl önce adım attığım, çocuklarımın büyüdüğü Beylikdüzü benim için çok özel bir yer. Bu nedenle burada görev yapan belediye başkanımız Sayın Mehmet Murat Çalık’ın hizmetlerini de kıymetli buluyorum” ifadelerini kullandı.
Çalık’ın görev süresi boyunca başarılı bir performans sergilediğini belirten İmamoğlu, “Kendisini Beylikdüzü’ne yaptığı hizmetlerden dolayı tebrik ediyorum. Zor süreçlere rağmen görevini özenle yürüttüğünü düşünüyorum” diye konuştu.
İmamoğlu, Çalık’ın annesine de hitap ederek, “Böyle bir evlat yetiştirdiği için kendisine saygılarımı sunuyorum” dedi.
İddianameye yönelik eleştirilerde bulunan İmamoğlu, söz konusu belgeyi “iftiraname” olarak nitelendirerek, suç örgütü iddialarını reddetti. İddianamede yer alan “2014’ten itibaren örgüt kurulduğu ve önce Beylikdüzü, ardından İstanbul’un ele geçirildiği” yönündeki değerlendirmelerin gerçek dışı olduğunu savundu.
Ekrem İmamoğlu: İkinci olarak da benim adaylığımın… Çünkü benim adaylığım, partimizin tüzüğü gereği genel merkezde genel başkanın talebiyle olmaz; diğer partilerde olduğu gibi bir kişinin imzasıyla hayata geçmez, Parti Meclisi’nin onayıyla olur. Parti Meclisi’nden Beylikdüzü’nün de belirlenmesi adına ben ısrarcı oldum. “Lütfen bunu düşün, hızlıca düşün, 1-2 gün içinde tekrar konuşalım” dedim. Ardından, bir nevi ikna ederek kendisinin aday olması noktasında olurunu aldıktan sonra sadece kendi olurunu almadım; aynı zamanda ilçe örgütüyle de bunu konuştuk. “Böyle bir düşüncem var, ne dersiniz?” dedim. Büyük oranda da kabul gördü ve bu şekilde Beylikdüzü Belediye Başkan adayı oldu.
Bunu neden anlattım? Şunun için anlattım: Bu oluru aldıktan sonra şunu söylemem gerekir; biz nasıl bir örgütüz ki 2014’te kurulmuşuz, Beylikdüzü’nü ele geçirmişiz, Büyükşehir’i de İstanbul’u da ele geçireceğiz ama daha Beylikdüzü adayımız belli değil. Nasıl bir örgütüz yani! Ve o şekilde… Sayın Başkanım, bu örgüt iddiası nedeniyle beyefendi sadece eylemlerden değil, örgüt üyesi olarak da yargılanıyor. Ben ise hepsinden yargılanıyorum. Bu arada arkadaşlarım benden sorumlu, ben de onlardan sorumluyum; onu da ifade edeyim. Ama durum bu şekilde.
Mahkeme Başkanı: Zaten savunmanızda anlatmıştınız.
Ekrem İmamoğlu: Ama bu diyalog önemli. İnanın, en fazla 5 dakika.
Mahkeme Başkanı: CMK 201 kapsamında bu hakkınız var. O yüzden soru sorma hakkını veriyoruz ama bir türlü soruya gelemiyoruz.
Çalık’tan İmamoğlu’na : “Hiçbir zaman dönüp bana ‘Şunu neden listeye koymadın?’ demediniz”
İmamoğlu: Yo, yo… Ama sorularımı daha cazip hale getiriyorum, sizi de mutlu edeceğini düşünüyorum. Yani sorunun ilkini şöyle devam ettirmek isterim: 2019’da aday oldunuz, Mehmet Murat Çalık Başkanım. O dönem ilçe başkanıyla ve örgütle birlikte çalıştınız ve bir meclis üyesi listesi hazırladınız. Benim size bir kişi dahi “Şunu meclis üyesi yapacaksınız” ya da “Şuna şöyle bir görev vereceksiniz” şeklinde bir telkinim, ısrarım ya da talimatım olmuş mudur? Bir kişi dahi…
Çalık: Herhangi bir zorlamanız olmadı, kıymetli Başkanım. Ama şunu söyleyeyim; belediye başkan adaylığı sürecinde bir zorlamanız oldu.
İmamoğlu: Sana oldu.
Çalık: Evet, arkadaşlarımız tarafından üzerimde aday olmam yönünde bir baskı da oluştu. Bunu savunmamda da zaten anlatmıştım. Siyasete gerçekten mesafeliydim. Ama şu an burada bulunuyor olmamın da etkisi olabilir; yine de Beylikdüzü Belediye Başkan adayı olduğum için hiç pişman değilim. Meclis listesi konusunda ise herhangi bir arkadaş için “Şunu koy” ya da “Bunu koyma” şeklinde bir öneriniz olmadı. Zaten meclis üyelerini büyük ölçüde tanıyordum. Kiminle yol yürüyebileceğimize kendim karar verdim. Sizin döneminizde olup benim dönemimde birlikte çalışamayacağım bazı arkadaşlar da oldu; onları, sizin çok sevmenize rağmen liste dışında bıraktım. Siz de hiçbir zaman dönüp bana “Şunu neden listeye koymadın?” demediniz.
İmamoğlu: Yani basiretsiz bir suç örgütü lideriyim bu arada! İkinci olarak bunu ifade etmek istiyorum. Bu çok önemli çünkü. Bu işlem oluşurken, yani bir siyasi hat kuruluyor. Aynı şekilde 2024’ü de yaşadınız. Bakınız Sayın Başkan, inanın Beylikdüzü benim ailemdir; o kadar net. Mehmet Bey’in planlaması, şu bu… Ama benim de çok birebir hayalim geçmiştir. Ayrıca 3 bine yakın aileye ev vermiş, ev satmış bir iş insanıyım; onu da söyleyeyim. Neredeyse bir ilçe kadar insana birebir ev yapmış bir insanım. Dolayısıyla insanlarla ayrı bir bağım var. Bu kadar tanışıklığın, bu kadar yakınlığın olduğu bir yerde… Mehmet Murat Çalık’la 2019’u bırakın, gelelim 2024’e. Aynı şekilde, size herhangi bir meclis üyesi için “Şunu yaz, şunu al” vesaire şeklinde bir telkinim olmuş mudur? Bırakın talimatı…
Çalık: Yok Başkanım, öyle bir şey. 2024’te de olmadı Sayın Başkanım.
İmamoğlu: Hayır, iki seçim olduğu için anlatmak zorundayız Sayın Başkan. Bu niye önemli? 2009’dan bugüne bir süreç var. 2009’da %30’la seçim kaybeden bir partiyiz. 2014’te %51’le seçim kazandık. 2019’da %54’lerle seçim kazandık. 2024’te ise %30’dan %60’a çıkan 15 yıllık bir seyir var. Yani bu mesele bir suç örgütü değil, örgütlü bir siyasi çalışmanın ürünüdür; onu ifade edeyim.
Peki, 7 yıldır görev yapıyorsun Sayın Başkan. Bir belediye başkan yardımcısı, bir müdür, bir yönetici ya da bir danışman… Bakın, bunu özellikle söylüyorum Sayın Başkan; siyasette bu Türkiye’de çok nadirdir, hangi parti olursa olsun. Burada iddialı konuşuyorum. Mevcut iktidar partisi o konuda çok şaibelidir de! Tek bir kişi için size “Şunu yönetici yapacaksınız” diye doğrudan ya da dolaylı, ister memur ister siyasi bir öneri ya da dayatma yaptım mı? Bakın, öneri bile yapmadım. Niye? Çünkü Beylikdüzü’nde hassasiyetim var; kendi demokratik yapısıyla yürüsün diye. Size herhangi bir talimatım ya da zorlamam oldu mu?
Çalık: Kesinlikle olmamıştır Sayın Başkanım. Hatta Beylikdüzü’nde şöyle bir zorluğu da sırtımda taşıyarak görev yaptım. Belki Sayın İmamoğlu da şimdi duyacak bunu. 2019 yılında, kendisi Büyükşehir Belediye Başkanı olmak için yola çıktığında ve seçildiğinde, benim bütün bürokrat arkadaşlarım hiç tereddütsüz Büyükşehir Belediyesi’ne gitme arzusu içerisindeydi. Sayın İmamoğlu’yla birlikte Büyükşehir’de görev alan arkadaşlarımız oldu ama gitmeyenlerin de aklı, emin olun, sizinle birlikte Büyükşehir’e gitti. Ben bu arkadaşlara yeniden Beylikdüzü’ndeki motivasyonu sağlamakta ilk aylarda çok zorlandım. Sizin bana herhangi bir müdür, şef ya da başkan yardımcısı öneriniz olmadığı gibi, böyle bir zorluğu da yaşadım. Diğer ilçeler bunu yaşamamıştır; ben Beylikdüzü olarak yaşadım. Çünkü herkes, inanın çöpte çalışan, sokak süpürgecisi olan arkadaşım bile “Büyükşehir’de ben bir şef olurum” duygusuyla hareket ediyordu. Siz 2014-2019 arasında insanlarla o kadar sıcak bir diyalog kurdunuz ki… Ben de kendi kendime “Herhalde ben Sayın İmamoğlu’yla hiç çalışmadım, hep onlar çalıştı” dedim.
İmamoğlu’ndan mahkeme başkanına: “Ne yapalım, 1 yıldır hasret gideremedik; burada sizin sayenizde biraz sohbet etmiş olduk”
İmamoğlu: Uzattın mı biraz? Tamam… Duygularımız biraz yüklü. Devam ediyorum. Ne yapalım, 1 yıldır hasret gideremedik; burada sizin sayenizde biraz sohbet etmiş olduk.
Görev dönemimizde bu yönetici kısmını sorduktan sonra, Sayın Başkanım Mehmet Murat Çalık; Beylikdüzü’ndeki ideallerimiz… İddia ederek söylüyorum, 2013’te seçim taahhüdü olarak hazırladığımız ne varsa %90’ına yakınını 12 yılda başardık. Beylikdüzü’nü halka kazandırmamız, projelerimiz ya da İstanbul’a yönelik, senin mesleğinden dolayı kurduğumuz belediye başkanları masası gibi hususların dışında; tek bir kişi üzerinden ya da tek bir menfaat ilişkisi üzerinden bir diyalog, bir masa, bir toplantı… Yaklaşık 12-13 yıllık siyasi iş birliğimizde böyle bir ortamda bulundunuz mu? Böyle bir gündemimiz oldu mu? Buna şahitlik ettiniz mi?
Çalık: İfade edildiği gibi herhangi bir masada bulunmadım. Böyle bir şahitliğim de olmadı Sayın Başkan.
İmamoğlu: Bunun yanında, söylediğiniz gibi; herhangi bir iş insanı ya da taşeron firma için “Şuna iş ver, şuna para kazandır, şunun işini yap” şeklinde ya da usulsüz bir teklifte bulundum mu?
Çalık: Yok Başkanım.
İmamoğlu: Mehmet Murat Çalık Başkanım, Allah seni korusun
Ekrem İmamoğlu: Şunu söyleyeyim Sayın Başkan, bu gerçekten çok önemli. Mehmet Murat Çalık da çok ciddi bir sürece değindi. Bizler çok ağır bir yük taşıyoruz. Burada yaptığımız şey yalnızca Beylikdüzü’nü, İstanbul’u ya da kendimizi savunmak değildir. Bu, gerçekten tarihe geçecek bir demokrasi mücadelesine dönüşmüştür. Dış müdahalelere maruz kalıyoruz Sayın Başkan; hem de hâlâ. İstanbul Savcılığı ya da farklı makamların müdahaleleriyle karşılaşıyoruz ve zor durumda kalıyoruz.
Bu soruları sorarak sizi aydınlatmanın, bilgilendirmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü zor bir görev yapıyorsunuz ve biz de zor bir süreçten geçiyoruz. Yalan ve iftiralara cevap vermek zorunda kalıyoruz; bir de tutukluluk haliyle arkadaşlarımızın yaşadığı şartları yaşıyoruz. Bu gerçekten çok ağır bir durum. İnsanların, çocukların, kadınların, ailelerin yaşadığı mağduriyetlere girmeyeceğim ama bu iş gerçekten çok ağırdır.
Bugüne kadar gösterdiğiniz itinayı görüyorum; lütfen bunu koruyarak devam edin. Bu ülke, bu millet sizden bu süreci büyük bir sorumlulukla yönetmenizi bekliyor. İnşallah tarih yazarsınız.
Gerçekten bu iş, basit siyasi cümlelerle geçiştirilecek bir mesele değildir. Neden müdahaleden bahsettim Sayın Başkan? Çünkü hâlâ, hem İstanbul’da hem Ankara’da, yürüttüğünüz bu süreçte gerçeği bulma çabanız sürerken “asrın yolsuzluğu” gibi ifadeler kullanılıyor. Bakın, “asrın yolsuzluğu” gibi bir ifadeyi bir siyasi kişi, hele ki adaletin başındaysa, kullanamaz. Bu zor bir iştir. Bu nedenle lütfen bu tür ifadelerden imtina edin.
Bu mesele, etki altında ders notu satmaya benzemez. Israrla söylüyorum: Burada “asrın yolsuzluğu” değil, arsız bir hukuksuzlukla mücadele ediyoruz ve bir demokrasi mücadelesi veriyoruz. İlginize ve özeninize teşekkür ediyorum. Mehmet Murat Çalık Başkanım, Allah seni korusun.
Fatih Keleş ve Seza Büyükçulha da Çalık'a sorular sordu
Fatih Keleş ve Seza Büyükçulha ile Murat Çalık arasında geçen diyalog ise şu şekilde:
Fatih Keleş: Başkanım, ismim Fatih Keleş. İsmim iddianamede çokça geçtiği için ben de bir soru sormak istedim. Eylem 1’i çok iyi anlattınız Sayın Başkanım. Ben de bilmediğim birçok konuyu sizin sayenizde öğrendim.
Şimdi Eylem 1’de, yani 11. Mahalle eyleminde, Uğur Güngör’ün verdiği birçok beyan var. Hatta 2020’de başlayan ve 2024’e kadar devam eden bir mahkeme süreci de var. Son anda tekrar dava açılmış. Ancak 2024’e kadar devam eden bu süreçte benim adım tek bir kez dahi geçmiyor. Sonrasında kolluk fezlekesinde gördüm; sizin telefonunuza Uğur Güngör tarafından gönderilen bir mesaj var sanırım.
Benim adım dört yıl boyunca bu eylemde ya da mahkeme sürecinde hiç anılmamışken, sonradan bu eylemde adımın geçmesinin sebebi sizce nedir? Bu konuda size bir baskı yapılmış mıdır ya da yapılmak istenmiş midir? Teşekkür ederim.
Mehmet Murat Çalık: Evet, teşekkür ediyorum. Ben o kısımlara eylemleri anlatırken çok fazla değinmemiştim. İlk olarak 2020’de Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusuyla başlayan süreçte zaten az önce saydım; benimle birlikte Adem Soytekin, Ali Gül ve Zafer Gül şikâyet edilmişti.
Ancak 2024 yılına gelindiğinde —şimdi ben de iddianamenin eklerinde gördüğümü hatırladım— telefonuma tehdit niteliğinde bir mesaj gelmişti Sayın Başkanım. Telefonumdaki mesajlar 2020 yılından beri kayıtlıdır. Ben her telefon değiştirdiğimde cihazı sıfırlamam, tüm verileriyle birlikte aktarırım. Kolluk ilk aramaya geldiğinde de telefonumu teslim ettim ve şifresini paylaştım.
Bunu neden sakladığımı da sordular. “İleride olası bir suç duyurusunda, özellikle tehdit içerikli bir durum söz konusu olursa kullanmak için” sakladığımı ifade ettim.
Fatih Bey’in sorusu üzerine hatırladım; 2024’teki ifadelerden sonra Fatih Keleş bu sürece dahil ediliyor. Daha önce hiç bahsedilmeyen senet meselesi —detaylı şekilde anlattığım konu— o aşamadan sonra gündeme geliyor ve bu bağlamda Fatih Keleş’in adı geçiyor.
Mesajın devamında da sizin “kasa” olduğunuz yönünde ifadeler yer alıyordu. Bana o dönemde bir gazete kupürü ve tehdit içerikli mesaj gönderilmişti. “Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuyorum, göreceksiniz” şeklinde ifadeler vardı. Sorunuza bu şekilde cevap vermiş oldum.
Fatih Keleş: Evet, anladım. Bu mesajın, basında yer alan “Cumhuriyet Halk Partisi para kuleleri” haberlerinden sonra gönderildiğini düşünüyorum.
Mehmet Murat Çalık: Doğrudur, öyle olabilir.
Fatih Keleş: Teşekkür ederim.
Mehmet Murat Çalık: Başka sorusu olan var mı? Evet.
Seza Büyükçulha: Merhaba, Seza Büyükçulha. Başkanım merhaba, beni tanıyor musunuz?
Mehmet Murat Çalık: Hayır, şu an burada tanışıyoruz.
Seza Büyükçulha: Aslında daha önce tanışmıştık, şimdi hatırlatacağım.
Mehmet Murat Çalık: Tamam, hatırlatırsanız memnun olurum.
Seza Büyükçulha: Beylikdüzü Belediyesi’nde beni hiç gördünüz mü?
Mehmet Murat Çalık: Hayır.
Seza Büyükçulha: Sizi bir kez telefonla aramıştım, hatırlıyor musunuz?
Mehmet Murat Çalık: Açıkçası hatırlamıyorum.
Seza Büyükçulha: Trabzonspor Kulübü’nde tanışmıştık Başkanım. Siz Ekrem Başkan ile birlikte ziyarete gelmiştiniz. Bordo Mavi Restoran’ı işletiyorum.
Mahkeme Başkanı: Seza Bey, sizinle ilgili doğrudan bir eylem isnadı da bulunmuyor.
Seza Büyükçulha: Doğru, ancak bir hususu merak ediyorum. Kollukta, sadece bir telefon görüşmemiz olduğu için ifadem alındı. Neden aradığımı hatırlıyor musunuz Başkanım?
Mehmet Murat Çalık: Hatırlamıyorum. Kollukta da sizinle ilgili bana herhangi bir soru yöneltilmedi.
Seza Büyükçulha: Babanızın vefatı üzerine size başsağlığı dilemek için aramıştım. Allah rahmet eylesin.
İlk ara karar 2 Nisan Perşembe günü kurulacak
Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, sanık savunmalarının Nisan sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını ancak sürecin uzayabileceğini açıkladı. Başkan Aylan, “Sanık savunmalarını tamamlamayı planlıyorduk ancak biraz gecikme olacak gibi. Ara değerlendirmelerimizi yapacağız ve 30 günlük tutukluluk değerlendirmesi de mutlaka ele alınacak" dedi. Aylan, değerlendirmenin dosya üzerinden değil, sanık müdafilerine söz hakkı verilerek yapılacağını bildirdi.
Haftaya savunması alınmayan sanıkların müdafilerine tahliyeye ilişkin söz hakkı verilecek
Başkan Aylan, sürecin yoğunluğuna dikkati çekerek, "Dinlenmeyen sanık sayısı fazla olduğu için herkese söz hakkı tanıyacağız. Önümüzdeki salı, çarşamba ve perşembe günleri, sadece savunmasını alamadığımız sanıkların müdafilerine tahliyeye ilişkin söz hakkı verilecek. Ardından savunmalar kaldığı yerden devam edecek" ifadelerini kullandı.
Mahkeme, yaklaşık 90 tutuklu sanığın henüz dinlenmediğini belirterek, günlük 7,5 saat üzerinden üç gün sürecek bir planlama yaptıklarını açıkladı. Başkan, "Başka çaremiz yok; kanunun izin verdiği ölçüde bir çözüm buluyoruz" dedi.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık dün, 5 saat süren bir savunma yapmıştı. 11’inci duruşma günü, Çalık’ın çapraz sorgusu da tamamlandı, ardından avukatlarının savunmasına geçildi.
"Bu iddianame, kesinlikle iade edilmesi gereken bir iddianameydi”
Avukat Selami Mahmutoğlu, savunmasında, Ceza Muhakemesi Kanunu’na "iddianamenin iadesi" müessesesinin getirilmesine, en azından bulunduğum çevre itibarıyla, büyük bir memnuniyetle ve ittifakla "evet" dediklerini belirterek, şunları söyledi:
Sebebi şuydu, insanların özgürlükleri, sıradan, gelişigüzel ve özensiz iddianamelerle tehdit altına alınmamalıydı. Bu nedenle iddianamenin iadesi müessesesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda altın harflerle yazılacak bir düzenlemeydi. Ancak bu ülkede kanunları en iyi şekilde yazmamızın hiçbir önemi yoktur. Çünkü kanunların söylediği değil, subjektif değerlendirmeler hayata geçtiği için, iddianamenin iadesi müessesesi Türk hukukunda ölmüştür. İki nedenden dolayı ölmüştür, birinci neden; iddianame vasfına sahip olmayan, çok sayıda ek ve kapsamlı içeriklerle dolu dosyaların, kanunda öngörülen 15 günlük süre içinde sağlıklı şekilde incelenmesinin fiilen mümkün olmamasıdır. İkinci neden ise Türkiye’de hâkimler ve savcıların günlük hayattaki yoğun birlikteliği ve mesai ilişkilerinin, kaçınılmaz olarak psikolojik etkiler doğurmuş olabileceğidir. Bu girişi şunun için yaptım, bu iddianame, kesinlikle iade edilmesi gereken bir iddianameydi.
"İddianamede müvekkil hangi gerekçeyle sorumlu tutuldu, tarafımızca anlaşılmıyor”
Avukat Ali Mesut Seçkin de müvekkilinin Kale Kent Projesi kapsamında kolluk ve savcılıkta hiçbir ifadesinin alınmadığını belirterek, ruhsatların 2013 Temmuz-Eylül döneminde düzenlendiğini, yani müvekkil ve Ekrem İmamoğlu göreve başlamadan önce olduğunu vurguladı. Seçkin, “Bitirilmiş bir işin daha sonra rüşvete konu edildiği gibi bir anlatım söz konusu. Diğer sanıkların müvekkil aleyhine beyanı da yok. İddianamede müvekkil hangi gerekçeyle sorumlu tutuldu, tarafımızca anlaşılmıyor” dedi.
Demir La Vida Projesi hakkında da açıklama yapan Seçkin, müvekkilinin Hamit Demir ile olan tanışıklığını anlattığını ve Demir’in 22 Nisan 2025 ve 8 Ekim 2025 tarihlerinde verdiği ifadelerde herhangi bir rüşvet talebinin söz konusu olmadığını belirttiğini aktardı. Seçkin, projenin yaklaşık 75.000 metrekare olduğunu ve 28 Temmuz 2017’de ruhsatın bir aydan kısa sürede düzenlendiğini hatırlatarak, “Makul sürede verilmediği veya bunun baskı olarak kullanıldığı iddiasının itibar edilebilir olmadığı açıkça görülüyor” ifadelerini kullandı.
İddianamedeki eylem 10’a ilişkin, müvekkille ilgili doğrudan bir değerlendirme bulunmadığını, sadece dolaylı olarak rüşvet talep eden kişiler arasında gösterildiğini belirten Seçkin, bunun somut bir delile dayandırılmadığını ve kolluk ile savcılıkta müvekkilinin ifadesinin alınmadığını söyledi.
Avukat Ali Mesut Seçkin, iddianamede eylemlerle ilgili sebep-sonuç ilişkilerinin değerlendirilmediğini, mantık hataları bulunduğunu ifade ederek, “Normalde teknik sebeplerle açıklanması gereken olaylar, burada sonuca göre kurgulanmış ve faraziye üzerinden suç ve sevk maddeleri belirlenmiş. Dayanağı olmayan sonuçlara göre gerekçeler üretilmiş. Bu hem hukuk mantığı hem de iddianame tekniği açısından sakıncalı bir yöntemdir” değerlendirmesinde bulundu.
Avukat Ünal, Çalık'ın sağlık durumuna ilişkin ayrıntıları anlattı
Avukat Cihan Ünal, Mehmet Murat Çalık'ın, sağlık durumunu anlattı. Ünal, "Belki bugün bana kızabilir ancak sağlık meselesi, hem müvekkilimiz hem de ailesi açısından, kendisinin anlattığından çok daha fazla acı ve yıpranmaya sebep olmuştur" dedi. Çalık'ın sağlık sürecinin detaylarını, tıbbi raporlarla birlikte sunum halinde heyete ileten Ünal, Çalık ile ilgili tüm raporların, sunumda ayrıntılı olarak yer aldığını bildirdi. Avukat Ünal, şunları kaydetti:
Müvekkilimizin hastanede yatışı devam ederken, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi 3 Temmuz 2025 tarihli bir sağlık kurulu raporu düzenledi. Bu raporu doğrudan okumak istiyorum, 'Ciddi kilo kaybı öyküsü olan hastaya lenf bezi biyopsisi planlanmıştır. Biyopsinin patoloji sonucuna göre hastanın tekrar değerlendirilmesi uygun görülmüştür. Hastanın kemik iliği biyopsisi patoloji raporunda oranı 4,5 sınırda olarak belirtilmiş olup, lösemi açısından nüks riski mevcuttur.' Bizim kanaatimize göre, bu rapor, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulduğu anda müvekkilimizin tahliye edilmesi gerekiyordu.
"Raporda durumun ne kadar hayati olduğu ifade edilmiş olmasına rağmen maalesef yeniden cezaevine gönderildi"
Blast nedir? Olgunlaşmamış kan hücresi nedir? Bu süreçte birlikte öğrenmek durumunda kaldık. Sayın Başkan, lösemi nüksü ile ilgili araştırmalarımız sonucunda farklı tıp çevrelerinden nüksle alakalı birçok tıbbi makale de temin ettik. Soruşturma dosyasında bunlar mevcuttur, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na hem Türkçe hem İngilizce olarak arz etmiştik. Bu süreçteki insani meseleyi ciddiyetle ve hassasiyetle takip ettik. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ikinci bir yazışmasına dahi gerek olmaması için, İzmir’deki meslektaşlarımız aracılığıyla kurul raporlarını çıkar çıkmaz temin ettik ve ertesi gün, yani 8 Temmuz 2025 tarihinde, bu insani meseleyi derhal İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdik. Bahsettiğim raporda durumun ne kadar hayati olduğu ifade edilmiş olmasına rağmen, rapor tarihine kadar günlerce hastanede yatmış, defalarca vücudunu yoran tıbbi işlemlere ve biyopsilere maruz kalmış olan müvekkilimiz, sağlık kurulu neticesinde maalesef yeniden cezaevine gönderilmiştir. Aynı akşam fenalaşarak yeniden hastaneye kaldırılmış, yoğun bakıma alınmış ve 10 Temmuz 2025 tarihinde anjiyo işlemi uygulanmıştır.
"Bu denli açık sağlık sorunları olan bir kişinin tahliyesi için Adli Tıp Kurumu'nu beklemek zorunlu değildir"
Yargı makamları, sağlık durumu bu kadar tartışmalı birini Adli Tıp Kurumu kararı olmadan tahliye edebilir mi? Cevap nettir, elbette edebilir. Müvekkilimiz tutukludur, hükümlü değildir. Adli kontrol hükümleri, konutu terk etmeme ve yurt dışı yasağı tam da bunu sağlamak için vardır. Bu denli açık sağlık sorunları olan bir kişinin tahliyesi için Adli Tıp Kurumu'nu beklemek zorunlu değildir. Alternatif birçok tedbir mevcuttur. Yine anlamadığım bir konu da şudur: Adli Tıp Kurumu, Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi raporlarıyla açıkça çelişen İzmir Şehir Hastanesi’nin rapor ve sonuçlarını neden sorgulamamış, rapora doğrudan esas almıştır? Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nin raporu nasıl göz ardı edilebilir? Katip Çelebi hem eğitim ve araştırma hastanesi, hem üniversite hastanesi, hem de bölgenin hakem hastanesidir. Adli Tıp Kurumu raporları değiştirilemez ve sorgulanamaz raporlar mıdır?
"Bu denli riskli bir sağlık sürecinin, cezaevi koşullarında güvenli şekilde takip edilmesi tıbben mümkün değil"
Sayın Başkan, bu dosyada hastane raporlarının yarıştırılmasını doğru bulmuyoruz. Burada tartışılan, bir raporun diğerine üstünlüğü değil, bir insanın hayatıdır. Bu aşamada verilecek karar yalnızca tutuklama tedbirinin devam edip etmemesi değil, aynı zamanda insani bir meseledir. Henüz mahkumiyet kararı bulunmayan, ağır sağlık sorunları yaşayan ve yaşam hakkı ciddi risk altında olan bir müvekkilin tutukluluk halinin devamı hukuken ve vicdanen kabul edilemez. Bu denli ağır ve riskli bir sağlık sürecinin cezaevi koşullarında güvenli şekilde takip edilmesi tıbben mümkün değildir. Bu durum, yalnızca müvekkilin sağlık hakkını değil, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan yaşam hakkını da doğrudan ilgilendirmektedir. Mevcut tutukluluk hali, ölçülülük ilkesine, insan onuruna ve kötü muamele yasağına açıkça aykırıdır. Müvekkilimiz ayrıntılı savunmalar yaptı; arada görüşme fırsatımız oldu. Ben savunmayı tamamlaması konusunda yoğun telkinde bulundum çünkü sağlık sorunlarını biliyorum. Gece de hastaneye kaldırıldı ve yaklaşık 3 saat kurum içindeki hastanede bulundu.
Murat Keleş: "Aile bağlarımız adeta örgütsel bağ gibi gösterilmiş"
Duruşmada, tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in yeğeni Murat Keleş’in savunması alındı.
Keleş, savunmasında, 23 Mart 2025 tarihinde amcası Fatih Keleş'in, 20 Mayıs 2025 tarihinde babası Zafer Keleş'in, ardından 19-20 Haziran’da kuzeni Mustafa Keleş ve kendisinin tutuklandığını söyledi.
Aynı aileden 4 erkek tutuklu bulunduklarını belirten Murat Keleş, "Ailemizin kadınları olan eşim, kızım, annem, yengem ve yengemin kızı Zeynep’in yalnız ve yalnız bırakılmış olmalarının vicdanları yaraladığını düşünüyorum" diye konuştu.
Savcılık aşamasında soruların odağının özellikle amcası Fatih Keleş’e yönelik olduğunu söyleyen Keleş, "Bugüne kadar hiçbir mahkemeye çıkmadım, savcı veya hakim görmedim. Hatta emniyete bile gitmişliğim yok; dolayısıyla ortamlara biraz yabancıyım, heyecanımı mazur görün" ifadelerini kullandı.
İfadesi sırasında şahsıyla ilgili somut hiçbir suçlama yöneltilmediğini ifade eden Keleş, şunları söyledi:
Sanki amcam aleyhine tanıklık yapmam için çağrılmış gibiydim. Savcı Bey, ifademin sonlarına doğru 'Senin bir suçun yok, belli ki bir şeyden haberin yok' dedi. Bu nedenle, gözaltına alınma ve tutuklanma sebebimin amcam hakkında bir şeyler söylememin beklendiği olduğunu düşündüm. Daha sonra savcılıktan tutuklanma talebiyle hakimliğe sevk edildik ve tutuklandık. Bizi tutuklayan hakimin kararında yazdığı 'kaçma ve delil karartma şüphesi'ne oldukça şaşırdım. İtiraz da ettim, ancak yapabildiğim kadar. Amcam Fatih Keleş, babam Zafer Keleş ve kuzenim Mustafa Keleş’in yasa dışı bir eylem içinde bulunduğuna tanık olmadım. Kendilerini yakından tanıyan biri olarak iddia edildiği gibi suçların içinde olduklarını da düşünmüyorum.
"Aile bağlarımız adeta örgütsel bağ gibi gösterilmiş"
Murat Keleş, İBB'de 2020'den bu yana tercüman olarak çalıştığını, kardeş şehirler ve belediye etkinliklerinde tercüme işleri yaptığını belirterek, şöyle devam etti:
Amcamın İBB Spor Kulübü Başkanı olması nedeniyle; uluslararası spor müsabakaları, olimpiyat organizasyonları, yabancı dilde yapılan temaslar ve yurt dışına gerçekleştirilecek etkinlikler kapsamında hazırlanan metinlerin tercümesi ve yabancı dilde yapılan yazışmaların hazırlanması süreçlerinde, kendi işimi aksatmayacak şekilde zaman zaman amcama yardımcı oldum. Neticede kendisi amcamdı; yeğeni olarak kendisine, belediyenin resmi işleri bağlamında destek sağladım. Savcılık ifademde de 'Dönem dönem amcamın yanındaydım, asistanlık yaptım' beyanımdaki kastım budur. Ancak ifademde detaylandırılmamış ve özet olarak yazılmıştır. Resmi başvuru ve mülakatlar sonrası işe alındığım İBB’deki resmi iş ve görüşmelerin yapılması gerektiği için iddianamede örgüt üyeliğinden cezalandırılmam isteniyor.
Bırakalım suç örgütünü, hayatımda hiçbir siyasi partiye veya derneğe üyeliğim bulunmamaktadır. Bir futbol takımı bile tutmuyorum. Ayrıca, iddianamede örgüt üyesi olduğu iddia edilen kısmın yazılırken, sanki suçmuş gibi amcamın Fatih Keleş, babamın Zafer Keleş olduğu belirtilmiş; aile bağlarımız adeta örgütsel bağ gibi gösterilmiştir. Hatta benimle ilgili kısmı yazarken 'Fatih’in yeğeni, Zafer’in oğlu' ifadesiyle başlanmıştır. Babam ve amcamla telefonla konuşmuş olmam, örgütsel faaliyet kapsamında haberleşiyormuşuz gibi algı yaratmaya çalışılmıştır. Babamın babam olması, amcamın amcam olması suç unsuru olarak gösterilemez. Ben Fatih Keleş’in yeğeni, Zafer Keleş’in oğlu olduğum için tutuklanmışım gibi bir durum kabul edilemez.
"Az insanla görüştüğüm için 'örgüt gizliliğine önem veriyor' denmiş"
Murat Keleş, iddianamede, amcası ve babasıyla beraber bazı kişilerle telefon irtibatı olduğunun belirtildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
Listede sayılan isimlerin bir kısmını hatırlamam mümkün değil; fiziken görsem dahi tanımazdım. Listede belediye başkanı özel kalem çalışanları ve belediye personeli de var. İddia edilen telefon irtibatlarının HTS mi, baz mı olduğu, yakınlığım veya görüşmelerin sayısı ve süresi dahi belirtilmemiştir. Bu kişilerle yaptığım görüşmelerin mesai saatleri içinde, 1-2 dakikalık görüşmeler olduğuna eminim. Savcılıktaki beyanımda çoğu ismi hatırlamadım. Bu isimlerin içinde babam Zafer Keleş ve amcam Fatih Keleş de bulunmaktadır. Bir insanın ailevi görüşmeleri, kendi babasını veya amcasını araması, örgütsel olarak gösterilemez.
Görüşmelerimin az insanla olmasına ilişkin başka bir bahane de belirtilmiş, 'Az kişiyle görüşüyor çünkü örgüt gizliliğine önem veriyor' deniyormuş. Burada örgüt yoktur ve ben bir örgüt üyesi değilim. Olmayan bir örgütün gizlilik kaygısı da bulunmamaktadır. Ben, motosikletiyle işe gidip gelen, saklayacak hiçbir şeyi olmayan, sadece çalışan biriyim. Bu sadelikte yaşadığım için de hiçbir şey bulunamamıştır. Bulunamayınca da iddianamede 'Çok gizli çalışıyor' denmiş; böyle bir mantıkla 10 aydır tutukluyum.
"Herhangi bir örgüt üyesi değilim ve suçlamaları kabul etmiyorum"
Ayrıca iddianamede benimle ilgili 'Kendini Fatih Keleş’in danışmanı olarak tanıtan' ifadesi yer almaktadır; bu doğru değildir. Ben, işine motosikletiyle gidip gelen ve kendi aracını bile kendisi yıkayan sıradan bir çalışanım. Asla 'danışmanım' gibi bir ifade kullanmadım ve kullansam bile buna kim inanır? Ben sıradan bir çalışanım; bunu tanıyan herkes teyit edebilir. Örgüt üyeliğini ispatlamak için belediyenin binalarına girmem de delil olarak gösterilmiştir. Ben belediyede çalıştığım için bu alanlara gitmem gerekiyordu ve yalnızca iş akdim kapsamında yükümlülüklerimi yerine getirdim. Akrabalık ilişkilerim ve sigortalı olarak çalışmam dışında hiçbir hareketim yoktur. Herhangi bir örgüt üyesi değilim ve suçlamaları kabul etmiyorum. Hakkımda örgüt üyeliği isnadı yalnızca etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanlara dayandırılmıştır; bunun dışında tek bir somut delil bulunmamaktadır. Üstelik bu isnadın temelinde somut bir fiil değil, soyadım ve akrabalık bağı vardır. Zafer Keleş’in oğlu, Fatih Keleş’in yeğeni olmam, otomatik olarak suçun parçası olmam anlamına gelmez.
"Ciddiye almadım ve korkacak bir durum olmadığı için işime gidip gelmeye devam ettim"
Sanık Murat Keleş, örgüt üyeliği suçlaması dışında, sadece Ahmet Sarı'nın "Rüşvet paralarını bazen Fatih’in yeğeni olarak bildiğim Murat adlı kişiye teslim ederdim” beyanı nedeniyle suçlandığını belirterek, şöyle konuştu:
Bu ifade gerçeğe aykırıdır. Dosyada bu iddiayı destekleyen hiçbir somut delil, maddi bulgu, teknik takip kaydı, para transfer tespiti, tanık beyanı veya fiziki takip tutanağı bulunmamaktadır. Başka bir deyişle isnat yalnızca tek bir soyut beyana dayandırılmıştır; somut ve objektif delille desteklenmemiştir. Bu iddialar gerçek olmadığı için, ortaya atıldıkları andan itibaren hiç tedirginlik yaşamadım. Savcılık tarafından ifadeye çağrılmadan 17 gün önce, Ahmet Sarı'nın ifadesi çoktan sosyal medyaya düşmüştü. İfadesinde öyle yalan iddialar ortaya atıldığını gördüğümde şaşırdım. Hatta avukatıma dahi sordum; karakola gidip 'Fatih’in yeğeni Murat benim, buyurun' demek istedim. Ancak tek kelimesinin gerçek olmadığını bildiğim için ciddiye almadım ve korkacak bir durum olmadığı için işime gidip gelmeye devam ettim.
"Tek temasım tokalaşmak"
Ben oturduğum sitede aidat ödeyeceğim zaman bile, 1.500 liralık aidatı yönetici yoksa yerine yönlendirdiği kişiye verirken mutlaka makbuzunu soruyorum. Oysa Ahmet Sarı gibi, toplamda 169.000.000 lira gibi devasa bir parayı hangi tarihte, ne miktarda verdiğini söyleyen bir kişi, kime ve nerede verdiğini belirtmiyor; bu kısımları savcılık kendi tahminleriyle dolduruyor. Bu kişi ifadesinde, 'Hatırladığım kadarıyla iletilmek üzere para verdim' dediği için, benim rüşvete aracılık ettiğim ileri sürülüyor. Hem 'hatırladığım kadarıyla' diyor, hem de 'şuna ya da buna teslim ederdim' diyor. Maalesef karşı tarafın hatırlayamadığı bu detaylar yüzünden aylardır tutukluyum. Buradan, Ahmet Sarı’ya mahkeme huzurunda şunu sormak isterim, kendisinden bırakın parayı, herhangi bir hediye, bir çikolata, bir kalem, bir iğne dahi almışlığım var mıdır? Bunu Ahmet Sarı’ya sormak istiyorum çünkü ben buna net bir şekilde cevap verebilirim. Kendisinden hiçbir şey almadım. Belki tek temasım tokalaşmak olmuştur.
Cezaevi koşullarını anlatan Keleş, "Ufacık odada üç ranza ve toplam altı yatak kapasitesi mevcut; ancak biz altı kişi kalmıyoruz, dokuz kişi kalıyoruz. Diğer üç kişi ranzanın altında, gövdesi yukarı bakacak şekilde, hava alabildiği kadar yatıyor. Bu kadar dar bir alanda, kalabalık nedeniyle hava almak oldukça güç" dedi.
Çocukluğundan beri birçok hastalıkla mücadele ettiğini, hayatının büyük bir kısmı hastanelerde geçirdiğini aktaran Keleş, cezaevi koşullarında sağlık durumunun kötüleştiğini belirtti.
"Benim kızım burayı inşaat zannediyor”
Murat Keleş, "Sırrı Küçük'ün kızı burayı polis okulu sanıyordu. Benim kızım da burayı inşaat zannediyor. 'Baba inşaat bitti mi, geliyor musun artık?' diye soruyor.“Kızım ziyaretime geldiğinde 'babasız çocuk olur mu, beni artık sevmiyor musun?' diye soruyor" şeklinde konuştu.
Keleş, tahliyesine ve beraatine karar verilmesini istedi. Keleş'in savunmasının ardından avukatları savunma yapıyor.
ANKA