DEM Parti'den Saadet Partisi'ne ziyaret: Saadet Partisi'nin Meclis'te Suriye'yle ilgili komisyon önerisini destekliyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Suriye ve Kuzey Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin temasları kapsamında Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ile bir araya geldi

Ekran alıntısı: Youtube

Görüşmede, bölgedeki son durum, ateşkes süreci, insani kriz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulması önerilen Suriye Komisyonu ele alındı.

Saadet Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmede, DEM Parti heyetinde Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yanı sıra Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli yer aldı. Heyeti, Saadet Partisi yöneticileri kapıda karşıladı.

Görüşmenin ardından taraflar basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Saadet Partisi’ne ev sahipliği için teşekkür ederek sözlerine başladı. Görüşmenin son derece verimli geçtiğini vurgulayan Bakırhan, Suriye ve Rojava’daki gelişmelere dair saha izlenimlerini paylaştıklarını belirtti.

Bakırhan, Suriye’de uzun yıllardır sürdürülen tekçi anlayışın ülkeyi büyük bir yıkıma sürüklediğini ifade ederek şunları söyledi:

Suriye, 100 yıl önceki, yani yıllardır devam eden tekçi yaklaşımından vazgeçmelidir. Bu tekçilik Suriye’yi 15 yıllık bir iç savaşa getirdi. Büyük kayıplar, kıyımlar oldu, büyük göçler oldu. Neredeyse Suriye’nin her karışına acı gözyaşı düştü, kan bulaştı. Şimdi o tekçiliği, hem de yeniden inşanın tartışıldığı bir süreçte uygulamak çok doğru değil, çok gerçekçi değil, çok vicdani değil. Suriye renkli bir mozaiğe sahiptir. Dolayısıyla bugünden sonra atılacak her adım Kürt’ü de, Alevi’yi de, Dürzi’yi de, Hristiyan’ı da, orada yaşayan bütün halkları ve inançları da kapsayan bir mantıkla yürümelidir. Ama üzülerek belirtmek istiyorum ki Halep saldırısıyla başlayan, son olarak Kobani ve Kürtlerin yaşamış olduğu kentlerin sınırına kadar dayanan ateşkese rağmen hâlâ devam eden tek taraflı çatışmalar var. Bunlar bizi kaygılandırıyor. Bunlar bölge halkını, Kürt kardeşlerimizi kaygılandırıyor. Bizler orada Kürtlerin ve Arapların çatıştığı bir çatışma istemiyoruz. Orada Kürtlerle, eş başkanımızın da bir heyetle giderek görüştüğü, bütün Kürt zeminiyle yapılan görüşmelerde de Kürtler bir çatışma istemiyor. İç savaştan çıkmış bir ülkenin yeniden inşa edilmesini, demokratik bir zemine kavuşmasını istiyorlar. Bize de düşen, başta DEM Partisi, Saadet Partisi ve diğer siyasi partilere de düşen, Suriye inşa edilirken Suriye’nin kapsayıcı bir yaklaşıma sahip olmasını savunmaktır. Maalesef o kapsayıcılığı şimdilik göremiyoruz.

Kobani bir kuşatma altındadır. İnsanlar ilaca ulaşamıyor. Bir ilaç krizi var, bir gıda krizi var. Elektrik yok. Hem Suriye içindeki hem de dışındaki insanlarla iletişim kurmalarını sağlayan olanaklardan yoksullar, internetler kesiliyor ve o kuşatma ateşkese rağmen devam ediyor. Bir yerde söylemiştim, tekrar söylemek istiyorum: Sanırım ateşkes sadece Kürtlerin ateşi kesmesi olarak anlaşılıyor. Ateşkes, karşılıklı silahları durdurup diyalogla, müzakereyle orada var olan sorunları masaya yatırarak Suriye’nin gerçekliğine, mozaiğine uygun sonuçlar ortaya çıkarmak üzerine yapılır. Bu ateşkes devam etmeli, çatışmalar durmalı. Başta Kobani olmak üzere orada kuşatma altında bulunan bölgelere insani yardım koridorları açılmalıdır. Kobani’nin dört bir tarafı kuşatma altındadır. Türkiye sınırı da kapalı olunca, Mürşitpınar Kapısı da kapalı olunca o ada içerisinde insanlar gıdaya, ilaca ulaşamıyor. İhtiyaçları karşılanamıyor. Onun için çağrımızı yeniliyoruz. Önemlidir. Bir an önce Türkiye Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı açmalıdır. Burada başta sivil toplum örgütlerinin ve partimizin başlattığı yardımların o kapıdan Kobanililere ulaşması gerekmektedir. Sadece Mürşitpınar Kapısı açılmamalı, aynı zamanda Kobani’nin diğer Türk kentleriyle bağlantısını sağlayacak bir kanal da oluşturulmalıdır. Kobani orada yalnız başına mı kalacak? Dolayısıyla bunun için başta iktidar olmak üzere yöneticiler de önlemler almalı, elinden geleni yapmalıdır. Bu konuda büyük bir beklenti de var. Günlerdir bölgedeyim. İnsanlar sorguluyor: Bu nasıl kardeşlik? Böyle mi olur kardeşlik? Dünyanın dört bir tarafına yardım konvoyları gönderirken sorun hemen yanı başımızdaki Kürtler olunca niye iktidar sessiz? Niye bir şey yapmıyor? Niye gerekeni yapmıyor? Niye elindeki yetkileri kullanarak kapıyı açmıyor?

Suriye üzerinde bu kadar etkisi, yetkisi olan bir devlet niye Kürtlerin bu kaosu, krizi, insanlık dramını yaşamasına bakıyor, göz yumuyor, diyorlar. Dolayısıyla birn önce bu kapılar açılmalı, ateşkesin uzatılması sağlanmalı. Başta Kürtler olmak üzere orada yaşayan bütün farklı halkların ve inançların demokratik hak ve hukuklarına kavuşacakları, eşit yurttaş olacakları bir Suriye’nin inşa edilmesine biz hep birlikte katkı sunmamız gerekiyor. Yine Sayın Genel Başkan Mahmut Arıkan’ın dün söylediği gibi çok önemsiyoruz, çok değerlidir. Saadet Partisi zaten başından beri bu konuda yapıcı, çatışmadan, gerginliklerden uzak bir perspektifle soruna yaklaştı. Teşekkür ediyorum tabanımız adına, bize gönül veren insanlar adına. Saadet Partisi’ne de yakışan budur. Saadet Partisi’ne yakışan, rahmetli Necmettin Erbakan’ın dediği gibi, bu coğrafyada ne kadar Türk varsa, bu coğrafya ne kadar Türklerinse, o kadar da bu coğrafyada yaşayan bütün ırkların, Kürtlerindir de demişti. Bu perspektifte ötekleştirme yok. Bu perspektifte “Kürtler ümmetin yetim evladıdır” gibi bir yaklaşım yok. Kapsayıcı bir perspektif var. Saadet Partisi başından beri kurucu rahmetli genel başkanlarının dediği bir yolda yürüyor. Bu önemlidir, değerlidir. Sayın Başkanımızın da söylediği gibi, bizce de mecliste oluşturulacak, hatta bütün siyasi partileri kapsayacak bir komisyon, başta Kürtlerin yaşadığı kentler olmak üzere Şam yönetimiyle görüşmelidir, yerinde incelemelidir. Tek taraflı algılarla oluşturulan bir şekilde biz Suriye hakkında konuşamayız, bir çözüm yolu bulamayız; buna katılıyoruz, destekliyoruz. Umarım diğer siyasi partiler de bu konuda yapıcı bir tutum içerisinde olurlar. Mecliste üyesi bulunan siyasi partiler üyeler vererek orada bir komisyon oluşmasını sağlarlar, diyoruz.

Arıkan: Arap nüfusun fazla olması diğer halkların ötekileştirilmesini meşrulaştırmaz

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ise konuşmasında hem Türkiye’deki ekonomik sorunlara hem de bölgedeki gelişmelere değindi. Türkiye’nin iç barışını ve bölgesel huzuru birlikte düşünmek gerektiğini belirten Arıkan, Saadet Partisi’nin her zaman yapıcı bir çizgide durduğunu söyledi.

Arıkan, etnik kimlikler üzerinden hak hiyerarşisi kurulamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Biz Türkiye’de Türk’ün ne kadar hakkı varsa Kürt’ün de, diğer bütün etnik kökenli insanların da o kadar hakkı olduğunu savunuyoruz. Aynı anlayışı Suriye için de geçerli görüyoruz. Arap nüfusunun fazla olması, diğer halkların ötekileştirilmesini asla meşrulaştıramaz. Çoğunluk hiçbir zaman hak sebebi olmamıştır.”

DEM Parti’nin Türkiye’nin Suriye’de garantör ülke olması yönündeki önerisini önemsediklerini belirten Arıkan, Meclis’in aktif rol alması gerektiğini dile getirdi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu kadar sıkıntının, bu kadar badirenin yaşandığı bir dönemde içeride bütünlüğü sağlamak, bölgemize büyük savaş gemilerinin hızlı bir şekilde yaklaştığı bir dönemde yakın bölgemizdeki komşu ülkelerimizde de huzuru sağlamak en önemli vazifelerimizden bir tanesi. Bugüne kadar Saadet Partisi her zaman işin yapıcı tarafında yer aldı. Sorunlar üzerinden oy devşirmek, sorunları istismar etmek yerine kısa vadeli çözümler yerine uzun vadede çözümler üretme gayreti içerisinde oldu. Hep söyledik; bizim Türkiye’mizde Türk’ün ne kadar hakkı varsa Kürt’ün de, diğer etnik kökenli insanların da hakkı olduğunu biz her zaman savunuyoruz. Aynı şekilde komşu ülke Suriye’de Arap’ın ne kadar hakkı varsa Kürt’ün de, diğer etnik kökenli insanların da haklarının olduğunu her zaman ifade ediyoruz. Nasıl ki bizim coğrafyamızda Türk’ün sayısal anlamda fazla olması diğer etnik kökenlerin dışlanmasını gerektirmediği gibi, Suriye’de de Arap nüfusunun fazla olması diğer etnik kökenli insanların ötekileştirilmesini gerektirmez. Ve her zaman hak tanımını biz doğru olan hak tanımı ve yanlış olan hak tanımı olarak değerlendiriyoruz. Ve hiçbir dönemde çoğunluk hak sebebi olmamıştır. Suriye’nin çok kısa bir şekilde toparlanarak bütün etnik kökenli insanlara eşit hak dağılımını yapabilmesi gerekir.

DEM Parti’nin kıymetli heyetinin daha önce bir teklifi vardı. Türkiye’nin Suriye’de bir garantör ülke olmasını teklif etmişti. Bu teklifi de biz önemsiyoruz ve Türkiye’nin bu noktada Suriye’deki bütün halkların mağdur olmayacağı bir düzene, yeni anayasa yapılana kadar garantörlük görevini üstlenmesini önemsiyoruz. Yakın bir zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir heyetinin gerek Şam yönetimiyle gerek Şam’da yaşayan diğer köken milletlerle, halklarla bir araya gelmesini, bir rapor hazırlamasını ve dünya kamuoyuna doğru bilgilendirme yapılmasını önemsiyoruz. Hep beraber görüyoruz ki çok farklı kanallardan gelen farklı haberler, farklı bilgiler var. Doğru bilgiye ulaşmanın yolu Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bir heyet oluşturarak bölgeye bir an önce gitmesidir; bunu önerdiğimizi söylüyorum. İran’a yönelik büyük bir savaş hazırlığı olduğu bir süreçte Türkiye’nin de komşularıyla hem yakın diyalog hem de adil bir işleyişi temin etmede daha fazla inisiyatif, daha fazla rol almasını önemsiyoruz. İnsani yardım koridoru meselesi var. Nasıl ki biz millet olarak, ülke olarak Gazze’de yaşanan hadiselerde en güzel dayanışmayı sağladık, Gazze’ye insani yardım koridorunun açılmasıyla alakalı olağanüstü çalışmalar yaptık; aynı şey Suriye’deki bütün mağdur insanlara yardımın ulaştırılmasıyla alakalı olarak da geçerlidir. En kısa mesafelerden yardımların en hızlı şekilde ulaşacağı iletişim kanallarının bir an önce sağlıklı biçimde açılmasını önemsediğimizi ifade etmek istiyorum.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU