Mao Zedong döneminde Çin'in en güçlü figürü olan Çu Enlay önde gelen bir düşünür ve son derece yetenekli bir ekonomistti. Kendisi ve öğrencileri, çok fazla kayba ve kargaşaya yol açan Kültür Devrimi'nden bugünkü Çin'e dönüşümün temellerini atan ilk kişilerdi. Çu Enlay, 1969 yılında yazar Muhammed Hasaneyn Heykel’e verdiği bir röportajda, dünyanın büyük değişimlere tanık olacağını ve bu değişimler gerçekleştiğinde, her zaman olduğu gibi, geniş çaplı bir kaosun yaşanacağını, krizlere, çatışmalara ve savaşlara yol açacağını ve bu durumun, değişimin özellikleri ve yeni dünyanın şekli netleşene kadar devam edeceğini belirtiyor.
Çinli lider, değişim sürecinde iki tür ülke olduğunu da belirtiyor; değişimi anlayan ve onu özümseyip uyum sağlayarak “iç devletlere” dönüşen ülkeler ile değişimi kavrayamayan ve katı, zayıf, marjinalleşmiş ve içsel olarak bölünmüş kalan, böylece yabancı müdahaleye, güvenliklerini bozma ve kaynaklarını sömürme eylemlerine maruz kalan “dış devletler”.
Bugünün dünyası, Çu Enlay'ın 57 yıl önce söylediklerinin doğruluğunu kanıtlıyor ve televizyon ve sosyal medyada canlı olarak yayınlanan, gözlerimizin önünde gerçekleşen bir dönüşüme tanık oluyoruz. Bu değişimin netleşmeye başlayan özelliklerinden biri de Çu Enlay'ın “iç devletler” olarak adlandırdığı devletlerin sadece daha fazla uçak, tank, top ve filoya sahip olanlar değil, aynı zamanda üstün yapay zekâ üreten, sürekli olarak geliştirdikleri ve genişlettikleri gelişmiş siber yeteneklere sahip olanlar olmasıdır.
Sadece geleneksel askeri yeteneklere dayananlar ise iç devletlerin hırslarına ve yayılmacı planlarına karşı koyamayacak olan “dış devletler”dir. Bunu örneklemek için, değişime ayak uyduramayan Sovyetler Birliği'nin çöküşünden ve konvansiyonel silahlara büyük bir servet harcayan ancak ilk meydan okumada hızla çöken eski Arap rejimlerinin ordularından daha iyi bir örnek yoktur.
İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde, BM çatısı altında tüm uluslar tarafından kabul edilen ilke, yasa ve normlara dayalı olarak kurulan uluslararası sistem bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor. Bu sistem, büyük savaşların tekrarını önlemeyi, savunmasız ulusları korumayı ve insan hakları, sağlık hizmetleri, çevre ve sosyal refah konularına adanmış kuruluşlar kurmayı amaçlıyordu. Fakat bu uluslararası kurum, halkların güvenlik, koruma ve adalet özlemlerini karşılamakta başarısız oldu. Zamanla, Genel Kurul kararları neredeyse değersiz hale geldi.
Güvenlik Konseyi kararlarına gelince, bunlar sürekli olarak üye devletlerin veto yetkisiyle engelleniyor; bu yetki, beş daimi üye arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle sıklıkla kullanılıyor. Bu felce ek olarak, bu üyelerin kendilerinin de uluslararası hukuku ve BM'nin üzerine inşa edildiği temel ilkeleri ihlal ettikleri gerçeği de var. ABD Başkanı Donald Trump, BM'nin başarısız ve etkisiz olduğunu, ülkesinin, bütçesine yaptığı yüzde 25'lik katkının boşa gittiğini ve bunun devam etmesine izin vermeyeceğini açık ve net bir şekilde ifade etti. İki hafta önce, ABD'nin 66 BM kuruluşundan çekilmesine ilişkin başkanlık kararnamelerini imzaladı ve bundan önce de UNRWA'ya verdiği fon desteğini kesmişti. Trump, bu yönde daha fazla icraatın olacağını da söyledi.
Bu nedenle, değişen dünya BM'siz görünüyor ve onun yerini, her biri kendi içindeki güçlü uluslardan biri tarafından yönetilen bölgesel sistemler alabilir. ABD ise ezici askeri, teknolojik ve ekonomik gücü nedeniyle bu yeni, değişen dünyada en önemli merkez haline gelecek.
Bu değişen dünyada aynı zamanda NATO gibi askeri ittifaklar da olmayacak, çünkü bunlar iç devletler üzerinde bir yük oluşturuyor ve hareketlerini kısıtlıyor. Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un aktardığına göre, Trump ilk döneminde, NATO'nun yıllık toplam harcamasının yaklaşık 1,5 trilyon dolar olduğuna ve bunun yüzde 66'sının, yani yaklaşık 900 milyar dolarının ABD tarafından karşılandığına, bu harcamalar büyük ölçüde Avrupa'yı korumayı amaçlarken, ABD'nin Avrupa'dan ziyade Doğu'dan, özellikle Çin'den ve daha az ölçüde Hindistan'dan gelen artan tehditlere karşı kendi çıkarlarını korumaya öncelik vermesi gerektiğine inanıyordu. Dolayısıyla dünya, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana ABD'nin liderlik ettiği ve hiçbir fayda elde edemediği ittifakların sona erdiğini görebilir.
Değişen dünya, Avrupa Birliği (AB) gibi siyasi ve ekonomik birliklerin sonunu veya küçülmesini beraberinde getirebilir. Başkan Trump'ın, 1994 yılında Kuzey Amerika ülkeleri ile Meksika arasında serbest ticaret piyasası oluşturmak amacıyla kurulan NAFTA'yı başkanlık kararnameleriyle nasıl iptal ettiğini gördük. Ülkelerin içeride olmak için rekabet ettiği bir dünyada, daha az gelişmiş ülkeler uğruna yavaşlama göze alınamaz. Bu bağlamda, Avrupa, son olarak Kovid-19 pandemisinin sonuçları, Ukrayna savaşının yükleri, küresel enflasyon krizi, Çin ile şiddetli rekabet ve ABD'nin yaşlı kıtadan çekilmesi gibi birçok zorlukla karşı karşıya kaldı. Bilhassa içeride olmak için çabalayan daha gelişmiş Avrupa ülkelerinin, AB’nin daha az gelişmiş üye devletlerini içeride yer alma hedeflerine ulaşmalarını önleyecek bir engel olarak gördükleri göz önüne alındığında, tüm bu faktörler, en azından mevcut haliyle, AB'nin geleceğini tehlikeye atan baskılar yarattı. Bazı üye devletlerin eksiklikleri ve az gelişmişliği nedeniyle ekonomisinin gerilemesine ve sosyal dengesini kaybetmesine yol açan ağır bir yük altında kalan Almanya, en önemli örneklerden biridir. Eğer gerçekten bir iç devlet olma yolunda ilerlemek istiyorsa, işlerin böyle devam etmesi zor olacaktır.
Değişen dünya kesinlikle emperyalist görünüyor; Venezuela'da yaşananlar, ABD'nin daha önce yaptığı gibi, sadece bir devlet başkanının tutuklanması ve yargılanmasıyla sınırlı kalmadı. Tıpkı imparatorluklar çağında imparatorların yaptığı gibi, Venezuela'nın servetine doğrudan el konulması ile bunun da ötesine geçti. Bu, ilkeleri bölgesel güçlerin çıkarları tarafından belirlenen ve bu güçlerin de Amerikan imparatorunun çıkarlarını koruduğu, sürekli değişen yasaların olduğu bir dünyadır. Dünya istikrara kavuşana kadar, tıpkı Çu Enlay'ın 57 yıl önce Muhammed Hasaneyn Heykel'e söylediği gibi, çok fazla kaos, kriz ve savaşa tanık olacağız.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Şarku'l Avsat
© The Independentturkish