Önümüzdeki yıllar, 1648'deki Vestfalya Barışı'na kadar uzanan dört yüz yıllık bir dönemde eşi benzeri görülmemiş bir siyasi modele sahne olacak. Bu barış, bildiğimiz modern dünyayı şekillendirdi; ulus-devletlerin, uluslararası kabul görmüş diplomasinin, BM’nin, uluslararası hukukun temelini attı ve ulus-ötesi kurumlara meşruiyet kazandırdı. Ancak en önemli başarısı, devletlerin ve toplumların biçimine dair bir vizyon oluşturmasıydı ki bu vizyon şimdi parçalanıyor.
Bunu, Beyaz Saray'da Avrupalı liderlerle yaptığı görüşme sırasında ABD Başkanı Donald Trump'ın arkasında gördüğüm ilginç bir görüntü nedeniyle söylüyorum. Amerikan bayrağının renklerinde resmedilen görüntü Kanada, Grönland, Venezuela ve Beyaz Saray’ın efendisinin tüm hayallerini kapsıyordu.
Başkan Trump ile görüşen Avrupalı liderlerin, meselenin hayallerden ibaret olduğunu, bunların ise gerçekte gerçekleşmesinin imkansız olduğunu düşündüklerini varsayıyorum. Ancak işler bu varsayımın çok ötesine geçiyor. Amerikan Başkanı, Danimarka'ya ait Grönland adasının Amerikan ulusal güvenliği için öneminden güçlü bir şekilde bahsediyor ve onu ele geçirmeye kararlı olduğunu söylüyor. Bu bağlamda, Amerikan üssüne ev sahipliği yaptığı için İngiltere’nin Mauritius'taki bir adayı devretmesini eleştirdi. Müttefik bir ülkenin, tarihsel mülkü olarak gördüğü bir yerden vazgeçmesini istemiyor. Dolayısıyla, Amerikan Başkanı, Vestfalya Barışı'na aykırı ve karşıt bir yeni meşruiyet tesis ediyor.
Bu, benzeri görülmemiş bir siyasi deprem olup, benzer emelleri olan diğer güçleri komşularına saldırmaya teşvik ediyor. Rusya Kiev'i bir kez daha Çarlar dünyasına katmayı neden düşünmesin? Çin Tayvan'ı bir şekilde ele geçirmeyi neden düşünmesin? Ve İsrail neden “Büyük İsrail” hayallerinden vazgeçsin?
Büyük güçlerin komşu toprakları ele geçirmesi meselesinden duyulan korku, dünyayı o dönemde yeryüzünün dörtte üçünü kontrol edene kadar genişleyen Kutsal Roma İmparatorluğu günlerine geri götürüyor. Bu vahim durumda, Şansölye Merz'in de belirttiği gibi, Almanya gibi orta güçte ülkeler bile kendilerini pek de imrenilmeyecek bir konumda bulabilirler. Zira artık hiçbir ülke “ele geçirme sendromundan” muaf değil. Güvenliklerinin Avrupa Birliği ve NATO gibi geniş ittifaklara dayandığına inanan tüm orta büyüklükteki ülkeler, bir anda ve tek bir kararla birdenbire tüm bunlardan mahrum bırakılma şaşkınlığını yaşadı.
Bu yeni küresel siyasette dikkatimi çeken bir husus var, o da on yıllardır siyaseti karakterize eden gizli planların yokluğu. Bu sefer her şey açık ve şeffaf, medya araçlarına yapılan açıklamalarla açıkça belirtiliyor ve hatta sosyal medya platformları aracılığıyla yayılıyor. Araştırma merkezleri, düşünce kuruluşları ve stratejik değerlendirmeler artık bu yeni küresel siyasette bir araç değil. Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump tek bir yılda 250 başkanlık emri yayınladı. Bu emirler, ilan edildikten hemen sonra uygulanıyor. Bunu Gazze'deki savaşı durdurma girişiminde, Venezuela'da gördük ve şimdi de Grönland'da tereddüt etmeden uygulandığını açıkça görüyoruz. Küresel ticaretle ilgili verdiği emirlerde ve ekonomik politikalarına karşı çıkan veya çıkıyor gibi görünen ülkelere uyguladığı vergilerde de bunu görüyoruz.
Uluslararası siyasette yaşanan veya dünya haritalarında görülen hiçbir şeye benzemeyen panoramik bir görüntüyle karşı karşıyayız. Bu kez, haritalar artık tarihi şekillendirmede son sözü söylemiyor. Artık şok ve sürpriz gücüne sahip olanlar var; öyle ki herkes saatlerini onların zamanlarına göre ayarlamak, haritalarını hızlı, ardı ardına gelen ve gizemli sürprizlerine göre yeniden düzenlemek zorunda kaldı.
Geleceğin dünyası bu sürpriz stratejik yükleri kaldıramaz ve şüphesiz ters yönde ilerleyecektir. Keza bu döngü doruk noktasına ulaşacaktır, fakat tarihin akışı kesinlikle tersine dönecek ve alıştığımız geleneksel yol olmasa bile farklı bir yola girecektir. Fizik yasaları değişmez ve bunu Grönland halkının protestosunda takmış olduğu, MAGA hareketini temsil eden ve baş harflerini kullanarak “Make America Out” yazılı kırmızı şapkaların sembolizminde görüyoruz. Siyasi zihin, özellikle de dünya haritalarının eşi benzeri görülmemiş bir küresel stratejik yarışın, “ele geçirme sendromu”nun pençesinde olduğu şu dönemde, sembolik olsa bile, çarelerden yoksun değildir.
Küresel siyaset uyandığında, kendisini büyük bir boşlukta bulacak ve bu şüphesiz fikri yapıda, iki büyük savaşın etkilerini bile aşabilecek bir çatlak oluşturacaktır. Ancak ister eski güçlerden ister yeni güçlerden olsun, bu boşluğu dolduracak birileri mutlaka bulunacaktır, çünkü Galileo çok uzun zaman önce şöyle demişti: Ama dünya dönüyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Şarku'l Avsat
© The Independentturkish