Geçen hafta, 15 Kasım 1925 Cumartesi günü, Cumartesi Anneleri, 12 Eylül darbesinin 45. yıldönümünde kaybedilen devrimci Hayrettin Eren'i andı.
Anma sırasında okunan İnsan Hakları Derneği (İHD) komisyonunun metni, Hayrettin Eren'in kaybedilmesini ve sonrasında ailesi ile insan hakları savunucularının onu arama sürecini anlatıyordu.
Bu doğaldı; çünkü İHD'nin mücadele alanı buydu.
Öte yandan, Hayrettin Eren'in (ya da bizim deyimimizle "Hayri Hoca" ya da "Gözlük Hayri" 26 yıllık yaşamında devrimci mücadeledeki rolü de önemliydi.
Kaybedilmesinin 45'inci yıldönümü vesilesiyle Hayri Hoca'nın bu yönünü biraz anlatmaya çalışacağım:
Hayrettin Eren, 1954 yılında Çerkes bir ailenin ikinci çocuğu olarak İstanbul Hasköy'de dünyaya geldi.
Pertevniyal Lisesi'nin ardından Yabancı Diller Yüksekokulu İngilizce bölümünü bitirdi.
Gençliğinin başında sosyalist ideoloji ile tanıştı.
12 Mart askeri darbesi sürecinde, Kızıldere'de 10 yoldaşıyla birlikte hunharca katledilen Mahir Çayan'ın fikirlerine sempati duyuyordu; kendini Dev-Genç'li olarak görüyordu.
1970'li yılların ortalarından itibaren Hasköy'de devrimci bir çevre yaratmaya başladı.
Bu devrimci çevrenin etkin ve doğal lideriydi.
Rock müzik tutkusu, gitar çalması, resim merakı ve tekvandoculuğu ile yaşanan döneme göre bir ölçüde aykırı denebilecek türden bir devrimciydi.
O dönemdeki fotoğraflarına baktığınızda, uzun saçları, kendi haline bırakılmış sakal ve bıyıkları ile giyim tarzından bunu hemen anlarsınız.
Ama arkadaşları ve faaliyet içinde olduğu bölgelerdeki halk tarafından sevilip sayılan, genç yaşta olgunlaşmış örnek bir devrimciydi.
O bölge gençliğinin ve halkının Hayri Hoca'sıydı.
***
1977 yılından itibaren, benim de başkanı olduğum ve bu vesileyle bölgedeki arkadaşlarla ve kendisiyle ilişki içinde olduğum İstanbul Dev-Genç içinde yer almaya başladı.
Bu arada ülke bir tür iç savaş sürecine giriyordu.
Yaşanan kötücül ve yok edici gelişmelerin bir parçası olarak, özel harpçi kurumlaşmalar üzerinden güdümlü faşist hareketin yoğun saldırıları ve cinayetleri, faşist-devrimci çatışmalar; sonu gelmez ölümler ve cenazeler, hayatımızın en genç, en temiz ve en saf yıllarında önümüze konuyordu.
Bu dönemde Hayri Hoca, ailesiyle birlikte kaldığı evin üç kez taranmasına ve birçok kez öldürülmek için kendisine pusu kurulmasına rağmen mücadelesini sürdürdü.
Hayri Hoca, Haliç çevresindeki işçi semtlerinin ve Okmeydanı gibi gecekondu semtlerinin örgütlenmesinde büyük rol oynadı.
Halk içinde örgütlenme çalışması yürütürken, eksik olmayan faşist saldırılara karşı halkın ve gençliğin can güvenliği sorunu ortaya çıktığında, sert direniş eylemlerinde de yer alıyordu.
Okmeydanı'nda Hasköy Halkla Dayanışma Derneği adlı bir derneğin kuruluşuna öncülük ettiği gibi, o çevredeki devrimcilerin örgütlenmesinde büyük etkisi olan bu derneğin başkanlığını da yaptı.
Ancak derneğin ömrü pek uzun sürmedi. 1978'in 20-24 Aralık tarihleri arasında faşist güçler tarafından gerçekleştirilen Maraş katliamının ardından sıkıyönetim ilan edildi ve dernek kapatıldı.
Ecevit Hükümeti tarafından ilan edilen kendi deyimiyle "demokratik" (!) sıkıyönetimde dernek kapatıldı; Hayrettin Eren de aranır duruma düşünce, iki yıl boyunca legaliteden uzak, yeraltı çalışmasında kaldı.
1978'de Devrimci Yol hareketinde meydana gelen ayrılıkta, Hayri Hoca Devrimci Sol tarafında yer aldı ve kaybedilene kadar bu hareketin önemli bir militanı oldu.
Bu hareketin gerçekleştirdiği ve siyasi tarihe geçen Migros kamyonlarının kaçırılıp içindeki yiyeceklerin ihtiyaç sahibi yoksul halka dağıtılması, İstanbul Karagümrük Karakolu baskını ve silahsızlandırma gibi birçok eyleminde yer aldı.
ranmaya başlamasının ardından İstanbul'un başka mahallelerinde de çalıştı. Özellikle mahalle çalışmaları konusunda yüksek düzeyde başarılıydı. Nitekim yakalandığında İstanbul'un sur dışı bütün bölgelerinden sorumluydu.
Hayri Hoca, kararlılığının yanı sıra espritüelliği ve soğukkanlılığıyla dokunduğu her devrimcide etki yaratmış, izler bırakmış bir yerel önderdi.
Bu nedenledir ki, özellikle Haliç civarında ya da 1970'li yıllarda devrimci gençlik hareketinde yer alıp da Hayri Hoca'yı tanıyanlar, onu aradan geçen uzun yıllara karşın hâlâ unutmuş değiller; hâlâ sevgi ve saygıyla anarlar.
Hayri Hoca nasıl kaybedildi?
Hayri Hoca, 1978'de Maraş katliamının ardından ilan edilen sıkıyönetimle birlikte aranır hale geldi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 21 Kasım 1980'de polis, Hayri Hoca'nın bir arkadaşıyla buluşacağını öğrendi.
Buluşmanın gerçekleşeceği Saraçhane'de, Haşim İşcan geçidinde karakol kuruldu. Babasına ait otomobille buluşma yerine giden Hayri Hoca gözaltına alındı.
Aynı operasyonda 8 kişi daha gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan diğer kişiler de önce Karagümrük Karakolu'na, ardından Gayrettepe'deki Siyasi Şube'ye götürüldü.
Hayri Hoca'nın gözaltına alındığını öğrenen annesi Elmas Ana, ilk önce Karagümrük Karakolu'na gitti. Karakoldaki gözaltı defterinden Hayri Hoca'nın adını gördü. Kendisine oğlunun Karakümrük'ten Gayrettepe'ye gönderildiği söylendi.
Gayrettepe'deki Siyasi Şube'ye giden Elmas Ana'ya, böyle birinin gözaltında olmadığı söylendi. Ancak Elmas Ana, Siyasi Şube'nin bahçesinde otomobillerini görmüştü. "Arabamız burada, oğlum da burada olmalı" diye ısrar edince oradan tartaklanarak uzaklaştırıldı.
Tekrar Karagümrük Karakolu'na giden Elmas Ana, gözaltı defterinde oğlunun adının bulunduğu sayfanın yırtılmış olduğunu gördü.
Gayrettepe'de Hayri Hoca'yı gözaltında gören çok sayıda tanık vardı.
Tanıklar, Hayri Hoca'nın ağır işkenceler gördüğünü, polise kafa tuttuğunu ve korkusuzluğunu anlattılar.
Hayri Hoca'dan bir daha haber alınamadı.
Elmas Ana ve baba Kemalettin Eren, cunta koşullarına rağmen büyük bir mücadeleye giriştiler.
Evlatlarını arayışlarını, 1986'da kurulan İHD ile sürdürdüler. Hayri Hoca artık gözaltında kayıptı.
12 Eylül'den sonra İstanbul'da gözaltında kaybedilen ikinci kişi oldu.
12 Eylül'de gözaltına alınan ilk kişi, Kars'ta yaşayan Devrimci Yol davasından Cemil Kırbayır'dı.
Bilinen ikinci kişi ise Hayri Hoca'ydı.
Eren ailesi, 1995'ten bu yana diğer kayıp aileleri ile birlikte Cumartesi Anneleri eylemlerinde mezar yeri ve adalet arayışını sürdürüyor.
Baba Kemalettin Eren, 2012'de "Çiçeklerle donatacağım bir mezar peşindeyim" sözüyle hafızalara kazındı; Elmas Ana ise 2019'da yaşamını yitirdi.
Şimdilerde Elmas Ana ve Kemalettin Baba'nın mücadelesini, çocukları Cemile, İkbal ve Faruk ile onların çocukları sürdürüyor. Galatasaray Meydanı'nda…
***
ayri Hoca'nın en küçük kardeşi, gazeteci Faruk Eren, İletişim Yayınları'ndan çıkan Kayıp Bir Devrimin Hikayesi kitabında, dönemin Hasköy'ünü, Hayri Hoca'yı ve ailesinin gözaltında kayıplara karşı mücadelesini anlatıyor.
Hayri Hoca, Hasköy ve civarında bir efsane olarak anılıyor. Hasköylü arkadaşları, kaybedilişinin 45. yıldönümünde onu unutamadıklarını gösterdiler. Belki de 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ilk kez afişe çıktılar.
45 yıldır soruyoruz:
Hayrettin Eren nerede?
Yazılı afişlerle donattılar Hasköy sokaklarını...
Unutmayacağız!
Hayrettin Eren’in kaybedilmesi ile ilgili düzenlenen anma ve bu makaleyi kaleme almama ilham veren İstanbul İHD’ye, ayrıca verdiği bilgilerle makalenin oluşmasına katkı sunan kıymetli arkadaşım Faruk Eren’e teşekkür borç bilirim.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish