Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de Yeni Yol Partisi grup toplantısında yaptığı konuşmada ülke gündeminin öne çıkan konularını değerlendirerek iktidara sert eleştiriler yöneltti. Arıkan, “adalet sisteminin çöktüğünü”, “ekonomik krizin derinleştiğini” ve “vatandaşın artık umudunu yitirdiğini” söyledi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Arıkan, Gürcistan sınırında düşen askeri kargo uçağında şehit olan 20 asker için başsağlığı dileyerek konuşmasına başladı.
“Şehitlerimizin uçağı neden eskiydi?”
Kazanın ardından yapılan açıklamaların yetersiz olduğunu belirten Arıkan şöyle konuştu:
Bu kazada 20 evladımızı, 20 kahramanımızı toprağa verdik. Her birine Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Ancak milletimizin de sorduğu basit ama hayati bir soru var: Bu uçak neden bu kadar eskiydi? 1963’ten beri kullanılan, ikinci el olarak Suudi Arabistan’dan alındığı iddia edilen bir uçağı askerlerimizin hizmetine vermek hangi aklın ürünü? Bizim askerimiz, devletin göz bebeği olan ordumuz, neden böylesine bakımsız, ömrünü doldurmuş bir araçla göreve gönderiliyor? Bu kazanın tüm yönleriyle araştırılması, raporun eksiksiz ve şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanması zorunludur. Bu bir ihmal değil, bir sistem sorunudur.
“Depreme hazır değiliz, hazırmışız gibi davranmayı bırakın”
12 Kasım’ın “Afete Hazırlık Günü” olduğunu hatırlatan Arıkan, Türkiye’nin hâlâ büyük bir depreme hazır olmadığını vurguladı:
Deprem kader değildir, tedbirsizliktir. Her yıl dönümünde aynı lafları ediyoruz, ama değişen hiçbir şey yok. Şehirlerimiz plansız, binalarımız denetimsiz, insanlar çaresiz. Deprem değil, ihmaller öldürüyor. Birey ne kadar dikkatli olursa olsun; eğer siz ülke olarak afet eğitimi vermiyor, yapı denetimini göstermelik yapıyorsanız o felaket tekrar eder. Deprem ülkesi olduğumuzu hâlâ idrak edemedik. Biz diyoruz ki: Bir ülkenin birinci gündemi ekonomi ya da siyaset değil, can güvenliği olmalıdır. Her sabah hükümetin ajandasında ‘deprem hazırlığı ne durumda?’ sorusu yer almalıdır.
“Gebze, Fatsa, Dilovası ve Diyarbakır’daki ölümler kader değil, cinayettir”
Arıkan, son haftalarda artan iş kazalarına da dikkat çekti:
Son bir ayda Gebze’de, Fatsa’da, Dilovası’nda, Diyarbakır’da onlarca işçimiz hayatını kaybetti. Her seferinde ‘kaza’ diyorlar. Hayır, bunlar kaza değil, cinayettir. Çünkü göz göre göre geliyor. Devletin kurumları denetim yapmayınca, müfettişler sahaya çıkmayınca, işveren sadece kârını düşününce bu ölümler kaçınılmaz oluyor. 15 yaşındaki çocukları, sigortasız işçileri tehlikeli işlerde çalıştıranlar hesap vermelidir. Devletin görevi vatandaşını korumaktır. Bu ölümleri ‘kader’ deyip geçemezsiniz, bu bir vicdan meselesidir.
“Yargı var diyebilirsiniz ama adalet yok”
Adalet sistemine yönelik eleştirilerini sertleştiren Arıkan, hukuk düzeninin siyasallaştığını belirtti:
Bugün Türkiye’de yargı ile adalet birbirinden tamamen ayrılmış durumda. Evet, mahkemeler var, savcılar var, dosyalar var ama adalet yok. Yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımıyor, iktidar mensubu hiç kimseye dokunulamıyor. Böyle bir ülkede belki ‘yargı var’ diyebilirsiniz ama ‘adalet var’ diyemezsiniz. Çünkü adalet bir binanın içinde değil, toplumun vicdanında kurulur. Biz bu vicdanı kaybettik. Vatandaş artık adalete değil, güce güveniyor. Bu, bir ülkenin çürümesidir.
“Papa’nın İznik ziyareti egemenlik meselesidir”
Arıkan, Papa 14. Leo’nun Türkiye’ye yapmayı planladığı İznik ziyareti hakkında da konuştu:
Papa’nın İznik ziyareti sadece dini bir etkinlik değildir. Yeni bir Vatikan mı kuruluyor, bu ziyaretin amacı nedir, kimle görüşülecek, hangi kararlar alınacak? Bunlar açıklığa kavuşturulmalıdır. İznik, tarihimizde ve inancımızda çok özel bir yere sahip bir şehirdir. Türkiye’nin egemenlik alanına temas eden bu tür girişimler sessizce geçiştirilemez. Biz bu konuda açık ve netiz: Egemenliğimizin sınırları tartışmaya kapalıdır.
“İklim krizi bahanesiyle küresel sermaye aklanıyor”
Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’ni de eleştiren Arıkan, küresel çevre politikalarının “göstermelik” olduğunu söyledi:
İklim zirveleri artık birer reklam kampanyasına dönüştü. Fabrikalarıyla, savaş sanayisiyle dünyayı kirletenler, sonra aynı kürsüye çıkıp ‘yeşil enerji’ diyorlar. İklimi kirletenler, iklimi koruyamaz. Bu toplantılar küresel sermayenin açgözlülüğünü aklamaya, suçu yoksul ülkelere yıkmaya yarıyor. Gerçek çevreciliğin yolu, adil bir ekonomik düzenden geçer.
Türkiye’de yaşanan su krizine değinen Arıkan, suyun “madenlerden daha değerli” olduğunu vurguladı:
Bugün birçok bölgede maden şirketleri su kaynaklarını kurutuyor. Oysa su, insanın yaşam hakkıdır. Hiçbir maden, hiçbir rant, bir damla sudan kıymetli değildir. Ulusal bir su yönetimi yasasına acilen ihtiyaç var. Su havzaları madencilik faaliyetlerinden korunmalıdır. Bu mesele artık çevre değil, güvenlik meselesidir. Çünkü suyu kaybeden ülke, geleceğini kaybeder.
“Bahis çarkında devlet nerede?”
Arıkan, son dönemde ortaya çıkan yasa dışı bahis ve futbol bağlantılı skandalları hatırlatarak şunları söyledi:
Ülkede çürüme öyle bir noktaya geldi ki artık bataklık bile alarm veriyor. Hakeminden futbolcusuna, menajerinden kulüp yöneticisine kadar herkes bu kirli çarkın içinde. Milyonlarca lira dönüyor, ama kimse denetlemiyor. Peki devlet nerede? Bu kadar insan bu çarkın içindeyken, kim göz yumdu, kim sustu? Sporu temizleyemezseniz, toplumu da temizleyemezsiniz.
“Ekonomik hedefler tutmadı, bedeli halk ödüyor”
Ekonomik politikalara da değinen Arıkan, enflasyon hedeflerinin hiçbir yıl tutmadığını söyledi:
Her yıl yeni hedef açıklanıyor, ama hiçbirine ulaşılmıyor. Çünkü vatandaşın sofrasına bakmayan bir ekonomi, rakamlarla yaşar ama insanla bağını kaybeder. Bugün pazara giden, kira ödeyen, fatura yatıran herkesin yükü artıyor. Hazine ve Maliye Bakanı ‘Topladığımız vergi az’ diyor. Sayın Bakan, vatandaşın cebinde para kalmadı, ne vergisi toplayacaksınız? Asıl sorun, gelir adaletsizliği. Zengin daha zenginleşirken, emekli ekmeğini bölüyor.
“EYT düzenlemesi eksik ve adaletsiz”
Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesini “kısmen çözüm, bütünüyle haksızlık” olarak nitelendiren Arıkan, şöyle konuştu:
8 Eylül 1999 öncesi sigorta girişi olanla, bir gün sonra girişi olan arasında uçurum var. Prim gününü dolduran vatandaş neden beklesin? Bu durum ne adaletle bağdaşır ne vicdanla. İnsanların emekliliği bir lütuf değil, alın terinin karşılığıdır. Bu haksızlığın bir an önce giderilmesi gerekir.
“23 yılın sonunda tablo ortada”
Konuşmasının sonunda Arıkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişteki sözlerini hatırlatarak eleştirilerini şu ifadelerle noktaladı:
İktidar, 23 yıl önce ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceğiz’ diyerek yola çıktı. Bugün geldiğimiz noktada üçü de daha da derinleşmiş durumda. Bir başarı hikâyesinden değil, bir yorgunluk ve tükeniş hikâyesinden bahsediyoruz. İktidar artık kendi sözleriyle çürümüşlüğünü itiraf ediyor. Bu tablo bir kapanış konuşmasını andırıyor. Millet, bu hikâyenin sonunu sandıkta yazacaktır.
Independent Türkçe