Herkes sanat yapabilir mi?

Prof. Dr. Uğur Batı Independent Türkçe için yazdı

Ben Profesör Doktor Uğur Batı.

Karar Bilimi Uzmanıyım ve burada sanat, kültür, ikna, idealar ve düşünce patlamaları kaleme alıyorum.

O zaman daha sorulurken cevaplanamayan soruların köşesine hoş geldiniz.
 

 

"Sanat" deyince aklınıza ne geliyor?

Bir müzenin duvarındaki yağlı boya tablo mu, yoksa bir heykeltıraşın mermere işlediği bir figür mü?

Ya da belki bir PowerPoint sunumunun kusursuz bir hikâye anlatması, bir ürün tasarımcısının günlük hayatı değiştiren bir fikir üretmesi?

Eğer sonuncusu sizi şaşırtıyorsa, Seth Godin'in sözü tam size göre:

Sanat, niyet ve iletişimle ilgilidir, maddelerle değil.


Bu cümle, sanatın sınırlarını zorlayan bir kapı aralıyor ve sorumuzun tam kalbine dokunuyor:

Herkes sanat yapabilir mi? 

Bu soruyu sordum, çünkü önemli.

Soruyu sormamdaki vesile de bir sanat çalıştayı oldu.

Uluslararası bir sanat çalıştayı.

Hem de Mustafa Kemal Atatürk'ün "Nutuk" felsefesi üzerine özel bir çalıştay.

Ben de konuşmalarımla katkıda bulunuyorum ve çok da mutlu oluyorum.

Cumhuriyetimizin 100 ve 102'nci yıllarını kutlarken, Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları, sanatı eğitimle buluşturmanın en ilham verici yollarından birini sergiliyor:

Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı.
 

 

Her yıl Cumhuriyet Haftası kapsamında düzenlenen bu etkinlik, Türkiye'nin önde gelen ressamlarını ve uluslararası sanatçıları (Prof. Dr. Orhan Cebrailoğlu gibi küratörlerden, Ukrayna, Rusya, Moldova ve Azerbaycan'dan gelen yeteneklere kadar) öğrencilerle bir araya getirerek, sanatın dönüştürücü gücünü somutlaştırıyor.

2025'te Fişekhane'de gerçekleştirilecek "Nutuk" temalı çalıştayda, ressamlar genç çıraklarına usta-çırak geleneğini aktarırken, canlı performanslar ve ortak eserler üzerinden yaratıcılığın sınırlarını zorluyor.

Bu buluşma, sanatın sadece bir hobi değil, okulların vazgeçilmez bir laboratuvarı olduğunu kanıtlıyor: Bir dil ki duyguları özgürleştirir, bir köprü ki kültürleri birleştirir ve bir temel ki geleceğin yenilikçi nesillerini inşa eder.
 

 

Destanların uyanışı

100 yılın şafağında, cumhuriyetin kutsal meşalesi bir kez daha parlar;

Prof. Dr. Orhan Cebrailoğlu, kumandan gibi öncülük eder, gözleri ufukta, eli fırçada;

Yanında, Digitalart'ın büyücüsü Sinan Yasdman, sanal kaleleri fetheden bir şövalye;

Heykeltıraş Fuar Kiprik'in taşlara kazıdığı anıtlar, dağların zirvelerini andırır;

Ressam Mustafa Dulda'nın ateşli siluetleri, çöl rüzgârlarında dans eden gölgeler gibi...

Uzak diyarlardan gelen müttefikler -Moldova'nın bilgesi Natalya Yampolskiy, kitapların sayfalarından fırlamış bir ozan; Ukrayna'nın dirençli kraliçesi Tetiâna Şendryk, nehirlerin öfkesini tuvale döken bir amazon; Rusya'nın gizemli ressamı Juliya Zhukova, kar fırtınalarını renklere hapseden bir yetenek; Sırbistan'dan Aleksandra Vuksanoviç, dağların asi ruhunu taşıyan bir savaşçı; Azerbaycan'dan Rena Tağıyeva, bahçelerin huzurunu savaş alanına seren bir barış elçisi- bir araya gelir, usta-çırak zincirini örerek, nesillerin köprüsünü kurarak.

5 gün, bir efsane gibi akar; öğrenciler, çıraklık yemini eder, elleri boyalara batırır, tekniklerin sırlarını emer; o eller ki, geleceğin mimarları, bugünün savaşçıları. 

Geçmişin yankıları yükselir: 2023'te Nazlı Buse Köksü'nün lirik fırtınaları, rüzgârın uluması gibi; Belma Yağmur'un yağmuru, seller gibi akar; 2024'te ise Gabriele Schaffartzıik'in Alman disiplini, kale surları gibi dimdik.

Bugünün zaferine temel olur bunlar, bir zincirin halkaları gibi.

Kapanışta, sergi bir tapınak gibi yükselir; bandomuzun marşları, gökleri inletir, Cebrailoğlu'nun besteleriyle karışır, eserler halkın huzuruna serilir; zafer alayı gibi, renkler geçit yapar.

Bu, bir ulusun epikasıdır: Sanatla örülen bir zincir, özgürlüğü sonsuza dek mühürler, genç nesillere emanet eder; dağlar tanıklık eder, nehirler taşır bu destanı, yıldızlar yazar gökyüzüne.

Ey millet, bu çalıştay sizin zaferinizdir; ebedi bir hikâye, unutulmaz bir yemin.

Bu çalıştay bu sene de tarihi mekân Fişekhane'de yapılıyor.

Fişekhane, İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde 19'uncu yüzyılda metalik kapsüllü fişek üretimi için kurulmuş bir sanayi yapısı.

1840'larda kurulmuş ve "Fabrika-i Hümayun" olarak adlandırılmış yapı topluluğu içinde yer almış.

Bu dönemde daha sonra makine fabrikası, silah fabrikası ve devlete bağlı zırhlı araç bakım yeri olarak işlev görmüş.

Şimdi ise modernize edilmiş bir kültürel yapı.
 

 

"Zamanın aynasında cumhuriyet"

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir düşünme biçimidir.

O düşünce, özgürlükle, akılla ve estetikle var olur.

Sanat, bu üç değerin birleştiği en yüksek insani eylemdir.

Bir yüzyıl önce cumhuriyet, "yeni insanı" yaratmak için yola çıktı.

Bugün, o insanın "yaratan" hâliyle karşı karşıyayız.

Cumhuriyet Yüzyılı Sanat Çalıştayı, işte bu dönüşümün en canlı örneğidir.

Burada sanat, bir tarih bilinciyle buluştu.

Her tuval, bir dönemin sessiz tanıklığını üstlendi.

Ressamlar, fırçalarıyla sadece resim değil, bir tarih yazdılar.

Çünkü renk, bazen tarihten daha kalıcıdır.

Geçmişin idealleriyle bugünün sezgileri arasında duran bu eserler, cumhuriyetin zaman içindeki yankısını taşır.

O yankı, bir öğrencinin heyecanında, bir sanatçının sabrında, bir öğretmenin gülümsemesinde duyulur.

Bu kitap, o yankının kaydıdır. Bir ulusun sanat aracılığıyla kendi aynasına bakma cesaretidir.

Ve her aynada olduğu gibi, burada da en net görünen şey:

İnsanın kendi ışığıdır.
 

 

Sanat bir yetenek mi?

Miras mı, yoksa bir yolculuk mu?

Yetenek, insan uygarlığının en kadim efsanelerinden biri.

Tanrıların nefesiyle dolmuş ozanlar, kutsal ilhamla tuval dolduran ressamlar, gökten inmiş bir ışıltıyla taçlandırılmış dahiler...

Platon'un gözünde sanatçı, bir aracıydı; ilahi düşüncenin fısıltısını mortal kelimelere tercüme eden bir köprü.

Sonra Aristoteles sahneye çıktı ve itiraz etti:

Sanat, doğayı yansıtır.


Yani kutsal bir vahiy değil, bu dünyevi bir zanaat; dikkatli bakış ve ustalıkla yoğrulmuş bir emek.

Yüzyıllar aktı, Kant ise "deha"yı doğanın içimizde filizlenen bir yansıması olarak resmetti.

Oysa bugünün insanı, farklı bir gerçeği fısıldar: Yetenek, sadece doğuştan bir lütuf değil; hayatın akışında şekillenen, sürekli evrilen bir serüvendir.

Kısacası, yetenek bir hediye paketi değil, ömürlük bir yapı sürecidir.

Sanat ise bu yapının en canlı, en renkli yüzüdür.
 

 

Sanatın geniş ufku: Boya fırçasından iş modellerine

Geleneksel algıya göre sanat, elit bir kulüp.

Resmi eğitim almış, galerilerde sergilenen isimler; yetenekleri doğuştan gelen, erişilmez dâhiler.

Ama ya bu algı, sanayi devriminin mirasıysa?

Godin, kültürümüzü şekillendiren o devasa fabrika sisteminin, yaratıcılığı bir kenara itip bizi "sayılara göre boyayan ressamlar" gibi makinelere dönüştürdüğünü savunuyor.

Fabrikalar çöktü, yerine yaratıcı ekonomi geldi - ve burada başarı, "sanatçı olmak" anlamına geliyor.

Bir iPod tasarlamak, bir film yönetmek veya bir pazarlama kampanyası kurmak...

Hepsi sanat, çünkü hepsi tutkulu bir niyetle rezonans yaratıyor.


Godin'in sözleri tartışma yarattı elbette.

Bazıları, "İş insanları sanatçı mı şimdi? Bu, terimi değersizleştirir!" diye isyan etti.

Haklılar mı?

Bir NASA astronotu roket tasarlıyor, bir matematik profesörü formüllerle evreni çözüyor; bunlar sanat mı?

Evet, eğer sanatı "yaratıcı becerinin uygulaması" olarak tanımlarsak.

Roger Tomlinson Coleman'ın dediği gibi, sanat tarihi aslında "ustalıklı çalışmanın tarihi".

Antik Yunan'da Daedalus gibi figürler -mucit, mimar, heykeltıraş ve sorun çözücü- sanatçı ile zanaatkârı ayırmazdı.

Sanat, "beceri" demekti; mermer oymaktan labirent tasarlamaya kadar uzanırdı.

Sanayi Devrimi bu birliği bozdu: Bir yanda "sanatı" göklere çıkaran marjinal bir meta, öte yanda fabrikalarda ezilen emek.
 

Peki, bu ayrım bir mit mi?

Coleman'a göre evet – ve bu mit, sanatçıların eserlerini "dahi dışavurumu" diye pazarlamasına yaradı.

Nostaljiye kapılmayın: O "lekesiz" günler yoktu.

Gerçek sanatçılar, ellerini kirletir; boya fırçasıyla değil, iş modelleriyle, müşteri sohbetleriyle çalışır.

Godin'in en çarpıcı iddiası burada devreye giriyor:

Kimse her zaman dahi değildir. Ama hepimiz bazen dâhiyiz.


Einstein evini unuturdu, ama bir denklemle dünyayı değiştirdi.

Fark, tanrı vergisi yetenek değil; çalışma, tutku, cesaret ve ısrar.

Bunlar, hepimizin erişebileceği araçlar.
 

 

İç dünyadan sanata: Düşünce ve duyguların dansı

Sanat yapmanın kapısını aralamak için dışarı bakmayın; içeri dönün.

Sanatçılar öncelikle "düşünür ve hissedenler".

Zihnimizdeki fırtınalı nehir -çarpışan fikirler, belirsiz duygular- bunaltıcı olabilir.

Ama çizim yapmak, yazmak veya tasarlamak, o nehre bir an durup bakmamızı sağlar.

"Sanat, kendimizi görmenin bir yoludur" diyor Nishiyama.

Düşünceleri ve duyguları kâğıda dökmek, yıkıcı kalıpları aydınlatır; "eh" ruh halini bir Cruella de Vil çizimine dönüştürür.


Evet, herkes yapabilir; ama niyetle!

Peki, sonuç?

Herkes sanat yapabilir mi?

Evet, ama bu bir izin belgesi değil; bir davetiye.

Sanat, reprodüksiyonlar yapmak veya billboard boyamak değil; izleyiciyle rezonans kurmak.

Fabrika işçisinden tasarımcıya, her rol bir zanaatkârlık fırsatı.

Eleştirmenler haklı: Sanat elit kalmasın diye sulandırmayalım.

Ama Godin ve Coleman gibi düşünürsek, elitlik bir illüzyon; erişilebilir bir ustalık yolculuğu.

Eğer "eh" bir günde buradasınız, bir kalem alın.

Düşüncelerinizi dökün, duygularınızı şekillendirin.

Belki bir tablo olmaz, ama bir rezonans doğar.

Ve o an, sanatçı olduğunuzu bilirsiniz.

Çünkü sanat, yaptığınız şey değil; nasıl yaptığınız.

Deneyin; nehir akarken, siz kıyıda durun ve bakın.

Kim bilir, belki Daedalus'un kanatlarını siz takarsınız.


Şimdilik burayı bitiriyoruz.

Konuşulacak çok şey var doğrusu...

Başlarken demiştim:

Ben Profesör Doktor Uğur Batı.

Karar Bilimi Uzmanı ve 3 boyutlu düşünce ahtapotuyum.

Ve hepinize şöyle sesleniyorum:

Biz size düşünmeyin demiyoruz, hobi olarak yine düşünün.

Ve büyük düşünün ki seneye de düşünürsünüz!

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU