Koçyiğit, “Barışın kalıcı olması için sürecin öncüsü olan Kürt tarafının lideri Sayın Öcalan’ın görüş ve önerilerinin dikkate alınması gerekiyor” dedi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Koçyiğit, TBMM’de kurulan araştırma komisyonunun çalışmalarına başladığını hatırlatarak, dün ilk olarak mağdur kesimlerin dinlenmesiyle sürecin açıldığını söyledi. Bugün de dinleme oturumlarının devam edeceğini belirten Koçyiğit şu ifadeleri kullandı:
Çatışmalı süreçlerde yakınlarını kaybetmiş insanların görüşleri çok kıymetlidir. Bu insanlar sadece acılarını değil, barışa dair bir aklı ve çözüm arayışını da ortaya koyuyorlar. Bugün Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Tahir Elçi Vakfı gibi önemli kurumlar dinlenecek.
Barış Anneleri: “Beyaz tülbentle barış direnişi”
Barış Anneleri’nin yıllardır gösterdiği kararlı barış mücadelesine değinen Koçyiğit, “Evlatlarını yitirmelerine rağmen beyaz tülbentleriyle barış için direnmeye devam ettiler. Çatışmaların son bulması için seslerini yükselttiler. Her türlü bedeli ödediler ama barış talebinden asla vazgeçmediler. Bugün onların bu mücadeledeki birikimi ve tecrübesi, komisyonun yol haritasını belirlemede önemli bir rol oynayacaktır” diye konuştu.
Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini de anımsatan Koçyiğit, şunları söyledi:
Cumartesi Anneleri, 30 yıldır evrenselleşmiş bir mücadele yürütüyor. Kaybedilen yakınlarını bulmak için her hafta Galatasaray Meydanı’nda oturdular. Yağmurda, çamurda, baskılara rağmen seslerini yükselttiler. Ne yazık ki bu mücadelenin simge isimlerinden Berfu Ana ve Emine Hoca, evlatlarının akıbetini öğrenemeden hayatını kaybetti. Toplumsal barışı inşa etmek, onların hatırasına vereceğimiz en iyi yanıt olacaktır.
“Yeni bir dönem başladı, PKK silah bıraktı”
Koçyiğit, Kürt sorunundaki son gelişmelere dikkat çekerek, PKK’nin silahlı varlığını sonlandırmasının tarihi bir önem taşıdığını söyledi:
PKK 5-7 Mayıs’ta gerçekleştirdiği kongrede fesih kararı aldı. 11 Temmuz’da da elindeki silahlar imha edildi. Bu, Kürt sorununun 100 yıllık tarihinde en kritik dönemeçtir. Bu sürecin oluşmasında Sayın Öcalan’ın rolü çok büyüktür. 27 Şubat’ta yaptığı çağrıyla barış iradesini ortaya koydu. Örgüt bu çağrıya yanıt vererek adımlar attı. Bugün gelinen noktada, bu sürecin kalıcı olması için siyaset kurumuna büyük sorumluluk düşüyor.
Koçyiğit, barış sürecinin kapsayıcı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:
Komisyon çalışmalarında birçok toplumsal kesim dinleniyor, akademisyenlerden görüş alınıyor. Ancak bu sürecin öncüsü olan, Kürt tarafı açısından bağlayıcı kararlar alan Sayın Öcalan’ın düşüncelerine başvurulması çok önemlidir. Bu diyalog hem komisyonun çalışmalarını kolaylaştıracak hem de barış sürecinin kalıcı hale gelmesine katkı sunacaktır.
“Hukuki statü ve demokratik entegrasyon yasaları gündeme alınmalı”
Barış sürecinde atılması gereken adımlara değinen Koçyiğit, şu değerlendirmeyi yaptı:
Silah bırakanların hukuki statüsünün belirlenmesi gerekiyor. Bu kişilerin siyasal ve sosyal hayata katılımlarına dair düzenlemeler yapılmalı. 1 Ekim’de Meclis açıldığında bu konuların yasalaşması için adımlar atılmalı. Demokratik entegrasyon yasaları hızla tartışılmalı. Aksi takdirde, toplumsal barışın inşasında eksiklikler kalır.
“İktidar çözüm diyor ama pratikte baskı uyguluyor”
Koçyiğit, hükümetin demokrasi ve hukuk söylemleriyle gerçek uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çekerek, son dönemde CHP’li belediyelere yönelik yapılan operasyonları sert sözlerle eleştirdi:
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve beraberindeki 16 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Bu durum, açıkça yargı eliyle muhalefeti hizaya çekme girişimidir. Seçmen iradesine yapılmış bir darbedir. Sandıkla gelen sandıkla gider. Halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanını, yargı operasyonlarıyla görevden almak demokratik değerlerle bağdaşmaz.
Koçyiğit, operasyonların tek bir belediyeyle sınırlı olmadığını, bunun daha geniş kapsamlı bir planın parçası olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti:
Bu yalnızca Beyoğlu ile sınırlı bir mesele değil. İstanbul’da ve Türkiye’nin farklı bölgelerinde CHP’li belediyeler üzerinden yürütülen bu süreç, muhalefeti susturma operasyonudur. Yerel seçimlerde halk büyük bir irade ortaya koydu, İstanbul ve birçok büyükşehirde değişim istediğini gösterdi. Ancak iktidar bu sonucu kabullenmek istemiyor. Şimdi yargıyı bir sopa gibi kullanarak muhalefeti baskılamaya çalışıyor.
Koçyiğit, bu tür hamlelerin Türkiye’de hukuk devletine büyük zarar verdiğini vurgulayarak şunları söyledi:
Seçimle gelenin seçimle gitmesi demokratik sistemin temel ilkesidir. Ancak iktidar, hukuku bir araç olarak kullanarak siyasi rakiplerini tasfiye etmeye çalışıyor. Bu durum yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’de demokrasiye inanan herkesin meselesidir. Çünkü bugün CHP’ye yapılan yarın bir başka partiye yapılabilir. Bu operasyonlar, muhalefetin tamamına verilmiş bir gözdağıdır.
DEM Parti olarak bu süreçte dayanışma göstereceklerini belirten Koçyiğit, “CHP’ye geçmiş olsun diyoruz. Biz bu baskı politikalarına karşı demokrasi cephesinde ortak mücadele edeceğiz. Hukuku araçsallaştıran anlayışa karşı birlikte duracağız” ifadelerini kullandı.
Kadın cinayetleri: “Bir ayda 31 kadın öldürüldü”
Koçyiğit, kadın cinayetlerindeki artışa dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
Son bir ayda 31 kadın öldürüldü. Buna rağmen tek bir istifa olmadı. Siyasal iktidar, şiddeti önlemek için adım atmıyor. Aksine, şiddeti büyüten politikaları hayata geçiriyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla başlayan süreç, kadınların yaşam hakkını tehdit ediyor.
Koçyiğit, Diyanet’in kadınların yaşam biçimine dair açıklamalarını da eleştirerek şunları söyledi:
Diyanet, kadınların nasıl yaşayacağına, nasıl giyineceğine dair fetvalar veriyor. Bu, kadınlara yönelik ideolojik bir saldırıdır. Diyanet, kadınlardan bir an önce özür dilemeli ve bu tavrına son vermelidir.
Zorunlu ara buluculuk uygulamasına da tepki gösteren Koçyiğit, “Şiddet görmüş kadınları ara buluculuk masasına oturtmak, kadınları yeniden şiddete maruz bırakmaktır. Bu düzenleme kabul edilemez” dedi.
“Vergi yükü halkın sırtında, asgari ücret eridi”
Koçyiğit, iktidarın memur ve emekli maaşlarına yönelik tutumunu da eleştirdi:
Hükümetin yaptığı teklif, memurları ve emeklileri enflasyona ezdirmektedir. Gerçekçi bir düzenleme yok, sosyal adalet yok. Bir yandan faiz ödemeleri yüzde 86 artarken, şirketlerin ödediği kurumlar vergisi yalnızca yüzde 14 arttı. Vergi yükü yine halkın sırtında. Asgari ücret bu yıl 4 bin 200 TL değer kaybetti. 26 milyon hanenin 9 milyonu yoksullukla boğuşuyor.
Koçyiğit, toplu sözleşme görüşmelerinde hükümetin yaklaşımını da eleştirerek, “İktidar, sendikaları devre dışı bırakarak kendi belirlediği rakamları dayatıyor. Bu, toplu sözleşmenin ruhuna aykırı bir durumdur” dedi.
Independent Türkçe