İsmet Özel: Dünya Türklerle bir daha tanışacaksa dinleri sebebiyle tanışacaktır, bunun için köşe bucak bir temizlik gerekiyor

"Biz Türkler Avrupa’da doğmuş bir medeniyetin başarıları sebebiyle mahmurlaştırılmışız"

Fotoğraf: Twitter

Yazar İsmet Özel, İstiklal Marşı Derneği'nin internet sitesinde "Türkleri mahmur bırakın" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında "Batı kültürü" eleştirisi yapan Özel, "Biz Türkler Avrupa’da doğmuş bir medeniyetin başarıları sebebiyle mahmurlaştırılmışız" dedi

Yazısında İslam ve Türk kültürü ile ilgili de mesajlar veren Özel  şunları yazdı:

Türkler tarih sahnesine mücerret bir Müslümanlığın mümessilleri olarak değil; Şia ile karıştırılmağı reddeden bir kesin kararlılığın temsilcileri olarak çıktı ve bu halleriyle tarih sahnesini bugüne kadar silinemeyen bir tesir altında bıraktı. Türkler insana dört mezhepten birine mensup olmanın İslâm dairesi içinde yer alma hakkı verdiğine inandılar. Dört mezhepten söz ettiğimize göre İslâm’ın büyük imamlar devrinin bugün inanç ve amel bakımından tatbikine çalıştığımız bir bütüne atıfta bulunuyoruz demektir. Birçok kaynak Ebu Hanife’ye imam-ı azam unvanı yakıştırır. Bunun sebebini Ebu Hanife’nin ilk büyük imam oluşunun yanı sıra Müslümanların yüzde sekseninin “Hanefi” oluşunda bulabiliriz. Şafiilik, Hanbelilik, Malikilik diğer üç mezheptir. İslâm dinini Allah katındaki yegâne din olarak bilenler “beşinci mezhep” dediklerinde, tıpkı “mezhepsiz” demiş gibi üstü kapalı bir hakarette bulunmuş olurlar.

Gayri-Müslimler Türkleri cihat fikrinden uzaklaştırmanın yolunun cihat aleyhine konuşmaktan geçmediğini ve böyle yapılırsa gayretlerin bunu yapanın aleyhine döneceğini vakitlice anladı. Ne idi bütün gayri-Müslimlerin uyguladığı yöntem? Bu 1571 İnebahtı hezimetinden sonra yerli ve yabancı bütün İslâm düşmanları eliyle uygulanmağa başlanan yöntemdi. Yani 1923 Hristiyan yılında Cumhuriyetin ilânı akabinde Türk topraklarında Y.M.C.A. (Genç Erkeklerin Hıristiyan Derneği) tarafından açıktan açığa dile getirilen yöntemdi. En açık ifadesi neydi yöntemin? Şuydu: Bizim Türk nüfusunu vaftiz etmek gibi bir emelimiz yok. Başlangıçtan itibaren Türklerin o şartlarda yetişmelerini temin edeceğiz ki neticede her Türk’ün yaptığı tercih her hangi bir gayri-Müslim tercihiyle özdeş kılınacak. Bu yöntem öyle etkili uygulandı ki, tahsil gören gençlerin hepsi kafalarının bir kenarında devletlerinin (Osmanlı devletinin) gün olup yıkılacağı fikrini bulundurdu. Mülkiye marşını hatırlayın: “Ey vatan gözyaşların dinsin yetiştik çünkü biz”. Yani yetişmiş kimselerin kafasında Batı’nın tekerine çomak sokma niyetinin zerresini bulamazdınız. Bulabilseydiniz gün gelir bir Gülhane Hattı Hümayunu okunmaz, bir Tanzimat dönemi olaysız geçmezdi. Yetişmiş demek elinden medeniyetin hizmetinde bir iş geliyor demekti.

Mektep kitaplarında II. Meşrutiyet unvanıyla anılan milâdın 1908inci yılı Türk topraklarında Yahudi milletinin azat edilme “emancipation” zamanıdır. Yahudilerin azat edilmesi malî tahakküm kurmuş Yahudilerin kutsanması anlamına geliyor. Buna dünyada liberalizmin taçları ve tahtları bir şekilde ayakaltına alması adını vermek de mümkün. Bir şekilde diyoruz zira kulağınıza I. Cihan Harbi’nin imparatorlukları tasfiye ettiği söylentisi çalınmış olabilir. Eğer bu söylentide dile getirilen şey gerçekliği yansıtsaydı “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” savaş sonrasında kendine nerede yer bulacaktı? İnsan iradesinin tarihe şekil vermede etkin bir rol oynadığını savunanlar gerek I. ve gerekse II. dünya savaşının kurulu düzene hizmette bir kötülük görmeyenleri hangi kafeslere kapattıklarını keşfedebilirler. İnsanların kafeslenmiş olması her şeydir. Bu kafeslerin parmaklıkları bazı yerlerde iç içe geçmiş olabilir. Bazı yerlerde ise bir kafes yekdiğerinden tamamen bağımsızdır. Dünya olaylarını bir değerlendirmeğe tâbi tutarken dikkatimizi mali hegemonyanın pekişip pekişmediğine çevirmemiz lâzım. İşte o zaman komünizmin, faşizmin, nazizmin, falangizmin, Bonapartizmin ne bakımdan gülünçleştiğini anlayabiliriz.

"Türklerin dinlerini ellerinden alırsanız elinizde hiçbir şey kalmaz"

"Anlarsak bunun bize ne faydası olacak? Uyku mahmurluğundan kurtulacağız" diyen İsmet Özel, "Türk tarihine Türklerin dünyaya bir ahlâk numunesi sunuşu nazarından bakamıyoruz. Oldu mu böyle bir şey? Türkler dünyaya bir ahlâk numunesi sundu mu? Böyle bir şeye gerek var mıydı? Halen var mıdır? Böyle suallere yerli yerince cevap bulabilmek için kendi varlığımızın sırrına ermemiz gerekiyor. Henüz sır olarak yaşayabilen kendi varlığımız nelerden terekküp ediyor? Türk varlığından mı söz ediyoruz? Biz Türkler Avrupa’da doğmuş bir medeniyetin başarıları sebebiyle mahmurlaştırılmışız. Gerçekten var mı Avrupa’da doğmuş medeniyetin başarıları? Müstemleke edinmeği “millet-devlet” olmanın şartı haline getirmiş medeniyet nesiyle başarılı sayılır?" ifadelerini kullandı.

Özel şöyle devam etti:

Türkler “millet-devlet” olmanın şartını dine indirgedi. “Fena” kelimesini Arapça bir kelime sayarsanız onun anlamına “geçicilik” kavramından geçerek varabilirsiniz. Eğer “fena” Türkçe bir kelimedir diyorsanız anlama ancak bir “kötülük” kavramı çerçevesinde ulaşabilirsiniz. Bu bağlamda Türkçe ve Arapça arasında hayret edilecek miktarda kayma vardır. Bu niçin böyle olmuştur? 

Özel yazısını, "Türkçenin tekevvünü din terbiyesi içinden istihraç edildi. Türklerin dinlerini ellerinden alırsanız elinizde hiçbir şey kalmaz. Dünya Türklerle bir daha tanışacaksa dinleri sebebiyle tanışacaktır. Bunun için köşe bucak bir temizlik gerekiyor" cümlesi ile tamamladı.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU