Nüfusta olmayan bir ismin uzun ömrü: Lavinia

Selçuk Ramazanoğlu Independent Türkçe için yazdı

Özdemir Asaf ve Mevhibe Meziyet Beyat. Şairin dizelerinde Lavinia adıyla yaşamayı sürdüren Mevhibe Hanım'ın kendi hikâyesi, yıllar boyunca çoğunlukla bu şiirin gölgesinde kaldı / Kolaj: Independent Türkçe

"Lavinia"yı bilirsiniz.

Özdemir Asaf'ın yıllardır dillerden düşmeyen şiiri. Bir zamanlar aşk mektuplarına yazılırdı, sonra cep telefonlarının mesaj kutularına taşındı, şimdilerde sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Şiir, teknolojiye benden daha kolay ayak uydurdu galiba.

Ben şiiri bildiğim gibi hikâyesini de bildiğimi sanıyordum.

Hikâye hep aşağı yukarı aynı anlatılır: Karşılık bulamayan büyük bir aşk, söylenemeyen sözler, sonunda bir şiir ve sevgilinin gizlenen gerçek adı.

İnsan dinlerken hüzünleniyor. Hele gençliğinde karşılıksız sevmişse hikâyeye inanmak için delil aramıyor. Şairin yerinde kendini görüyor, söyleyemediklerini onun söylediğini düşünüyor. Hikâyenin ayrıntılarıyla pek ilgilenmiyor.

Ben de aramamıştım.

Sonra biraz kurcaladım. Karşıma birbirini tutmayan hatıralar, başka aşklar, evlilikler ve kalabalık bir İstanbul sanat çevresi çıktı.

Hepsinin ortasında Mevhibe Meziyet Beyat vardı.

Başlangıçta yalnızca Lavinia'nın kim olduğunu öğrenmek istiyordum. Araştırdıkça sorum değişti. Mevhibe Hanım'ın kim olduğunu neden bu kadar az biliyorduk?
 

Mevhibe Meziyet Beyat, yıllar boyunca kendi hayatını sürdürürken bir şiirin içinde Lavinia adıyla yaşamaya devam etti
Mevhibe Meziyet Beyat, yıllar boyunca kendi hayatını sürdürürken bir şiirin içinde Lavinia adıyla yaşamaya devam etti

 

Lavinia'dan önce Mevhibe vardı

Mevhibe Hanım, Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirmiş, resim öğretmenliği ve stilistlik yapmış, dönemin sanat çevrelerinde tanınan biriydi.

Yeşilçam'ın "kötü kadın" rollerinden hatırladığımız Lale Belkıs, Olgunlaşma Enstitüsü'nde onun öğrencisiydi. Belkıs'ın anlattıklarından, Mevhibe Hanım'ın yalnızca ders veren bir öğretmen olmadığını anlıyoruz. Meslek hayatının başında ona destek olmuş, sanat ve moda çevresinden önemli isimlerle tanıştırmıştı.

Bu ayrıntıyı sevdim.

Çünkü Mevhibe Hanım'la ilgili okuduklarımın çoğu, Özdemir Asaf'ın ona duyduğu aşkla ilgiliydi. Lale Belkıs'ın hatıralarında ise başka bir Mevhibe Hanım vardı. Çalışan, üreten, genç bir sanatçının yolunu açan, çevresindeki insanların hayatına dokunan biri.

Bir insanı tanımak için ona kimin âşık olduğuna değil, onun kimlere ne kattığına da bakmak gerekiyor bence.

Mevhibe Hanım'ın hayatına ilişkin ayrıntılar çoğaldıkça, İstanbul'un bir dönemine de açılan bir kapı buldum.

Güzel Sanatlar Akademisi, ressamlar, yazarlar, oyuncular, gazeteciler… Birbirini tanıyan, aynı masalara oturan, birbirinin hayatına girip çıkan insanlar.

Bugün isimlerini ayrı ayrı bildiğimiz pek çok kişinin yolları o çevrede kesişmiş.

Bir de Mevhibe Hanım'a taktıkları isimler var. Hem de az değil.

Anlatılanlara göre Akademi'deki mimar arkadaşları, Rita Hayworth'ün oynadığı filmden esinlenerek ona "Gilda" dermiş. Adalet Cimcoz, Marilyn Monroe'ya benzettiği için "Marlin" diye seslenirmiş. Laleli'deki gençlerin taktığı isim "Violetta"ymış. Oktay Akbal'ın hikâyelerinde ise "Hisya" olarak karşımıza çıkıyor.

Gilda, Marlin, Violetta, Hisya…

Mevhibe Hanım'ın etrafında küçük çaplı bir nüfus müdürlüğü kurulmuş anlayacağınız.

Doğrusu, bir ara kimi araştırdığımı şaşırdım.

Her çevre ona başka bir isim vermiş. Birinin gözünde sinema yıldızı, diğerinin gözünde roman kişisi, bir başkasının hatırasında eski bir dost.

Mevhibe Hanım'ın bu isimlerin hangisini sevdiğini, hangisine yalnızca katlandığını bilmiyorum. Belki bazılarını komik buluyordu. Belki de arkadaşları ne derse desin, kendi adını tercih ediyordu.

Bunu ona soramayacağız…

Bugün ise bütün bu isimlerin önüne Lavinia geçmiş.

Üstelik Lavinia, diğerlerinden biraz farklı. Gilda ya da Marlin, Mevhibe Hanım'ı tanıyanların ona taktığı isimlerdi. Lavinia ise bir şiirin içinde yaşamaya devam ediyor. Şiiri okuyanların çoğu, gerçek adını hiç öğrenmeden onu tanıdığını sanıyor.

Bu bana biraz haksızlık gibi geliyor.

Düşünsenize: Okuyorsunuz, çalışıyorsunuz, âşık oluyorsunuz, evleniyorsunuz, ayrılıyorsunuz, dostlar ediniyorsunuz. Hayatınız boyunca başkalarının da hatırlayacağı pek çok şey yapıyorsunuz.

Yıllar sonra bütün bunların önüne bir başkasının size duyduğu aşk geçiyor.

Üstelik o aşkın sizin hayatınızda ne kadar yer tuttuğunu soran da pek çıkmıyor.
 

Özdemir Asaf, yıllar sonra da hafızalarda yaşamayı sürdüren “Lavinia” şiirinin şairi
Özdemir Asaf, yıllar sonra da hafızalarda yaşamayı sürdüren “Lavinia” şiirinin şairi

 

O meşhur kapı

Gelelim hikâyenin en sevdiğim, aynı zamanda en çok kuşkulandığım yerine.

Meşhur şiir yarışmasına.

Anlatılanlara göre Özdemir Asaf, "Lavinia"yı bir yarışmaya gönderiyor. Kimi anlatıda şiir dereceye giriyor, kimisinde birinci oluyor. Sonra bir törende kürsüye çıkıp şiirini okumaya başlıyor.

Mevhibe Hanım da salonda.

Şair şiirini okurken Mevhibe Hanım ayağa kalkıyor, kapıya yöneliyor ve çıkıp gidiyor.

Bu hikâyeyi ilk duyduğumda ben de inanmıştım. Hatta sahneyi gözümde canlandırmıştım.

Şair kürsüde. Salonda bir sessizlik. Sevdiği Mevhibe Hanım yerinden kalkıyor, kapıya doğru yürüyor. Şairin gözleri belki onun arkasından gidiyor.

Bir tek keman eksik. Yeşilçam bu sahneyi çekse kimse yadırgamaz.

Fakat hikâyenin başka bir anlatımı daha var.

Bu kez Mevhibe Hanım çıkıp gitmiyor. Tam kapıya yönelmişken şiiri duyuyor, duruyor, geri dönüp yerine oturuyor.

Şimdi hangisine inanacağız?

Birinde Mevhibe Hanım şiir okunurken salonu terk ediyor. Ötekinde şiir onu geri döndürüyor.

Şairin gönlüne hangisinin daha iyi geleceği belli ama tarihçilik biraz daha zahmetli bir iş.

Yarışmanın adı, tarihi, nerede yapıldığı konusunda anlatılanlar birbirini tutmuyor. Şiirin gerçekten hangi yarışmada derece aldığını doğrulayan açık bir kayda ulaşmak da kolay değil. Mevhibe Hanım'ın o gün salonda bulunup bulunmadığını bile kesin olarak söyleyemiyoruz.

Böyle olunca o güzel sahne biraz sallanıyor.

Bir süre bu kapı meselesine takıldım.

Sonra düşündüm, aradan bunca yıl geçmiş. İnsan kendi yaşadıklarını bile zamanla başka türlü hatırlıyor. Başkasından duyduklarına neler eklemez?

Birinin anlattığına başka biri bir ayrıntı ekliyor. Sonra o ayrıntı, hikâyenin vazgeçilmez parçası oluyor. Bir süre sonra herkes aynı sahneyi hatırlıyor ama o sahneyi gerçekten kimin gördüğünü bilen kalmıyor.

Hele işin içinde aşk varsa, hatıralar da biraz süsleniyor doğal olarak.

Yine de o kapıdan vazgeçmek kolay değil.

Çünkü hikâyeyi akılda kalıcı yapan şeylerden biri tam da bu. Bir şair, bir şiir, salondan ayrılan ya da geri dönen bir sevgili…

Mevhibe Hanım kapıdan çıktı mı, geri mi döndü, bilmiyoruz. Ama yıllardır herkes onu o kapının önünde bekletiyor.

Mevhibe Hanım'ın salondan ayrılmasına bir türlü izin veremedik.
 

1950’lerin İstanbul’u. Ressamların, yazarların, oyuncuların ve gazetecilerin yollarının kesiştiği kentin geçmişinden bir görüntü
1950’lerin İstanbul’u. Ressamların, yazarların, oyuncuların ve gazetecilerin yollarının kesiştiği kentin geçmişinden bir görüntü

 

Mevhibe yaşlandı, Lavinia yaşlanmadı

Beni bu hikâyede asıl düşündüren şey, Mevhibe Hanım'ın o gün kapıdan çıkıp çıkmaması değil.

Hayatı devam etti.

Özdemir Asaf'ın da öyle.

Başka insanlar tanıdılar, evlendiler, ayrıldılar. Hayatlarına yeni insanlar girdi, bazıları çıktı. Dostluklar kuruldu, bazıları eskidi. Yıllar geçti.

Mevhibe Hanım da herkes gibi yaşlandı.

Şiirdeki Lavinia ise hep aynı yaşta kaldı.

Aslında bunu hepimiz biraz yapıyoruz.

Benim de hafızamda yıllardır değişmeden duran insanlar var. Bugün karşılaşsak belki birbirimizi tanımakta zorlanacağız. Yüzler değişti, sesler değişti, hayatlar değişti. Ama aklıma geldiklerinde hâlâ eski hâlleriyle görüyorum onları.

Birlikte yürüdüğümüz bir sokakta, oturduğumuz bir masada, yıllar önceki sıradan bir öğleden sonra…

Bazen o gün ne konuştuğumuzu bile hatırlamıyorum. Ama masanın nerede olduğunu, havanın nasıl olduğunu, birinin gülerken başını nasıl yana çevirdiğini hatırlıyorum.

Hafıza tuhaf bir şey. Önemli olduğunu sandığımız bazı olayları siliyor, hiç önem vermediğimiz bir ayrıntıyı yıllarca saklıyor.

Bir zamanlar hayatımızda büyük yeri olan birinin bugün nerede yaşadığını bilmeyebiliriz. Yıllardır konuşmamış olabiliriz. Belki karşılaşsak söyleyecek fazla sözümüz de kalmamıştır.

Ama hafızamızdaki hâli değişmiyor.

Biz yaş alırken o, bir sokak köşesinde, bir fotoğrafta ya da bir öğleden sonranın içinde beklemeye devam ediyor.

Özdemir Asaf'ın hatırladığı Mevhibe ile kendi hayatını yaşayan Mevhibe aynı insandı. Fakat biz bugün daha çok şairin şiirine bıraktığı hâlini tanıyoruz.

Şairin belleğindeki Mevhibe'yi.

Bir de işin Mevhibe Hanım tarafı var tabii ki.

Lale Belkıs'ın anlattığına göre Özdemir Asaf, Mevhibe Hanım'a âşıktı ama onun gönlünde İlhan Selçuk vardı.

Burada hikâye başka bir yöne dönüyor.

Çünkü bu kez yalnızca başkalarının anlattıklarına değil, Mevhibe Hanım'ın yıllar sonra yazdığı mektuplara da rastlıyoruz.

Mevhibe Hanım ile İlhan Selçuk'un 1952'de tanıştıkları, 17 Eylül 1956'da evlendikleri ve 25 Şubat 1958'de boşandıkları aktarılıyor.

2 yıldan kısa süren bir evlilik.

İnsan ilk bakışta ilişkinin de burada bittiğini sanıyor. Oysa Mevhibe Hanım'ın yıllar sonra yazdığı mektuplar, İlhan Selçuk'un onun hayatındaki yerinin evliliklerinin süresiyle sınırlı olmadığını düşündürüyor.

Mevhibe Hanım, 2004 yılında İlhan Selçuk'a yazdığı bir mektubun sonunda tarih atmayı sevmediğini, yılların kendisine vız geldiğini söylüyor. Ardından 2 yılı yan yana koyuyor: 1952 ve 2004.

Ve ekliyor:

Hesabını sen yap.


Doğrusu, bu ayrıntıya gülümsedim.

İnsan yıllar önce ayrıldığı birine yarım asırlık hesabı hâlâ yaptırabiliyorsa, ortada kolay unutulmuş bir tanışıklık yok demektir bence.

Üstelik mektubun tonu yalnızca geçmişi hatırlamaktan ibaret değil. Mevhibe Hanım'ın İlhan Selçuk'a duyduğu sevgi ve yakınlık, yıllar sonra da satırlara yansıyor.

Elbette bir mektuptan 2 insanın bütün hayatını çıkaramayız. Aralarında yıllar boyunca neler yaşandığını, hangi duyguların değişip hangilerinin kaldığını bilmiyoruz.

Ama mektupta en azından Mevhibe Hanım'ın kendi sözleri var.

Bu, onun hakkında okuduğum pek çok anlatıdan farklı.

Çünkü Özdemir Asaf'ın ona duyduğu aşkı biliyoruz ama Mevhibe Hanım'ın bu aşka ilişkin ne düşündüğünü bilmiyoruz. Şiiri ilk duyduğunda ne hissetmişti? Yıllar sonra herkesin onu Lavinia diye hatırlaması hoşuna gitmiş miydi?

Bu soruların cevabına ulaşamadım.

Mevhibe Hanım daha sonra oyuncu Öztürk Serengil'le, ardından fotoğrafçı ve kameraman Muhlis Hasa'yla evlendi.

Gençliğinde gönül verdiği isimlerden biri de resim hocası Edip Hakkı Köseoğlu'ydu. Onu hayatının büyük aşklarından biri olarak andığı aktarılıyor.

Böyle bakınca yıllardır dinlediğimiz hikâye değişiyor.

Özdemir Asaf'ın karşılık bulamadığı aşk, Mevhibe Hanım'ın hayatındaki hikâyelerden yalnızca biriymiş.

Onun da sevdiği, özlediği, unutamadığı insanlar varmış.

Biz yıllarca Özdemir Asaf'ın Mevhibe Hanım'ı ne kadar sevdiğini konuştuk. Peki Mevhibe Hanım'ın kimi ne kadar sevdiğini neden bu kadar az merak ettik?

Belki de şiirin gücü yüzünden.

Bir şair duygularını öyle güzel anlatmış ki yıllar sonra bile onun aşkını konuşuyoruz. Mevhibe Hanım'ın hayatı ise o şiirin etrafına iliştirilmiş birkaç bilgiyle geçiştiriliyor.


Geriye kalan

Bu yazıya Lavinia'nın kim olduğunu öğrenmek için başlamıştım.

Şimdi ise Mevhibe Hanım'ın hayatından çok, bizim onu nasıl hatırladığımızı düşünüyorum.

Yazıyı bitirirken şiiri yeniden okudum. Eskiden aklıma daha çok karşılıksız aşk gelirdi. Bu kez Mevhibe Hanım'ı düşündüm. Akademi yıllarını, öğrencilerini, arkadaşlarını, işini, evliliklerini, yaşlandığı günleri…

Bir de o meşhur kapıyı.

Belki çıktı, belki geri döndü. Kim bilir, belki anlatıldığı gibi bir tören bile olmadı.

Ama yıllar sonra hâlâ o kapıyı konuşuyoruz.

Mevhibe Hanım'ın hayatına ilişkin öğrenebileceğimiz onca şey varken, onu bir şiirin içinde aramaya devam ediyoruz.

Nüfusta hiç yaşamamış bir isim, gerçek bir insanın adından daha çok tanınır olmuş.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU