NATO 3.0: Peki şimdi AB ile ne olacak?

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Değerli Independent Türkçe okuyucuları,

Independent Türkçe'de yayımlanan "NATO 3.0, Avrupa güvenliği ve Türkiye'nin vazgeçilmez rolü" başlıklı son yazım, 8 Temmuz 2026 tarihli Ankara Zirvesi Bildirisi'nin ana ekseniyle büyük ölçüde örtüşüyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ankara Zirvesi, NATO'nun yeniden kolektif savunma, caydırıcılık, savunma sanayii kapasitesi, Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi ve Türkiye'nin ev sahipliğinde şekillenen yeni güvenlik mimarisi etrafında konumlandığını gösterdi.

Özellikle "daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa" anlayışı, Türkiye'nin dışlanmadığı bir Avrupa güvenlik mimarisinin hem NATO hem Avrupa hem de Türkiye açısından vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Ancak zirvenin ardından asıl cevaplanması gereken soru şudur: NATO daha Avrupalı bir ittifaka dönüşecekse, Türkiye'nin bu yeni yapıdaki rolü ne olacak ve Avrupa Birliği ile ilişkileri nasıl şekillenecek?


Bildirinin ilk maddeleri ne anlatıyor?

Ankara Zirvesi Bildirisi'nin ilk maddeleri, NATO 3.0'ın temel önceliklerini açık biçimde ortaya koyuyor.

Bildirinin 1'inci maddesinde Washington Antlaşması'nın 5'inci maddesi kapsamındaki kolektif savunma taahhüdü yeniden vurgulanıyor. Bir müttefike yönelik saldırının bütün müttefiklere yapılmış sayılacağı belirtiliyor. Böylece NATO'nun kuruluşundaki temel göreve, yani üye ülkelerin ortak savunulmasına yeniden ağırlık veriliyor.

Zirve sonuçlarında ayrıca NATO'nun caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derecelik yaklaşımının sürdürüleceği ifade ediliyor. Savunma sanayii kapasitesinin artırılması, üretim zincirlerinin güçlendirilmesi, İttifak içindeki savunma ticaretinin önündeki engellerin kaldırılması ve Avrupa ülkelerinin daha fazla yatırım yapması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

İkinci önemli eksen ise Rusya'dan kaynaklanan riskler ve Ukrayna'nın Avrupa-Atlantik güvenliğindeki rolüdür.

Ankara Zirvesi'nde müttefikler, Ukrayna'ya verilen desteğin sürdürüleceğini açıkladı. Bu durum, Ukrayna'nın artık yalnızca yardım alan bir ülke olarak değil, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin geleceğinde önemli bir unsur olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

Zirvenin dikkat çekici ve bir ölçüde sürpriz sayılabilecek başlıklarından biri ise İran ve Hürmüz Boğazı oldu.

Bildiride İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulanırken, Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer serbestisine saygı gösterilmesi çağrısı da yer aldı. Böylece NATO, yalnızca Avrupa'nın doğusundaki tehditleri değil, enerji güvenliği ve küresel ticaret yollarıyla bağlantılı daha geniş güvenlik meselelerini de gündemine aldı.

Bu vurgu, Hürmüz Boğazı'nın yalnızca bölgesel bir geçiş noktası olmadığını; Avrupa'nın enerji güvenliği, dünya ticareti ve NATO ülkelerinin ekonomik istikrarı bakımından da kritik önem taşıdığını bir kez daha gösteriyor.


Daha Avrupalı NATO ne anlama geliyor?

Ankara Zirvesi'nin temel mesajlarından biri, ABD'nin NATO'dan çekilmesi değil, Avrupalı müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesidir.

ABD, kolektif savunma kapsamında Avrupa'daki askerî varlığını ve NATO taahhütlerini korurken, Avrupalı müttefiklerin kendi savunmaları için daha fazla harcama yapmasını, daha fazla silah ve mühimmat üretmesini ve kriz yönetiminde daha büyük sorumluluk almasını istiyor.

Bu nedenle NATO 3.0, daha güçlü bir Avrupa ayağına dayanan yeni bir görev paylaşımı anlamına geliyor.

Fakat burada kurumsal bir sorun ortaya çıkıyor.

Avrupa güvenliğinin askerî örgütü NATO'dur. Buna karşılık savunma sanayii finansmanı, ortak tedarik, ekonomik kaynakların harekete geçirilmesi, altyapı yatırımları ve askerî hareketlilik gibi birçok alan giderek Avrupa Birliği üzerinden şekillenmektedir.

Oysa Avrupa'nın en önemli NATO ülkelerinden bazıları Avrupa Birliği üyesi değildir.

Türkiye, İngiltere ve Norveç, NATO'nun askerî kapasitesi bakımından son derece önemli ülkelerdir. Ancak bu 3 ülke, Avrupa Birliği'nin karar alma mekanizmalarının dışında bulunmaktadır.

Dolayısıyla daha Avrupalı bir NATO kurulacaksa şu sorunun cevaplandırılması gerekiyor: Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı NATO müttefikleri, Avrupa'nın yeni güvenlik ve savunma mimarisine nasıl dâhil edilecek?


Türkiye ve Ukrayna'nın Avrupa Birliği üyeliği

Benim uzun süredir savunduğum formül, hem Türkiye'nin hem de Ukrayna'nın Avrupa Birliği üyeliğine ihtiyaç duyulduğudur.

Ukrayna'nın Avrupa güvenlik mimarisine kalıcı biçimde dâhil edilmesi, yalnızca NATO yardımları veya ikili güvenlik anlaşmalarıyla sınırlı kalmamalıdır. Ukrayna'nın Avrupa Birliği üyelik süreci de stratejik güvenlik perspektifiyle desteklenmelidir.

Benzer şekilde, Türkiye'nin Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez olduğu söylenirken, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin tamamen göz ardı edilmesi ciddi bir çelişkidir.

Türkiye'den Avrupa'nın savunulmasına katkıda bulunması, NATO'nun güney ve doğu kanatlarında sorumluluk üstlenmesi, Karadeniz güvenliğine destek vermesi ve Avrupa savunma sanayiinin kapasite eksiklerini tamamlaması bekleniyor. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği gündeme geldiğinde aynı siyasi irade görülmüyor.

Üstelik Avrupa Parlamentosu'nun son kararları, Türkiye'nin üyelik perspektifi bakımından iç açıcı değildir.

Avrupa Parlamentosu, 17 Haziran 2026 tarihinde kabul ettiği değerlendirmede Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım sürecinin 2018 yılından beri durma noktasında olduğunu belirtti. Parlamento, Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik önemini kabul etmekle birlikte, üyelik sürecinde ilerleme sağlanabilmesi için hukuk devleti, temel haklar, basın özgürlüğü ve demokratik standartlar alanlarında reform talep etti.

Elbette bu alanlardaki eleştiriler ve reform beklentileri göz ardı edilmemelidir. Ancak Avrupa Birliği de Türkiye'yi yalnızca ihtiyaç duyduğu zamanlarda stratejik ortak olarak hatırlayan seçici bir yaklaşım sergilememelidir.

Türkiye, Avrupa güvenliğinin merkezinde yer alacaksa, üyelik perspektifinin tamamen ortadan kaldırılması hem siyasi hem de stratejik açıdan doğru değildir.


SAFE Türkiye'yi kapsayacak mı?

Bu tartışmanın en somut başlıklarından biri, Avrupa Birliği'nin 150 milyar avroluk SAFE, yani Avrupa için Güvenlik Eylemi mekanizmasıdır.

SAFE, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ortak savunma tedariklerini ve Avrupa savunma sanayiinin üretim kapasitesini desteklemek için oluşturuldu. Mekanizma; mühimmat, füze, hava ve füze savunması, insansız sistemler, askerî hareketlilik, siber güvenlik ve elektronik harp gibi birçok alandaki yatırımları kapsıyor.

SAFE düzenlemesi, Avrupa Ekonomik Alanı ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği ülkeleriyle Ukrayna'nın ortak tedariklere katılımına imkân sağlıyor. Aday ülkeler ve Avrupa Birliği ile güvenlik ve savunma ortaklığı bulunan ülkeler de belirli şartlarda ortak tedarik projelerine dâhil olabiliyor. Ancak üçüncü ülkelerin sanayi kuruluşlarının tam kapsamlı erişimi için ek anlaşmalara ihtiyaç duyulabiliyor.

Bu nedenle Türkiye'nin SAFE mekanizmasına hangi ölçüde katılacağı, temel tartışmalardan biri olmaya devam ediyor.

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile adaylık ilişkisi bulunmasına rağmen, Kıbrıs meselesi ve bazı üye ülkelerin siyasi itirazları süreci zorlaştırabilir.

Buradaki çelişki açıktır.

NATO içinde savunma sanayii üretiminin artırılması ve müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerinin kaldırılması istenirken, Avrupa Birliği'nin kendi savunma finansmanı mekanizmalarında Türkiye'nin dışarıda bırakılması, NATO ile AB arasındaki uyumu zayıflatabilir.

Avrupa, Türkiye'nin askerî kapasitesinden yararlanmak istiyorsa, Türk savunma sanayiini ortak finansman ve tedarik mekanizmalarının tamamen dışında tutmamalıdır.


Türkiye SAFE yerine ikili iş birliklerine mi yönelecek?

Mevcut siyasi ortamda, Türkiye'nin SAFE mekanizmasına tam olarak dâhil edilmesinden ziyade, NATO içindeki mekanizmalar ve Doğu Avrupa ülkeleriyle doğrudan savunma sanayii iş birlikleri üzerinden ilerlemesi daha güçlü bir ihtimal olarak görünüyor.

Türkiye'nin Polonya, Romanya ve diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle insansız hava araçları, mühimmat, zırhlı araçlar, hava savunması, askerî elektronik ve deniz güvenliği alanlarında geliştirebileceği ikili veya çok taraflı iş birlikleri önem kazanabilir.

Bu ülkeler, NATO'nun doğu kanadında doğrudan güvenlik baskısı altında bulunuyor. Dolayısıyla uzun ve siyasi açıdan zorlu Avrupa Birliği süreçlerini beklemek yerine, Türkiye ile daha hızlı savunma sanayii anlaşmaları yapmayı tercih edebilirler.

Bu model, Türkiye açısından sonuç üretebilir. Ancak Avrupa savunma sanayiinde yeni bir parçalanmaya da neden olabilir.

Bir tarafta Avrupa Birliği'nin SAFE ve benzeri mekanizmaları, diğer tarafta NATO içindeki ikili savunma anlaşmaları ortaya çıkarsa; ortak standartlar, tedarik zincirleri ve stratejik planlama bakımından yeni uyumsuzluklar doğabilir.

Bu nedenle ideal olan, Türkiye'nin yalnızca ikili anlaşmalar üzerinden Avrupa güvenliğine katkıda bulunması değil, Avrupa Birliği'nin savunma mekanizmalarına kurumsal olarak dâhil edilmesidir.


S-400, F-35 ve KAAN tartışmaları

Ankara Zirvesi sonrasında Türkiye-ABD savunma ilişkilerinin geleceğine ilişkin yeni iddialar da gündeme geldi.

Abdulkadir Selvi'nin 10 Temmuz 2026 tarihli yazısında, Türkiye'nin elindeki S-400 sistemlerinin Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar gibi 3. bir ülkeye gönderilebileceği ve satışın resmen açıklanmasının beklendiği ileri sürüldü. F-35 programına dönüş, CAATSA yaptırımları ve KAAN savaş uçağında kullanılacak motorlar konusunda da çeşitli kulis bilgileri kamuoyuna yansıdı.

Ancak bunların henüz resmî anlaşmalar olarak doğrulanmadığını özellikle belirtmek gerekir. S-400'lerin 3. bir ülkeye devredilmesi, F-35 programına dönüş ve KAAN motorları gibi başlıklar teknik, hukuki ve siyasi açıdan son derece karmaşık konulardır.

Yine de bu tartışmalar, Ankara Zirvesi sonrasında Türkiye-ABD savunma ilişkilerinde yeni bir müzakere zemini oluşabileceğini gösteriyor.

Türkiye'nin F-35 programına yeniden katılması veya KAAN projesi için ihtiyaç duyulan motor ve teknoloji kısıtlamalarının hafifletilmesi, NATO içindeki savunma sanayii uyumunu güçlendirebilir.

Fakat Türkiye'nin NATO içindeki konumunun güçlenmesi, Avrupa Birliği ile ilişkilerinin daha da geri plana itilmesi sonucunu doğurmamalıdır.


Gönül ister ki bu fırsat üyelik sürecini hızlandırsın

Türkiye'nin NATO içindeki stratejik öneminin yeniden vurgulanması önemli bir fırsattır.

Gönül ister ki Ankara Zirvesi'nde ortaya çıkan bu fırsat, yalnızca savunma sanayii anlaşmaları veya ABD ile yürütülen ikili müzakereler için değil, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecini yeniden canlandırmak için de kullanılsın.

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği elbette yalnızca güvenlik gerekçelerine dayandırılamaz. Demokrasi, hukuk devleti, ekonomik uyum ve temel haklar, üyelik sürecinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Ancak Avrupa Birliği de genişleme politikasını jeopolitik gerçeklerden tamamen bağımsız değerlendiremez.

Ukrayna'nın üyelik sürecinin güvenlik ve jeopolitik gerekçelerle desteklendiği bir dönemde, Türkiye'nin Avrupa güvenliğine yaptığı katkıların üyelik perspektifinden tamamen ayrı tutulması giderek daha zor savunulabilir hâle gelmektedir.

Avrupa gerçekten daha güçlü ve daha bağımsız bir güvenlik aktörü olmak istiyorsa, Türkiye'ye ihtiyacı vardır.

Türkiye de ekonomik dönüşümü, demokratik kurumsallaşması, yatırım ortamı ve uzun vadeli güvenliği bakımından Avrupa Birliği perspektifine ihtiyaç duymaktadır.


Peki şimdi ne olacak?

NATO 3.0, Avrupa'nın daha fazla askerî ve mali sorumluluk üstleneceği yeni bir döneme işaret ediyor.

Ancak bu dönemin başarıya ulaşması için NATO ile Avrupa Birliği arasında gerçek bir görev paylaşımı kurulması gerekiyor.

NATO, kolektif savunma ve caydırıcılığın merkezinde kalırken, Avrupa Birliği finansman, sanayi, altyapı, askerî hareketlilik ve teknolojik kapasite alanlarında daha fazla sorumluluk üstlenecektir.

Bu 2 yapının kesiştiği noktada ise Türkiye, İngiltere ve Norveç gibi Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkeleri bulunuyor.

İngiltere'nin askerî ve nükleer kapasitesi, Norveç'in Arktik ve Kuzey Atlantik'teki konumu, Türkiye'nin ise Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan stratejik coğrafyası göz ardı edilerek daha Avrupalı bir NATO kurulamaz.

Şimdi bekleyip göreceğiz: Türkiye, SAFE mekanizmasına anlamlı biçimde dâhil edilecek mi? Türkiye'nin Avrupa savunma sanayii projelerine katılımının önündeki siyasi engeller kaldırılacak mı? Türkiye, Doğu Avrupa'daki müttefiklerle ikili savunma sanayii iş birliklerine ağırlık vererek ayrı bir yol mu izleyecek? Yoksa Ankara Zirvesi'nin oluşturduğu stratejik ortam, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini ve uzun süredir durmuş olan üyelik sürecini yeniden canlandırmak için kullanılabilecek mi?

Bugünkü şartlarda, Türkiye'nin NATO mekanizmaları içerisinde yer alırken SAFE yerine Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle doğrudan savunma sanayii iş birliklerine ağırlık vermesi daha muhtemel görünüyor.

Ancak olması gereken yalnızca bu değildir.

Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa hedefleniyorsa, Türkiye'nin dışlanmadığı kurumsal bir model oluşturulmalıdır.

Türkiye'nin Avrupa güvenliğindeki rolü, yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan geçici bir stratejik ortaklığa indirgenmemelidir.

NATO 3.0'ın başarısı, Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin yeni mimariye nasıl dâhil edileceğine bağlı olacaktır.

Gönül ister ki bu tarihî fırsat, Türkiye'nin yalnızca NATO içindeki konumunu değil, Avrupa Birliği üyelik perspektifini de güçlendirsin.

 

 

Kaynaklar ve bağlantılar:

Ali Oğuz Diriöz, “NATO 3.0, Avrupa güvenliği ve Türkiye'nin vazgeçilmez rolü”, Independent Türkçe, 8 Temmuz 2026.
https://www.indyturk.com/node/779602
NATO, “The Ankara Summit Declaration”, 8 Temmuz 2026.
https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2026/07/08/the-ankara-summit-declaration
NATO, “Overview - 2026 NATO Summit in Ankara”, 7-8 Temmuz 2026.
https://www.nato.int/en/news-and-events/events/2026/07/overview---2026-nato-summit-in-ankara-
NATO, “Secretary General on the Ankara Summit: NATO delivers”, 8 Temmuz 2026.
https://www.nato.int/en/news-and-events/articles/news/2026/07/08/secretary-general-on-the-ankara-summit-nato-delivers
Avrupa Birliği Konseyi, “SAFE: Council adopts €150 billion boost for joint procurement on European security and defence”, 27 Mayıs 2025.
https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/05/27/safe-council-adopts-150-billion-boost-for-joint-procurement-on-european-security-and-defence/
Avrupa Birliği Konseyi, “What is Security Action for Europe (SAFE)?”
https://www.consilium.europa.eu/en/policies/safe/
Avrupa Parlamentosu, “Georgia and Türkiye: No EU accession progress without reforms”, 17 Haziran 2026.
https://www.europarl.europa.eu/news/en/press-room/20260611IPR45217/georgia-and-turkiye-no-eu-accession-progress-without-reforms
Abdulkadir Selvi, S-400, F-35 ve KAAN motorlarına ilişkin değerlendirme, Hürriyet, 10 Temmuz 2026 (köşe yazarı sayfası).
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU