"Casusluk" suçlamasıyla 4 Temmuz 2025'te tutuklanan ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için ifade veren Hüseyin Gün'ün iddiaları üzerine açılan davanın ilk duruşması, Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görülüyor.
Duruşma salonunun küçük olması nedeniyle girişte jandarma, izleyiciler, avukatlar ve basın mensupları arasında tartışmalar yaşandı.
İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün jandarma eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Bu sırada Yanardağ, “Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri yurtseverleri casuslıkla suçluyor” diye izleyici kısmına seslendi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Mahkeme Başkanı, ilk olarak Hüseyin Gün’ün savunmasıyla başlanacağını söyledi. Duruşmada, kimlik tespitinin ardından Gün'ün, savunmasına başladı.
İddianamede neler var?
"Casusluk" iddianamesinde, "dijital materyallerinde bulunan ve İBB veri tabanına ait olduğu tespit edilen veriler üzerinden çok sayıda vatandaşın kişisel bilgilerine erişim sağlandığı, Ekrem İmamoğlu'nun vatandaşların kişisel bilgilerini, mevcut nüfuzun kullanılması suretiyle ele geçirerek yabancı istihbarat servisi elemanlarına aktardığı, bu durumdan siyasi olarak menfaat edinme gayesinde bulunduğu" iddia ediliyor.
İddianamede, "Ekrem İmamoğlu'nun İBB Başkanı olması akabinde mensubu olduğu başta CHP'yi ele geçirerek Cumhurbaşkanı adayı olma yolunu açmak amacıyla faaliyetlerde bulunulduğu" da belirtiliyor.
“Bu soruşturmanın temelinde muhbir Alaçam’ın husumeti ve kıskançlığı vardır”
Duruşmada ilk olarak savunması alınan Hüseyin Gün, 313 gündür tutuklu bulunduğunu, hakkındaki sürecin, Ümit Deniz Alaçam tarafından yapılan ihbarla başladığını söyledi. Hakkında yakalama kararı çıkarıldığın habersiz olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapay zeka fabrikası kurulmasına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Gün, "30 Haziran 2025 tarihinde Türkiye’ye döndüğümde, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Gözaltı sırasında cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital materyallerimin tüm şifrelerini kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Çünkü kendimden emindim. Casus değilim" diye konuştu.
Soruşturma devam ederken dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde, annesi Meral hanım ile Ekrem İmamoğlu'nun bulunduğu bir fotoğraf ve birkaç mesaj nedeniyle bu kez "İmamoğlu suç örgütü yöneticiliği" iddiasıyla yürütülen soruşturmaya dahil edildiğini anlatan Hüseyin Gün, şöyle konuştu:
Hakkımdaki iddiaların tamamı mesnetsizdir. Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği açısından gizli kalması gereken herhangi bir bilgiyi casusluk amacıyla temin etmedim. Böyle bir teşebbüste de bulunmadım. Kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde de bu yönde tek bir ikrarım bulunmamaktadır. Çünkü ben ülkeme karşı casusluk yapmadım. Ayrıca kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan bir insan, başka birine casusluk iftirası atmaz. Bu soruşturmanın temelinde; uyuşturucu ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın geçmişe dayalı husumeti ve kıskançlığı vardır.
"Suçlamalar kişisel husumet ürünü, somut delil yok"
Hüseyin Gün, tüm suçlamaların bu kişisel husumetin ürünü olduğunu, iddianame incelendiğinde, devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi temin ettiğine, bunu kime aktardığına ya da hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde paylaştığına ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığının görüleceğini savundu.
Telefonunda kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli askerler veya istihbarat mensuplarıyla yaptığı görüşmelerin suçlama konusu yapıldığını aktaran Gün, Oysa benim uluslararası iş hayatım ve geçmiş kariyerim dikkate alındığında bu ilişkiler hayatın olağan akışı içerisindedir. Ben uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapan bir iş insanıyım. Eğitimimi İngiltere’de tamamladım. Londra Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Meslek hayatıma Cenevre’de petrol ticareti alanında başladım. Daha sonra Merrill Lynch’in Londra şubesinde yatırım uzmanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Ardından Crédit Agricole’de kıdemli başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Daha sonra kendi sermayemle enerji, doğal kaynaklar ve finans sektörlerinde yatırımlar yaptım. Londra merkezli Avicenna Capital şirketini kurdum" diye konuştu.
"FETÖ ile mücadele için devlet adına yurt dışında görev yaptım"
Hüseyin Gün, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele için çalıştığını öne sürerek, "FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika'da firari olan önde gelen FETÖ'cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye'den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir" dedi.
Gün, kendi şirketinin, 2016-2018 yılları arasında Trident ve G-Plus şirketlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına ülke ilişkileri, tanıtım faaliyetleri, yönlendirme ve yönetim konularında tam yetkili olarak görevlendirildiğini belirterek, "Dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir" diye konuştu. Hüseyin Gün, bu yetki belgelerinin kopyalarını mahkemeye sunacaklarını ifade etti.
MASAK raporunda, şahsi hesaplarından bazı şirketlere yüksek miktarda döviz transferi yaptığının kayıt altına alındığını aktaran Gün, bu şirketlerden birinin "Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında PKK ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin ödemeleri gerçekleştiren şirket konumundaki Trident şirketi, diğerinin ise G-Plus adlı Türk devleti adına yurt dışında lobi faaliyetleri yürütmek üzere yetkilendirilmiş bir şirket olduğunu kaydetti.
"Kendisini jön türk olarak tanımlayan, katıksız atatürkçü bir insanım"
Hüseyin Gün, şunları kaydetti:
Bunun yanı sıra, iddianamede suçlama konusu yapılan ve ‘devlet sırrı’ olduğu ileri sürülen ‘Black Server’ başlıklı raporlar ile FETÖ’ye ilişkin örgüt şemalarını bizzat ben hazırladım ve devletimizin ilgili makamlarına ilettim. Dahası, iddianame eklerinde yer alan ‘kodlamalar’ başlıklı yazışmalarda da açık şekilde görüleceği üzere; benim Türk devleti adına yurt dışında FETÖ ile mücadelede proje yöneticisi olarak görev yaptığım ifade edilmektedir. Bu konular bana sorulduğunda devlet sırrı niteliğindeki bilgileri ifşa etmemek adına bunları ticari faaliyet olarak geçiştirmek zorunda kaldım. İfadelerimde bunu açıkça görebilirsiniz. Ancak iddianamede bu bilgilerin yer aldığını görünce büyük bir şaşkınlık yaşadım.
Üzülerek ifade ediyorum ki; hiçbir karşılık beklemeksizin devletime hizmet etmek amacıyla, Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde mağdur edilen şerefli Türk subayları ile daha sonra 250’den fazla vatandaşımızın şehit edilmesine neden olan FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım raporların bugün huzurunuzda bana yöneltilen casusluk suçlamasının sözde delili haline getirilmesi son derece haksız ve mesnetsizdir. Kaldı ki iddianamede; hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde irtibat kurduğuma, devletime ait hangi askeri veya siyasi gizli belgeyi elde ettiğime dair tek bir somut delil dahi ortaya konulamamıştır. Çünkü böyle bir şey yoktur Sayın Başkan. Tam tersine, dosya kapsamındaki tüm veriler; Türk vatandaşı olmaktan onur duyan, kendisini ‘Jön Türk’ olarak tanımlayan, katıksız Atatürkçü bir insan olarak benim, hayatım boyunca uluslararası arenada edindiğim tüm ticari, siyasi ve sosyal bağlantıları ülkeme hizmet etmek amacıyla kullandığımı açık biçimde ortaya koymaktadır.
"O zaman burada herkes casus sayılmak zorunda"
İddianamade, "İBB veri tabanındaki bilgilerin; dark web olarak bilinen internet platformuna, şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla şüpheli Necati Özkan tarafından yüklenmesi suretiyle, başta Hüseyin Gün’e ait ve Aaron Barr isimli eski istihbarat çalışanının ortağı olduğu IQ isimli firmanın bu verileri temin etmesinin sağlandığının" iddia edildiğini aktaran Gün, "Eğer bu mantığı kabul edecek olursak, emin olun bu salondaki herkesin ve hatta salon dışındaki milyonlarca Türk vatandaşının tutuklanması gerekir. Neden mi? Açıklayayım. Örneğin açık kaynak olarak kullanılan Google şirketinde binlerce emekli Amerikan istihbarat mensubu ve askeri personel teknoloji alanında çalışmaktadır. Google açık kaynaklı bir arama motorudur. Türkiye’de herhangi bir vatandaşın yaptığı aramalar dahil olmak üzere pek çok veri yurt dışındaki sistemlere aktarılmaktadır. Eğer açık kaynak kullanımını casusluk faaliyeti olarak değerlendireceksek, o zaman burada herkes casus sayılmak zorunda kalacaktır. Çünkü sosyal medya analizleri de açık kaynak niteliği gereği zaten kamuya açık veriler üzerinden yapılmaktadır. Açık olan bir bilginin devlet sırrı niteliği taşıması hukuken mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım kabul edilirse, sanırım dünya hukuk tarihinde ilk kez bu kapsamda bir değerlendirme yapılmış olacaktır" şeklinde konuştu.
"İmamoğlu ile bugün ikinci kez aynı ortamdayız"
Ekrem İmamoğlu’nu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra nezaket ziyaretinde bulunduğu sırada "hayatında yalnızca bir dakika gördüğünü" söyleyen Hüseyin Gün, şöyle devam etti:
Bugün de ikinci kez aynı ortamdayız. Nitekim dosyada bulunan iletişim kayıtlarına bakıldığında, Sayın Ekrem İmamoğlu ile söz konusu tarihten ne önce ne de sonra herhangi bir irtibatımın bulunmadığı açıkça görülecektir. Aynı şekilde dosyadaki iletişim kayıtlarının da teyit ettiği üzere, Sayın Necati Özkan ile de ifademde belirttiğim gibi yalnızca İBB seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesinden sonraki yaklaşık 10-12 günlük sınırlı süreçte temasım olmuştur. Bu süreçte açık kaynaklara dayalı bir sosyal medya analizi çalışması yapılmış, ardından 2019 yılının Eylül ayında İBB’ye yönelik bir adet sunum gerçekleştirilmiş ve bir toplantı yapılmıştır. Bunun dışında yüz yüze herhangi bir görüşmem olmamıştır. Ancak hepimiz insanız; 2025 yılının Mart ayında Sayın Necati Özkan hakkında bazı olumsuz haberler duyduktan sonra kendisine yalnızca insani bir refleksle geçmiş olsun mesajı gönderdim. Bunun haricinde, dosya kayıtlarında da sabit olduğu üzere yaklaşık yedi yıldır Sayın Özkan ile hiçbir irtibatım olmamıştır. Dosya kapsamındaki bu somut veriler açıkça göstermektedir ki; her ne kadar iddianamede suç tarihi olarak 2019-2025 yılları arası gösterilmiş olsa da benim ne Sayın Ekrem İmamoğlu ne de Sayın Necati Özkan ile 2019 yılında gerçekleşen sınırlı temas dışında herhangi bir ilişkim bulunmamaktadır. Teknik deliller de bunu doğrulamaktadır.
"Tamamen hukuka uygun bir sosyal medya çalışması yaptık"
Diğer taraftan, manevi annemin yadigârı olarak gördüğüm ve saygı duyduğum gazeteci Sayın Merdan Yanardağ ile sosyal ilişkiler çerçevesinde son derece seyrek görüştüğüm de yine dosyadaki iletişim kayıtlarında sabittir. Çünkü Türkiye’de çok az zaman geçiren bir insanım. Tekrar belirtmek isterim ki; benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesinin ardından, 'Mamim' diye hitap ettiğim manevi annem merhum Seher Erçili Alaçam’ın yoğun ısrarı neticesinde gerçekleşmiştir, kendisi koyu CHP’liydi ve Sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu. Manevi annemin yoğun ısrarı üzerine, Sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı ve kampanya yöneticisi olan Sayın Necati Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük kısa bir süreçte, tamamen hukuka uygun bir sosyal medya analizi çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma da tamamen gönüllülük esasına dayalıdır; herhangi bir ücret alınmamıştır. Sayın Başkan, bunu özellikle vurgulamak isterim. Manevi annemin ricası üzerine, yurt dışında ortağı olduğum PyQ isimli şirketin teknik personeline, internet üzerindeki açık kaynak verilerine dayalı ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Olayın özü bundan ibarettir. İnternette herkesin erişimine açık veriler üzerinden yapılan bir sosyal medya analizinin, iddianamede siyasi casusluk faaliyeti olarak nitelendirilmesi hem inandırıcılıktan hem de hakikatten son derece uzaktır.
"İhbarcı Alaçam, manevi annem merhum Seher Erçili Alaçam'ın öz oğlu"
Hüseyin Gün, 112'ye ihbarda bulunan kişi Ümit Deniz Alaçam'ın, "manevi annem" olarak tanıttığı merhum Seher Erçili Alaçam’ın öz oğlu olduğunu belirterek, "Uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan ve geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezlerinde tedavi ettirilen bu kişinin; öz annesinin vefatından yaklaşık üç yıl sonra, bana duyduğu yoğun husumet nedeniyle 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak düzmece delillere dayalı bir suç ihbarında bulunması, tamamen asılsız bir kurgu ve iftiradan ibarettir. Beni yaklaşık 20-25 yıldır tanıyan, devletimizin en güzide kurumlarından biri olan ve casuslukla mücadele konusunda son derece yetkin Milli İstihbarat Teşkilatı bugüne kadar hakkımda hiçbir tespitte bulunmamışken, bir kişinin 112’yi arayıp 'casus yakalatmış' olması hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır" dedi.
"Manevi annem" dediği Sun Reklam Ajansı'nın sahibi Seher Erçili Alaçam ile 2004'te bir toplantı sırasında tanıştığını, ilk etapta kendisinden yatırım danışmanlığı talep ettiğini, zaman içerisinde aralarında güven ilişkisinin geliştiğini, ortak işler yaptıklarını anlatan Gün, "Bu mesleki ilişki zamanla anne-oğul ilişkisine dönüştü. Çünkü ben 2000 yılında çok sevdiğim öz annemi kanser nedeniyle kaybetmiş bir insanım ve aramızdaki manevi bağ bu süreçte güçlendi. Merhum manevi annemin öz oğlu Ümit Deniz Alaçam’ın ise üzülerek söylüyorum ki çok sorunlu bir kişilik yapısı vardı. Manevi annem bana 'oğlum', 'üvey oğlum' diye hitap eder, hatta 'Ben seni karnımda değil, yüreğimde doğurdum' derdi. Bu nedenle İstanbul’a geldiğim dönemlerde, kendisinin Sarıyer’deki villasındaki bir odayı kullanmaya başladım" diye konuştu.
Annesine duyduğu derin sevgi ve saygı nedeniyle, travmatik bir kişilik yapısına sahip öz oğlu Alaçam'a gerçek bir ağabey gibi davrandığını söyleyen Gün, zaman içerisinde Alaçam'ın kendisine husumet geliştirdiğini söyledi.
15 Temmuz 2016'da Ankara'ya yaptığı ziyaret
Hüseyin Gün, 15 Temmuz 2016'da Ankara'ya yaptığı ziyaretin, FETÖ’nün darbe girişimiyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını iddia ederek, Sargun Savunma Sistemleri A.Ş. temsilcisi sıfatıyla, Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nda gerçekleştirilecek uluslararası ticari işbirliği toplantısına katılmak üzere aylar öncesinden planlanan bir program kapsamında Ankara’ya gittiğini öne sürdü. Gün, "Bu kayıtların tamamı telefonumda da mevcuttur. Bu kapsamda, NATO Genel Merkezi Siber Güvenlik Hizmetleri ana yüklenicisi olan İtalyan Finmeccanica yetkilileriyle toplantı öncesinde İstanbul’da bir araya geldim. Daha sonra bu kişilerle birlikte 15 Temmuz 2016 tarihinde özel uçakla Ankara’ya geçerek, o dönemki adıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı’ndaki toplantıya iştirak ettim ve aynı gün İstanbul’a döndüm. Savunma Sanayii Müsteşarlığı’ndaki söz konusu randevu, Türkiye savunma sanayiinin önde gelen isimlerinden olan ve 'ağabey' diye hitap ettiğim, aynı zamanda o dönem ortağım olan Latif Aral Aliş tarafından organize edilmiştir. 15 Temmuz günü devletimin bilgisi dahilinde Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na gidip resmi toplantılar yapmış olmamın, hain darbe girişimiyle ilişkilendirilmeye çalışılması son derece tuhaf ve inandırıcılıktan uzaktır" savunmasını yaptı.
Hüseyin Gün, Ümit Deniz Alaçam'ın, annesinin kendisine duyduğu sevgi nedeniyle geçmişten gelen husumet ve kıskançlık taşıdığını, asılsız iftiralarda bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın güvenilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla GBT ve arşiv kayıtlarının dosyaya getirilmesini istedi. Gün, tahliyesine ve yapılacak yargılama sonucunda beraatine karar verilmesini talep etti.
“Kendisine fikirlerimi iletmemden ibarettir"
Duruşmada sanık Hüseyin Gün'ün savunmasını tamamlamasının ardından Mahkeme Başkanı Gün'e, Merdan Yanardağ ile ilgili irtibatını sordu.
Hüseyin Gün, "Kendisini merhum manevi annemin yadigarı olarak gördüğüm, saygı duyduğum, Jön Türk felsefesine sahip bir gazeteci olarak bilirim. Kitaplarını okuduğum biridir. Bir televizyon kanalı sahibi olarak kendisine bağışta bulundum, ancak bu bağış miktarları son derece cüzi rakamlardır. Bir televizyon kanalının yalnızca elektrik faturasını dahi karşılamayacak düzeydedir. Bir yayın kuruluşunun faaliyetlerini bin ya da iki bin dolarla sürdürmesi mümkün değildir. Dolayısıyla yapılan bu bağışların casuslukla nasıl ilişkilendirildiğini açıkçası anlayamıyorum. Sevdiğim ve saygı duyduğum bir insandır, mesele bundan ibarettir" diye konuştu.
Mahkeme Başkanı'nın, "Merdan Yanardağ'ın bir televizyon programına sorular gönderdiğiniz, yönlendirmeye çalıştığınız yönünde iddialar var. Bunlarla ilgili bir şey söylemek istiyor musunuz?" sorusuna Gün, "Benim tanıdığım Sayın Yanardağ, bırakın yönlendirmeyi, talimatla kalem oynatacak bir insan değildir. Aramızdaki yazışmalar yalnızca bir televizyon izleyicisi olarak kendisine fikirlerimi iletmemden ibarettir" yanıtını verdi, yönlendirme iddialarını yalanladı.
Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir de Gün'e, "17 Haziran 2025'te hakkınızda yakalama kararı çıktığı tarih ile 30 Haziran arasındaki süreçte Türkiye’ye hiç giriş yaptınız mı, yoksa yalnızca 30 Haziran’da mı döndünüz?" diye sordu.
Gün, "30 Haziran’da döndüm. O arada sadece bir kez geldim. Haziran başında çıktım, ay sonunda döndüm" dedi.
Etkin pişmanlık soruları
Hüseyin Gün, avukat Demir'in, "Savcılık ifadenizde 'etkin pişmanlık' konusunu Savcılık mı gündeme getirdi? Yoksa siz mi 'ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum' dediniz?" sorusuna "Hatırlayamıyorum" yanıtını verdi.
Avukat Hasan Fehmi Demir'in, "Etkin pişmanlık kapsamında ifade vereceğinizi siz mi söylediniz ve bu ifadenin Sayın İmamoğlu ile ilgili olduğunu belirterek mi bu yola başvurdunuz? Casusluk suçunda etkin pişmanlık yoktur. Sadece örgüt yöneticiliği suçunda vardır. Siz kendiliğinizden mi bunu söylediniz? Emniyette size 'casusluk suçunda etkin pişmanlık olmaz' diyen oldu mu?" sorusunu da yönelttiği Gün, "Ben avukat değilim. Hukuk bilgim yok. Günün sonunda etkin pişmanlığın ne olduğunu da bu süreçte öğrendim" dedi.
Avukat Hasan Fehmi Demir'in, "Ben etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyorum” şeklinde bir başvurunuz veya beyanınız oldu mu?" sorusuna, "SEGBİS sırasında olmadı diye hatırlıyorum" karşılığını veren Gün, avukat Demir'in, "Emniyette? Siz mi talep ettiniz?" sorusu üzerine de "Onu da hatırlamıyorum" yanıtını verdi.
Gün, avukat Demir'in, "Herhangi bir çıkar amaçlı suç örgütüyle irtibatlı mısınız?" sorusuna, "Verdiğim ifadede ne demek istediğimi sizin gibi bilge avukatların anlayacağını düşünüyorum. Sorunun cevabı ifademde mevcut" dedi.
"Fuat Avni hesabının tespiti için emniyete yardım ettim"
Avukat Hasan Fehmi Demir ile sanık Gün arasındaki diyalog şöyle:
Avukat Demir: "2016 yılında, TEM’deki ifadenizde de geçtiği üzere, FETÖ/PDY mensuplarıyla ilgili, özellikle 'Fuat Avni' hesabının tespiti konusunda Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yardım ettiğinizi söylüyorsunuz. Doğru mudur?"
Hüseyin Gün: "Evet."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Bu yardımı sizden kim talep etti?"
Hüseyin Gün: "Hatırlamıyorum."
Avukat Kazım Yiğit Akalın: "Bu yardımla ilgili bir rapor sundunuz mu?"
Hüseyin Gün: "Evet."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Türk Devleti adına size bir yetki belgesi verildiğini de söylediniz. Bu belgeyi kim aracılığıyla aldınız?"
Hüseyin Gün: "O dönem Sayın Fuat Oktay Cumhurbaşkanı Yardımcısı değildi ama evet…"
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Belgeyi bizzat Fuat Oktay’dan mı aldınız?"
Hüseyin Gün: "Hayır."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Peki size bu belge nasıl iletildi? Kimlerle görüştünüz?"
Hüseyin Gün: "Buna şu an cevap vermek istemiyorum."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Savunma Sanayii Müsteşarlığı’ndaki toplantıya katılan kişiler konusunda isim verebilir misiniz? Kimler vardı 2016 Temmuz’undaki toplantıda?"
Hüseyin Gün: "Hafızam iyidir, isim verebilirim ama vermeyeceğim. Ben şirket adına oradaydım. Zaten söz konusu şirket de dünyanın ilk 10 savunma sanayii şirketinden biridir."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Savunma Sanayii Müsteşarlığı’ndan görevliler de toplantıda var mıydı? Bürokratlar yani?"
Hüseyin Gün: "Evet, Savunma Sanayii Müsteşarlığı görevlileri vardı."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Avrupa’daki Fethullahçı yapılanmaların tespiti amacıyla devlet adına yürütülen çalışmalarda cebinizden yaklaşık 1,5 milyon avro harcandığını ima ettiniz ya da ben öyle anladım. Bu doğru mudur?"
Hüseyin Gün: "Bunların hepsi MASAK raporlarında mevcut. Hepsi tespit edilebilir. Benim burada ne söylediğimden çok, delil ve kanıt önemlidir. Zaten birazdan Sayın Mahkeme’ye o yetki belgesini de sunacağım."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Son bir şey soracağım. Kamuoyunda bilinen bir fotoğraf var, İbrahim Kalın, Nursuna Memecan ve bazı isimlerle birlikte Lordlar Kamarası’nda çekilmiş bir fotoğraf. O toplantıyı siz mi organize etmiştiniz?"
Hüseyin Gün: "Evet."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Bu kişilerle önceden tanışıyor muydunuz, görüşüyor muydunuz?"
Hüseyin Gün: "Hayır. Dediğim gibi Hasan Bey; benim için önemli olan Türk Devleti ve Türk Devleti’nin ulvi çıkarlarıdır. Ben Türk Milleti’nin kimi seçtiğine, benim oy verip vermediğime bakmam. Seçilmiş kişilere saygı duyarım; devletimin ve devletimin yüksek çıkarlarının yanında olurum."
Avukat Hasan Fehmi Demir: "Ben de öyle düşünüyorum. O dönem yürüttüğünüz çabalar, Fethullahçıların tespiti, 'Fuat Avni' hesabının deşifresi gibi çalışmalar, devlet adına yürütülen faaliyetlerdi diyorsunuz. Sonra bugün tam tersi bir suçlamayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Acaba bu bir Fethullahçı manevrası mı, yoksa siz gerçekten devlet adına çalışmadınız mı? Ben o yüzden soruyorum."
Hüseyin Gün: "Bunun 2010’daki toplantıyla ilgisi yok. Ama günün sonunda devlet adına çalışıp çalışmadığımı zaten devletimiz biliyor. İnsan kafasına göre bu tür işlere giremez. Yetki belgesi dahilinde yürütülen süreçlerdi bunlar."
İmamoğlu'ndan basına: "Çok iyiyiz, böyle kötü şeylerle uğraşıyoruz"
Duruşmaya ara verildi. Ekrem İmamoğlu, salondan ayrılırken izleyicilere ve basın mensuplarına, "Çok iyiyiz, böyle kötü şeylerle uğraşıyoruz. İyi ki varsınız. Utanç verici ama böyle işte.. Gördünüz, sıfatlar bitiyor tek tek, ne yapacaksın…” diye seslendi.
İlk gün sona erdi
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasının birinci günü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görüldü.
İlk gün Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmaları ve çapraz sorgusu tamamlandı. Yarın duruşma gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla devam edecek.
ANKA