CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 28. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında görevden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıkmıştı.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Tutuklu sanıklar jandarma eşliğinde salona getirilirken, izleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu ve Mehmet Pehlivan salona getirildiği sırada, tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı.
Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Ekrem başkan onurumuzdur" şeklinde seslendi.
İtrafçı Adem Soytekin'in "savunma sırasının öne alınma" talebi kabul edilmişti
Duruşma, saat 10.59’da etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Adem Soytekin’in savunmasıyla başladı.
Soytekin’in mahkemeye dilekçe sunarak, "Birçok kez ifade vererek dosyanın aydınlatılmasına katkı sundum. Gerginlik nedeniyle duruşmalara katılmakta zorlanıyorum" dediği öğrenilmişti. Soytekin bu nedenle savunma sırasının öne alınmasını talep etmişti.
Mahkeme heyeti, dün, savunmaların alınması için hazırlanan listede 105. sırada bulunan Adem Soytekin'in, "savunmasının öne alınması" talebini kabul ettiklerini açıkladı.
İtirafçı Adem Soytekin: Ben verdiğim ifadenin hiçbir aşamasında baskıyla ya da ‘şunu imzala, evine git’ gibi bir söylemle karşılaşmadım
Soytekin, savunmasında, etkin pişmanlık ifadesindeki “baskı” iddialarını reddederek, şunları kaydetti:
Sayın Başkan, sayın heyet; eylemlere geçmeden önce bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum ki bu konu benim açımdan çok önemlidir. Şöyle ki; 'etkin pişmanlık yapan iftiracıdır, yalancıdır, iftira atıyor' ya da 'önüne konan önceden hazırlanmış belgeleri imzalayarak tahliye edildi, baskı altında ifade verdi' şeklindeki söylemleri kendi adıma kesin bir dille reddediyorum. Çünkü ben aldığım ifadenin hiçbir aşamasında baskıyla ya da 'şunu imzala, evine git' gibi bir söylemle karşılaşmadım. Peki, 'Ben neden etkin pişmanlık yaptım?' sorusuna gelirsek: Suç işlemediğimi anlatabilmek, eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa bu örgütün içindeysem 'pişmanım' demek için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandım. Peki, etkin pişmanlık yapmasaydım ne olacaktı? Zaman zaman bu soruyu ben de kendime sordum ve cevabını savunmamın sonunda vereceğim.
Soytekin, etkin pişmanlık sürecini anlattı: Rüşvet iddiaları beni aşırı derecede rahatsız ediyordu
Ben, 19 Mart günü sabah saat 05.00 veya 06.00'da bir şafak baskınıyla gözaltına alınmadım; çünkü polisler beni evimde bulamamıştı. Ben, trafik durumundan kaynaklı olarak sabah erken saatlerde şantiyeleri gezen biriyim. 19 Mart sabahı Tuzla şantiyesine gitmiştim. Sabah saat 07.00'de beni telefonla arayan Mali Şube polisleriyle bir saat sonra Zeytinburnu'nda buluştuk ve gözaltına alındım. Sonrasında dört gün Vatan Emniyet'te kaldım ve tutuklandım. Önce Silivri, sonra Tekirdağ Cezaevi'ne gönderildim. Nisan sonu mayıs başı gibiydi; dosyada ifade veren bazı Beylikdüzü müteahhitlerinin beyanları basında yer almaya başladı. Bu müteahhitler, 'Şu kadar rüşvet verdim; parayı Fatih Keleş'e, daire ve dükkanları ise Adem Soytekin’e verdim' şeklinde ifadeler veriyorlardı. Bu durum, beni aşırı derecede rahatsız etti. Bunun üzerine, o dönem vekaletli avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındakilerle irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla durumun izah edilmesini istedim.
"Yaptığım işlerin bedellerinin rüşvet olarak yansıtılması ve yalnız bırakılmam üzerine, etkin pişmanlık sürecine başladım”
Basında bu şekilde çıkan haberlerde, bazı müteahhitlerin belediyeye yaptığım işlerin hak edişi olarak bana verdikleri çek ve taşınmazları 'rüşvet' olarak nitelendirdiklerini, bunun gerçeği yansıtmadığını ve beni çok rahatsız ettiğini belirttim. Durumun böyle olmadığını en iyi belediye yetkililerinin bildiğini, gerekirse tüm belgeleri, faturaları ve belediyeyle olan cari tablomuzu kendilerine gönderebileceğimizi ilettim. Bu konuda ivedi olarak açıklama yapmaları gerektiğini söyledim; çünkü böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu nezdinde doğru yerde konumlandıracaktı. Gerçek zaten buydu; onlardan olmayan bir şeyi söylemelerini istememişimdir. Ancak Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünü ve böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Nedenini sorduğumda sadece yapılmayacağını yineledi. Ben de bunun üzerine, 'Madem öyle, tüm bunları kendim açıklarım' dedim. Hatta kendisi, 'Etkin pişmanlık yapacaksan senin savunmanı üstlenmem' dedi. İşte etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin hak edişleri olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından yalnız bırakılmam üzerine, kendimi ailemle ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla etkin pişmanlık sürecine başladım.
Bu süreçte aldığımız tüm ödemeler, Eylem 11'de bahsi geçen kamu adına yaptığımız yapılara istinaden tahakkuk eden hak edişlerimize ilişkindir. Kamu mülkiyetinde bulunan bu yapıların inşasında hiçbir şekilde kamu kaynağı kullanılmamış, ödemeler tarafımıza yönlendirilen firmalar üzerinden yapılmıştır. Yine belirttiğim gibi; bu ödemelerin hangi amaçla yapıldığını ve neyin karşılığı olduğunu bilmemekteyim. Müşteki beyanlarından anlaşılacağı üzere, aramızda herhangi bir tanışıklık yoktur. Tanımadığım kişilerin belediye ile arasındaki anlaşma sürecini bilmem mümkün değildir. Ben kamu görevlisi değilim; sadece işini yapan ve hak edişini alan bir müteahhidim. Tüm durumum bundan ibarettir.
“Ben Ali Kurt’la hiçbir dönemde satın alma sürecinde araç konuşmadım”
Ali Kurt, savunmasında çok kez tekrarladı, defalarca 'Adem Soytekin’in ifadesinden sonra tutuklandım' dedi. Ama bu doğru değil. Dosyayı gerçekten okuyan biri böyle bir şey söylemez. Bu iddianame açıklandıktan sonra dosyayı baştan sona inceledik. Eylem 28’in eklerinde, benim çalışanlarım hakkında 26 Mayıs 2025 tarihli savcılık sevk yazısı var. Ekranda da görüldüğü gibi, bu yazıda açıkça ne yazıyor? 'KİPTAŞ’a verilen rüşvete aracılık etme.' Tarih 26 Mayıs. O tarihte ben ifade vermiş miyim? Hayır. Ne ben ifade vermişim ne çalışanlarım ifade vermiş. Herkes gözaltında. Ali Kurt da gözaltında.
Yani ortada benim beyanım yokken savcılık zaten durumdan haberdar ve suçlamayı kurmuş. Bu yüzden Murat Erenler’i, 'KİPTAŞ’a verilen rüşvete aracılık etme' suç şüphesiyle tutuklamış. Ben 16 Haziran 2025'te, bu tutuklamadan 20-21 gün sonra etkin pişmanlık ifadesi veriyorum; kapsamlı ifade veriyoruz. Orada bana bu iddia soruluyor, ben de bildiğim ne varsa açıkça, şeffaflıkla anlatıyorum. Şimdi ben ifade verdiğim gün Ali Kurt 20 gündür tutuklu. Ali Bey tutuklandıktan sonra örgüt dosyasından nasıl oluyor da tahliye olmuyor? Buradaki pek çok kişinin söylediklerinden biliyorum ben de; hani etkin pişmanlık... Ali Kurt Bey etkin pişmanlığa gitmiş de savcı bey kendisine, 'Ya senin hakkında Adem’in iddiaları var, dolayısıyla seni bırakamayız' mı demiş?
Ya da ben, Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ndeyken Ali Kurt benim yüzümden nasıl tutuklanmış? Yani ben şöyle mi demeliyim: Eğer bir isnat veya iddia ortaya koyacaksak, ben de başkasının yüzünden tutuklandım. Benim ikinci kez tutuklanmamda mesela Veysel Erçelik, Mustafa Keleş, Dursun Keleş’in ortak, birbirlerini doğrulayan ifadeleri ve bazı şeyler vardı. Ben bunu hiçbir zaman dillendirmedim. Herkes gelecek burada anlatacak; biz de iki kelam etmemiz gerekiyorsa iki kelam ederiz.
Ben o süreçte Ali Kurt’la asla görüşmedim. Ali Kurt bana 'Bir araba al' falan demedi. Tamamen ifademde açık ve net belirttiğim gibi, bunu ortağım Erdal Tokmakçı demiştir. Yani Erdal Tokmakçı dedi. Deseniz ki bana, 'Sen Ali’nin Erdal’a söylediğini duydun mu?' Hayır, duymadım, görmedim. Ama bu 'duymadım, görmedim' diye akşam bazı havuz medya tarafında manşet olmasın. Yani Ali Kurt hakkında ifademde belirttiğim neyse, noktası virgülüne aynıdır.
"Mehmet Pehlivan, söylediklerimin tamamen yalan olduğunu söylüyor. Ama gerçek öyle değil”
Mehmet Pehlivan çıkmış, benim söylediklerimin tamamen yalan olduğunu söylüyor; hatta işi ileriye götürüp 'hayal ürünü toplantı' diyor. Ama gerçek öyle değil. O toplantı hayal falan değil, bal gibi de yapılmış. Bunu ben değil, kendi tarafları söylüyor. Dahası var; en son tutukluluk incelemesinde kendi vekilleri çıkıp 'Evet, bu toplantı yapıldı' diyor, üstüne bir de organizasyonu benim yaptığımı söylüyorlar. Beni yönetici yazdılar ya, muhtemelen o yüzündendir. Hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de kendi avukatların 'Toplantı yapıldı' diyecek. Bu nasıl iş? Gerçek ortada. İstediğiniz kadar inkâr edin Mehmet Bey; dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorsunuz.
Ben 16 Haziran 2025 tarihli ifademde ne söylediysem açıkça arkasındayım. Mehmet Pehlivan’ın yanımda telefonla konuştuğunu, sonrasında gelip Ali Nuhoğlu ile görüştüğünü ve ona tedbir geldiğini söylediğini anlattım. Üstelik konuşmanın detayını dinlediğimi de özellikle belirttim.
Şimdi Ali Nuhoğlu’nun 20 Haziran 2025 tarihli ifadesine bakıyoruz. Diyor ki: 'Mehmet Pehlivan’la 4-5 kez görüştüm. Bana mal varlığına tedbir konulup konulmadığını sordu. Bu görüşme operasyondan kısa bir süre önce oldu.' Ne tesadüf. Burada çelişki nerede? Tam tersine, benim söylediğim şey birebir doğrulanıyor. Buna rağmen çıkıp 'yalan' diyorsunuz. Kusura bakmayın, ortada yalan yok; sizin görmezden geldiğiniz bir gerçek var.
Eğer ortada bir yalan olacaksa bu benim sözümde değil; bizzat Ali Nuhoğlu’nun kendi beyanıyla anlamlandırılır. Bu dosyada tartışılması gereken asıl mesele şudur: Toplantı yapıldı mı, yapılmadı mı? Mehmet Pehlivan orada var mıydı, yok muydu? Gerçek, net anlatımlarla ortadadır. İftira falan yok; doğrulanmış bir gerçek var ve ne kadar inkâr edilirse edilsin bu değişmez.
"İddiayı Mehmet Şahin'den öğrendim"
Bir diğer iddia, İBB soruşturmasını Mehmet Şahin’den öğrendiğimdir. Mehmet Şahin’in 29 Nisan 2025 tarihli ifadesi bu konuyu açıkça ortaya koyuyor. Ne diyor? 5 Şubat 2025 tarihli kayıtlı görüşme, iddia edildiği gibi bu dosyayla ilgili değil; Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen tamamen ayrı bir soruşturmaya aittir. Mehmet Şahin de bunu açıkça söylüyor: Ruskan İnşaat ile yaşadığı şahsi bir mesele nedeniyle ismimin geçtiğini duyduğunu, bu yüzden beni arayıp sadece bilgi verdiğini anlatıyor. Bunun dışında aramızda bir konuşma olmadığını da net bir şekilde ifade ediyor.
Ruskan İnşaat kimdir? Eylem 11’in müştekilerinden olan Uğur Güngör’dür. Yani Mehmet Şahin’in Uğur Güngör ile bir problemi var. O tarihte ne oluyor? Yargıtay’daki Eylem 11 dosyası Büyükçekmece Adliyesi’ne iade ediliyor ve orada benim adım geçiyor. Bu kadar açık bir beyan varken, bu görüşmeyi alıp mevcut dosyayla ilişkilendirmek gerçekle bağdaşmaz; bu açıkça konuyu saptırmaktır.
Ben, 5 Şubat 2025 tarihindeki görüşmeden hemen sonra, Mehmet Pehlivan’ın yönlendirmesi üzerine 6 Şubat 2025 tarihinde Avukat Onur Büyükhatipoğlu’na vekâlet veriyorum. Bu da sürecin hangi dosyaya ilişkin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Şunu en başta net söyleyeyim: Onur Büyükhatipoğlu’na ilk vekâletimi 6 Şubat 2025 tarihinde verdim. Öncesinde kendisine verilmiş tek bir vekâletim yoktur. Bu konuyu etkin pişmanlık ifademde de anlattım. Buna rağmen aksi konuşuluyorsa, bu ya dosyayı okumamaktır ya da gerçeği bilerek çarpıtmaktır. 2014 yılında verdiğim vekâlet; YTP Hukuk Ofisi’ndeki Avukat Yenal Küçükşengün, Avukat Turan Taşkın Özer, Avukat Ceren Güven ve Avukat Tuğba Kurt’a verilmiştir. Şirket isim değişikliği nedeniyle 2018’de verdiğim vekâlet de yine aynı ofisteki bazı avukatlara aittir; içinde yine Onur Büyükhatipoğlu yoktur. Bu durum belgeli ve çok nettir. Şimdi kalkıp bu avukatların kendi aralarında yaptıkları tevkil işlemini bana mal etmeye çalışmak en hafif tabiriyle zorlamadır.
"Laf kalabalığı"
Benim birçok şirketim ve farklı şehirlerde onlarca davam var. Vekâletli avukatlarım, bu davalara temsil yoluyla başka avukatları sokabilir. Bu mantıkla hareket edersek, o duruşmaya giren herkes benim doğrudan vekâlet verdiğim avukat mı oluyor? Bir avukatın başka bir avukata yetki vermesi, benim o kişiye doğrudan vekâlet verdiğim anlamına gelmez. Onur Büyükhatipoğlu’nun benim bilgim dışında bir duruşmaya katılmış olması üzerinden 'önceden vekâlet vardı' demek laf kalabalığıdır. Ayrıca şirketlerime ait bir duruşma tutanağının Mehmet Pehlivan tarafından dosyaya nasıl sokulduğu da ayrı bir sorundur. Bu tutanağa nasıl erişilmiştir? Bu durum, kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi meselesini gündeme getirir. Bu konuda şikâyet hakkımı saklı tutuyorum. Sonuç olarak, vekâlet ilişkimiz 6 Şubat 2025 tarihinde başlamıştır. Aksini söylemek ciddiyetle bağdaşmaz. Onur Büyükhatipoğlu ifadesinde, onu şirkete almak istediğimi ancak kabul etmediğini beyan etmiştir. Şirketlerimin bugüne kadar binin üzerinde davası olmuştur ama bir tanesi dahi ceza davası değildir. Kendisi cezacı olduğunu söylüyor; bu da durumu yeterince açıklamaktadır.
Duruşmada, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Soytekin’in savunması dinlendi. Ardından duruşmaya bir saat ara verildi. Aradan sonra salona getirilen İmamoğlu, duruşmayı takip etmeye gelen sanatçı İlyas Salman’ı görünce, "İlyas abim, hoş geldin. Ellerinizden öpüyorum" diye seslendi. Salman da yanıt olarak "Umudumuz seninle" dedi.
Mahkeme Başkanı’ndan Soytekin’e: Adem, seninle diyalogda zorlanıyoruz
Savunmasını tamamlayan Soytekin’e, Mahkeme Başkanı ve duruşma savcısı sorular yöneltti. Mahkeme Başkanı, Soytekin’e daha önce verdiği etkin pişmanlık ifadelerindeki iddialarını sorarak ayrıntılandırmasını istedi. Soytekin, yanıtlarında net cevaplar veremeyip, "bu konuya çalışmadım", "hatırlamıyorum", "şimdi ismini vermek istemediğim biri söyledi" şeklinde konuştu.
Mahkeme Başkanı, hatırlatma yapması için önceki beyanlarını okuduğunda, "Doğru" şeklinde yanıtlayan Soytekin, ayrıntılandırması istendiğinde önceki beyanlarını tekrarlayamadı. Mahkeme Başkanı bunun üzerine “Adem, seninle diyalogda zorlanıyoruz” dedi. Soytekin ise “10 ay önce ifade verdim şimdi bir kelime farklı söylesem akşam şu şöyle, bu böyle yazacaklar” dedi. Mahkeme Başkanı “Anlattıklarını mahkeme değerlendirecek sen ne yazılacağına bakma. Doğru bir tanedir, sen bildiğini anlat” şeklinde konuştu.
Soytekin: Ben sorulan bir şablon soru üzerine bunu söyledim, bu çok hayalperest olurdu zaten
Sonrasında duruşma savcısı söz aldı. Savcı, Soytekin'in, "Ekrem İmamoğlu tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince başlayan öncelik hedef olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonrasında da Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan, Beylikdüzü'nde temelleri atılıp İstanbul'un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısını ve faaliyetleri hakkında bildiğim, gördüğüm ve dahil olduğum tüm olayları anlatarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istiyorum" beyanını hatırlatarak, bunu ayrıntılandırmasını istedi.
Soytekin ise "Ben sorulan bir şablon soru üzerine bunu söyledim, yoksa ben nereden bileyim 2014’te Beylikdüzü’nde bir örgüt kurulmuş sonra Türkiye’yi ele geçirecekmiş… Bu çok hayalperest olurdu zaten" diye cevapladı. Salonda bulunanlar bu cevabı şaşkınlıkla karşıladı.
"Ankara’da emek ve hak mücadelesi veren tüm madencilere buradan selam gönderiyorum"
Ardından sanıklardan ilk olarak Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, "Sayın Başkan, Sayın Heyet, öncelikle Ankara’da emek ve hak mücadelesi veren tüm madencilere buradan selam gönderiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde ifade edilen o 'birinci vazife' sorumluluğunu en üst düzeyde taşıyan Akbelen’deki Esra’yı da selamlıyorum. Zeytin ağacını ve tarım alanlarını korumanın, vatanı korumak kadar kutsal olduğunu hatırlatıyorum. Ellerinin kelepçelenerek hapse götürülmesini kınıyorum. Esra’nın özgür olması gerekirken kelepçeyle götürülmesine ilişkin yapılan yanlış işlemin düzeltilmesini umuyorum" dedi.
Soytekin’e sorular yönelten Ekrem İmamoğlu ile Soytekin arasında geçen diyalog şöyle:
İmamoğlu: "Sayın Başkan, Sayın Heyet, elbette kolay bir süreçten geçmiyoruz. Sizin için de zor, bizim için de zor ve alışılmadık bir dava. Süreç meşakkatli ve engebeli şekilde ilerliyor. Ben kendi adıma, sizin yargılamayı en doğru ve en sağlıklı şekilde yapabilmeniz için, hem bir vatandaş olarak hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 15,5 milyon insanın oyuyla aday olmuş bir cumhurbaşkanı adayı olarak elimden gelen tüm gayreti göstererek adil yargılama sürecinize katkı sunmayı bir vatan hizmeti olarak görüyorum. Bunları ifade ettikten sonra Sayın Adem Soytekin… Size de kolay gelsin… Şimdi, 2008 yılından itibaren firmamla ticaret yaptınız. İlk ticaretimizde ben siyasette değildim, birlikte başladık. Sonrasında siyasi dönemde de sürdü. Ben yaklaşık 3 bine yakın konut, 500’e yakın iş yeri ve 200’e yakın villa yapmış bir iş insanıyım. Yani bu işin içini, damarını bilirim. Dolayısıyla benimle yapılan her ticarette kuruşuna kadar hassas davranmış bir iş insanıyım. 2008’den, 2020’li yıllara kadar İmamoğlu İnşaat ile yaptığınız ticaret kapsamında, karşılığını almadığınız tek bir işlem oldu mu?"
Adem Soytekin: "Hayır. Yaptığım tüm ticaretin karşılığını aldım."
Ekrem İmamoğlu: "Bunu sorma ihtiyacı hissediyorum. Çünkü kısa bir görüşmemiz olmuştu. Zaten uzun görüşmelerimiz olmamıştır, bunu siz de biliyorsunuz. Bir görüşmemizde Tuncay Bey’le birlikte geldiniz ve reel bir ticari süreci anlattınız. Arsa payı ödeneceğini, bir arsa hissesi satın alınıp payının ödeneceğini, kalan kısımda ise inşaat maliyetini karşılayarak Topkapı’daki projeden yer alınacağını ifade ettiniz. Ben de Tuncay Bey’e 'Ödeyebilecek misiniz?' diye sordum. 'Ödeyeceğiz, zorlanırsak satabileceğimiz gayrimenkullerimiz var' dedi. SSB firması üzerinden bu şekilde bir protokol yapıldı. Bildiğim kadarıyla arsayla ilgili peşinat ödendi; sonraki ödemelerde de bir miktar ödeme yapıldı ancak süreçte zorluk yaşandı ve o şekilde kaldı. Bu anlattığım, reel bir ticaret midir ve bu şekilde mi gerçekleşmiştir?"
Adem Soytekin: "Evet, bu bir reel ticarettir. Biz Tuncay’la mahsuplaşarak, yaptığımız işlerle ve gayrimenkullerle ilgili hesabı kapattık. SSB’nin bize bir borcu yoktur."
Ekrem İmamoğlu: "Tamam, teşekkür ederim. Son sorum da şu, Sayın Hakim, Sayın Heyet. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçekten burada bazı şeyleri anlamakta ve tarif etmekte zorlanıyorum. 19 Mart ile 23 Mart arasında çok sıkıntılı 5 gün yaşadık. Bu süreç, iddia makamı tarafından bize yaşatıldı. Bu beş gün kolay değildi; aç ve susuz geçen bir süreçti. İlk gün ramazan ayı nedeniyle çok hissedilmedi, ancak sonrasında ağır şekilde hissedildi. Allah kimsenin başına vermesin; bu bir eziyetti, bir işkenceydi ve bu işkence bir rutine dönüştürüldü.
Bu sürecin ardından Çağlayan Adliyesi’nin bodrumunda da benzer bir muamele yaşadık. Daha sonra yukarı çıkarıldık. Orada, sonradan ismini öğrendiğim savcı Cahit Cihat Sarı, içeri girer girmez bir ses kaydından söz etti. Küfürlü, sinkaflı ifadeler kullandı ve hakaret etti.
Bu durumu anlatıyorum çünkü iki olay yaşadım. Birini daha önce söylemiştim, şimdi detaylandırıyorum. İfademi verdikten sonra bana şöyle dedi: 'Sayın Başkan, sizi bugün biz yargılıyoruz. Yarın siz cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz; biz de o tarafa geçeriz. O zaman siz bizi yargılarsınız.' Bu ifadeleri kullanan savcı, şu anda Adalet Bakanlığı Personel İşleri Genel Müdürü yapılmıştır.
Bu kişi, bu ifadeleri kullandıktan sonra ben şaşkınlıkla avukatlarıma döndüm ve 'Kime söylüyor?' diye sordum. 'Bizden önce ifade veren Adem Bey’e söylüyor' dediler. Ben de 'Bunları bana niye söylüyorsunuz?' dedim. 'Ses kaydı var, milyon dolarlar verilmiş, ben ayarlanmışım...' gibi ifadeler kullandı. Şimdi soruyorum, bu savcı size de bu şekilde sinkaflı konuştu mu? Ya da size bu ses kaydından bahsetti mi?
Adem Soytekin: "Ben hiçbir bant kaydı duymadım. Bana karşı böyle sinkaflı bir konuşma da olmadı. Her gittiğimde sadece yemek ısmarladı. İlk başta, benim için Ankara’dan arayan bir siyasiyle yaşadığı bir tartışmadan söz etmişti."
Ekrem İmamoğlu: "Peki, size herhangi bir tape ya da ses kaydından bahsetmedi mi?"
Adem Soytekin: "Hayır, bahsetmedi."
Ekrem İmamoğlu: "O hâlde demek ki benim huzurumda size küfretmiş oldu ve avukatlarımın huzurunda gerçekleşti bu durum. Teşekkür ederim."
Duruşma, Soytekin'in çapraz sorgusuyla devam ediyor.
ANKA