DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ziyareti sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Görüşmede hem Türkiye’nin iç gündeminin hem de bölgesel ve küresel gelişmelerin ele alındığını belirten Hatimoğulları, özellikle ekonomik kriz, savaş riski ve demokratikleşme başlıklarının öne çıktığını ifade etti.
Ekonomik kriz ve savaşın etkileri
Hatimoğulları konuşmasında Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin savaşla birlikte daha da ağırlaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
Hem Türkiye’yi hem Orta Doğu bölgesini, dünya siyasi ve ekonomik gelişmelerini, toplumsal gelişmeleri; hepsini detaylı bir biçimde değerlendirme fırsatımız oldu. Türkiye'de çok derin bir ekonomik kriz var. Bugün konuştuğumuz en temel başlıklardan biri buydu. Bu kriz, İran savaşı başlamadan önce başlamış olan son derece derin bir krizdir. Bugün bu ülkede insanlar açlıktan ve yoksulluktan ölüyor. Çocuklar yataklarına aç giriyor. Aileleri, o çocukların beslenme çantalarına bir sütü, bir suyu dahi koyamıyor. Bugün bu ülkede 17 milyona yakın emekli var ve emekliler açlık sınırının altında maaş alıyor.
Milyonlarca asgari ücretli, açlık sınırının altındaki maaşla hem kira ödeyecek, hem çocuk okutacak, hem de yemek yiyecek, beslenecek, barınacak. Bu mümkün değil. Türkiye zaten son derece derin bir ekonomik krizin içinde. Savaş da bunun cabası. Savaş, bu derin ekonomik krizi daha da derinleştirmiş durumdadır.
Sayın Genel Başkan değerlendirdi, bizler de grup toplantılarımızda defaatle değerlendirdik ve en son grup toplantımızda da acil atılması gereken adımlar hususunda önerilerimizi sunduk. İktidar, muhalefetin önerilerini önemle ele almalı, dikkate almalı ve hayata geçirmelidir. Bugün savaşın da müsebbibi olduğu petrol fiyatlarının tavan yapmış olması nedeniyle pahalı olan sadece arabaların depolarına doldurulan benzin ve mazot değildir. Bunun yansımasının iğneden ipliğe her şeye zam şeklinde olduğunu zaten biliyoruz. Dolayısıyla bu konuda acil adımlar atılmalıdır. İnsanların gıdaya, sebzeye rahat ulaşabilmesini sağlamak için somut adımlar mutlaka atılmalıdır. Ve değerli arkadaşlar, savaş sadece İran’la sınırlı kalmadı. Bugün Lübnan’da da savaştan bahsetmek gerekiyor. Adeta sıcak savaş bugün, tıpkı İran’da nasıl devam ediyorsa, İsrail’de nasıl devam ediyorsa, Lübnan da bu denklemin içine katılmış durumda. Bu denklemin içine Irak’ın katılması isteniyor. Çevre ülkelerin katılması isteniyor. Bu savaşın bir an önce sona ermemesi durumunda körfez ülkelerinin de boylu boyunca bu denklemin içine girmesi an meselesidir. Dolayısıyla etrafımızı savaş yangını sarmış durumda. Türkiye’nin etrafını da savaş yangını sarmış durumda ve bununla ilgili acil önlemler alınmalıdır.
Yargı tartışmaları ve muhalefete yönelik baskılar
Hatimoğulları, konuşmasının devamında muhalefete yönelik yargı baskısı iddialarına da değinerek şu değerlendirmeyi yaptı:
Küresel düzeyde alınması gerektiği gibi bölgesel düzeyde de önlemler alınmalı ve Türkiye’de mevcut olan iktidar bu savaşın bitirilmesi için elinden gelen her türlü çabanın içinde olmalıdır. Bizler bunu yapıyoruz. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Ve değerli arkadaşlar, bu gelişmeler şakaya gelmiyor. Füzeler insanları katlediyor. Çocukları katlediyor. Bakın, bir okulda patlayan bir füze en az yüz yetmiş beş çocuğu katletti ve yüzlerce çocuğu yaraladı. Aynı füzeler bizim sofralarımızda da patlıyor. Bugün Sayın Genel Başkanla bunları uzun uzadıya değerlendirdik. Savaşın aynı zamanda soframıza yansımasını da uzun uzadıya değerlendirdik. Ve biz savaşa hayır derken, bir yandan insanların ölümüne hayır diyoruz, bir yandan da insanların açlığına hayır diyoruz.
Bu dönem makamların birbiriyle yarışacağı bir dönem değil. Bu dönem soframıza, evimize düşen ateşi söndürmek için ortak ve hızlı adımların atılması gereken bir dönemdir.Dünya böyle bir savaşla, küresel ölçekte bir savaşla ve küresel yoksullukla mücadele ederken Türkiye’deki gündeme dönüp baktığımızda, muhalefete yönelik bitmek bilmeyen baskıların yoğun bir biçimde devam ettiğine tanıklık ediyoruz. Bakın, savaşın ateşi etrafımızda, milyonlar aç; peki iktidar kiminle uğraşıyor? Muhalefeti zayıflatmakla uğraşıyor. Muhalefeti yargı yoluyla zayıflatma peşindeler. Baskıyla zayıflatma peşindeler. Muhalefetin içindeki dayanışmayı bölme peşindeler. Yargıyı, muhalefetin üzerinde demokrasinin kılıcı gibi sallandırmaya da devam ediyorlar. Yargı krizi bir demokrasi krizidir. Suç iddiaları varsa, seçilmişlerin hepsi yerli yerinde duruyor. Görevlerinin başında duruyorlar. Seçilmişler kesinlikle, defaatle ifade ettik, seçilmişler istisnasız bir şekilde yargılanmalıdır. Ve bugün başta Sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere bütün seçilmiş belediye başkanları serbest bırakılmalıdır. Kayyımlar ortadan kaldırılmalıdır. Seçilmiş belediye eş başkanları ve belediye başkanları hızla görevlerine iade edilmelidir.
Barış süreci ve demokratikleşme vurgusu
Hatimoğulları, açıklamasında demokratikleşme süreci, barış tartışmaları ve seçim güvenliği konularına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:
Aynı şekilde, memleketim Hatay’ın milletvekili olan sevgili Can Atalay’ın hapiste tutulması şu anda bir anayasal suçtur. AYM kararına rağmen hâlâ hapishanede tutulması bir suçtur. Halkın iradesini yok saymaktır. Seçilmişi yok saymaktır. Ve bugün demokrasinin karşı karşıya kaldığı en önemli tehlike, olmazsa olmaz olan seçme ve seçilme hakkının yurttaşın elinden alınmasıdır. Böyle bir uygulamayla karşı karşıyayız ve bu uygulama derhal bitirilmelidir. CHP belediyelerine yönelik sistematik operasyonlar hukuki değil, siyasidir. Siyaseti dizayn etme hamleleridir ve biz DEM Parti olarak başından beri bunun karşısında olduğumuzu belirtmek isterim. Yargı, iktidarın vesayetinden derhal kurtulmalıdır. Baskılara karşı daha güçlü bir mücadele ve daha güçlü bir dayanışmanın örneklerini hep beraber sergilemenin zamanıdır.
Ve değerli arkadaşlar, yine bugün bizlerin de DEM Parti olarak ve Türkiye'nin gündemi açısından çok temel gündemlerden biri olan bir konuyu daha konuştuk. O da süreç meselesi.
Biliyorsunuz geçtiğimiz senenin 27 Şubat’ında Sayın Öcalan’ın çağrısıyla barış ve demokratik toplum süreci başladı ve bu süreçle ilgili bugüne kadar atılan adımlar, nerede eksik kalındı, ne yapılabilir bu konuda, bütün bunları hep birlikte değerlendirdik. Bakın baştan beri bu süreçte bir yavaşlıkla bu sürecin ilerletilmeye çalışıldığını ve aslında ilerletilmediğinin altını biz her fırsatta çizdik. Evet bir komisyon oluştu. Bu komisyon görevini tamamladı ve parlamentoya raporunu sundu. Şimdi yapılması gereken hukuki ve yasal düzenlemelerle ilgili hızlıca paketlerin çalışılması, hızlıca bir çerçeve yasanın üzerinde emek verilmesi ama hala bu konuda atılmış bir somut adım yok ve bu konuda elbette iktidar partisi de partisi ve ortağı elbette hepimizden daha sorumlu. Çünkü şu anda meclis çoğunluğu ellerinde ve bu yasanın getirilmesi kendi inisiyatifleriyle, kendi ön açıcılıklarıyla mümkündür. Dolayısıyla biz buradan bir kez daha iktidara sesleniyoruz ve devlet aklına sesleniyoruz. Bu süreç İran'daki gelişmelerin izlemek ve İran'daki gelişmelerin bir fren görevi görmesini sağlaması gerektiren bir süreç değil. Tam da bu kadar ekonomik yoksulluktan bahsederken tam da savaşın bizim sınırlarımıza dayandığı ve her yerin ateşin sardığı bir dönemde barışı başta ülkemiz olmak üzere bölgede tesis edebilmenin yolu bu konuda somut adım atmakla mümkündür ve tam da zamanı gecikme zamanı değildir. Bu süreçte ve bu süreç AKP DEM Parti arasına sıkıştırılmış bir diyalog ve görüşme süreci değil 86 milyonun demokrasisinin mümkün olmasıyla gerçekleşecek bir süreçtir. Bu sürecin başarısı ana muhalefet partisi ve bütün siyasi partiler, bütün toplumsal öznelerin ortak tavrıyla da mümkündür. Bu konuda ben başından beri bizlerle dayanışma içinde olan ve bu sürecin başından beri destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve özel olarak Sayın Özgür Özel'e ve Ekrem İmamoğlu'na partimiz adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Gerçekten başından beri bu süreci büyük bir samimiyetle desteklediler. Ama daha fazla şey yapmamız gerekiyor. Bu süreci ilerletmemiz gerekiyor. Bu sürecin ilerletilmesi için yine bahsettiğim gibi bütün siyasal ve toplumsal öznelerle daha güçlü, daha ilerletici bir rol oynamamız gereken bir dönemden geçiyoruz.
Barışa dair sözü ve eylemi olanlar ancak Türkiye'nin geleceğinde söz sahibi olur. Gerekli yasal düzenlemelerin çıkarılması için Türkiye'nin demokratikleşmesinde az da olsa adımların atılması, o kapının aralanması için hepimizin çok daha fazla elini taşın altına koyması gereken bir dönemden geçiyoruz. Ve değerli arkadaşlar, yine değerlendirdiğimiz konulardan bir tanesi, biraz önce değerli Genel Başkanın da ifade ettiği gibi, siyasi etik yasasıdır. Bu konuda daha önce de Cumhuriyet Halk Partisi'nin parlamentoya kanun teklifleri olmuştur ve bizler bu yasanın kesinlikle bu Meclisten çıkması gerektiği kanaatindeyiz. Hatta bu yasanın sadece seçilmişler için değil, aynı zamanda bürokratları da kapsayacak şekilde geniş bir biçimde dizayn edilmesi gereken bir yasa olduğunu düşünüyoruz. Buna Türkiye'nin ciddi anlamda ihtiyacı var.
Seçim güvenliği meselesini konuştuk. Biraz önce yine Sayın Genel Başkan'ın ifade ettiği gibi, günümüz koşullarında dijital saldırılar ve müdahaleler, yine yapay zekâ yoluyla gerçekleşen ya da gerçekleşme ihtimali olan müdahalelere karşı elbette teknolojik bir donanıma ihtiyaç var, bilgiye ihtiyaç var ve bu anlamıyla önemli ölçekte teknik hazırlıklara da ihtiyaç var. Seçim ne zaman olursa olsun bu hazırlıklara erkenden başlanması da önemlidir. Bunu birlikte karşılıklı olarak konuştuk ve paylaştık. Yine Sayın Genel Başkan'ın konuşmasında ifade ettiği gibi parlamentoda eksik olan sekiz milletvekili var. Aslında biz bunu belki yedi diye tarif etmeliyiz. Çünkü değerli Can Atalay yasa gereği şu an parlamentoda olması lazım. Hapishanede değil.
Dolayısıyla bu vekillerin seçilmesi için bir ara seçim, evet, yapılabilir; yapılmalıdır ve bizler daha önce de ifade ettiğimiz gibi, toplum genel anlamda bir erken seçim beklentisi içindeyse bizler DEM Parti olarak toplumun bu mesajını alırız. Ve DEM Parti olarak da bu çerçevede, toplumun talepleri doğrultusunda olası bir seçime hazırlıklı olduğumuzun da altını çizmek isterim.
Değerli basın emekçileri, sizlere çok teşekkür ediyorum ve ben bir kez daha değerli Genel Başkan Sayın Özgür Özel'e ve beraberindeki heyete bu nazik ziyaretleri ve faydalı görüş alışverişi için kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum.
Independent Türkçe