Ekrem İmamoğlu, 27 Ocak 2025’te Saraçhane’de düzenlediği “Turpun Büyüğü” konulu basın toplantısında bir bilirkişinin adını vererek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek “Siz de böyle maharetli bilirkişi S. Beyler oldukça, siz de binlerce bilirkişi arasından nokta atış S. Bey bilirkişisini bulan yargı mensupları oldukça bir davanın öncesinde ya da yürüyen sürecin öncesinde heybenizde büyük turplar taşıdığınızı düşünebilirsiniz. Ne var ki sizin turp zannettikleriniz bu milletin gönlünde zerre yer etmez. Sayın Cumhurbaşkanı, turpun büyüğü senin heybenden çıktı. Aslında işin çok kolay. Bu kadar heybe sırtında taşımana gerek yok. Bu kadar yük taşıyacağına kendini sadece milletin sandıktaki vicdanına emanet ettiğin an rahatlayacaksın. Yastığa başınızı koyduğunuzda huzurla uyumak kadar güzeli yoktur” demişti.
Söz konusu basın toplantısından kısa süre sonra İmamoğlu hakkında bilirkişiyi hedef gösterdiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen soruşturma başlatılmıştı. İmamoğlu’nun “yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla cezalandırılması istenen davanın dördüncü duruşması İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 2 No’lu Duruşma Salonu’nda yapılıyor.
İzleyicilerle selamlaştı
Jandarmalar eşliğinde saat 10.37 itibarıyla İmamoğlu salona getirildiğinde izleyiciler tarafından “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı atıldı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e el sallayarak “Bursa’ya çok selam” diye seslenen İmamoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek’e de “Ali Bey’ciğim ne güzel seni görmek” dedi.
“İlginç bir zamana şahitlik ediyoruz”
Daha sonra savunma yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
Öncelikle umarım arzu ettiğimiz gibi hem yüce Türk yargısına yakışan hem de adil yargılama kurallarına uygun bir duruşma geçiririz. Bu çerçevede sizin uyarı ve önerilerinize katılmakla birlikte bizim de tabii ki bazen anlamlandırmakta zorlandığımız ve bugünkü duruşma çerçevesinde de bana isnat edilen suçlar üzerinden son dönemde oldukça fazla, direkt bu duruşmayı ilgilendiren beyanlarım, tespitlerim ve düşüncelerim var. Bu çerçevede söz hakkımı kullanmayı düşünüyorum. Sayın hakim, elbette ki buradan milletimizi de saygıyla selamlıyorum. Çünkü biliyoruz ki bu kürsüde, sizin huzurunuzda konuşurken siz de Türk milletini temsil ediyorsunuz. Ben de aslında milletime sesleniyorum. Tabii üzüntü verici bir dönemdeyiz. Tarihin gördüğü, hükümet eliyle tasarlanmış en büyük yargı saldırılarından biriyle karşı karşıyayım. Sayısını ve konularını sıralamakta zorlandığım, hakkımda hukuksuzca açılan davalardan biri için buradayım. İlginç bir zamana şahitlik ediyoruz. Bazı günler vardır takvimde herhangi bir güne düşebilecek sıradan bir gün gibi görünebilir ama öyle değildir ve derin iz bırakır. Aslında bugün de öyle bir güne tanıklık ediyoruz.
“Kendi iftiralarında boğulacaklar”
Silivri’de şu an bu salonda duruşmam devam ederken yine bu binada bir başka salonda da şahsıma ve yol arkadaşlarıma yönelik bir başka kumpasın, bir başka Ekrem İmamoğlu davasının yargılaması yapılıyor. Buradan o salonda haysiyet mücadelesi veren tüm arkadaşlarıma en içten selamlarımı gönderiyorum. Tabii onları yalnız bırakmayacağım; bu duruşma bitiminde o mahkeme salonuna, duruşma salonuna geçerek onlarla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Hukuksuz olduğu kadar yalanla, uydurma beyanlarla, sahte belgelerle, kes kopyala sayfalarla ve gizli tanıklarla kurgulanan bu kumpasın altına imza atan bir avuç muhteris, bu senaryoyu yazan herkesle birlikte kendi iftiralarında boğulacaklarına inancım tamdır. Bu konuda hiç şüphe duymuyorum ve her zaman inancım tamdır ki hak yerini bulacaktır. Tabii 4 bin sayfalık bir iftiraname var diğer salonda ve o iftiraname benim için bir çöptür, çöp olmaya da mahkûmdur. Tabiri caizse burada bugün bir ‘Ekrem İmamoğlu mesaisi’ yaşanıyor. Her köşe başında bir kumpas, her salonda bir pusu kurulmuş durumda. Böyle bir gündemle karşı karşıyayım. Bu duygularla kıymetli milletimize haykırıyorum. Bu kumpaslara karşı verilen mücadele sadece bireysel bir hak ve özgürlük mücadelesi değildir; tarihimizin en büyük demokrasi ve adalet mücadelelerinden birisidir.
“Mahkeme fırtınasıyla karşı karşıyayım”
Sayın yargıç, açıkçası sayısını bile artık kestiremediğim, hatırlayamadığım, her saydığımda birkaç tanesini ıskaladığım bir mahkeme fırtınasıyla karşı karşıyayım. Bu fırtına öyle enteresan ki artık istatistiklere sığmıyor; hesaplamalarla bile anlayamayacağınız bir durumla karşı karşıyayım. Bazen bazı mahkemeler niye açıldı diye düşünmeden edemiyorum. Tabii yeni devreye giren birtakım kanunlarla da açıldığı gibi kapananlar da oldu. Çirkin davası vs. gibi çok komik duruşmalar tezgahlanmaya çalışıldı. Bu mahkeme de başladığından beri yaşanan yargıç değişim süreçlerinden birine siz de muhatap oldunuz. Dolayısıyla bir ara yargıçla karşı karşıya gelinmişti, siz aslında 3. hâkim olarak burada bulunuyorsunuz. Ben de sizin huzurunuzdayım. Bu davanın konusu da bilirkişiyi ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmişim ben. Bu suçlamalarla yargılanıyorum. Ancak ortada izaha gerek bırakmayacak kadar açık bir gerçek var: Biz bir bilirkişiyi etkilemedik. Çünkü ortada etkilenecek bir süreç yoktu. Karşımıza çok ilginç bir şahsiyet çıktı. Söz konusu bilirkişi raporlarını zaten tamamlayıp mahkemeye sunmuştu. Bizim yaptığımız, bu raporların içeriğini, sonuçlarını ve yarattığı etkileri kamuoyuna anlatmaktan ibarettir.
“Satılmış Bey görüşünü çoktan sunmuştu”
İsmi geçen bilirkişi Satılmış Bey, benimle veya Cumhuriyet Halk Partili belediyelerle ilgili dava dosyalarındaki görüşünü zaten çoktan sunmuştu. Biz de açıkçası o davaları ve duruşmalardaki dosyaları inceleyince ve farklı farklı dosyalara hep aynı arkadaşların baktığını görünce böyle bir 'kişilikle' karşı karşıya geldik. Açıkçası ‘kişilik’ demek bile bana zûl geliyor, o kadar ifade edeyim. Suçlamaların temeli olan 27 Ocak 2025 tarihinde yaptığım konuşmada, bu şahsın şahsımla ilgili sunacağı yeni bir raporu yoktu; zaten bütün raporları aylar öncesinde sunmuştu. Tabii aynı kişi üzerinden yeni bir planlama var mıydı? Çünkü kişiye özel dosyaları birleştiren bir sistem vardı Cumhuriyet Savcılığı’nda. Bu çok net. Benim şahsıma dair yeni bir rapor planı var mıydı bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla yoktu. Konuşmamda onu etkilemeye yönelik tek bir kelimem var mı? O da yok. Talimatım var mı? Ki mümkün değil. O da yok. O günkü açıklamalarım, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında eleştiriden ibarettir. Bu raporların sonuçları insanların hayatına mâl olacak seviyededir ve ben de tam olarak bunları anlattım. Örneğin Beylikdüzü davasında Danıştay, yani yüksek yargı; ‘İç denetim yeterlidir, belediye başkanının sorumluluğu yoktur’ diyor ancak bu bilirkişi, çıkıp bir rapor hazırlıyor ve ihale iptali olmadığı hâlde ‘Ekrem İmamoğlu suçludur’ diye yazıyor.
“İftirayla beni suçlama gayretinde”
Ortada böyle bir denetçi raporu var mı? Yok. Yani bilirkişi, o dosyada yalanla, iftirayla beni suçlama gayretinde. Bunu ben anlatmayacağım, dert yanmayacağım veya toplumu bu konuda bilgilendirmeyeceğim de ne yapacağım? Bu benim en doğal hakkım. Hukuksuz yöntemlerle oluşturulmuş bu davaları tespit ettik. Özellikle beni ve Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri hedef alan bu raporları kim yazmış diye baktığımızda hep aynı isim çıktı karşımıza. Satılmış Bey. Evet, Satılmış Bey. Böyle bir durumu eleştirdiğim için yargılanıyorum, gerçekten bu absürt bir davada. Ne yazık ki sizin de ifade ettiğiniz gibi iş yükü çok yoğun ve sayenizde böyle absürt bir davaya mesai harcamak zorunda kalıyorsunuz. Ne yapmam gerekiyor? Milletin önünde bize kasıtlı iftiralar atılırken kendimizi savunmayıp ‘Ya Rabbi şükür’ diyecek hâlimiz yok yani. Biz milletin iradesiyle 16 milyonluk dünyanın en güzel ve en büyük kentlerinden birinin belediye başkanıyız. Bu iftiralara karşı dik duruşumuz hem bu şehrin belediye başkanı olarak hem de 86 milyon insanımızı yöneteceğine inanan bir aklı, mantığı ortaya koyarak, tarihte görülmemiş 15 milyon 500 bin insanın ön seçimde oy kullanarak yetki vermek istediği bir cumhurbaşkanı adayı var karşınızda.
“Atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor”
Dolayısıyla ben burada sadece kendi hakkımı değil, yapılan hukuksuzluklara binaen aziz milletimin hak ve hukukunu savunmakla ilgili hamleler yapıyorum. İstanbul’da 8 binin üzerinde bilirkişi var. Çok enteresan. Bu kadar kişi arasından 4 ayrı dosyada da aynı ismin atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor. Ben bir laf atayım ama aslında 100 katrilyonda 1. Ekrem İmamoğlu ile ilgili 4 dosyaya bu insanın girmesi 100 katrilyonda 1 iken diğer CHP’li belediyelere de aynı kişinin nokta atışı atandığını eklediğiniz zaman artık matematik buna yetmiyor. Ben bu imkansızlığı tespit etmişim, kamuoyuna duyurmuşum ve hakkında işlem yapılmasını istemişim ancak yargıya çöreklenmiş bir avuç kötü niyetli muhteris ne yapıyor? Dönüp bana dava açıyor. Ben ne derim onlara? Hadi oradan derim. Ayrıca bu bilirkişi sadece rapor yazmıyor sayın hakim. Onlarca siyasetçinin ve bürokratın hayatını altüst ediyor. Bu yalan ve iftira raporlar, kıymetli dostum, değerli hocam, Esenyurt Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Özer’in de hayatını etkiledi. Bilirkişi resmen üçkağıtçılık yaptı. O sistemin içinde onun yaptığı, 3 bilirkişiden 2’sinin ortak beyanına karşı sadece bu Satılmış Bey’in beyanının kabulüyle kendisi 1 yıl 10 gün tutuklu kaldı. 1 yıl 10 günün hesabı verilmez mi? Onunla birlikte masum ve gerçekten mağdur olan, içinde birebir tanıdığım hasta kardeşlerimin de olduğu bürokratlar burada, Silivri’de yattılar.
“Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytanın en öndeki neferidir”
Bu haince raporlarla insanlar tutuklandı, itibarları zedelendi. Yargı, bilirkişi ve medya iş birliğiyle ailelere haysiyet cellatlığı, itibar suikastları yapıldı. Ne kadar basit değil mi? Meseleye sadece bilirkişi diye bakmak ne kadar basit kalıyor... Bakın vardığı noktaya ve ona dayanarak verilen kararlara. Bu ülkenin saygın bürokratları, siyasetçileri ve emekçileri kelepçelerle sıraya dizildi. Onlarcası. Dronlarla havadan çekildi, fotoğrafları ve videoları medyaya servis edildi. Biz de ne yapacağız? ‘Ya Rabbi şükür’ diyerek izleyeceğiz. Biz? Bu milletin karakteri bunu yapmaz. Ben öyle bir milletin evladı değilim. Bana bu milletin, bu toprakların verdiği karakter, haksızlığa karşı mücadele etmeyi öğretmiştir. Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytanın en öndeki neferidir. Öyle ifade edeyim.
“İlginç bir zamana şahitlik ediyoruz”
İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
Böylesi kötü ve çirkin zihniyet zincirinin halkalarından biridir o bilirkişi Satılmış Bey. Durum ispatlıdır, nettir. İstanbul’daki bunca bilirkişi arasından bu olumsuz sürece imza atılması için özellikle tercih edilen kişidir. Aynı şahsın 2019 öncesi teftiş kurulumuzun dahi ne belirlediği, hakkında suç duyurusunu ısrarla yaptığımız AK Partili isimler olunca bir anda o olumsuz raporları olumluya dönüyor mesela. Bu da ispatlı. Yani oraya da adrese teslim yollanıyor ve suçunun ispatlı olduğu durumlarda, aklayıcı olarak bu sefer dosyaya imza attığını tespit ettik. Ne tesadüf. Bunları eklersek o 100 katrilyonda 1 dediğim rakamlara doğru gidiyor. Karşı karşıya olduğumuz pervasızlığın boyutu budur. Burada sorulacak net bir soru vardır. İBB Davası’nda belediye başkanları, yöneticiler ve 100 bin kişilik yönetim organizasyonuna ‘suç örgütü’ muamelesi yapılıyor. Yani bugün bu davanın, diğer salondaki davayla veya diğer saymakta zorlandığım 10’dan fazla davanın birbiriyle ilişkisi yok diye düşünmeyin...
“Biz nasıl bir örgütüz”
Biz ve arkadaşlarımız, insanlarımıza hizmet etme gayretinde olan insanlar, böyle bir suçla itham ediliyor. Ben de her yerde soruyorum. Biz nasıl bir örgütüz yani? Biz mi örgütüz yoksa her davayı aynı bilirkişiyle, aynı savcılarla kurgulayıp sonra o isimleri ödüllendiren bu sistem mi örgütlü bir suç işliyor? Bu çok net. Tekrar ifade ediyorum. 100 bin kişilik, milletin evlatlarıyla, kimin nereden geldiğine bakmaksızın, eş dost vs. diye asla bakmadan, milletin evlatlarının hayat boyu biriktirdiği kariyerlerindeki, uzmanlık ve marifetlerine, performanslarına bakarak oluşturduğumuz; sadece üst yönetici sayısı bin 300 olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin nitelikli hizmet konusunda tarihi başarılara imza atan İBB mi suç örgütü, yoksa az önce söylediğim o kötülüklerin ve zalimliklerin taşlarını dizen, o işleri planlayan insanlar mı örgütlü suç işliyor? Bence cevap çok net.
Çok basit bir örnek daha vermek isterim. Bana, gazeteci Merdan Yanardağ’a, Harbiye mezunu hem silahlı kuvvetlere hizmet etmiş hem sonra iletişimci olarak dünya çapında ün kazanmış Necati Özkan’a ‘casusluk’ iftirası atarak, vatana bağlılığımızı sorgulayacak kadar gözü dönmüş olanlar mı bu ülkeye kötülük ediyor? Çok büyük kötülük ediyorlar. Sayın yargıç, size ve aziz milletimize adil yargılamaya müdahalenin gerçekte nasıl yapıldığına dair somut örnekler vereceğim ancak bu şekilde bizim gördüğümüz durum veya bize yapılan o zalimliği, bu dava çerçevesinde çok net anlarsınız. Ne yazık ki ülkemizde adil yargılamayı etkilemek; bir söz söylemekle değil, yargıyı dizayn etmekle, hakimi yerinden etmekle, savcıyı sürgüne göndermekle, yani yargı eliyle yapılır. Çok değil, birkaç ay önce yine bu kürsüden ifade etmiştim. Ben burada yalnız kendim için konuşmuyorum. Bu ülkenin vicdan sahibi, namuslu ve gerçekten hepimizin sırtını dayayacağı, geleceğimizi emanet edeceğimiz namuslu, vicdanlı hâkim ve savcıları için de konuşuyorum.
“Gösteremeyecek bir tane üniversite arkadaşım yok”
Bu sistemde işleyen kural artık herkesçe bilinmektedir. Eğer sizden beklenen kararı vermezseniz, önünüze konulan sipariş iddianameyi hatırlamazsanız, bir gece ansızın yayınlanan bir kararnameyle kendinizi bambaşka bir şehirde, bir nevi sürgünde bulursunuz. Bunu sizin yüzünüze karşı söylüyorum. Çünkü namuslu, onurlu, haysiyetli olarak bildiğimiz ve her birinin de öyle olmasını arzu ettiğimiz hakimler, yargıçlar; her şeye rağmen vicdanla, ahlakla ve adaletli kararlar vermek zorundadır. Sonucu ne olursa olsun. Bu kadar net. Bu ülke sırat köprüsündedir yani. Şu anda öyle bir köprüdedir. Bu süreçte en büyük sınavı veren ülkenin yargıçlarıdır. Bunun altını çizmek istiyorum. Sayın yargıç, bakın içinde birçok meslektaşınızın olduğu ve insanlara yapılan zalimlikleri hızlıca anlatacağım. Hiçbirini tanımam; hiçbirini böyle gelip sizin gibi karşımda gördüm, tanıdım, o kadar. Bir kısmını tanımadım bile. Helal diplomama karşı, Allah’ıma şükür yani… Benim gösteremeyecek bir tane üniversite arkadaşım yok vallahi; yüzlercesiyle stat doldururum hepsiyle ama bir başkası tavla bile oynayacak arkadaşını gösteremez ama benim var. Allah’ıma şükür sonuna kadar helaldir.
“Bir dava için mahkeme dizayn edilir mi”
Hakkındaki davalardan bahseden İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu yargı tehdidi sadece benim davalarımla sınırlı kalmadı; bu hastalık artık bütün Türkiye’ye yayılmaya başladı. Şu anda çok güncel olaylar yaşanıyor. Gelelim yargıdaki İmamoğlu dizaynına. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek, sipariş usulü oluşturulan mahkeme heyetleri üzerinden yapılma gayretinde. İnsanları zan altında bırakıyorlar. Onlar da insan. Birazdan karşılarına çıkacağım, mahkemelere gideceğim yani. İBB Davası’nın görüldüğü 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, adeta bu davayı görmek üzere özel bir yargılama düzeni kurulmuş, heyet yapısı değiştirilmiş, yeni bir heyet oluşturulmuştur. Ben hukukçu değilim ama hukukçularımız diyor ki ‘Bu tamamen kanuna aykırı’. Duruşmaya, yani kişiye özel yargı heyeti. 3 üye yargıç görevden alınmış, yerlerine 3 yeni üye getirilmiştir. Yahu sormak gerekir, bir dava için mahkeme dizayn edilir mi? Daha acısını söyleyeyim. Beni ziyarete gelen bazı avukatlar, ‘Bizim iddianame çıkacak ve iddianame 40. Ağır Ceza’ya gönderilecek’ diye aylar öncesinden söylediler. ‘İsterseniz notere gider, biz bunu gizli bir beyanla da kayda alabiliriz’ dediler avukatlar. Yani biz hangi ülkedeyiz? Biz neredeyiz? Muz cumhuriyetindeyiz.
“İnşallah kadın bir cumhurbaşkanı da olacak”
Savunmasına cumhurbaşkanı tarifi yaparak devam eden İmamoğlu, şöyle konuştu:
Cumhurbaşkanı nedir, biliyor musunuz? Cumhurbaşkanı, çok önemlidir. Bir eve bakalım, inşallah kadın bir cumhurbaşkanı da olacak. Bir eve baktığınızda babadır, annedir. Benim için öyledir. Demokrasi elbette, taraf elbette, parti elbette ama bir cumhurbaşkanı, seçildiği an itibarıyla bir baba hüviyetine geçer yani. Kaşları çatık, kızgın, öfkeli; ona oy vermeyen terörist ama ona oy verenlere ‘hahaha hihihi’ sırıtan bir yüz… Hani ayartmışsa, atmışsa bir başka partiden bir belediye başkanı, o elini ayağa kaldırmalara falan, şarlatan bir milletvekili falan… Ne kadar mutlu oluyor, ben anlamıyorum. Ben öyle adamın yanına yaklaşamam. Vallahi yaklaşamam. Yanıma yaklaştırmam. Allah uzak tutsun. Bundan keyif alan bir insan olur mu? Bir ülkenin cumhurbaşkanı herkesi sevecek. Bana göre cumhurbaşkanı adalettir, vicdandır, şefkattir, merhamettir.
“Cumhurbaşkanı, Atatürk’tür”
Bana göre cumhurbaşkanı, Atatürk’tür. Öfke değildir, nefret değildir, kindar nesil yetiştirmeyi hedefleyen değildir. Çocukları sevecek, bebeği sevecek, anayı sevecek, kendine oy vereni değil; herkesi sevecek, 86 milyon insanı sevecek. Hakkımızda neler demiş? 2019’da biz arkadaşlarımızla verdiğimiz büyük bir mücadeleyle, bütünüyle el konulan sistemler, iptaller... Anadolu Ajansı devreyi kapatmış, gece 23.00’de İstanbul bir anda afişlerle donatılmış, sanki seçimi kazanmışlar gibi. O ortamda büyük bir mücadeleyle, 13 bin 600 oyla seçimi kazandığımızı YSK ifade etti. Mazbatamızı aldık. Bu ülkenin cumhurbaşkanı ne dedi biliyor musunuz, kelimesi kelimesine: ‘13 -14 bin oy farkla kimsenin kazandım deme hakkı yoktur’ dedi. Bu kayıtta var. Seçim kurullarının başında meslektaşlarınız var, öyle değil mi? 1 oyla bile seçim kazanılır, öyle değil mi? Hatta eşitse kura atılır. Bunu hangi akıl, hangi vicdan diyebilir yani? Milletini seven, demokrasiyi seven, demokrasiyi bilinecek tramvay yerine koyan bir akıl ancak bunu diyebilir; seven diyemez. Demokrasiye, adalete saygı duyan diyemez, demez.
“Hani TRT’de yayınlanacaktı”
Yıl 2025... ‘Bizim icraatımızın ulaştığı yerlere senin hayallerin bile ulaşamaz Ekrem’ dedi. Onlara cevap vermedim, icraatle cevap verdim. Onun hayal dediğini biz gerçeğe dönüştürdük. Önce insan… 19 Mart 2025 sonrası ‘Gerek diploma gerekse yolsuzluk, hırsızlık meselesinde yargının iddialarına asla cevap veremiyorlar’. Bana diyor. Hani TRT’de yayınlanacaktı? Kendi ağzıyla söyledi, ‘Sayın Bahçeli demişse doğru demiştir’ dedi. Sayın Bahçeli de öyle söyledi. Hani biz kameraların önünde konuşacaktık? Tabii ki kurala göre diyorsunuz ‘görüntü yok’ vs. ama konuşuldu. Türkiye burayı izliyor. O mahkeme salonunda o iddiaların, o iddianamenin nasıl iftiraname olduğunu, nasıl çöp olduğu tane tane herkes görecek. Şu 3 haftada bile yaşananlar bir trajedi. Böyle bir dosya olmaz. Şimdi bir de ne yapıyorlar? Boca ediyorlar dosyaya. Beyoğlu Belediyesi’ne bir suç uydurdular, bizim dosyaya koydular.
“İBB adaylığını eşim istememişti”
1 yıl önceki cesaretimi katrilyonla çarpın. 1 yıl önceki kararlılığımı sayısız çarpın. Tarif edemem yani, bedeli ne olursa olsun. Daha önce burada oturuyordu. Şimdi galiba öyle bir kural konmuş; eşim, babam arkada. Getirmediler, koymadılar. Söylemedik. Belki siz kabul ederdiniz ama çok önemli değil. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne adaylığı kabul ettiğimde eşim istememişti, Allah var. Son anda bu gelişti. Nasıl bir çeteyse son anda gelişiyor yani. Hani 2018’in Kasım’ında geçiyor. Onlara göre biz 2014’te tasarladık her şeyi. ‘İstanbul’u ele geçireceğiz. Biz önce Beylikdüzü’nü, sonra İstanbul’u, sonra Türkiye’yi ele geçireceğiz ve zengin olacağız’. Tasarıma bakar mısınız? Ben de diyorum ki kişi kendinden bilir işi. Vallahi niye zengin olmak için ben İstanbul’u ele geçireceğim ben, onu bilmiyorum yani ama ben ticaret yaptım. Ben 3 bine yakın konut yaptım. Bir ilçe kadar insanı ev sahibi yaptım. 500’e yakın iş yeri, 200’e yakın villa yaptım. Yaptım derken babamla birlikte, ailecek yaptık. Şimdi ‘Zengin olmak için Türkiye ele geçirildi’. İfadeye bakar mısınız? İddianamede bu yazıyor.
“2018’de aileme ‘Helalleşelim’ dedim”
Son anda kabul ettik ve hani o dönemin genel başkanı, hatta eve ziyaret edip bunu çok istediğini dile getirdi eşime ve babama, anneme dönüp ‘Helalleşelim’ dedim. ‘Bu yolculukta her şey insanın başına gelebilir’ dedim. Sene 2018’in Aralık. ‘Helalleşelim’ dedim. ‘Gözyaşı istemiyorum’ dedim. Aslanlar gibi çarpışan, daha doğrusu evlatların, annelerin, kadınların, kızların, ailelerin hakkını savunan bir eşim var; gurur duyuyorum. Burada oturmasa da bizim kalplerimiz bir. Onun için yani bu kadar ağır ifadeleri bir cumhurbaşkanı kullanırsa; ‘Yolsuzluk, hırsızlık, irtikap meselelerine asla cevap veremiyorlar’... Bunu defalarca kürsüden söyler mi yani cumhurbaşkanı? Masumiyet karinesi vardır. Ben şimdi yargılanıyorum. Her şeye rağmen bu absürt davada bile yargılanıyorum ama bu suç kesinleşene kadar masumum ben, değil mi? Bunu kim diyebilir? Birine ‘Sen suçlusun' diyebilir miyim? Benim haddim mi, hakkım mı bu? Makamı ne olursa olsun…
“Cumhurbaşkanı, başsavcıyla görüşür mü”
Ben soruyorum o zaman. ‘Muş’ demiyorum, soruyorum. Bu davanın sürecinde başsavcıyla görüşmüş mü cumhurbaşkanı o süreçte? Ne konuşmuş? Ne talimat vermiş? Ürettikleri yalanlara nasıl ‘Aferin’ demiş? Soru soruyorum. Bunu ben söylemiyorum. Bakanın bile en yakınlarına anlattıklarından duyduklarımı anlatıyorum. En yakınlarına anlattıklarını, duyduklarımı anlatıyorum. AK Partililerden, anlatanlardan anlatıyorum. Bunlar açık. Cumhurbaşkanı, başsavcıyla görüşür mü yahu? İstanbul’da bu yargı saldırılarının planlama görevinin üstüne; siyasi bir makam olan bakan yardımcılığından gelip başsavcı cübbesi giyen bir profille karşı karşıya kaldık. Önce ağır ceza hakimi olarak vicdanları yaralayan, asla affedilmeyecek kararlara imzalara atmıştır. Bellidir bunların hepsi tek tek. Sonra 2024 yerel seçimlerinin sonra 19 Mart darbe süreci başlatıldı. ‘Ben yaparım Sayın Cumhurbaşkanım, ben yaparım. Bana görev verin ben yaparım’ demediyse namerdim.
“Asrın hukuksuzluğu yapılıyor”
Asrın hukuksuzluklarına imza atıldı. Düşünün, hazırladığı iftiranameyi daha yargılama başlamadan basına sızdırıyor. Böyle bir rezillik olur mu yahu? Biz mahkemeye girdik; mahkememizde karar çıkmadan o 23 Mart akşamı bile bunlar yaşandı. Daha biz mahkemeye girmeden ‘tutuklandı’ haberlere çıktı gazetelerde. ‘Asrın yolsuzluğu’ cümlesini bir başsavcı kullanır mı? Aynı sözü bakanken bile kullandı. ‘Asrın yolsuzluğu’ dedi. Ben size ‘asrın arsızı’ dedim mi, ‘asrın hukuksuzu’ dedim mi... Asrın hukuksuzluğu yapılıyor. O makamda bu söylenir mi? Bu, öfkesini ve hırsını dizginleyemeyen bir anlayıştır. Şimdi çıkmış Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’nı da tehdit ediyor, öyle değil mi? Yaşıyoruz değil mi? Muhittin Böcek’i tehdit ediyor. 2 şoförü Antalya’dan İstanbul’a, özel kalem çalışanı, yok başdanışmanı... Bunu görmüyor muyuz ya? 10 binlerce hakim, savcı bunu görmüyor mu? Bu ülkenin muhalefet partilerinin liderleri bunu görmüyor mu? Bu nedir ya? Bunlar yargıya müdahale değil, müdahaleye teşebbüs değil mi?
“Yargılama başlamadan hüküm dağıtan kim”
Sonra utanmadan ‘Mahkeme salonları siyaset arenası değildir’ diyorlar. O hâlde sormak lazım. Daha yargılama başlamadan hüküm dağıtan kim? Dosyayı değil, manşeti esas alan kim? Savcı cübbesiyle ‘asrın yolsuzluğu’ deyip bakan koltuğunda aynı cümleyi kuran kim? Bana ‘asrın yolsuzu’ diyeceksin. Bana? Ah benim Yozgatlı amcam; kurban olayım senin o güzel emek kokan yüzüne. O güzel toprak kokan ellerinden öpüyorum senin. ‘Turpla, şalgamla devlet idare edilmez; adaletle, hukukla idare edilir’. Atasözü öyle çıkar. O yalan atasözlerinin acilen silinmesi gerektiğini düşünüyorum. Nedir? İşte ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ yani. Kim demişse onu bu topraklardan defederim gitsin.
“Buradaki insanların ailesi yok mu”
İnsanlar kesinleşmiş hüküm olmadan, deliller tartışılmadan, savunma alınmadan televizyon ekranlarında soruşturmalar; gizli olduğu halde medyaya bilgi, belgesiz basın açıklamaları... Sonra birisi çıkacak, ‘Annem üzülüyor, babam üzülüyor, ayıp oluyor’. Aferin ya. Ah benim garibim ya. Ah benim mini minnacığım ya. Buradaki insanların babası, evladı, çocuğu, karısı, kızı, annesi yok mu? Bu yapılan zulmü kim kaldırabilir? Bugün burada yargıyı etkilemekten söz ediliyorsa asıl bakmamız gerekenler işte bütün bunlardır. Algı operasyonları, kürsülerden yapılan açıklamalardır, manşetlere verilen talimatlardır. Televizyonlarda dünyanın en rezil sistemidir Türkiye’de. Hem de devletin televizyonu üzerinden hem de sizin, bizim, burada bulunan insanların cebindeki paralarla yapılıyor bu iş. Vergilerle yapılıyor bu işler. Devlet eliyle, hükümetin başındaki zihniyetle, araçsallaştırılmış yargının içindeki bir avuç muhteris aracılığı ve medya eli ile yargıyı etkilemek tam da budur.
Dava düşebilir
İmamoğlu’nun savunması yaklaşık 1 saat 45 dakika sürdü. Mütalaasını açıklayan savcılık, eksik hususların giderilmesini isteyerek ek dosya talebinde bulundu. Mahkeme, “yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçun oluşmadığını, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” maddesinin oluştuğunu belirtti. Duruşma 13 Temmuz’a ertelenirken söz konusu suç, ön ödeme kapsamında yer aldığı için İmamoğlu'nun, yeni duruşma tarihine kadar ön ödeme yapması halinde davanın düşebileceği belirtildi.
İmamoğlu'nun bu sabahki savunması hakkında soruşturma başlatıldı
Ekrem İmamoğlu'nun bu sabahki "Bilirkişi Davası"ndaki savunması nedeniyle “kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret ve tehdit” suçlamasıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca re'sen soruşturma başlatıldı. Başsavcılığın konuya ilişkin açıklaması şöyle:
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2025/125 esas sayılı dosyasının 30.03.2026 tarihli duruşmasında ifade veren sanık Ekrem İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın yürütmüş olduğu ve kamuoyunda İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü olarak bilinen soruşturmada görevli yargı mensuplarına yönelik sarf ettiği sözler nedeniyle, “kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret ve tehdit” suçlarından, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca resen soruşturma başlatılmıştır.
ANKA