Varsayımlara göre Amerika Birleşik Devletleri, İran ile savaşına Körfez ülkelerini de dahil etmeyi ve ardından onları terk etmeyi amaçlıyor. Burada soru şu: Başkan Donald Trump, İran ile savaştan vazgeçip bölgeden ayrılabilir ve Körfez ülkelerini Tahran karşısında yalnız bırakabilir mi?
Kısa cevap evet!
Uzun cevap ise bunun bir olasılık olduğu, ancak Trump'ın kendisini geri çekilmeyi düşünmeye zorlayacak bir askeri veya kamuoyu baskısı altında olmadığıdır. Geri çekilse bile, bu savaşın mutlaka Körfez ülkelerine kayacağı anlamına gelmez; çünkü bu ülkeler savaşa katılmaktan kaçındılar.
Trump güçlü bir konumda, çünkü dün yayınlanan kamuoyu yoklamaları onun önemli bir desteğe sahip olduğunu gösterdi. Tabanının yüzde 90’ı, yani MAGA taraftarları, savaşı destekliyor ve bu da onun için yeterli.
Trump, takipçilerinin desteğini korumaya önem veriyor ve konumunu güçlendirmek, kendisini eleştirenlere yanıt vermek için neredeyse her gün basın toplantıları düzenliyor, Amerikan halkına brifingler veriyor, medyaya röportajlar veriyor.
Ancak, eğer çatışmalar uzarsa ve Başkan hedeflerinin bir kısmını gerçekleştirdiğini hissederse, bu kadarla yetinip geri çekilebilir. Aynı şekilde kendi açısından hedeflerini gerçekleştirmesinin maliyetinin çok yüksek olacağı netleşirse, bavullarını toplayıp gitmesi de olası.
İran'ın direncine ve Körfez ülkelerini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef almaya devam etmesine, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması sonucu günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçişinin engellenmesine rağmen Trump güçlü ve kararlı görünüyor.
Trump bu kayıpların farkında ve kendisine sorulduğunda, “İran rejiminin çöküşü petrol fiyatından daha önemli” diyerek, yükselen fiyatların Amerikan ekonomisi üzerindeki etkisine rağmen popülaritesini ve partisinin seçimleri kazanma şansını riske attı. Şimdiye kadar Trump, zafere ulaşana kadar savaşı sürdürmeye hazır görünüyor ve güçleri, rejimin hayati öneme sahip hedeflerini yok etmek için günlük yıkıcı operasyonlar yürütüyor.
Tarihsel olarak ABD'nin, savaşın arzu edilen sonuçlarından daha büyük insani kayıplara veya maddi maliyete yol açtığında geri çekildiğini gördük. Vietnam, Lübnan ve Afganistan gibi bazı ülkelerden çekildi. Kuveyt'in kurtarılması ve Bosna Savaşı'nda Sırpların yenilgiye uğratılması gibi diğer savaşlarda ise görevlerini tamamladı ve zafer kazandı. Bundan önce de İkinci Dünya Savaşı'nı kazandı ve Sovyetler Birliği'nin çöküşüne kadar Soğuk Savaş'ta direndi. ABD Afganistan'dan çekilip Kabil'i Taliban'a teslim etse de güçlerinin hâlâ Seul'ü koruduğunu ve 72 yıldır Kuzey Kore'ye karşı orada konuşlandığını unutmayalım. Her krizin kendine özgü değerlendirmeleri vardır.
Siyaset, çıkarlara, kazançlarının ve kayıplarının hesaplanmasına dayanır. Trump'ın İran'a karşı savaşı, oğul Bush’un Irak'ı işgalinden ve Saddam rejiminin devrilmesinden daha önemli. Bu savaş, iki ülke arasında uzun süredir devam eden bir çatışmayı bitirebilir. Bu ise Başkan Trump'ın geri çekilme olasılığını düşük hale getiriyor, çünkü o tarihe geçmesini sağlayacak bir zafer arzuluyor.
Savaş tüm hedeflerini gerçekleştiremeyebilir ve en kötü senaryoya göre aylarca sürebilir. Bu durumda, ABD filoları bölgeden ayrılabilir ve Tahran'daki rejim iktidarda kalabilir.
Savaşın başlamasından bu yana 18 gün geçti ve bu süre zarfında Washington hedeflerinden birinin önemli bir bölümünü gerçekleştirdi: İran'ın askeri kapasitesini zayıflatmak.
Aynı soru İran liderliğine de yöneltiliyor: Kayıpları onu bölgedeki saldırgan politikalarından vazgeçmeye ve beyaz bayrak çekmeye zorlayacak mı?
İran kendisini bir hayatta kalma savaşı içinde görüyor ve planı intihar niteliğinde. Tek seçeneği, dış destek umarak ve bu aşamada teslim olmanın rejimin içeriden çökmesine yol açabileceğinin farkında olarak çatışmayı uzatmak.
Peki, geri çekilme senaryosu karşısında Körfez ülkelerinin pozisyonu ne olacak?
Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, başından beri çatışmanın tarafı olmadıkları için savaşa katılmaktan kaçındılar. Son müzakerelerin hiçbir turuna katılmadılar ve önceki kapsamlı nükleer anlaşma konusunda da kendilerine danışılmadı. Ayrıca, Riyad iki ülke arasındaki gerilimi azaltan Pekin anlaşmasını zaten imzalamıştı, her ne kadar Tahran Suudi Arabistan’ın içine yönelik son saldırılarıyla anlaşmayı ihlal etmiş olsa da.
Körfez ülkeleri, Senatör Lindsey Graham'ın savaşa girmeleri yönündeki çağrıları gibi baskılar altında bile olsa, zorlanmadıkları sürece savaşa girmeye istekli değiller.
Benzer şekilde, İran tüm Körfez ülkelerine binlerce füze ve insansız hava aracı fırlatırken, Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı Amerikan tesislerini hedef aldıklarını iddia ederek kaçamak bir diplomatik dil kullanıyor. Bu bir yalan olsa da çünkü İran havaalanlarını, sivil yerleşim yerlerini ve ekonomik tesisleri hedef aldı, Tahran savaş bittikten sonraki aşamada Körfez devletleri ile ilişkilerini düzeltmeye hazırlanıyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Şarku'l Avsat