CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası'nın üçüncü günü tartışmalı başladı. Duruşmada, tutuklu sanık Yavuz Saltık salona getirildiği sırada kendisine el sallayan izleyicilere karşılık verdiği için jandarmanın müdahalesiyle karşılaştı. İzleyiciler müdahaleyi alkışlarla protesto etti. Avukatlar, jandarmanın salondan çıkarılmasını istedi.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasının üçüncü günü, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.
Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Duruşmada "el sallama" krizi
Tutuklu sanık Yavuz Saltık, duruşma salonuna getirildiği sırada el sallayan izleyicilere dönerek karşılık verdiği için jandarmanın müdahalesiyle karşılaştı. Jandarma, Saltık'ın kolundan tutarak zorla yerine oturtmaya çalıştı. Saltık buna tepki gösterirken, avukatlar ve izleyiciler de alkışlarla protesto etti. Sanık avukatları, müdahalede bulunan jandarmanın salondan çıkarılmasını talep etti.
Salonda avukatlar ve kolluk arasında gerginlik sürerken, jandarma yoğunluğunun artırıldığı görüldü.
"Mehmet, savunmanın onurusun"
Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan salona getirildiği anda izleyiciler, "Mehmet, savunmanın onurusun" diye seslendi.
Ekrem İmamoğlu salona girdiğinde ise tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı.
"El sallamakta bir mahsur yok"
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından hazırlanan listeye göre bugün duruşma, saat 10.40'da, CHP PM Üyesi Baki Aydöner’in kardeşi, iş insanı Bulut Aydöner’in savunması ile başladı.
Duruşmanın başında, tutuklu sanık Yavuz Saltık’ın salonuna getirildiği sırada el sallayan izleyicilere dönerek karşılık verdiği için jandarmanın müdahalesiyle karşılaşması, heyetin yerine almasının ardından Mahkeme Başkanına iletildi.
Avukatların, “Başkanım sanıkların ailelerine el sallamasının ne gibi bir sıkıntısı olabilir” tepkisine, Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, “El sallamakta bir mahsur yok” karşılığını verdi.
"Yalan beyan veren evrakta sahtecilik de yapar"
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından hazırlanan listeye göre bugün, CHP PM Üyesi Baki Aydöner’in kardeşi ve iş insanı Bulut Aydöner’in savunması alındı.
Bulut ydöner, savunmasında, ailesinin, 40 yıla yakın süredir İstanbul Kartal’da ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, bu süre boyunca, gıda, otomotiv ve dayanıklı tüketim ürünleri alanlarında toptan ve perakende ticareti yaptıklarını, bölgede bilinen ve güvenilir bir ticari itibara sahip olduklarını söyledi.
Aydöner, "Ailem ve şahsım bugüne kadar müşteriler, tedarikçiler, kamu kurumları ve bankalar nezdinde herhangi bir hukuki ya da ticari ihtilafa konu olmamış, ticari itibarımızı güven ve dürüstlük ilkeleri üzerine inşa etmiş bulunmaktayız" dedi.
Eğitim hayatını tamamladıktan sonra 2009 yılından itibaren aile ticari faaliyetlerinde aktif ve resmi şekilde görev almaya başladığını belirten Aydöner, bu süreçte ailesi tarafından yürütülen perakende faaliyetlerini geliştirerek süpermarket modeline dönüştürdüğünü, devletin sağladığı desteklerden yararlanarak şirketin kurumsal büyümesine katkı sunduğunu anlattı.
"Herhangi bir somut delil veya belgeye dayanmaksızın tutuklandım"
Bulut Aydöner, 2012 yılında gıda faaliyetlerine ek olarak Türkiye’nin önde gelen markalarına ait ikinci el otomotiv alım-satım faaliyetlerini de ticari yapıya dahil ettiklerini, bu işlemlerin tamamının resmi kayıtlar üzerinden yürütüldüğünü aktardı. Aydöner, şunları kaydetti:
Dosyada sözde mağdur kişinin beyanları gerekçe gösterilerek, herhangi bir somut delil veya belgeye dayanmaksızın tutuklandım. Hakkımda yeterli araştırma yapılmadan verilen bu karar karşısında, beyanlarımın yalnızca sözde kalmaması adına tüm hususları belgeleriyle açıklamak istiyorum. 2016 yılında ailemin uzun yıllara dayanan birikimi, ticari tecrübesi ve müşteri portföyünü değerlendirerek yeni nesil kurumsal marka modeline geçme kararı aldım. Bu kapsamda ülkemizin önde gelen dayanıklı tüketim markalarından Beko ile görüşmeler gerçekleştirdim ve Maltepe Adatepe’de ilk stratejik konsept mağazamı açtım. Dosya eklerinde de yer aldığı üzere tüm alım-satım işlemleri tamamen faturalı ve resmi şekilde gerçekleştirilmiştir. Şahsımın, aile şirketinin tüm ticari faaliyetleri yasal mevzuata uygun biçimde yürütülmüştür. Hatta Hürriyet ve Sabah gazeteleri de açılışı haber yaptı.
MASAK raporunda yer alan değerlendirmeleri kesinlikle kabul etmiyorum. Raporda, anneme ait şahıs şirketi ile kendi şirketim arasında geçiş sürecinde yapılan mal transferleri ve ticari ödemeler olağan dışı işlem gibi değerlendirilmiştir. Oysa bu işlemler tamamen ticari büyüme ve şirket devri sürecinin doğal sonucudur ve tamamı kayıtlıdır. 2009 yılından bugüne kadar şirketin tüm büyüme aşamalarına ilişkin belgeler dosyada yer almaktadır. Bu nedenle şahsıma yöneltilen 'talimatla hareket ettiği' yönündeki suçlamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Hayatım boyunca tüm ticari faaliyetlerimi resmi, kayıtlı ve faturalı şekilde yürüttüm. Tek bir kayıt dışı satışım dahi bulunmamaktadır.
"Abimin siyasi kimliği kendisine aittir"
Dünya malına tamah etmeden, küçük yaştan itibaren gece gündüz çalışarak bugünlere geldim. Yaşlı anne ve babamla 30 yıldır aynı adreste yaşıyorum ama kaçma şüphem varmış. Abim CHP’de üst düzey yöneticidir. Abimin siyasi kimliği kendisine aittir. Herhangi bir kişiyle aramızda talimat ilişkisi bulunmamaktadır. Ne benim birinden talimat almam söz konusudur ne de başkasına talimat vermem. Sayın Başkan, burada siyasi bir söylemde bulunmak amacıyla değil, yalnızca yaşadığım süreci ve emeğimin nasıl yok sayıldığını anlatmak amacıyla konuşuyorum.
İddia edilen taşınmazların konumları incelendiğinde görülecektir ki söz konusu yerler herhangi bir ulaşım altyapısına sahip olmayan, çevresinde yerleşim bulunmayan ve ticari açıdan değer üretmesi oldukça sınırlı bölgelerde bulunmaktadır. Bu nedenle bu taşınmazların dosyada iddia edildiği şekilde 'olağan dışı bir değer veya amaç taşıdığı' yönündeki değerlendirmeleri kabul etmem mümkün değildir.
"Rüşvet olarak verildiği iddia edilen bir taşınmaz ipotekli"
Bulut Aydöner, uzun yıllardır Kartal ilçesinde inşaat ve ticari faaliyet yürüttüğünü, 2013 yılında ailesinin birikimleriyle Şile Çamlıca Mahallesi’nde iki adet imarlı arsayı, 2017'de satarak şirket sermayesine katkı sağlandığını anlatan Aydöner, bu işlemlere ilişkin tapu kayıtlarının dosyaya sunulduğunu bildirdi.
Ardından 2020 yılı başlarında Tuzla’daki iki dairesini satarak Şile’de dört dönümlük bir arsa satın aldığını, bunu aynı yıl sattığını, daha merkezi konumda bulunan, yaklaşık 1600 metrekare büyüklüğünde imarlı bir arsa satın alarak burada dört adet villa inşa ettiğini, villaların 2024 yılı Haziran ayında satıldığını aktaran Aydöner, şunları kaydetti:
Projeye ilişkin görseller ve belgeler dosya kapsamındadır. Sayın Başkan, tam da bu süreçte olaylar zinciri başlamış ve bugün tanık konumunda olan kişilerin beyanları nedeniyle benim tutuklu sanık durumuna düşmeme sebep olmuştur. Şile’de inşaata başlayacağım dönemde bölgede yalnızca iki beton santrali bulunmaktaydı. Alternatif firma sayısının az olması nedeniyle fiyat rekabeti sınırlıydı. Şantiye şefim tarafından Çekmeköy yolu üzerinde faaliyet gösteren beton firmasından teklif alınmıştır. Bu teklif 2020 tarihli, imzalı şekilde dosyaya sunulmuştur. Alınan teklifler değerlendirilmiş, proje alanına yakınlığı ve verdiği fiyat nedeniyle Danış Beton’dan beton satın alınmasına karar verilmiştir. Tüm ödemeler faturalı ve resmi şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu husus belgelerle sabittir. Dosyada bana rüşvet olarak taşınmaz verildiği iddia edilmektedir. Ancak hayatın olağan akışı açısından değerlendirildiğinde; rüşvet olarak verildiği iddia edilen bir taşınmazın ipotekli olması, satışa hazır olmaması ve sonradan ipotek kaldırılmasının konuşulması mantıksal olarak izah edilebilir değildir. Eğer böyle bir durum söz konusu olsaydı, ipotekten ari ve devre hazır bir taşınmazın teklif edilmesi beklenirdi. Bu durum dahi isnadın gerçek dışı olduğunu göstermektedir. Takas görüşmeleri yaklaşık bir buçuk–iki aylık süreçte birkaç kez telefon görüşmesi seviyesinde kalmış, herhangi bir anlaşma sağlanmamıştır. Nihayetinde emlakçı aracılığıyla başka bir alıcı aile ile satış sözleşmesi yapılmış olup bu sözleşme de dosyaya sunulmuştur. Amacım proje satışından elde edeceğim gelirle yeni bir arsa alarak yeni bir inşaat projesine başlamaktı. Bu nedenle kendi taşınmazım satılmadan herhangi bir yeni taşınmaz konusunda ciddi bir adım atmadım. Ayrıca gönderilen parseller incelendiğinde çoğunun birbirine bitişik alanlar olduğu görülmektedir. Hangi parselin kime ait olduğunu veya arka plandaki mülkiyet ilişkilerini bilmem mümkün değildir. Kişisel veriler kapsamında bu bilgilere erişmem zaten mümkün değildir.
"Serbülent Danış ve Taylan Danış yalan beyanda bulunarak beni tutuklattı"
Baki Aydöner ile diğer sanıklarla, herhangi bir talimat ilişkisi bulunmadığını, şirketinin her satışının, her yatırımının, sermaye kaynağının sürekli denetlendiğini belirten Aydöner, "Böylesine kurumsal denetime tabi bir şirketin, şirket hacmimin çok altında bir bedelle alınmış arsaları 'talimat doğrultusunda' üzerine alarak kendisini riske atması ticari ve mantıksal olarak mümkün değildir. "Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. Serbülent Danış’ın ifadesinde doğru olan yalnızca iki husus bulunmaktadır: Beni tanımadığını söylemesi ve şirketimin unvanını doğru şekilde belirtmesi... İfadesinin geri kalan bölümleri gerçeğe aykırıdır ve bu hususları çürüten çok sayıda belge savunma dosyamızda mevcuttur. Serbülent Danış ve Taylan Danış yalan beyanda bulunarak beni tutuklattı. Taylan Danış’ın benden iki ay sonra ifadesi alınıyor. Benle aynı anda ifadesi alınması gereken kişi yüzünden tutukluyum" diye konuştu.
Aydöner, Serbülent Danış’ın kendi hukuki durumunu kurtarmak amacıyla gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğunu, kendisinin günah keçişi olarak gösterildiğini savundu.
"Gayrimenkul ticareti yapmak başlı başına suç gibi değerlendirilmiş"
İddianame hazırlanırken soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğundan, kendisinin yalnızca "Eylem 32" kapsamında ifadesinin alındığını, gizlilik kararı kaldırıldıktan sonra “Eylem 30” içerisinde de ismini gördüğünü aktaran Aydöner, "Bu kapsamda adı geçen kişi benim yengemdir. İki çocuğu bulunan ve söz konusu taşınmazların sahibi olan kişi kendisidir. Eğer bu husus soruşturma açısından şüphe doğuruyor olsaydı, savcılık aşamasında doğrudan kendisine sorulması ve beyanının alınması gerekirdi. Yıllardır sürdürdüğüm ticari faaliyetlerimde tek bir müşteriyi dahi mağdur etmemişken, bir kamu kurumunu dolandırmamın nasıl mümkün olabileceğini anlayabilmiş değilim. Daha önce mahkemenize sunduğum üzere kendi inşa ettiğim projeleri, sattığım villaları ve ticari faaliyetlerimi belgeleriyle açıkladım. Bu kadar açık ve kayıtlı bir ticari geçmişe sahip bir kişinin kısa süreli bir kazanç için suç işlemesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Eylem 30’da akrabalarım nedeniyle, Eylem 32’de ise şirketim ve arsa alımı nedeniyle şüpheli konumuna düşmüş bulunuyorum. Bu durumda neredeyse gayrimenkul ticareti yapmak başlı başına suç gibi değerlendirilmiş olmaktadır. Bugün itibarıyla 244 gündür tutukluyum. Ağabeyim Baki Aydöner ise 287 gündür tutukludur. Ailem uzun yıllar süren çabalar sonucunda çocuk sahibi olmuş bir ailedir. Bu süreçte aile bireyleri ayda yalnızca bir kez görüşebilmiş, haftada bir kez cam arkasından kısa süreli iletişim kurabilmiştir" oidi.
"Tahliye edildim, yazı ulaştığında yeni bir yakalama kararı bulunduğu söylendi"
Bulut Aydöner, saat 06.00’da gerçekleştirilen operasyonla gözaltına alındığını, ardından tutuklandığını, iddianame düzenlendikten sonra ismi iddianamede yer almamasına rağmen tutukluluğunun devam ettiğini kaydetti. Aydöner, "4 Aralık tarihinde yapılan incelemede tahliye edildiğim bildirildi. Ancak tahliye yazısı gece saatlerine kadar cezaevine ulaşmadı. Ailem saatlerce dışarıda bekledi. Yazı ulaştığında ise bu kez hakkımda yeni bir yakalama kararı bulunduğu söylendi. Üstelik, dosyaya yeni bir delil eklenmemişti, örgüt üyeliği suçlaması iddianamede zaten kaldırılmıştı. Buna rağmen aynı gerekçelerle ikinci kez tutuklandım. Yeni bir delil olmaksızın aynı suçlamalarla tekrar tutuklanmam, tutuklama tedbirinin ölçülülüğü açısından değerlendirilmesi gereken bir durumdur" dedi.
"Halen cinayet suçundan yargılanan kişilerle aynı koğuştayım”
Tutukluluk süresince üç kez koğuş değişikliği yaşadığını, 35 kişilik koğuşlarda 60–65 kişiyle kaldıklarını, halen cinayet suçundan yargılanan kişilerle aynı koğuşta bulunduğunu söyleyen Aydöner, "Bu süreçte beni en çok zorlayan husus ise yaşanan olumsuzluklar değil; hakkımda neden hâlâ net bir hukuki konum belirlenememiş olmasıdır. Kendimle hiçbir ilgisi olmayan bir dosyada adeta unutulduğumu ve bir yere yerleştirilemediğimi düşünmeye başladım. İnsan yargılanacağı için sevinir mi? Ben maalesef sevindim. Çünkü uzun süredir içinde bulunduğum belirsizlik ortadan kalkacak, nihayet yargılanacak ve kendimi ifade edebileceğim diye bir sevinç hissettim. Günlerdir Yüce Türk Yargısı’nın huzuruna çıkmayı sabırsızlıkla bekledim. Ve bugün, aynı suçlamalar nedeniyle iki kez tutuklanmış, bu salonda aynı dosya kapsamında tek sanık olarak bulunan bir kişi sıfatıyla huzurunuzda konuşma imkânı buldum" ifadelerini kullandı.
"Gizlenecek hiçbir şeyim yoktur, değiştirmem gereken bir kimliğim yok"
Tamamen ticari faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilen ve bedeli ödenerek satın alınan iki adet taşınmaz gerekçe gösterilerek, şirketi ve şahsının dosyaya dahil edildiğini söyleyen Aydöner, "Sanık olarak yer alan kişilerden Baki Aydöner’in yalnızca ağabeyim olması dışında hiç kimseyle herhangi bir bağlantım yoktur. Herhangi bir kişiden talimat almam söz konusu değildir, olması da mümkün değildir. Ağabeyimin siyasi hayatı ile benim ticari hayatım arasında hiçbir bağ yoktur ve olamaz" diye konuştu.
Bulut Aydöner, isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirterek, "Gizlenecek hiçbir şeyim yoktur, değiştirmem gereken bir kimliğim yoktur, kaçırmam gereken tek bir husus dahi yoktur. Alnım ak, hesabını veremeyeceğim hiçbir eylemim bulunmamaktadır. Yüce Türk Devleti’nin adaletine olan inancım tamdır. Aynı şekilde ilahi adalete olan inancım da tamdır" dedi. Bulut Aydöner, öncelikle tahliyesine, yargılama sonunda ise beraatına karar verilmesini istedi.
Bulut Aydöner'in savunmasının bitmesinin ardından Mahkeme Başkanı ve duruşma savcısının soralarını yanıtladı. Hakimin, senetlerle ilgili sorusuna Aydöner, "Ben böyle bir senet düzenlemedim" yanıtını verdi. Aydöner, savcının sorusu üzerine ise hakkında ifade veren Serbülend Danış'la ilgili "Yalan beyan veren evrakta sahtecilik de yapar" ifadelerini kullandı.
Avukattan suç duyurusu talebi
Aydöner’in savunmasının ardından söz alan avukatı Aysun Okur, müvekkilinin tutuklanmasına neden olan Serbülend Danış'ın emniyet ifadesinde "Ekonomik olarak zor durumdayım" dediğini hatırlattı ve Danış'ın 5 milyar liralık hesap hareketleri dökümünü mahkemeye sunarak, "Savcı bunu nasıl görmezden gelmiştir" dedi ve suç duyurusunda bulundu.
Avukat beyanlarının ardından duruşmaya saat 14.00’e kadar ara verildi.
İmamoğlu’ndan gazetecilere: "1 yıldır bize hakaret eden ama 3 gündür şurada bir kelime edemeyen basın utansın"
Duruşmaya ara verilmesinin ardından Ekrem İmamoğlu salondan ayrılırken izleyiciler, "Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu" sloganı attı, İmamoğlu da izleyicilere el salladı.
İmamoğlu salondan ayrılırken, duruşmayı izleyen gazetecilere el sallayarak, "İyi ki varsınız, siz olmasanız sesimiz çıkmazdı. Kelime yazamayan basın var, 1 yıldır bize hakaret eden, 3 gündür şurada bir kelime edemeyen basın utansın" dedi.
Tutuklu Buğra Gökce: TRT yöneticilerinin kurumun kültürüne ilkelerine uygun hareket etmesini bekliyoruz
Tutuklu İPA Başkanı Buğra Gökçe'nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, TRT'nin "İmamoğlu'nun talepleri usule aykırı olduğu için reddedildi. MASAK raporları avukata daha önce verildi. Duruşmaya katılım için bekleyip içeri alınmayan kimse yok. İmamoğlu Suç Örgütü davasıyla ilgili ortaya atılan iddialar ve gerçekler" paylaşımına ilişkin şu ifadelere yer verildi:
"Gerçekten çok üzgünüm. Değerli Avukatım Aynur Tuncel Yazgan MASAK raporlarının bize verilmediğini ifade etti. TRT aşağıdaki paylaşımı yaparak avukatımın verdiği bilginin gerçeği yansıtmadığını söyleyip, 'raporlar daha önce CD içerisinde verildi' dedi. Halbuki TRT'nin bu paylaşımı gerçeğe aykırı.
TRT’nin sözünü ettiği CD’nin içinde, İlbak Holding, Eyüp Subaşı, Murat Kapki gibi isimlerle ilgili raporlar yer alıyor. Yani, alt yüklenici firmalar ve ilgilileri hakkında hazırlanan raporlar. Bu raporlarda İBB yöneticisi olarak benim adım veya kaydım bulunmuyor. Raporlarda, mal varlığıma ilişkin bir inceleme de yer almıyor. Zaten kamu görevlisi olduğum için düzenli olarak mal beyanı sunuyorum.
"Herkese eşit mesafede olması, masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını koruması gerekir"
TRT 62 yıllık çok önemli bir kurum. Kamu yayıncısı olarak 86 milyon vatandaşımız tarafından finanse ediliyor. Herkese eşit mesafede olması, masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını koruması gerekir. Nereden temin edildiği bilinmeyen tek taraflı beyanları yayınlamak yerine avukatıma ulaşıp doğru bilgiyi alabilir ve halkımızı doğru bilgilendirebilirlerdi. TRT yöneticilerinin kurumun kültürüne, tarihine ve yayıncılık ilkelerine uygun hareket etmesini bekliyoruz.
Eşi ağlayarak savunmayı dinledi
Verilen aranın ardından tutuklu sanıklar salona yine izleyicilerin alkışları arasında getirildi. Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık çıkarken izleyiciler, “Mehmet Murat Çalık” şeklinde slogan attı. İzleyiciler, “Az kaldı az, alacağız hepinizi” diyerek sanıklara seslendi. Son olarak İmamoğlu salona girince izleyiciler, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” ve “Hak, hukuk, adalet” sloganlarını attı.
Duruşmada, "rüşvete aracılık etme" suçundan tutuklu yargılanan CHP'li Karabat'ın şoförü Sırrı Küçük savunma yaptı. Küçük, savunma yaparken sık sık gözleri doldu, salonda bulunan eşi de ağlayarak savunmayı dinledi. Mahkeme Başkanının, CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat’ın şoförü sanık Sırrı Küçük'ü, sanık kürsüsüne "Gel Sırrı" şeklinde çağırması dikkati çekti.
Üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyen Küçük, "Ben neden gözaltına alındım? Hadi alındım diyelim neden Vatan Yerleşkesi’nde günlerce tutuldum? Tutuldum diyelim neden tutuklandım? Ben küçük kızıma neden Silivri Cezaevi’nin bir polis okulu olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Ben aileme hasret kaldım. Burada el salladık suçlu olduk. Ayda 1 defa 45 dakika görüyorum sadece kızımı, bana 45 saniye gibi geçiyor. Şükür bugünü gördük ve 285 gün sonra sizin önünüze çıktık" diye konuştu.
"İşlemediğim suçun cezasını çekiyorum"
Gözaltına alındığı günü anlatan Küçük, "Eşim ve ben kızıma doğduğu günden bu yana bir tek yalan söylemedik. Ama sabah polis memurları kapımızı çaldığında ‘kızımı korkutmadan alın beni’ dedim ve telefon şifremi direkt ben verdim. Çıkacakken kızım ‘babam nereye?’ diye sordu. Hayatımda ilk defa kızıma yalan söyledim ve 'Polislerle işe gidiyorum' dedim. O günden bu yana işlemediğim suçun cezasını çekiyorum. Nezarete girdiğimde kimse neden alındığını bilmiyordu. Soruyorum 'abi sen neden alındın' diye 'abi ben de bilmiyorum' diyor. Başkasına soruyorum o da ‘bilmiyorum’ diyor" ifadelerini kullandı.
Küçük, gözaltı ve tutuklama sürecindeki basına servis edilen fotoğraflarda suçlu gibi yansıtıldıklarını belirterek, "Bizi toplu şekilde götürürlerken polisler fotoğrafımızı çekiyordu. Ben de bunun rutin bir uygulama olduğunu sandım amirlere iletmek için. Ertesi gün gazetelerde ismimiz geçti ‘suçlu’ olarak. 31 Mayıs-3 Haziran tarihi arasında neyle suçlandığımızı bilmeden 86 milyonun karşısında bu fotoğraflar ve haberler nedeniyle suçlu duruma düşmüşüz. Ama Allah şahit ben neyle suçlandığımı bilmiyordum o sırada. Bir insanın evladına sınırlı sürede sarılmasının ne kadar kötü bir duygu olduğunu biliyorum, ben yaşadım, Allah kimseye yaşatmasın, düşmanım bile yaşasın istemem” dedi.
"Ömer Güngör 270 gündür çocuklarının yanındayken ben kızıma ayda bir 45 dakika sarılıyorum"
İddianamede, Aziz İhsan Aktaş’ın Ömer Güngör aracılığıyla 5 milyon liralık rüşveti teslim ettiği iddia edilen Ömer Güngör’ün kendisi ile aynı konumda olduğunu söyleyen Küçük, "Güngör 270 gündür çocuklarının yanındayken ben kızıma ayda bir 45 dakika sarılıyorum. Siz de bir babasınız sizin de anlamanız lazım. Ben ve ailem psikolojik bir bunalım yaşıyoruz. Bu süreçte kızım ilk defa okula başladı, ilk karnesini aldı. Bana bir ömür verseniz ben bir daha kızımın ilk defa yaşayacağı şeylere şahit olamayacağım" şeklinde konuştu.
Savunmasında cezaevi koşullarına da değinen Küçük, “Eşim ilk defa duyacaktır. Benim kaldığım koğuşta bir çok kavgaya şahit oldum. Söz dalaşı dediğimiz türden değil. Tartışan iki hükümlüden biri birinin kafasını kırdı. Benim bir kavgam bile yoktur. Ben bunlarla aynı koğuştayım. Bu olayları ilk defa eşim burada duyacak. Başka hükümlü tahliye olmasına 20 gün kala bir başka hükümlünün boğazını kesti iki defa. Böyle bir ortamda kalıyoruz. Ben cezaevine girdiğimde 74 kiloydum şu an 59 kiloya düştüm. Ömer Güngör ile aynı pozisyonda olan biri olarak ben neden bugün burada tutuluyorum?” dedi.
"Gözlerinizin içine bakarak söylüyorum bir para alışverişi için Vekilimin görüşmesi söz konusu değildir"
Küçük, iddianamede kendisine isnat edilen eylemlere ilişkin Esenyurt’taki bir otel ve bir akaryakıt istasyonunun sorulduğunu belirterek, şöyle devam etti:
Ben bu otelde tabii ki bulunmuşumdur. Sayın Vekilimi etkinliklere götürmüşümdür, orada Sayın Vekilimizin birkaç fotoğrafını alırım, sosyal medyada paylaşmaları için arkadaşlarıma atarım. Ben alnımın teriyle ekmeğimi kazanan bir şoförüm. Ben Sayın Vekilimi havaalanından alır, havaalanına götürürüm, partililerin düğünlerine, cenazelerine, etkinliklere Sayın Vekilimizi götürmüşümdür. Gözlerinizin içine bakarak söylüyorum, otelde, araçta, herhangi bir mekanda bir para alışverişi için vekilimin görüşmesi söz konusu değildir, beni de bu konuda görevlendirmiş değildir.
"Burada baz vermem hayatın olağan akışına uygun"
Rüşvete aracılık ettiği konum olduğu iddia edilen İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki petrol istasyonunun yerini anlatan Küçük, şu savunmayı yaptı:
Burası bizim ofisimize, Özgür Bey’in mali müşavirlik ofisine yaklaşık 2 kilometrelik uzaklıktadır. Ben ayrıca buradaki ofis işlerine de destek olurum. Benim ve Özgür Bey’in evimize giderek kullandığımız 3 yoldan giderken mecburen önünden geçmemiz gereken bir güzergahtadır. Buranın önünden benim gibi milyonlarca araç geçiyor, vatandaş geçiyor, toplu taşıma araçları geçiyor. Ayrıca buranın tuvaleti temizdir, burada börekçi vardır sabahları börek, poğaça alırdım ofise giderken, ayrıca hamburgerci var orada oturup sıcak sıcak yerdim. Yani burada baz vermem hayatın olağan akışına uygundur. 5 milyonluk para alacağım, bu petrolün orada alacağım, yüzlerce kameranın olduğu yerde ve elimi kolumu sallayarak gideceğim öyle mi? Ömer Bey ayrıca ifadesinde ‘Şahsı görsem tanımam’ diyor. Bana 5 milyon lira para verecek ve beni tanımayacak öyle mi? Vicdanım çok rahat. Allah bana öyle paralar yedirmesin. Ben bu yaşıma kadar haram lokma yemedim bu saatten sonra da yemem.
Kızımla oynamak, kızımla vakit geçirmek, kızımla market alışverişi yapmak istiyorum. Kısacası ailemle kaybettiğim günlerin telafi edilmesini istiyorum. Ömer Güngör’ün 273 gündür tutuksuz yargılandığı noktada Sırrı Küçük 285 gündür tutuklu. Adli kontrol şartı ne şartla olursa olsun sizden kızıma kavuşmak istiyorum. Aileme kavuşmak istiyorum. Tahliyemi ve tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum. İnanıyorum ki bu dosyadan beraat edeceğime de inanıyorum ama öncelikli talebim kızıma kavuşmaktır.
ANKA