Sosyalisti ,demokratı, Müslümanı, Alevisi artık hangi toplumsal halk kesimini katarsanız katın, Türkiye toplumu, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı melazimi ve tek parti diktatörlüğü ile yüzleşmedi, yüzleşemedi.
Soykırıma varan kırımlar, demokratik hak ve özgürlüklerin vazgeçilmezliği, devredilmezliği ve dokunulmazlığı bütünlüğü içinde yüzleşmeyi geçelim artık, insanın insan olmaktan gelen asgari insan hakları çerçevesinde dahi yüzleşmedi, yüzleşemedi...
Zulme karşı Hüseyni tavır, mutlak devletçi/iktidarcı haksız tahakküme karşı, sonuna kadar Arap dünyasının emsal tavrı olarak toplumsallaşmadı. Hz. Muhammed'in ailesinin de (Ehlibeyt) baskı ve tasfiye sürecini yaşadığı, güç ve iktidar tapınıcısı Muaviye'ci İslam zaman içinde toplumsallaştı, Arap dünyasına, egemen oldu...
Baba İshak'tan Şeyh Bedrettin'e, genel olarak Batıni kisveli halkçı ayaklanmalara kadar, devlet- halk çelişkilerinin aldığı biçimlerle de bir yüzleşme, olmadı. Devletin yaptıkları ettiklerine lafızla sınırlı itirazlar, halkı gerçek yaşanmışlıklarla, kökleriyle, tarihsel deneyimleriyle buluşturmadı, buluşturamazdı zaten .
Kemalist kadro sanıldığı gibi 1923 öncesi tarihsel süreci kökten reddetmedi. Devlete ve iktidara yaklaşım biçimi, yönetim zihniyeti, devlet ve iktidar gücünü elinde tutmak ve korumak için kimilerince iddia edildiği gibi varsa şayet devlet yöneticilerinin vicdanı, böyle bir şey olmadığının en halisane emsalleri sergilendi. 1938 Dersim kırımı bunun ilk akla gelen unutulmayan bir örneği oldu.
Tekçi Kemalist iktidar dönemiyle de bir yüzleşme olmadı. Her şey bir yana Batıni mezhepler tümden yasaklandı. Diyanet üzerinden zahiri bir mezhep olan Sünni Mezhebi yasallaştı.
Böylece mezhepler arası "mücadele-denge" ilişkisi bu zahiri tercihle ortadan kaldırılmış oldu. Yasallaştırılırıp meşrulaştırılan Sünni mezhebini, başka bir ifadeyle siyasi İslamı bütün darbe dönemlerinde koruyup kollayarak 2 binli yıllarda iktidar yollarını döşeyen darbeci/12 Eylül komuta kademesi değildiyse kimlerdi?..
Vahim olanı bütün bu yanlışlarla, adalet ve vicdan yoksunluklarıyla yüzleşme olmadı. Olmayınca 1970'li, 80'li, 90'lı yıllarda 1 mayıs 1977, Maraş, Çorum ve diğer irili ufaklı katliamların toplamını katlayan Kürt katliamları ve de “Türk - devletçi-erkek - siyasal İslam" ülkenin kaderi oldu. Türkiye Ortadoğulaşma sürecine girdi, Ortadoğulaştıkça buna bir tarafından Selefi aşılanma, Işid, vd. eklendi.
Türkiye Darbelerle Yüzleşmedi
Menderes, Polatkan, Zorlu üçlüsünün idamlarından, cezaevi mağduriyetlerinden vb. kaynaklanan 1960 darbe mağdurlarını orta sağ siyaset araçsallaştırırken, buna karşın Kemalist subaylar, küçük burjuvazi ve orta sınıflar tepki olarak 1960 darbesini dahi savunacak kadar siyasi yönelimlerde gerilere savruldu.
12 Mart 1971 askeri darbesinin devlet ve iktidarın sömürge tipi faşizme daha bir sarılmasını getirince, toplumsal/siyasal sonuçları bakımından bu katliamların, cinayetlerin, işkencelerin önünü açtığı gibi bu melanatlerle "yüzleşme" üzerinden bakmanın önünü aldı.
Bu arada dünyada sol-sosyalizm değerleri yükseliyor, ulusal-sosyal kurtuluş mücadeleleri çığ gibi büyüyordu. Ama öte yandan büyüyen "çığ", erken devrim hayallerini körüklüyor, devleti ve emperyalizmi tanıma, emperyalistlerin sosyalizmi bölme, parçalama başka kanallara kanalize etme politikalarının üstünü örtüyordu.
78'liler hareketi
2000'li yılın başında 12 Eylül 1980 askeri darbesine karşı tek bir yüzleşme hareketi olarak yeniden tarih sahnesine çıkan 78'liler Hareketi, 26 yıldır tarihi yürüyüşünü ısrarlı bir çabayla sürdürüyor...
Hayatta her şeyin karşılığı var; iyiliğin de, kötülüğün de, mücadelenin de. Yitik kuşak politikası yenildi. 78 Kuşağı’nın siyasi yasaklarına son verildi. Sadece 78 Kuşağı’nın mı, 68 Kuşağı içinde yasakları süren arkadaşların da siyasi yasaklarına son verildi. 78 Kuşağı artık yasaklı kuşak değil, bütün haklarını kazanmış, korku ve kaygı duymadan doğrudan siyasetin ve hayatın içinde....
Darbecilerin yargılanmasını yasaklayan Anayasa’nın Geçici 15. maddesi kaldırıldı. 12 Eylül darbecilerinin yargılanma koşulları yaratıldı, cunta şefleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya yargılandı, ceza aldı.
12 Eylül darbesi ve tüm darbeler, ama özellikle 12 Eylül darbesi ve 12 Eylül darbecileri mitinglerle, gösterilerle, yürüyüşlerle, sempozyumlarla, panel ve forumlarla , basın açıklamalarıyla, sergilerle, gecelerle, türlü toplantılarla, imza kampanyalarıyla, TV programlarıyla halk düşmanı özleriyle teşhir edildiler, tecrit olmaları için olağanüstü bir çaba gösterildi. Toprağa verilirken bile 78'liler lanetlediler, 'haklarını helal etmediler'.
78'liler 2007 - 2012 yılları arasında, Diyarbakır Askeri Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu'nu kurdular... Urfa, Suruç vd. ilçeleri Mardin, Antep, Diyarbakır, Batman, Van, Hakkari, Mersin, İzmir, Osmaniye, Adana, İstanbul, Ankara ve Stuttgart'da, toplam 517 siyasi tutsakla ve kimilerinin eşi ve anneleriyle yüzleşme görüşmeleri yaptılar. Bu görüşmelere basın açıklamaları, sergiler, paneller,TV programları, geceler, toplantılar, Diyarbakır, Ankara, İstanbul'da üç büyük sempozyum eşlik etti.
Şu sıralar Diyarbakır Cezaevi Gerçeği ile ilgili bir belgesel film bitme aşamasında. Ciddi bir talihsizlikle karşılaşılmazsa şayet söz konusu belgesel, konuyla ilgili bir kitap eşliğinde halkların seyrine sunulacak...
Bütün bu çalışmalar ve verilen emekler halkların ve ilgili sol ve devrimci hareketlerin yüzleşme problemiyle de ilgiliydi.
***
Şunu apaçık ifade edelim ki, bütün çabalarımıza ve kapsayıcı/dönüştürücü hamlelerimize karşın, kuşağımızın dayandığı toplumsal zeminden doğru arzuladığımız düzeyde bir eğilim zayıf kaldı. Kuşağımızın en mağdurları dahi gerçekle, özelde kendi gerçekleriyle yüzleşme/hesaplaşma süreçlerinin değiştirici, dönüştürücü sonuçları olduğunu çoğu kez anlayamadı.
Anlaşıldı ki yaşanan yenilgi yıllarının etkisiyle, özgüven eksikliği, irade kırılması ama buna rağmen küçük burjuva "ne yardan ne serden"ci, sığınakçı "ahlak" sürebiliyor...
12 Eylül darbe döneminden, darbe Anayasası da dahil, 600 baskıcı yasa, OHAL ve KHK içinde, binlerce yönetmelik devlet-toplum düzeninin belirleyeni olarak kalmasına itiraz zayıflığının nedenlerei daha iyi anlaşıldı.
"Tek Adam" suçlanıyor, ama sorarlar; başka suçlu yok mu?
12 Eylül Anayasası darbe anayasasıydı. Sözü geçen bütün darbe kanunları ve kararnameleri 12 Eylül Anayasasına göre yapıldı. 12 Eylül darbe rejimi 1980-83 yıllarında bu anayasal ve yasal zemin üzerinde gelişti. O tarihlerde 'Tek Adam' yoktu ve gelmesine daha 10 yıl vardı. Peki darbeciliğin hükmünü sürdürdüğü bu anti-demokratik; faşizan zamanlarda sizler ne yaptınız. Demokratik düzenin kurulması için tek bir darbecileri yargılama, demokrasiyi getirme kampanyası yaptınız mı?
Biz duymadık...
CHP de dahil darbe döneminin hemen hemen tüm siyasi partileri ve siyasetçileri; darbeye ve darbecilere karşı sessiz kaldınız. Bu nedenle darbenin kalıcılaşmasının suç ortağısınız.
'Tek adam' sizin bu aymazlığa varan korkaklığınızı, anti demokratik tutumunuzu kendi amaçlarına yararlı hale getirdi.
Sonrası var. Baykal'ın "büyük düşünme" küçüklüğü, yani "armut ağzıma düş!" siyaseti ortada...
'Tek Adam' armudu yemeyip de ne yapacaktı?
Buna bir de Kılıçdaroğlu'nun “sorumlu siyaset yapma” siyasetsizliğini ekleyelim...
"Tek adam" boşuna Bay Kemal yerine Sayın Kılıçdaroğlu demiyor.
Sözün özü: Günahı sadece 'tek adam' ya da tek adamcılıkta aramak şarkıdaki gibi “Boşu boşuna..."
Günah tek başına işlenmez!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish