Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti’nin 4. Olağan Kurultayı’nda yeniden Genel Başkanlığa seçilen Müsavat Dervişoğlu’nu İYİ Parti Genel Merkezi'nde ziyaret etti.
Görüşmenin ardından Dervişoğlu ve Özel, açıklamalarda bulundu.
Müsavat Dervişoğlu, "Herkes tarafından Cumhuriyet'e dair hassasiyetlerimizin önemsenmesini temenni ediyorum" dedi.
Özel ise şunları söyledi:
Son bir yıldır CHP zor günlerden geçti. En kötü günümüzde İYİ Parti'nin tüm kadrolarını ve genel başkanını acımızı ilk paylaşanlar arasında gördük. Bir yandan da toplum alınan ya da alınmayan her kararla ezilmeye devam etmiştir. 20 bin liralık emekli maaşına karşı mücadele edenler olarak bunun utancını yaşıyoruz. Biz utanç duyarken birileri utanmadan sıkılmadan kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyor. Bizim olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korkmak lazım. Biz bundan sonraki süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeklinin, işçinin, çiftçinin bir umudu olmadığını belirttik. Tek umudun erken seçim olduğunu bir kez daha ifade ettik.
“Biz utanç duyarken, onlar utanmadan iktidarlarını sürdürmeye çalışıyor”
Tabii bu zorlu bir yıllık sürecin içinde bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan yargı darbesi, arkadaşlarımıza yapılan haysiyet suikastları tartışılırken; bir yandan da toplum, alınan her kararla ya da alınmayan her kararla biraz daha ezilmeye devam etmiştir. Yukarıda da konuştum. 20 bin liralık bir emekli maaşının biz karşısında yer alan, iyileştirilmesi için çaba sarf eden, en azından bir asgari ücret düzeyine çıkarılması için mücadele edenler olarak bile, bu 20 bin liranın utancını yaşıyoruz. Ama birileri utanmadan sıkılmadan bunu savunmaya devam ediyorlar. 28 bin liralık bir asgari ücretle çocuk büyütmenin, çocuk okutmanın, evi geçindirmenin, barınmanın ne kadar zor olduğunu bilirken ve neredeyse dört asgari ücretin bile yoksulluk sınırının üstüne çıkamadığı bugünlerde biz utanç duyarken, birileri utanmadan, sıkılmadan, hiçbir şey yokmuş gibi kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu konuların üzerinde durduk. Meclis’teki verdiğimiz mücadelenin ve muhalefet partileri olarak iktidardan ne kadar derin bir ayrışma içinde olduğumuzu, bizim hayal ettiğimiz ülkeyle AK Parti’nin dayattığı ülkenin ne kadar birbirinden farklı olduğunu ve hayallerimizin bizi nasıl bir arada, birlikte tuttuğunu hep birlikte konuşma imkanını bulduk.
Bunun yanında biraz önce Sayın Genel Başkanın kendi görüşlerini ifade ettiği çözüm süreciyle ilgili noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk günden beri ‘Bizim olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korkmak lazım’ yaklaşımının, başta bu sürece endişe ile yaklaşan tüm kesimler açısından Cumhuriyet Halk Partisi’nin varlığının nasıl bir teminat olduğunun bir kez daha altını çizme imkanı bulduk. Bu süreçle ilgili Amerika’nın, İsrail’in, önümüzdeki süreçte İran’da yaşanabilecekler, Suriye’de ortaya çıkan tablo, Amerika ile İngiltere’nin kazanması için Türkiye’ye kaybettirmeye çalışılan ve Sayın Erdoğan’ın Trump‘la kurmuş olduğu muhtaçlık ilişkisi üzerinden, oralarda meşruiyet araması üzerinden ortaya çıkan tablodaki tüm riskleri değerlendirme, görüş alışverişinde bulunma imkanı da bulduk. Biz bundan sonraki süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak artık emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın bu iktidardan bir umudunun kalmadığını, tek umudun artık bir erken seçim sandığı olduğunu ve bu konudaki yaklaşımımızı da bir kez daha ifade ettik. Her zaman olduğu gibi son derece sıcak bir karşılama, son derece örnek bir misafirperverlikle burada karşılandık. Siyasi yürüyüşümüz birbirine benzer yerlerden geçti. Ümit ediyorum ki hep birlikte Türkiye’deki iktidar değişimini sağlayacak, herkesin yüzünü güldürecek yolda ayrı ayrı kulvarlarda ama aynı amaçla, aynı iyi niyetle yürüyoruz. Müsavat Başkanımızın, ekibinin, İYİ Parti’nin de bu yolda yolu açık olsun. Ben bir kez daha kendilerine teşekkür ediyorum. Bugüne kadarki başarılarının bundan sonra da süreceğine olan inancımla görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum.
"Yargılamalar başladı ama canlı yayın yok”
Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Genel Başkan Özel, “Aziz İhsan Aktaş” davasının duruşmasında yaşananlar ve erken seçim konusundaki sorular üzerine şunları söyledi:
Değerli arkadaşlar, dün oradaydım. Salı günü kimlik tespitleri yapıldı, dün ilk yargılamalar başladı. Nihayet belediye başkanlarımız bu kadar iftiranın, suçlamanın karşısında kendi durumlarını ortak koyabilecekleri savunmalarını yapmaya başladılar. Ancak geçen bu kadar zamana rağmen, Sayın Bahçeli’nin desteklemesine, bizim başta talep ettiğimiz TRT’den bir kanaldan ve isteyen tüm kanallardan canlı yayın talebimize Sayın Bahçeli’nin destek vermesine, bunun Sayın Erdoğan’a sorulduğunda onun da olumlu görüş bildirmesine rağmen… Yani ülkenin ana muhalefeti ve iktidardaki partileri böyle söylüyor. Meclisteki hiçbir parti de bunların yayınlanmasına karşı çıkmıyor. Ama burada yargılamalar başladı ve canlı yayın yok. Maalesef TRT’den, devletin televizyonundan, tüm yandaş kanallardan ve bütün imkanlar kullanılarak dokuz ay boyunca iftiralar atıldı. Gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Öncelikle bu konuyu ortaya koymak ve Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a bunu bir kez daha hatırlatmak lazım. O günlerde canlı yayın diyordunuz da bugünlerde neden caydınız bu canlı yayından? Siz iddianamelerde ne olacağını sanıyordunuz? Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nın, belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? İşte iddianame ortada. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor. Kusuru, hatası olan varsa ne onun yargılanmasına ne cezalandırılmasına hiçbirimiz karşı çıkmayız. Ama dokuz ay boyunca koskocaman bir yalanı, Anadolu Ajansı ve TRT’yi de alet ederek, bu iki güzide kurumu, Cumhuriyet kurumunu alet ederek köpürttükleri yalanların hiçbirisinin iddiasının dahi konulmadığı bir iddianame var ortada. Koca bir yaz boyunca televizyonlarda gece gündüz tartıştıkları hiçbir şeyi bırakın ispatlamayı, söyledikleri video kayıtlarını, ses kayıtlarını bırakın ortaya koyup bizi mahcup etmeyi, iddia dahi edemediler. Adeta Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan, iddianameleri gördüklerinden beri savcının ve iddianamenin arkasından da çekildiler. Savunacak hiçbir şey bulamıyorlar.
“Beni mahcup edecek bir şey olsa o salona girer miyim?”
Ben ne durumdayım? İlk gündeki gibi alnım açık, başım dik. Ben o salondayım. O salonda duyup da beni mahcup edecek bir şey olsa ben o salona girebilir miyim? Beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber, ATV, TGRT’nin; o muhteşem dört saat boyunca bir iftiranın üzerinde tepinen ve köpürtenlerin nerede mikrofonları? Nerede kameraları? O iddialar doğru olsaydı Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu, boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? Parkeyi kaldırıp da İBB’de parkenin altından 2 milyon Euro, herhalde buradaki parkenin altına sığmaz, çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim? O iddianameler olsaydı, eklerinde bu videolar olsaydı delillerinin yüklendiği portallara, söyledikleri gibi bin 200 tane cep telefonunun alınıp delegelere dağıtıldığı olsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben sonuna gidebilir miydim? Hadi o salona bir AK Parti milletvekili gelse ya. O iddiaları dinleyip de ‘Gördünüz mü bakın neler olmuş’ dese ya. Hiçbiri yok arkadaşlar. O yüzden artık bugünden sonra gördüğümüz hiçbir şeye şaşırmayacağız.
“Suç örgütü liderine 15 devlet koruması verildi”
Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde birinci parti yaptığı CHP’nin Genel Başkanı giriyor. Diğer kapıdan ise Tayyip Bey’in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı, aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Kapılar net. Dün İYİ Parti’nin, Gelecek Partisi’nin, DEVA Partisi’nin ve çeşitli siyasi partilerin milletvekilleri ve temsilcileri bizle aynı kapıdan gelip adalet arayışında ve haysiyet suikastına karşı direnişte, aynı yerlerde oturdular. Selamlaştık, genel başkanlarımızın selamını aldık. Aziz İhsan Aktaş da ‘Erdoğanların kapısından’ girdi. Sayın Erdoğan’ın atadıklarının kapısından girdiler. Aynı yerde oturdular, o kapıdan çıktılar gittiler. Benim oraya gittiğim araba partime ait. Aziz İhsan Aktaş’ın oraya geldiği arabanın kime ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve Aziz İhsan Aktaş’ın etrafında ana muhalefet partisini koruyan, ana muhalefet partisinin genel başkanına devletin verdiği korumalardan çok koruma vermişler, Aziz İhsan Aktaş’ı koruyorlar. Kimi, kimden koruyorsunuz? Kimi, hangi kapıdan sokuyorsunuz? 770 yılla yargılanan ve iddianamede ‘suç örgütü lideri’ olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 tane devlet korumasının işi nedir? Bu kişinin hakim - savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Gerekçe şu, biz Erdoğan’ın kendine hasım gördüğü tarafız. Onu iktidardan edeceğiz diye bizi düşman bildi, bize saldırıyor. Kendisine dost gördükleri o kapıdan giriyor. Erdoğan’ın kapısı orada, milletin kapısı orada burada.
Biz milletin kapısını aşındırmaya, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. 770 yılla yargılanan, en çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği kişi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti’ye geçti diye o salonda olmayan, Aziz İhsan Aktaş’ı korumaya, kollamaya ve hakim - savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet kendi kapısını kullananı da ihanet kapısını, iftira kapısını, şantaj kapısını kullananı da görüyor. Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi dönseydik Ankara’ya gelseydik, partinin başında otursaydık, onların istediği gibi bir muhalefet çizgisinde olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya, milletin gönlünde olmaya, milletin kapısından gelip gitmeye devam edeceğiz. İftiracıları da bildikleri kapıdan getirsinler.
Diğer sorunuza cevabım net, dün de söyledim. Hakim var, heyet var. Erdoğan’ın AK Toroslar çetesi tarafından dizayn edilmiş. Doğal hakim ilkesi yok. Zaten iki mahkeme numarası veriyorlardı, ikisinden birine düşecek. Düşünün ki 40 mahkemeye düşebilir, ikisini ayarlamışlar. Nasıl geçmişte benim ‘seyyar giyotin’ dediğim yöntemde Akın Gürlek hangi mahkemeye konuyorsa kritik davalar o mahkemeye düşüyordu. İki tane mahkeme vardı, o iki mahkemeden dediklerine düşürdüler. Önceden heyeti de ayarlamışlar. Savcı zaten ellerinde. Buradan bir yargılama yapıyorlar. İddianame tel tel dökülüyor. Bu yargılamayla da adalet aradıklarını söylüyorlar. Ben de Erdoğan’a diyorum ki bu davanın siyasi olduğuna milletin yüzde 60’ı inanmış. Ekrem Başkan’ı da bir şekilde, bu şekilde yargılamaya çalışacaksın.
Erdoğan'a İstanbul seçimleri çağrısı
Gel şöyle bir şey yapalım… Hani diyor ya ‘Bunlar İstanbul’u iyi yönetmediler’, billboardlara koyuyorlar. Millete diyor ya ‘Senin ömründen gidiyor’ diye. Diğer taraftan diyor ya ‘Efendim bunlar çaldılar, çırptılar ama bulamıyoruz, ispatlayamıyoruz.’ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tüm iştirakları ve kendisinde bir kuruş kamu zararı olmadığı resmi belgelerle de ortaya çıktı. Halen daha bir sürü iftira atıyor ve bizi suçluyor. Ben de diyorum ki ‘O zaman yapacağımız iş basit. Ben erken seçim istiyorum, ona yanaşmıyorsun.’ 360 milletvekili lazım. O rakamımız yok. Ya da kendisinin karar vermesi lazım, onu da yapmıyor. Ama benim elimden bir şey gelir. Eğer Erdoğan varsa ben İstanbul’da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye Erdoğan’la eşzamanlı olarak ve İstanbul seçimlerini yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin. Eğer Erdoğan’a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan’ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan’ın göstereceği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 29’unda, pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu’dur. İstanbullular iki sene öncesine göre farklı düşünüyorlarsa, Ekrem Başkan’ı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum. Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor. Buyursunlar oynasınlar.
İddia ediyorum ki 1 milyon değil, 1,5 milyon farkla o seçimi kazanacağız. Gelsinler, o seçimi yenileyelim. Bir tek şartım var. Eğer İstanbul seçimini biz kazanırsak yakamızdan düşecekler. Hemen getirecekler erken seçim sandığını. Türkiye’de yönetimi devralmaya hazırız. Erdoğan iddia koyan bir siyasetçiydi. Eskiden yıllarca gireceği her seçimden önce ‘Ben birinci parti olacağım, olmazsam siyaseti bırakırım’ diyordu. Dönüyordu ‘Rahmetli Türkeş’ten görevi alan, oraya da çöreklenen Devlet Bahçeli’ye söylüyorum’ diyordu. ‘Sen birinci parti olamazsa bırakacak mısın?’ Dönüyordu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına sesleniyordu. ‘Bırakacak mısın?’ Şimdi söylüyorum: Ben birinci partiyim. 29 Mart Pazar günü İstanbul’da seçimleri yenileyelim. Elimde olan belediyeler sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan, ben yokum. Ben kazanırsam, erken seçime gidelim. Var mısın? Bu kadar net bir soruya Erdoğan’dan net bir cevap istiyorum.
Dervişoğulu: Çözüm süreci adı verilen ihanet projesinin amacı Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmaktır
Müsavat Dervişoğlu ise şunları söyledi:
18 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirdiğimiz kurultayımızdan sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerli Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, hem kongre sonuçlarıyla ilgili hem de yeniden genel başkanlığa seçilmem münasebetiyle tebrik ziyaretine geldiler. Kendisini ve heyetini ağırlamaktan ziyadesiyle mutlu ve memnun olduğumu ifade edebilirim. Kendilerine de hoş geldiniz diyorum. Görüşmemiz esnasında Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk. Ele alınması icap eden bütün problemleri değerlendirdik. Bunların içerisinde CHP'ye yönelik yargılamalarla alakalı yaşananlar da dâhil olmak üzere kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk. Emeklilerin meselelerini ele aldık, gençlerin sorunlarını ele aldık, demokrasimizin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili olarak da fikirlerimizi paylaştık. Bununla birlikte Türkiye'de yaşanan süreçle ilgili TBMM'de komisyonun raporu üzerindeki çalışmalar, bu zamana kadar yapılmış olanlara dair de düşüncelerimizi ifade ettik. Daha önce de defalarca belirttiğim gibi çözüm süreci adı verilen ihanet projesinin amacı Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmaktır. Bunu yeniden ifade ettim. Bunu başarmak için ise önce kelimeleri ve imajları değiştirmeye çalıştıklarını dile getirdim. Bölücü başı yerine kurucu önder ifadesinin, PKK yerine SDG'nin, federasyon yerine ise Türk-Kürt-Arap kardeşliği söyleminin kullanılmasının gerekçelerine işaret ettim.
“Cumhuriyet, ulusu oluşturan bireylerin ayrımsız ve eşit olarak devletle sözleşme yapması demektir”
Bir hakikatin anlamını kelimeler ile oynayarak gizlemek ve yeni bir tanıma kavuşturmaya çalışmak bizim açımızdan kabul edilebilecek bir durum değildir. İYİ Parti, Gazi Meclis'in alet edildiği komisyonculuğu bu yüzden zaten tamamen reddetmiştir. İsminde Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi olan korsan yapıdan bugün geriye, eli kanlı bir katile demokrasi havarisi gömleği giydirmeye çalışan, dönemini tamamlamış bir terör örgütüne gereksiz yere kredi açan bir güruh kalmıştır. O güruh da bu işin gaflet dolu lüzumsuzluğunun artık farkında olacak ki, sürecin bedelini ödememek için anlamsız çıkışlar yapmakta ya da şuursuz pozlar vermektedir. Bu vesileyle bir kere daha vurgulamak isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti mensuplarını kimlik kategorilerine ayırarak teşhis etmek, ulusu kimlikler arası bir iş birliği çerçevesinde tanımlamak cumhuriyetin felsefesini anlamamak ve hatta ona ihanet etmek anlamına gelir. Ulusu alt kimlik kategorilerine bölmek, farklı hukuki uygulamalara, yani federal bir sisteme meşruluk sağlamaktan başka bir işe de yaramaz. Cumhuriyet, ulusu oluşturan bireylerin ayrımsız ve eşit olarak devletle sözleşme yapması demektir. Bu yüzden kimliği ne olursa olsun bir vatandaşın refahının, özgürlüğünün, haklarının ve sorumluluklarının teminatı, Türk milletinin bir parçası olmaktan geçer. 100 yıllık bir cumhuriyetin onurlu bir vatandaşı olarak bunu hatırlatmaktan dahi hicap duyuyorum. Ez cümle, hangi kimlik olursa olsun kimlik gruplarını incitmemek gibi bir niyetin diyeti, cumhuriyetin kimliğini bertaraf etmek olamaz, olmamalıdır.
“Yaşananlar kardeşlik hikâyelerinin arkasına sığınılarak örtülebilecek bir günahı çok aştı”
Siyasetini ısrarla ve tüm başka ihtimallere inat bir terör örgütü ve lideriyle eş görmeyi tercih ederek seçtiği yol elbette ki kendilerini bağlar. 40 yıllık terörle mücadele döneminde Türk milletinin gösterdiği millî kimlik hassasiyetini anlamayanlara verilebilecek başkaca bir tavsiye de yoktur. 'İmralı partisi'nin Türkiye'nin toplumsal haklarına döşediği mayınlara ortak olmamak gerekmektedir. Bilinmesi gereken tüm bu yaşananların gerek Atatürk'ün, gerek beka söyleminin ve gerekse kardeşlik hikâyelerinin arkasına sığınılarak örtülebilecek bir günahı çok aştığı gerçeğidir. O sebeple herkes tarafından cumhuriyete dair hassasiyetlerimizin önemsenmesini de temenni ediyorum.”
“770 yılla yargılanan birinin devlet korumasında mahkeme salonuna getirilmesi anlaşılabilir bir durum değildir”
Müsavat Dervişoğlu, Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası ve erken seçim beklentilerine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
770 yılla yargılanan birinin devlet korumasında mahkeme salonuna getirilmesi, hatta orada yine kendilerine ait medya üzerinden topluma mesaj vermesi ne anlaşılabilir bir durumdur ne de kabul edilebilir bir durumdur. Burada bir dengesizlik vardır; dolayısıyla o dengesizliğin de giderilmesi gerekmektedir. Herkese her şekilde itham etme geleneğinden gelen bir anlayışla da karşı karşıyayız. Silivri’de yapılan yargılamaların tamamını takip ediyoruz. Partimizin Hukuk İşleri Başkanı, bir heyetle her mahkemeye gözlemci olarak katılıyor. Ve orada yapılan yargılamaların, sorgulamaların, soruşturmaların hukuki yönü üzerine bir değerlendirme yapma imkânı da bizlere sunuluyor. En başından beri söylüyorum; bu soruşturmalar, kovuşturmalar ve yargılamalar hukuki olmanın çok ötesinde, siyasi bir iş olması hissiyatı yaratıyor. Toplumun da genel kanaati bu. Ayrıca bu mahkemelerin özel mahkemelermiş gibi bir yerden bir yere taşınması ya da yeni yapılacak yargılamalar için yeni salonların inşası vesaire, sanki olağan dışı bir dönemde, 'olağanüstü' demiyorum, altını çizerek söylüyorum, bütün bunların yapıldığına dair bir kanı da oluşturuyor. Hukuk açısından, hukuk devleti açısından, demokrasi açısından bunlar çok kabul edilebilir durumlar değildir. Siyaset bir iddia işidir.
“Erken seçime TBMM’de yeterli çoğunluğumuz olmadığı için zorlayamıyoruz”
Hükümeti, TBMM'de yeterli çoğunluk olmaması münasebetiyle erken seçime zorlayamıyoruz. Çünkü biliyorsunuz, 360 kişilik nitelikli bir çoğunluğa ihtiyaç var. Bu çoğunluk, iktidar ‘erken seçim’ demeden seçim yapılmasını mümkün kılmıyor; elimizde olmaması münasebetiyle. O sebeple de CHP'nin değerli genel başkanı bir iddia koyuyor ortaya. Hukuken de yapabileceği bir işe işaret ediyor ve diyor ki, ‘Belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini eş zamanlı olarak istifa ettirelim’. Madem ki erken genel seçim yapamıyoruz, üzerinde spekülasyon olan, birtakım sıkıntıları da beraberinde getiren şu İstanbul meselesini başında bir çözelim. 770 yıldan yargılanan bir adam devlet korumasıyla gelirken, belediye başkanları, başta Sayın Ekrem İmamoğlu tutuklu yargılanmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu haksızlığın da giderilmesini temin edebilmeyi mümkün kılalım ve seçimin işaret fişeğini İstanbul’dan atalım, diyorlar. Bu bir siyasi iddiadır. Karşılık bulup bulmayacağı da tabii doğal olarak tartışma konusudur. Ama bir yöntemdir. Netice itibariyle bu tür çözümleri iktidarın sunması gerekirken, bunları muhalefetin önermeye mecbur kalması da manidardır. Bu noktadan bakıldığında, hükümetin yanaşmayacağını bildiğim bu talebin karşılık bulmayacağı, onlar tarafından karşılanmayacağını bildiğim bu talebin menfi dayanaklarının sağlam olduğunu ifade edebilirim.
“Ülkenin bir iktidar değişikliğine ihtiyacı var”
Türkiye’deki erken seçimle alakalı olarak yaşananlara baktığımızda, hakikaten ülkenin bir iktidar değişikliğine ihtiyacı var. Bunların şartlarının da oluşması lazım. İş başında bulunan hükümet, takdir edersiniz ki kazanabileceği bir dönemde seçim yapmak planı içerisine giriyor. 25 yıldır da iktidarlarını muhafaza etmenin yolunu buradan geçirdiler. Ama onlar için denizin tükendiğini söyleyebilirim. Ne kadar ertelerseniz erteleyin, netice itibariyle sandık bu milletin önüne gelecektir. Türkiye’nin tartışması gereken, iktidar değişikliği kadar aynı zamanda sistem değişikliğidir. 2018’de yürürlüğe giren bu sistem yüzünden zaten bütün bu tıkanıklıklar yaşanıyor. Yargı alanında, hukuk alanında, ekonomi alanında, gençlerin umuduna dair problemler alanında, tamamı sistemden kaynaklanan sorunlardır. Dolayısıyla muhalefet bir taraftan seçim talep ederken, öbür taraftan da sistem değişikliğine duyulan ihtiyacı ıskalamamalıdır. CHP ile İYİ Parti’nin bu konudaki hassasiyetini biz her fırsatta dile getirmeye gayret sarf ediyoruz. Diler ve umarım ki hukukun, adaletin egemen olduğu; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir dönemi yeniden açabilmenin yolunu bulur ve bu büyük milletin iradesiyle onu yaşama geçirebiliriz.”
“Vatandaşımızı yoklukta eşitliyorlar”
Emeklilerle ilgili bir soruya Dervişoğlu, “Emeklilerle ilgili görüş ve düşüncelerimizi bu zamana kadar çok defa ifade ettik. 20 bin lirayla bir ailenin geçinebilmesi şayet mümkün ise, o 20 bin liralık maaşı makul ve mazur görebilmek mümkündür. Ama Ankara’nın en kenar semtinde, şayet barınma ihtiyacınızı karşılamak için ev kiralamaya kalksanız bunun en az 25 bin lira olduğu gerçeğini görüyorsanız, bu maaşın ne kadar yetersiz olduğunu da görürsünüz.
Ne yapacak emekli aileler, insanlar? Hayatlarını idame ettirecekler. Bir, barınacaklar; iki, doyacaklar; üç, giyinecekler; dört, eğitim ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Satın aldıkları hizmetlerin bedelini ödeyecekler. Bunun 20 bin lirayla karşılanabilmesi mümkün değil. Ayrıca başka bir tehlike daha var, insanlar yoklukta eşitleniyor. Emeklilerin yalnızca yüzde 10’unun maaşı asgari ücretin üzerinde. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Ve verilen bu maaş farkının bir sadaka mesafesinde olduğunu da her fırsatta ifade ediyoruz. Emekliye verirken yok, yandaşa verirken var, ihaleler dağıtılırken var, kendilerine kaynak yaratırken var. Ama bu toplumun ihtiyaç sahiplerine gelince, hükümetin ayrıca herhangi bir kaynağı yok. Et yemek için insanlar Kurban Bayramı’nı bekliyor. Bu hükümetin ayıbıdır. Dolayısıyla emeklinin hakkının ve hukukunun savunulduğu her platformda İYİ Parti olarak bulunmaya devam edeceğiz. Yani vatandaşımızı yoklukta eşitliyorlar. Asıl üzerinde durmamız gereken şey budur. Sefalette eşitliyorlar ve yarattıkları sefaleti yöneterek seçim kazanma alışkanlığını da sıcak tutuyorlar. Sefalet yaratıyorlar, yönetiyorlar. Cehalet yaratıyorlar, yönetiyorlar. Şimdi de suç yaratmaya ve yarattıkları suçu yönetmeye başladılar. Böyle olan, bu yaklaşıma sahip iktidarların sonu sandıkta yok olup gitmektir. Tarih böyledir.
Independent Türkçe