AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
Çelik konuşmasında şunları söyledi:
Bütün arkadaşlarımız sahada. İllere gidiyorlar. Bu ayı dolu dolu geçiriyoruz. Tamamlamak üzereyiz. Önümüzdeki aylarda yine vatandaşlarımızla buluşacağız. Terörsüz Türkiye ve bölge konusundaki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölgeden, terörsüz bölge terörsüz Türkiye'den ayrılamaz. Zaman zaman aradaki bağın koparılmaya çalışıldığını görüyoruz. Terör örgütlerini meşrulaştırmaya çalışan, terör organizasyonların kurduğu diktatörler vesayetler yaklaşımların bu işin arkasında olduğunu görüyoruz.
Hem MKYK hem MYK hem partimizin tüm organları açısından hassasiyetle takip edilen konuların başında bu geliyor. Uzun zamandır Suriye'de terör örgütlerinin alan kapama, diktatörler vesayetler kurma konusundaki uyarılarımızı ifade ediyorduk. Suriye'deki herkesin kazandığı tek Suriye tek Ordu ilkesi çerçevesinde tüm grupların haklarının garanti altına alınacağı modelin ortaya çıkması gerektiğini ifade ediyorduk. Esad dönemi zulmünden sonra bütün Suriyelilerin Suriye'nin inşasına özne olarak katılması ve kimsenin dışlanmaması gerektiğidir.
Bütün oradaki mezhep ve etnik grupların tek bir Suriye'nin onurlu ve eşit parçaları olarak Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olmaları gerektiğini ifade ettik. Suriye'de DEAŞ'a dönük mücadelenin kesintisiz olarak sürmesi gerektiğine dikkat çektik. Hiçbir terör örgütünün burada hangi adı kullanırsa kullansın hiçbir şekilde var olmaması gerektiği temelindedir. Uyarılarımızı net bir şekilde yapıyoruz. İki konuda net cümleler kurduk. Birincisi terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci kapsamında PKK'nın bütün şube, uzantı ve illegal yapılarıyla kendisini feshetmesi ve silah bırakması gerektiği. Suriye'de Kürtler, terör vesayetinden kurtulmalı.
10 Mart Mutabakatı açıklaması
Buna İran, Suriye, Irak ve Avrupa'daki yapılanmalarının dahil olduğunu ifade ettik. Irak'ta farklı Suriye'de yöntemin farklı olabileceğini ifade ettik. Suriye'de kan dökülmemesi açısından Kürt kardeşlerimizin haklarının garanti altına alınması bakımından, Suriye'nin birliğine, bütünlüğüne zarar veren terör gruplarının ortadan kalkması gereğini 10 Mart mutabakatı ile vurguladık. SDG içindeki Suriyeli olmayan PKK'lılardan arındığı zaman, aynı şekilde burada terör faaliyetlerinden vazgeçtiği zaman SDG unsurları bireysel olarak Suriye Ordusu'nun parçası olup entegrasyona yöneldiği zaman esasından bütün bunlar çatışmasız şekilde çözülmüş olacaktı.
Suriye'nin kuzeyinde terör devletçiği kurmak isteyenlerin yanlış yaklaşımdan vazgeçmelerinin somut göstergesi olacaktı. Tek Suriye tek Ordu ilkesine aykırı tutum almanın Türkiye açısından milli güvenlik sorunu ve tehdidi olduğu hem de Suriye açısından tehdit olduğunu ifade ettik. Esad rejimi döneminde kimlikleri, varlıkları yok sayılmış Kürt, Türkmen kardeşlerimizin, diğer unsurların kimlik ve kültürlerinin garanti altına alınmasıydı. Sayın Cumhurbaşkanımız, Esad katliamlarına başlamadan önce, Başbakan olarak vurguladığı Suriye'deki Kürtlere kimlik haklarının verilmesi ve vatandaşlık haklarından eşit bir şekilde yararlanmalarıydı.
"Suriye'deki devrimden sonra hassasiyetlerimizi sürdürdük"
O zaman henüz Türkiye'de bu konularda çok ve yanlış konuşan bazı siyasi partilerin henüz gündeminde Suriye Kürtleri diye bir konu yoktu. Bu çerçevede Esat rejiminin inkar ve katliamcılığı karşısında bu ilişkiler kesildi. Suriye'deki devrimden sonra hassasiyetlerimizi sürdürdük. Türkmen, Kürt, Arap kardeşlerimizin ortak irade ile devletlerine eşit özne olarak katılmalarını sağlamalarını ifade ettik. SDG'nin Türkiye'yi ziyaret etmesine dair bazı siyasiler açıklama yapıyor, değerlendirmeniz nasıl olur, diye sormuşlardı. O zaman da 'terörist faaliyetlerden vazgeçerler, Suriye ordusuna entegre olurlar, mecliste yerlerini alırlar tabii ki Türkiye ziyaretlerinde mahsur olmaz' demiştik.
Bütün bu çerçeveye baktığımızda Suriye Cumhurbaşkanı sayın Şara tarafından yayınlanan, Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin kimliklerini, haklarını garanti altına alan kararnamenin son derece sevindirici olduğunu ifade etmek isterim. Bazıları bu kararnameyi küçümsemeye çalışıyorlar ama şunu unutmamak gerekir ki; Esad rejiminin yok sayma politikası dikkate alındığında Kürt kardeşlerimizin orada nüfus cüzdanı bile yoktu. Ortadoğu'da kimlik, etnik, mezhep kavgaları son derece acı sonuçlar doğuruyor. Belki de 100 yıl içinde ilk defa çoğulculuğu içeren bir kararname ortaya çıkmış oldu. Sonuçta hukuki bir zemin ortaya çıkmıştır. Bunun takibi gerekir. Bu konuda hassasiyetlerimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz.
Maalesef 10 Mart mutabakatına SDG tarafından uyulmadığı için herkesin bildiği askeri operasyonlar başladı. 18 Ocak mutabakatı ile bir noktaya varılmış oldu. Suriye'de terör örgütleri ortadan kalktığı zaman, terör örgütlerine alan verilmesi ile ilgili konular bertaraf edildiği zaman en çok kazanan Suriyeli Kürtler, Türkmenler, Araplar ve diğer gruplar oluyor. Birileri herhangi bir yerde terör örgütünün kazanımı herhangi etnik grubun kazanımı olarak görüyorsa burada hastalıklı bir zihniyetin işlediğini ifade etmek lazım. Burada 'SDG Kürtleri temsil ediyor' diye hastalıklı cümle kuruyorsa birilerinin de 'DEAŞ Araplar'ı temsil ediyor' diye hastalıklı tutumdan farkı yoktur.
SDG'nin veya DEAŞ'ın kaybını kim ki, Kürtlerin ya da Arapların kaybı gibi kodluyorsa onun Kürt ya da Arap gibi dertlerinin olmadığı, tarih perspektifi açısından bakıldığında net bir şekilde görülür. Bundan sonrasında bahsettiğimiz mutabakat çerçevesinde (18 Mart) tek Suriye tek ordu ilkesine katılımın sağlanmasıdır.
"Davos'tan yansıyan mesajlar son derece ilginç"
Bu sene Davos toplantısından yansıyan mesajlar son derece ilginç. Küresel düzenin geleceği ile ilgili olarak etkili mesajlar veriliyor. Neoliberal düzenin, bu haliyle kapitalizmi savunanların kendi içerisinde çelişkiye düştüğü en önemli zaman dilimlerinden bir tanesindeyiz. Bu düzene her zaman muhalif sesler oldu. Güçlü argümanlarla görüşlerini dile getirdiler. Belki de ilk defa mevcut düzenin elitleri tarafından bu düzenin bittiği dile getiriliyor. Cumhurbaşkanımızın BM'de 'dünya beşten büyüktür' sözünü söylediğinde genel kurulda sessizlik oluşturmuştu.
Düzenin elitleri esasında kapalı toplantılarda düzenin eksiklikleri ikiyüzlülüklerini son derece bilmesine rağmen dışarıda açıkça ifade edemiyorlardı. Şimdi kamuya açık toplantılarda neoliberal düzenin temsilcileri bu düzenin iki yüzlülüğünü ortaya koymaya çalışıyor. Cumhurbaşkanımızın yıllar önce söylediklerinin teyidi anlamına gelebilecek son derece çarpıcı cümleler duyuyoruz. Düzen adına norm koyma yetkisini üzerinde görenlerin önce o normlara sadık olması gerekir. İnsan hakları, hukuk devleti normunu Afrika, Asya için geçerli görmezseniz tsunami etkisiyle gelir sizi vurur demiştik.
Şimdi Gröland konusunda tartışmada seslerini yükseltiyorlar ama itiraz ettikleri şeyin aynısını Afrika'da yaptılar. Afrika'da bir ülkede darbe teşebbüsüne giriştiler. Avrupa norm koyma kabiliyetini kaybetmiştir. Şimdi o değerler ittifakı olma durumunun nasal ortadan kalktığını görüyoruz. Gramschi 'Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğamıyor, şimdi yeni canavarlar zamanı' diyordu. Şimdi Davos'ta bu düzenin elitleri olup da bu düzene itiraz edenler en çok bu cümle oldu.
Bu çerçevede Kanada Başbakanının konuşması çarpıcı oldu. O da 'yeni düzen yama mı olacak; yoksa mimari mi olacak' demişti. Yeni düzenin mimari olabilmesi için ne bir entelektüel tartışma ne bir siyasi kapsayıcılık ne de bir ortam var. Bu cümlenin yama kısmı bile aranan bir şey. Bu düzene yama yapılması imkanının bile ortadan kalktığı, herhangi yamayla meselenin çözülemeyeceği noktaya geldiği durum net bir şekilde gözüküyor. Biz Cumhurbaşkanımızla beraber G20 toplantılarında başka şeyler duyuyorduk. Sonra Şangay İşbirliği örgütü gibi küresel güney olarak kendilerini tanımlayanların liderlerin konuşmalarına bakıyorduk. Dünyanın manyetik alanlarındaki değişim siyasi manyetik alanlarında da kendisini gösteriyor.
"İran'a dönük dış müdahalenin karşısındayız"
Sanayi devriminin işçileri işsiz bırakmasından sonra yapay zekanın beyaz yakalıları işsiz bırakacağı diye bir şey var. Yaygın bir yoksulluk simülasyonu ortaya çıkıyor. Bu konuda mücadele için insanlığın çok yönlü çerçeveyi üretmesi gerekiyor. Şimdilik çatışma dışında bir şey üretilmiyor. İran konusunu endişe ile takip ediyoruz. İran'a dönük herhangi dış müdahalenin karşısındayız. Dış müdahale yöntemiyle darbe son derece sıkıntılar doğurur. İran'ın iradesine saygı gösterilmelidir. Her dış müdahale vahşi, acı verici halka bedel ödeten sorunlar üretilmiştir.
Ülke başkanlarının hedef alınması, silah zoruyla rejimin değiştirilmeye çalışılması dünyanın hiçbir yerinde sorun olmadı. Bu işte geçmişte rol almış Amerikalı siyasetçiler tarafnıdan da itiraf eğdildi. Tabii ki biz İran'daki sorunları görmezden gelmiyoruz. İran'da toplumsal hayatta ve devlet hayatında sorunlar var ama bu kardeş İran'ın kendi dinamikleri ile çözülmelidir. İran köklü bir devlet, komşumuz, İran halkı kardeş halktır. Müdahalenin hiçbir şekilde olmaması gerektiğini net bir şekilde ifade ediyoruz.
Gazze açıklaması
Gazze konusundaki gündemimiz her zaman esas gündemdir. Son Gazze Kurulu olarak yapılan çalışmalar yakın şekide takip edilecek. Birtakım yanlış haberler, aşırı söylemler kullanılıyor. Filistin'i Filistinliler yönetmelidir. Burada kalıcı barışın tek yolu ateşkesin kalıcı hale gelmesi ve odan sonra 1967 sınırları t emelinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulmasıdır. Bu olmadığı müddetçe orada kalıcı barış mümkün değildir. Gazze bir emlak değildir. Gazze bir emlak yaklaşımıyla değerlendirilecek toprak değildir; Gazze bir vatandır. Saygısız şekilde emlak yaklaşımları vahşi ve barbar cümleler kurulması anlamına geliyor. Filistin'i Filistinler'in yönetmesi ilkesine saygı duyulmalıdır. Gazze'nin Filistin'in vatanı olduğu ilkesine saygı duyulmalıdır.
Özgür Özel'in Suriye açıklaması
Bu Kobani'ye Obama'nın yardım etmesi meselesi. Bunu bir iki milletvekili başlattı. Bunlar Kürt meselesini istismar etmeyi meslek ve kariyeri haline getirmiş siyasiler. Bizim söylediğimiz şey; Obama bile Kobani düştü, düşüyor diyordu, o çerçevede Cumhurbaşkanımızı da aradı. Orada dikkat çektiğimiz şey şu; oraya yardım götürülmesiyle ilgili irade ortaya koyulurken PKK bu yardımı engelliyordu. Orada Kürtler ölsün, sivil insanlar ölsün de örgütün propagandası olsun diye engelliyordu. Türkiye terör örgütünün bu blokajını baypas edecek yöntem buldu. Bu barbar propaganda çökertilmiş oldu. Türkiye zaten yardımla ilgili üç-dört koldan hem fiziki hem insani anlamda stratejilerini geliştirmişti.
Bu istismarı siyasi kariyer haline getirmiş siyasiler var. Enteresan olan şudur; CHP gibi köklü partinin genel başkanının gündemine bunu bu şekilde sokuyorlar. Temel problem şu; sayın Özgür Özel gerçekten bilgi ile problemi var. Bir meseleyi doğru anlamakla, siyaseti öğrenmekle ilgili problemi var. Aydın'da meydanda miting yapıyor Cumhurbaşkanımız, Özel diyor ki 'kapalı alanda yapıyorsunuz'. Bu 'Obama yüzünden izin verdiler' diye siyasi akletme düzeyi, meydanda yapılmış mitingi 'kapalı salonda yaptılar' diye akletme meselesiyle aynıdır.
Bir gün bekçiler ile düzenleme yapılacak. Bu da çıktı, 'Orhan Kemal'in Bekçi Murtaza gibi bekçi olsun isterim' dedi. Herkes anladı ki kitabı okumamış. O romandaki Bekçi Murtaza karakteri bilmeden. Aslında o karakter olumsuz karakter. Okumadığı romandaki karakteri okumuş gibi ters anlatan birine, meydanda yapılmış mitingi 'kapalı salonda yapıldı' diyen biri. Ondan sonra tutuyor 'Obama söylemiş' diyor. Bu bilgilendirdenler yetersiz ve niteliksiz şekilde yapıyor.
En önemli konulardan bir tanesiydi. Daha Esad katliamlarına başlamış. Türkiye Arap baharı dalgalarını görmüş, bölgeye reform telkininde bulunuyor. O zaman 'Türkiye ABD ve Avrupa politikasına aykırı hareket ediyor' dendi. Cumhurbaşkanının müstakil siyaseti CHP'nin ders alacağı bir alan. Kobani'ye tabii ki insani yardımda bulunuyoruz. Hangi ideoloji altında olursa olsun Suriye ve bölgede bütün terör örgütlerinin karşısındayız. Şartlar ne olursa olsun Suriyeli Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin yanındayız. İnsani durum çerçevesinde Suriye hükümeti ile koordineli şekilde onların açtığı insani koridorlardan ilk aşamada 11 TIR gönderdik. Bu yardımlar tabii ki devam edecektir.
Bir de müze meselesi var. Sayın Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan adına müze yapılıyor diye eleştirilerde bulunmuş. Bu konuda da bir yanlışlığı var. Bu kişiye bağlı müze değil. Milli Saraylar'a bağlı olarak yapılıyor. İlk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk adına 39 müze var. Devletin kurumsal ve siyasi hafızası, dönemin olayları ve bunun gelecek nesillere aktarılması bakımından son derece önemli. Merhum Celal Bayar merhum Süleyman Demirel adına müzeler var. Bunlar çok kıymetlidir. Aynı şekilde Abdullah Gül adına müze var. Gelecek nesillere yol gösteren bir şey bu. Cumhurbaşkanımızın siyasi dönemdeki faaliyetlerini hatırlatacak devletin hafızasına boyat katacak şekilde yapılıyor. Bu dönemde yaşanan olayların gelecek nesillere aktarılması bakımından somut, elle tutulur, herkesin ziyaret edebileceği alan olacaktır.
Cumhurbaşkanımızın görev yaptığı süre Cumhuriyet tarihinin dörtte birine denk geliyor. Burada hukuki açıdan yeri var. Yasal mevzuat açısından yeri var. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde önem verilen uygulama. Eleştirilecek değil desteklenecek bir yaklaşım bu.
DEM Parti'nin HTŞ açıklaması
DEM Parti Eş Başkanları başta olmak üzere bazı siyasilerin bizim teröre karşı tutumumuzu HTŞ'yi desteklemek gibisinden sunması siyasi bir cümle değil. Bu bir vekalet iradesi. Bu argüman örgütün argümanı. Karşımızda siyasi cümle yok. Keşke bu cümleler kurulmasaydı. Bir siyasetçinin kurabileceği binlerce cümle varken 'SDG Kürtleri temsil ediyor' demesi bizim açımızdan itiraftan başka bir şey değil. Kendisinin açıkça desteklediği örgüt sanki insan hakları örgütü sanki kanarya sevenler derneği. Açıkça terör örgütünü desteklediklerini söyleyenlerin bize dönük bu şekilde nitelemeleri kendi tutumlarını örtbas etmekten ibarettir.
Bunlar vekaleten söylenen ezber cümleler, değeri yok. Kürt sivillerin öldürülmesine göz yumuyorlar demeleri ahlâk dışı yaklaşımdır. Hem SDG hem PKK'nın ne kadar Kürt sivil öldürdüğü herkesin gözü önünde gerçekleşti. Suriye'de herhangi bir terör örgütü sivillere dönük eylem ortaya koyduğunda ilk olarak biz karşı çıkarız. Bunlar ideolojik oyunlar. Bu kadar şey yaşandıktan sonra daha makul cümleler bekliyor, siyasi değerlendirme anlamına gelebilecek cümleler bekliyor. Bunlar sadece, bu kadar önemli olaylar gerçekleşirsen sadece ideolojik oyunlardır. Terör örgütünden yana destekleyici tutum alarak ondan sonra 'Ben Kürtlerin iyiliğini düşünüyorum' demesi taban tabana zıt iki cümledir.
Bu cümleleri söyleyenlerin gündeminde Kürtler yok; sadece örgütler var. Bu da sadece acı bir şey. Bugün yeni fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bölgede emperyalizmin, siyonizmin yaptıklarına baktığında, şöyle bir irade bekliyorsunuz, terörsüz bölge çerçevesinde Türk, Kürt, Arabın daha güçlü kolkola girdiği, devlet iradesine, toplumsal bütünlüğüne sahip çıktığı süreçleri desteklemek gerekirken tam zıddına ilerlemek bunu yapan açısından son derece trajik hikaye olarak ortaya duruyor. Bunların herhangi siyasi niteliği yok. Kimin hangi örgütü desteklediği açık kaynaklarda var. Şimdiye kadar bu cümleyi kuranların 'terör örgütü silahları bıraksın, kendisini feshetsin' dediklerini duymadık. Herkese ev ödevi vermeye çalışıyorlar. Hem t eröre yönelik meşrulaştırıcı cümleler kurup arkasına barış ve demokrasi kavramları ekleyeceksiniz. Bu da siyasi retoriğin terör örgütlerini koruyacak mühimmat olarak gözüküyor.
"Sahadaki tablo sevindiricidir"
Günün sonunda Suriye'de Kürt kardeşlerimiz kazanmıştır. Hem kararname ile ortaya çıkan tablo hem de sahadaki tablo sevindiricidir. Suriye'de Türkmen, Arap ve Kürt kardeşlerimiz kazanmıştır. Kardeşlerimizin bu kazanımlarının korunması gerektiğini ifade ediyoruz. Burada Suriye hükümeti ile hükümetimiz istişare içinde olactır. Terör örgütünün vesayetinden kurtulmak diktatörlükten kurtulmuş olduğu anlamına geliyor. Güvenlik güçleri gereken hassasiyetleri gösteriyorlar. Aynı zamanda siyasilerin de provokasyona ortam oluşturacak dilden ve üsluptan uzak durması önemlidir. Provokaif dil ve üslup kullanırsanız, özellikle sosyal medyada üretilmiş yalanları gerçekmiş gibi yayarak insanların vicdanında infial uyandırırsanız, fırsat kollayan provakatörlere pas atmış olursunuz.
"İsrail'in yasakladığı kişiler olmak şeref madalyasıdır"
Orada net bir şekilde görülüyor. Bilal Bey ve bahsedilen isimlerin Filistin hassasiyeti, her sene yılbaşı sabahı yapılan mitingten birtakım siyonist, soykırımcı çevrelerin duyduğu rahatsızlığı net bir şekilde ifade ediliyor. Mesele burada İsrail'in ülkeye kimin girip girmemesi değil. Hiç kimse koşa koşa gitmez zaten. Esas mesele İsrail'in kendi ülkelerinin bu siyonist katillerin isimlerinin altında anılıyor ve değerlendiriliyor olması. İsrail'i tehdit eden şey Netanyahu hükümetinin soykırımı politikaları, nefret ve reaksiyondur. Bilal Bey ve isimlerin yasaklanmasının herhangi bir anlamı yoktur. Onların yasakladığı ya da eleştirdikleri kişiler olmak herkes için şeref madalyasıdır.
"Kırmızı çizgi ihlal edilmiştir"
Sayın Cumhurbaşkanımız burada net bir şekilde Başbakanlığı döneminde Suriyeli kardeşlerimize nasıl sahip çıktığını anlattım. Son süreçte Devlet Bey'in tarihi çağrısıyla Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge çerçevesinde ortaya koyduğu basireti herkes gördü. Bazı isimlerin Sayın Cumhurbaşkanımıza Sayın Devlet Bahçeli'ye kullandığı ifadeler son derece ahlak dışı ifadelerdir. Bu cümlenin sık sık kurulması lazım, bu ifadeleri lanetliyoruz. Onların hukukunun korunması bizim kırmızı çizgimizdir. Bunu ihlal edenler düne kadar burada Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusunda sayın Cumhurbaşkanımızın devlet iradesini ve sayın Bahçeli'nin çağrısının altını çizerek ifade ediyorlardı. Bugün 'Kürtlere sahip çıkıyorum' diyerek terör örgütüne sahip çıkmaları sayın Cumhurbaşkanımız sayın Bahçeli'yi o cümlelerle hedef alması en büyük Kürt düşmanlığıdır. Bu kırmızı çizgi ihlal edilmemeliydi. Bunu ihlal etmişlerdir. Bölgedeki Kürtlere emperyalizm ve siyonizm musallat olmuş iken sayın Cumhurbaşkanımızın ve sayın Bahçeli'nin yüksek bir yaklaşım ve irade ortaya çıkmış iken sayın Cumhurbaşkanımıza ve sayın Bahçeli'ye bu cümlelerle saldırmak emperyalizm safında rezervasyon yaptırmaktır.
İBB kreş soruşturması
Burada bir şey var. Daha önce toplantılarda konuştuk. Yerel seçimlerden sonra CHP söylem kullanmaya başladı. 'AK Parti merkezde biz de yerelde iktidarız' dendi. Buna yüksek tepki geldi. Sanki ikili devlet yapısı varmış gibi konuşmaya başladı CHP. Türkiye'de tek biriktidar vardır, belediyeler de bu hukuk sistemi içerisindedir. O mantığın devamı olarak tuttular, bu açtıkları kreşleri yasal boşluktan faydalanarak çocuk oyun evi, çocuk etkinlik alanı adı altında Milli Eğitim ve Aile Bakanlığı'nın denetimlerinin dışında kurguladılar.
Bu denetimler çok önemli. Dünyanın her tarafında son derece acı verici şekilde istismarlar oluyor maalesef. Burada ciddi denetimler yapmak, mekanizmaları doğru kurmak gerekiyor. Kamera kayıtlarını 20 gün boyunca vermiyorlar. Denetimden kaçırılmış. Dünyanın çeşitli yönlerinden örnek verdiği yerler federal devlet. Niçin bu bakanlıkların denetiminden kaçırılıyor sorusu büyük bir sorudur. Bizim modelimizde denetimi Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanır. Personel ona göre seçilir. Burada maalesef yasal boşluktan faydalanılarak bu kreşleri kurmuşlar. Şimdi bunları söyleyince kreşlere karşı mısınız diyorlar. Mesele devlet içinde devlet gören bir anlayışın ürettiği yanlış sonuçlarla toplumların karşılaşmaması sağlanmadır.
Ateşkes sürecini yakın bir şekilde takip edeceğiz. Bölgede zorluk çeken Kürt kardeşlerimizin yanında olacağız. 18 Mart mutabakatını güçlü şekilde takip edeceğiz. Kanaat önderleri ile temas içindeyiz. Suriye hükümeti ile koordinasyon içinde bunu gerçekleştiriyoruz. Suriye'de Kürt, Türkmen ve Arap kardeşlerimizin kazandığı tablo var. Provokasyonlara duyarlı olalım. Mümkün olduğu kadar İletişim Başkanlığı Dezenformasyola Mücadele Merkezi bununla ilgili çalışıyor. Terör örgütünden duygusal olarak kopamayanların Kürt vatandaşlarımızı istismar eden kampanyaları görüyoruz. Bu bakımdan özellikle siyasi dilde yapıla provokasyonlara ve sahada gerçekleştirilecek provvokasyonlara karşı vatandaşlarımızın dikkatli olması çok kıymetlidir. Bir beraber olduğu zaman Türkye'nin karşısına yedi düvel çıksa bizi yenemedi. Bu yaklaşımla yolumuza devam edeceğiz.
Independent Türkçe