Terörün nedenselliği meselesi üzerine...

Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Özet


Bu makale, Türkiye’de barış ve çözüm tartışmalarında yaygın biçimde kullanılan “terörle mücadele” söyleminin nedensellik bakımından sorunlu bir zemine dayandığını ileri sürmektedir. Çalışmanın temel tezi, terörün bir neden değil; Cumhuriyet dönemi boyunca kurumsallaşan tektipçi ulus-devlet teşekkülünün ürettiği yapısal bir sonuç olduğudur (İnsel, 2004, ss. 11–35). Bu çerçevede terör; siyasal temsilin dolaylılaştırılması, kolektif kimliğin yok sayılması ve hukukun güvenlik lehine istisnalaştırılması karşısında ortaya çıkan tepkisel ve patolojik bir toplumsal olgu olarak ele alınmaktadır. Makale, kalıcı barışın ancak anadilde eğitim, kolektif kültürel hakların tanınması ve temsilde doğrudanlığın sağlanması gibi köklü anayasal ve yasal dönüşümlerle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Geçiş sürecinde ise Ernest Renan’ın affetme retoriği ile Hannah Arendt’in “yeni başlangıç” (natalite) kavrayışı birlikte değerlendirilerek, intikamcı adalet ile cezasızlık arasında demokratik hukuk devleti ekseninde onarıcı bir geçiş modeli önerilmektedir.

Giriş: Yanlış Kurulan Nedensellik ve Güvenlikçi Kısır Döngü

Türkiye’de barış ve çatışma tartışmalarının en temel metodolojik sorunu, sebep–sonuç ilişkisinin ters kurulmasıdır. Siyasal söylemde ve resmî belgelerde “terör”, çoğu zaman sorunun başlangıç noktası olarak ele alınmakta; çözüm stratejileri güvenlik, bastırma ve tasfiye ekseninde şekillenmektedir. Oysa nedensellik ilkesi gereği, sürekli tekrar eden bir olgu, öncül yapısal koşullar dikkate alınmadan açıklanamaz (Gurr, 2010, ss. 36–58).¹
Terörü neden olarak kabul eden yaklaşım, devletin tarihsel ve anayasal sorumluluğunu görünmez kılmakta; sorunu bütünüyle şiddet aktörlerinin iradesine indirgemektedir. Bu yaklaşım, analitik olduğu kadar normatif bir soruna da işaret eder: devletin kurucu tercihlerinin sorgulanamaz kılınması.

1. Yapısal Nedenler: Cumhuriyet Dönemi Tektipçi Teşekkül
 

Cumhuriyet’in erken döneminden itibaren inşa edilen siyasal düzen, tektipçi (monist) bir ulus-devlet modeli üzerine kurulmuştur (Zürcher, 2019, ss. 179–214).² Yurttaşlık, tekil bir dil ve kültür normu üzerinden tanımlanmış; çoğul kimlikler anayasal düzeyde tanınmamıştır. Bu durum özellikle Kürt kimliği bağlamında hukukî ve siyasal bir dışlama rejimi üretmiştir (Oran, 2018, ss. 43–76).³
Ahmet İnsel’in gösterdiği üzere, bu yurttaşlık anlayışı siyasal aidiyeti zayıflatmış; rıza üretimini güvenlik mekanizmalarına bağımlı hâle getirmiştir (İnsel, 2004, ss. 18–24).⁴ İsmail Beşikçi’nin çalışmaları ise bu yapısal dışlamanın, şiddeti doğuran bir zemin oluşturduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır (Beşikçi, 1991, ss. 57–88).⁵
Bu bağlamda terör, sistemin dışında bir anomali değil; sistemin iç mantığının ürettiği bir sonuçtur.

2. Terörün Sonuç Olarak Kavranmasının Kuramsal Sonuçları

Terörü sonuç olarak ele almak, çözümün yönünü kökten değiştirir. Bu perspektifte temel soru, “terörü nasıl bastırırız?” değil; “terörü üreten yapısal koşullardan nasıl vazgeçeriz?” sorusudur. Bu yaklaşım, güvenlik politikalarını tümüyle reddetmez; ancak onları kurucu çözüm aracı olmaktan çıkarır (Agamben, 2018, ss. 9–37).⁶
Şiddetin, siyasal kanalların tıkandığı koşullarda ortaya çıkan bir tepki olduğunu gösteren literatür, bu yaklaşımı desteklemektedir (Galtung, 2014, ss. 165–192).⁷ Dolayısıyla güvenlikçi stratejiler, yalnızca sonuca müdahale etmekte; nedenleri ise yeniden üretmektedir.

3. Yapısal Vazgeçişin Somut Göstergeleri: Hak ve Temsil
 

Yapısal nedenlerden vazgeçildiğinin inandırıcı biçimde gösterilmesi, ancak hak ve yetki devri içeren düzenlemelerle mümkündür.

3.1. Anadilde Eğitim
 

Anadilde eğitim, pedagojik bir tercih değil; kolektif kimliğin anayasal tanınmasıdır (UNESCO, 2003, ss. 13–29).⁸ Bu hak anayasal güvence altına alınmadıkça, eşit yurttaşlıktan söz edilemez.

3.2. Kolektif Kültürel Haklar

Kültürel hakların tanınması, devletin tekil kimlik üretme iddiasından vazgeçtiğinin açık göstergesidir (Kymlicka, 2015, ss. 71–102).⁹

3.3. Temsilde Doğrudanlık
 

Temsilin kriminalizasyon yoluyla dolaylılaştırılması, şiddeti yeniden üreten başlıca mekanizmalardan biridir. Kapsayıcı demokrasi modellerinin şiddeti dışlayan yapılar ürettiği bilinmektedir (Lijphart, 2012, ss. 271–305).¹⁰

4. Geçiş Süreci ve Affetme: Ernest Renan Hattı

Ernest Renan, ulusun yalnızca ortak hatıralarla değil, ortak biçimde aşılmış travmalarla kurulduğunu savunur (Renan, 2016, ss. 27–41).¹¹ Renan’ın “unutma ve affetme” yaklaşımı, geçmişin inkârını değil; geçmişin bugünü rehin almasının engellenmesini ifade eder.
Bu yaklaşım, geçiş dönemlerinde intikamcı adalet ile cezasızlık arasında denge kurmaya imkân tanır.

5. Hannah Arendt ve Onarıcı Geçiş

Hannah Arendt’e göre siyasetin özü, düzeni sürdürmekten ziyade “yeni bir başlangıç” (natalite) yaratabilme kapasitesidir (Arendt, 2018, ss. 175–184).¹² Affetme, Arendt’te hukukun askıya alınması değil; hukukun kurucu ve onarıcı biçimde işletilmesidir (Arendt, 2019, ss. 239–258).¹³
Bu çerçeve, geçiş dönemi adaletinin demokratik hukuk devleti içinde nasıl işletilebileceğine dair güçlü bir teorik zemin sunar (Teitel, 2017, ss. 67–101).¹⁴

Sonuç

Bu çalışma, Türkiye’de terörün neden değil sonuç olduğu yönündeki tezi merkeze alarak, barış tartışmalarının metodolojik zeminini yeniden kurmaktadır. Terörü neden olarak ele alan yaklaşımlar, yapısal sorunları perdeleyerek şiddeti yeniden üretmektedir. Buna karşılık terörü sonuç olarak kavrayan bir yaklaşım, çözümü anayasal dönüşüm, eşit yurttaşlık ve demokratik temsil ekseninde aramaktadır.
Kalıcı barış, ancak bu yapısal vazgeçişler açık biçimde ortaya konulduğunda mümkün olacaktır.

Dipnotlar

    •    Ted Robert Gurr, Neden İnsanlar Ayaklanır (çev. Mete Tunçay), İmge, 2010, s. 36–58.
    •    Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim, 2019, s. 179–214.
    •    Baskın Oran, Türkiye’de Azınlıklar, İletişim, 2018, s. 43–76.
    •    Ahmet İnsel, “Ulus, Yurttaşlık ve Dışlama”, Toplum ve Bilim, 99, 2004, s. 18–24.
    •    İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan, Yurt Kitap-Yayın, 1991, s. 57–88.
    •    Giorgio Agamben, Olağanüstü Hâl, Ayrıntı, 2018, s. 9–37.
    •    Johan Galtung, Barış ve Barış Araştırmaları, İletişim, 2014, s. 165–192.
    •    UNESCO, Çokdilli Dünyada Eğitim, Ankara, 2003, s. 13–29.
    •    Will Kymlicka, Çokkültürlü Yurttaşlık, Ayrıntı, 2015, s. 71–102.
    •    Arend Lijphart, Demokrasinin Desenleri, İmge, 2012, s. 271–305.
    •    Ernest Renan, Ulus Nedir?, İletişim, 2016, s. 27–41.
    •    Hannah Arendt, İnsanlık Durumu, İletişim, 2018, s. 175–184.
    •    Hannah Arendt, Geçmişle Gelecek Arasında, İletişim, 2019, s. 239–258.
    •    Ruti Teitel, Geçiş Dönemi Adaleti, Metis, 2017, s. 67–101.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU