Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek ve Gazeteci Alişer Delek, YouTube'da Sağlı&Sollu programında gündeme ilişkin yorumlarda bulundu.
Dün TSK’ya ait askeri kargo uçağının Gürcistan sınırında düşmesi sonucu 20 askerin şehit olması ile yorumlarda bulunan Çiçek, “Yani uçak vuruldu mu? Düşürüldü mü? Kendiliğinden mi düştü? Birçok soru cevapsız. Karakutunun ilk değerlendirmesinden sonra biz büyük ihtimalle akşama doğru biraz daha fotoğrafın netleşeceğini görebiliriz. Ben olay yerinde olan arkadaşlarla da görüştüğümde dün Azerbaycan'ın yetkililerle de görüştüğümde açıkçası hepimizi merak ettiği sorudur. Şimdi iki şeyden bahsediliyor. Şimdi birinci iddia şu bu gövdesinde korozyon oluşturması sebebiyle yüksek basınçtan kaynaklı bir kazanın olabileceği ifade ediliyor. 2. iddia da bu kargo uçağı olduğu için. Kargo yüklerinin doğru bir şekilde bağlanmadığı ve uçakta hareket ettiği ve dolayısıyla bunun da uçağı düşürme ihtimalinden bahsediliyor. Tabii ortaya atılan iddialar var. İşte bir şekilde İHA-SİHA meselesi söyleniyor. Bazılarının düşürme meselesi falan söyleniyor. Şimdi uçağın düşüş şekline bakıldığında, motor gövdesine falan bakıldığında dışarıdan bir müdahalenin olmadığı ifade ediliyor. Ama tabi bunların hepsi dışarıdaki uzmanların şu an fotoğraflar üzerinden ve olay yeri görüntüleri üzerinden gösterdikleri bir şey” dedi.
İmamoğlu iddianamesi
Cezaevinde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun iddianamesi ile ilgili konuşan Çiçek şunları söyledi:
Şimdi bu iş nereden ilk başladı diye baktım. Yani bir ihbar mı ne? Şeyden başlıyor biliyorsun. Bu CHP İstanbul il binasının alımı sürecinde sızan görüntüler üzerinden başlatıldı. Savcılık iddianamesinde onu görüyorsun fakat savcılık iddianamesi meseleyi Beylikdüzü Belediye Başkanlığı sürecine kadar götürüyor. Benim en çok dikkatimi çeken orada yedi bölümden oluşan bir iddianameden bahsediyoruz. Şimdi Ekrem İmamoğlu ismi 8 bin 542 defa geçiyor. Ve enteresan biçimde Ahtapot benzetmesi yapılıyor. Şimdi savcılık bir şey ortaya koyuyor. O savcılığın ortaya koyduğu mesele üzerinde siz “böyle olur şöyle olur” falan diye yorumlar yapıyorsunuz. Siz sadece savcılık iddianamesi üzerinden tek taraflı olarak bu yorumları yaptığınızda doğal olarak karşı tarafın kendisini nasıl savunduğunu anlatmak lazım. İddianamede ben şunu gördüm. Yani bölümler halinde özellikle bu yedi bölümden oluşması suç örgütü çıkar meselesi mesela çok tartıştığımız bu casusluk meselesinin daha sonra anlatılacak olması. Yani birçok mesele kendi içerisinde basına aksettirildiğinden farklı ama birçoğunun maddi delilleri orada var ve dolayısıyla da biz savunma kısmı geldiğinde bu meselelerin ne olduğunu çok daha rahat görmüş olacağız.
Delek ise şu yorumlarda bulundu:
Ben 180-190 sayfasını okudum. Okuduğum kadarıyla ve iddianameye göre bu ifadelerin altını çizerek Şimdi söyleyeyim. Ekrem İmamoğlu'nun hedefinin daha 2014 yılında yani Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu gün itibariyle, bir sonrası yıl daha doğrusu 2014'te Beylikdüzü Belediye Başkanı oluyor. 2015 yılı itibariyle 3 tane hedefinin olduğunu söylüyorlar. O günlerden yavaş yavaş geldi. Birincisi kişisel zenginlik. Tam olarak iddianamedeki ifade bu. Birincisi kişisel zenginlik katmak. İkinci hedefi CHP'yi ele geçirme, üçüncü hedefi de CHP'yi ele geçirdikten sonra Cumhurbaşkanı adayı olma ve bunun için 2015 yılında daha Beylikdüzü'nde bazı ihalelere fesat karıştırma gibi şeyler yapıldığı iddia ediliyor. Şimdi tuğla gibi iddianame dememin sebebi de aslında biraz da bu. Bir tuğlaya baktığın zaman güçlü, sert, kalın bir şey de görebilirsin ama baktığın yerlerde de bazı delikler vardır. Bana göre okuduğum yere kadar olanki deliklerini de biraz söylemeye çalışacağım. 2015 yılında ve 2015 ve 2019 yılları arasında 14 tane rüşvet ve suç var diyor iddianameye göre. Oysa 2015 yılında Büyükçekmece Adliyesi'nde Ekrem İmamoğlu çıktığı davadan beraat etmiş. Bugünkü iddianamede 10 yıl önce bu suçların işlendiği söyleniyor ama beraat etmiş. Bu iddianamede yok. Mesela burada bir kere durdum. Cumhurbaşkanı adayı olma meselesinde, cumhurbaşkanı adayı olmak için para topladığı, para toplandığına dair 7 kişinin, isimlerini burada vermeyeceğim iddianamede var, 7 kişinin beyanları var. Bunlardan 3 tanesi, paralar alındı, paralar verildi gibi ifadeler kullanıyor. Paraların alınıp verildiğini gördüğünü söylemiyor ama bildiğini söylüyor. Geri kalan 4 tanesi, bir tanesi de gizli tanık, paraların alındığını duydum gibi ifadeler kullanıyor ve bu paralar alınarak sistemi kurulduğu söyleniyor. Tanık ifadeleri üzerinden, 150. sayfaya kadar en azından ben bir kanıt görmedim. Tanık ifadeleri üzerinden bir para toplandığı söyleniyor. Ana mesele, her şeyin başladığı mesele, yani CHP'yi ele geçirme meselesiyse İl Binası'nın, senin de söylediğin o görüntüler üzerine kurgulanmış. Orada daha doğru ve titiz bir çalışma var bu arada iddianamede. Görüntüler üzerine var, MASAK raporları var. Satın alınırken il binasına giren para, çıkan para, sonradan sayılan paralar vs orada bir boşluk oldu. Yanlış hatırlamıyorsam 25 milyonluk bir bina ama 8 milyon gösterilmiş. Hatta Canan Kaftancıoğlu da sonradan bunu söylemişti. Satıcının düşük göstermek için uyduğu bir şeydi. Ama işte o aradaki kaçak paranın, boştaki paranın İmamoğlu örgütü için kullanıldığı iddiaları da var. Buradan Ekrem İmamoğlu'nun CHP'yi ele geçirmeye çalıştığı, çünkü Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'yken, İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'yken niye belediye başkanı bina satın alıyor, niye belediye başkanın adamları bina satın alıyor diye bir kurgu kurulmuş. Kendi içerisinde şu ana kadar okuduğum yerde en tutarlı ve en anlaşılır yer burasıydı. Ama mesela bir anlamakta zorlandığım, bana biraz da ya bu kadar da olmaz denilen şeylerden bir tanesi de Yine CHP'ye ele geçirme planı içerisinde Özgür Özel'in kazandığı kongredeki İmamoğlu'nun varlığı. İmamoğlu divan başkanıydı. Yani kongreye yöneten kişiydi. Onun açılıştaki konuşması ve Özgür Özel kazandığı zamanki konuşması Özgür Özel'i destekliyor delili olarak iddianameye konmuş.
Ahmet Özer’in tahliye edilmesi
Eski Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tahliye edilmesi ile ilgili yorumlarda bulunan Çiçek şunları kaydetti:
Ahmet Hoca'nın en büyük şanslarından bir tanesi avukat olan kızıydı. Gerçekten çok büyük mücadele etti. Yani hem hukuksal açıdan hem babası için çok büyük mücadele etti. O da zaten çıkışta bunu ifade etti. Dolayısıyla Ahmet Hoca'nın bırakılması benim için sürpriz oldu. Hani ben sıralamayı şöyle bekliyordum. Periyot halinde gelebilir ama anladığım kadarıyla belki sıralama şu an değişmiş gibi duruyor. Yani Ahmet Hoca'dan sonra Selçuk Hoca'yı görür müyüz? Mızraklı yoksa Demirtaş'ı mı göreceğiz? Bunu beraber bekleyeceğiz ama benim tahminim. Yani Demirtaş'la ilgili aslında şu an bir zamanlama sorunu var. Demirtaş'ın bırakılması bekleniyor. Şunu da gördük. Yani bunlar Türkiye açısından gerçekten olumlu şeyler. Hiç kimse tabi ki suç işleme hürriyetine sahip değil. Hiç kimse kanun önünde eşitlik ilkesinden muaf değil. Bu başka bir şey. Ama şimdi burada bir siyasi duruştan dolayı bir ittifaktan dolayı mesele boyuta gelmişse bunu bir sorgulamak lazım. İşte Terörsüz Türkiye demokrasi barış kardeşlik. İşte komisyonunun oluşturacağı tablo bence tam da bu. Bakın bugün şeyi çok konuşmuyoruz değil mi? Eğer eski bu süreçten önce seçim dönemindeki atmosfer olmuş olsaydı Ahmet Özel'in tutukluluğu ve sonrasında serbest bırakılmasıyla ilgili biz birçok şeyi konuşacaktık. Kamplaşma içerisinde birçok farklı noktayı konuşacaktık. Ama bak bugün oluşan iklim üzerinden çok normal geliyor bize değil mi? Olması gereken bu zaten.
Ahmed Şara’nın Beyaz Saray ziyareti
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın ABD ziyareti ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Nevzat Çiçek şunları söyledi:
Mazlum Abdi görüşmesinin sonuç itibariyle iki türlü yapıldığını düşünüyorum. Birincisi Şara gitmeden yapıldığı ile ilgili. İkincisi de Şara’dan sonra yani Beyaz Saray ziyaretinden sonra bunu niye ifade ediyorum? Amerikalılar SDG'ye çok net bir şey ifade ettiler. Bunu Mazlum Abdi’yi helikopterle Şara’ya götürdükleri zaman ikiliyi buluşturdukları zaman da ifade ettiler. “Kardeşim biz burada çok uzun süre durmaya niyetli değiliz. Sizden ricamız, sizden talebimiz Türkiye'nin güvenlik doktrinini yıkmayın. Türkiye'ye tehdit unsuru oluşturmayın. Suriye hükümetiyle entegre olun. Ama bu entegrasyon gidin içeride eriyin anlamında değil. Bir formül bulalım. Böyle devam edelim” diye. SDG de “Hayır. Biz yeni bir durum var Ortadoğu'da. Bu yeni durum karşısında burada biz Ahmed Şara'ya güvenmiyoruz. HTŞ'ye güvenmiyoruz. Dolayısıyla Suriye'de geçmiş yıllarda Kürtlerin çektikleri belli. Bize anayasal güvenceler verin ve biz mümkünse otonom, federatif, özellikli yapı istiyoruz” diyor. Amerika dedi ki “Tamam önce bir işbirliği sağlayalım” ve gitti 8 maddeyi imzaladılar. Bunun 6 maddesi normalde anlaşma maddesi, 2 maddesi iyi niyet anlaşması. Şimdi süreç böyle devam ederken İsrail, Bahoz Erdal ve ekibi üzerinden temas kurdu ve dedi ki aslında Amerikalılar yanlış yapıyor. Biz sizinle ittifak halinde olabiliriz. Biz sizi koruyabiliriz. Biz size destek verebiliriz. Çünkü bizim İran'a karşı bir hesabımız var. Türkiye'ye karşı bir hesabımız var ve dolayısıyla da biz sizi tampon bölgede tutmak istiyoruz. Şimdi olay böyle olunca tabi ikili arasında Şara ve Mazlum arasında farklı görüşmeler oldu. O arada bazı sınamalar gerçekleşti. Mesela bu sınamalardan bir tanesi aslında Lazkiye'de Nusayriler ve eski rejim kalıntıları üzerinden yapılan oradaki gerginlikti. İkinci mesele Dürzi meselesiydi. Üçüncü mesele Halep'teki Kürt mahallelerindeki durumdu. Bu süreç devam ederken tabi Türkiye'de süreçle birlikte acaba ne oluyor soruları gündeme geldi. Ve bunun üzerine aslında Türkiye çok uzun süre Ahmet Şara ile çok ciddi temasları zaten biliyoruz. SDG üzerinden de Türkiye Amerikalılar üzerine temas kuruyordu. Ha ben şunu da söyleyeyim çok açık ve net. Bana göre Türkiye'nin doğrudan temas kurması gerektiğini düşünenlerden biriyim. Geç kaldı.
Suriye’nin adı değişecek mi?
Suriye’deki gelişmeleri yorumlayan Delek, “Güçlü ve yeni bir Suriye'nin tanımını yaparken sen de pek çok kişi gibi aslında demokratik katılımlı, Kürt’ün de olduğu, Dürzi’nin de olduğu, Alevi’nin de olduğu bir Suriye'nin hedeflendiğini, istendiğini söylüyorsun söylüyorsun. Peki bu Suriye Arap Cumhuriyeti adıyla olur mu?” diye sordu.
Çiçek ise şu yorumlarda bulundu:
Şimdi Suriye Arap Cumhuriyeti isminin ben Suriye Cumhuriyeti olması gerektiğine inananlardanım. Suriye anayasası yazımına SDG girmedi ve hatırlarsanız seçim yapıldı. SDG bölgelerinde de bu seçim yapılmadı. Şimdi normalde bu saatten sonra SDG ile Şam yönetimi arasında Şara hükümeti arasında bir anlaşma olduğunda bu anlaşma sadece askeri anlamda bir anlaşma olmayacak. Bu anlaşma aynı zamanda idari anlamda da katılımı mümkün kılan Suriye'deki Kürtlerin, Dürzilerin, Nusayrilerin Suriye'nin asli unsuru olarak Suriye'nin sahibi olması anlamına gelecek. Yani ortaklardan biri olması anlamına gelecek. Dolayısıyla da şu an bu anayasanın yeniden yazılımı sürecinde Suriye Arap Cumhuriyeti isminin Suriye Cumhuriyeti'ne dönme ihtimalini ben çok yüksek görüyorum. Peki niye Suriye Arap Cumhuriyeti ismini Şara ilk başta koymak zorunda kaldı? Hatırlarsan en büyük desteği ilk başta körfezden aldı. Suriye'de nüfusun büyük bir çoğunluğu da Arap olduğu için esasında buradan bir geçişi öyle sağlayayım dedi. Hem biraz Arap milliyetçiliğini öne çıkarayım dedi. Hem Körfez'in buraya bakışını değiştireyim dedi. Zaten dünyada meşruiyet sorunu yaşıyorum ama şimdi durum değişti. Dolayısıyla büyük bir ihtimalle SDG'nin de diğer grupların da ifade edeceği şey Suriye Cumhuriyeti olacak.
Suriye Dışişleri Bakanı resmi açıklamalarında Suriye Arap Cumhuriyeti diyor. Kişisel açıklamalarında Suriye Cumhuriyeti, Suriye Arap Cumhuriyeti olarak değiştiriyor bunu. Mazlum Abdi dediğin gibi birleşik bir Suriye'den şey yapıyor ama büyük bir ihtimalle Suriye Cumhuriyeti olduğunda herkesin üzerinde ittifak edebileceği bir isim karşımıza çıkacak.
Independent Türkçe