Polisiyenin labirentlerinde: Kim kimin Golem'i?

M. Enis Tayman'ın Golem romanı, okuru sürükleyici bir anlatıyla yakalayıp etik açmazların ve insan ilişkilerinin karmaşıklığının kalbine götürüyor

M. Enis Tayman'ın yeni polisiyesi sadece olay temelli bir anlatı değil, felsefi derinliğe sahip sorgulamaları da içeriyor (Unsplash) 

Minerva'nın Baykuşu bu hafta gazeteci ve yazar M. Enis Tayman'ın yeni romanı Golem'in peşinden polisiye dünyasında bir gezintiye çıkıyor. 

Kanon Kitap etiketiyle geçen ay raflardaki yerini alan Golem, vurucu diyaloglar, kara mizah ve İstanbul'un sınır bölgelerinde geçen amansız kovalamacalarla okuru ilk sayfadan yakalıyor. 

Medya mühendisliğinden insan ilişkilerine ve başkarakter Osman Günyüzü'nün karşılaştığı etik açmazlara kadar çeşitli katmanlar halinde açılan bu zengin anlatı üzerine Tayman'la konuştuk. 

"Yazarken, gerçekle yaşamanın yükünü merkeze alıyorum"

Eserinde başkarakterin kendini bulduğu durumlarda giriştiği iç hesaplaşmalara ve doğru-yanlış ikilemlerinin gri bölgelerine de sık sık odaklanan yazar, bu etik açmazların kurgulanışına dair şunları söylüyor: 

Yaklaşık otuz yıl gazetecilik yaptım. Çatışmalı bölgelerde bulundum, haberlerim yüzünden defalarca mahkemeye çıktım ama "yalan haber" nedeniyle hiç hüküm giymedim. O süreçte tek bir "doğru"ya inanmak yerine, gerçeğin ağırlığını anlatmaya çalıştım. Çünkü özellikle insan ilişkilerinde "doğru" bazen yanıltabilir. İşte o zaman "doğru" yerine "yanlış"ı yapmak daha doğrudur. Tabii bunun da yükünü yapan taşımalıdır. Bu da bizi etik açmazlara sürükler. Yazarlık serüvenim sırasında da bunu kısaca "doğru"yu savunmak yerine, gerçekle yaşamanın yükünü göstermek biçiminde formüle etmeye çalışıyorum. Yazarken de bunu merkeze alıyorum: "Doğruyu savunmak" değil, gerçekle yaşamanın yükünü göstermek. Bu da haliyle etik açmazları tetikliyor.

 

enis tayman-golem
Golem, M. Enis Tayman'ın üçüncü romanı (M. Enis Tayman/Independent Türkçe)


Golem'de bu "gerçekle yaşamanın ağırlığı" kurmacanın zengin imkanlarıyla çeşitli yönlerden mercek altına alınıyor. "Gerçek çoğu zaman kurmacadan çok daha tuhaf" diyen Tayman şöyle devam ediyor: 

Kurguda mümkün olduğunca inandırıcı olmaya çalışıyorum. Hayatta bazen öyle anlar geliyor ki, yaşadığın şeyi senaryolaştırsan kimse inanmaz. İşte o zaman gerçeği korumak için kurguya sığınmak zorunda kalıyorsun.

Güç ilişkilerinin ve toplumsal yapıların da tüm çıplaklığıyla ortaya konduğu, sert bir anlatı var Golem'de. Diyaloglar ve karakter inşası bakımından "yeraltı edebiyatına" göz kırpan bir üslup da görülüyor. Tayman bu türle ilişkisini ve bunun romana nasıl yansıdığını şöyle açıklıyor: 

Yeraltı edebiyatından beslendiğim doğru, hatta bundan keyif alıyorum. Ama Golem'de bu etkiyi doğrudan kopyalamak yerine, sınırda bir tanıklık haline getirdim. Yani o dünyanın içindeyim, ama kafam bir adım kadar dışında. Bu da haliyle zaten tetiklenmiş etik açmazları derinleştiriyor. Yine de bir masada 3 suçluyla birlikte oturuyorsanız ve onların suçlu olduğunu biliyorsanız objektif açıdan o masada 4 suçlu oturuyor demektir.

 


"Hepimiz birer golemiz aslında"

Kitabın ana temasını kökleri eski Yahudi geleneğine kadar uzanan golem figürü oluşturuyor. Okurların Gustav Meyrink'in Golem romanından da hatırlayacağı bu tekinsiz varlık, genellikle bir başkasının hizmetinde olan, kilden yapılma hayaletimsi bir figür olarak tasvir edilir. 

Ancak Tayman, romanında "Kim kimin golemi?" sorusunun ekseninde bu figürü tekil bir varlık olarak değil, herkesin birbirini aynaladığı bir ilişkiler ağı gibi düşünüyor. Bu ayna içinde ayna misali izleğin ardındaki temel fikri şöyle özetliyor: 

Çünkü herkes bir şekilde bir başkasını kullanıyor. Hepimiz birer golemiz aslında. Golemler emir alır, sorgulamaz, sadece işi yapar. Genç gazetecilik yıllarımda "gerçekleri ortaya çıkarıyorum" sanırdım, ama sonra fark ettim ki bazen manipülasyonun parçası olmuşum. Örneğin bir haberim kamuya fayda sağladı, ama sonradan fark ettim ki patronum o haber sayesinde büyük kazanç sağlamış. Şimdi dönüp bakınca düşünüyorum: Ben o durumda golem miydim, değil miydim?

 


"Sansasyona zaaf insanın doğasında var" 

Karmaşık bir manipülasyon ve ilişkiler ağı üzerinden kurgulanan "Kim kimin golemi?" sorusu, romanın başkahramanı Osman Günyüzü'nün tabiriyle "haberin pornografisi" diyebileceğimiz bir hat üzerinden açılarak, sansasyonel haber yaratma ve medya mühendisliğine yönelik tartışmalara da uzanıyor. Tayman gazetecilik geçmişinin bu tartışmaları ustalıkla harmanlama sürecindeki rolünü de vurguluyor: 

[Gazetecilik] uzun yıllar boyunca hayatı algılayış biçimim haline geldi. Arel Üniversitesi'nde altı yarıyıl gazetecilik dersleri verdim, konuyu akademik olarak da irdeleme şansım oldu. Ne yazık ki insan doğasında sansasyona zaaf var. Bu da haber pornografisini doğuruyor. Böylece diyelim bir kadın cinayetinin aslında politik cinayet olduğunu tartışmak yerine "Tam 14 defa bıçakladı" başlığı doğuyor ve bu da haberi maalesef "daha okunur" kılıyor.

Medya mühendisliğinin toplum mühendisliğiyle iç içe geçmiş bir süreç olarak işlediğine dikkat çekerek şöyle devam ediyor: 

Medya mühendisliğine gelince; bir bina inşa ederken nasıl inşaat mühendisine ihtiyaç duyarsanız, bir toplum inşası iddiası varsa medya mühendisliği gereklidir. Gazeteci burada medya mühendislerinin golemi olur. Sorun, gazetecinin bunu golem gibi emir telakki etmesi değil; kimi zaman "ulvi" hedefler uğruna bilerek ve isteyerek yapmasıdır. Bu da sanırım kibirden kaynaklanıyor.

Golem'de bu tartışmalar, "gerçeği yazmak" meselesi etrafında gazeteciliğe ilişkin sorunlarla derinleşirken, "gerçeği korumak için kurguya sığınmak" ihtiyacıyla kurmacanın alanında özenle işleniyor. 

Roman, yalnızca kavramsal tartışmalara ve olaylara eğilmekle kalmıyor; edebi dilin inceliklerini de öne çıkarıyor. Gerek mekanların ve olayların betimlenmesi, gerek dilin ekonomik kullanımıyla Tayman'ın üslubu, yine gençliğinde gazetecilik yapan Hemingway'in tarzını anımsatıyor. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Amerikalı romancı ve öykü yazarına büyük saygı duyduğunu belirten Tayman, "Onun sade ama derin anlatımı beni her zaman etkiler. Buzdağı kuramındaki "görünmeyeni hissettirme" fikrini önemsiyorum" diyor. Diğer yandan maceracı yaşam tarzı, açık sözlü ve dobra imajıyla sıkça romantize edilen Hemingway'in maço figürlerine de dikkat çekerek, yazarın "fazla erkek egemen bir dili" olduğunu da sözlerine ekliyor. 

Özellikle kuzey polisiyelerinden, onların "soğuk, mesafeli ama derin tonundan" çok etkilendiğini belirten Tayman'ın Golem'inde de soluksuz ilerleyen anlatının bazı yerlerinde böyle tınılar bulmak mümkün. 

Golem, deneyimli gazeteci ve Krav maga eğitmeni Tayman'ın üçüncü romanı. Kitabını henüz yeni yayımlamış olmasına rağmen Osman Günyüzü hikayesinin devamı niteliğindeki GAIA için çoktan masa başına geçmiş. Ardından aynı evrende geçen ve Serap karakterinin maceralarını anlatan yeni bir roman üzerinde çalışmayı hedefliyor.

Bu yoğun tempoda bir yandan Bin Delikli Ev'le başlayan ve Şans'la devam eden Beyoğlu üçlemesinin son kitabı 89 üzerine çalıştığının da müjdesini paylaşıyor. 

Golem'de çeşitli açılardan masaya yatırılan gazetecilik ve medya mühendisliğiyle ilgili tartışmaların daha da derinleşeceği Terzi'nin ise "en çok bitirmek istediği projesi" olduğunu söylüyor. 

Gerek romanlarında ele aldığı konular gerek de bunları işleyiş biçimiyle kendine has bir okur kitlesi oluşturmaya başlayan Tayman'ın çalışmaları, polisiyenin sadece gizemli olay silsilelerinden ibaret olmadığını, felsefi bir derinlik taşıdığını da hatırlatıyor. Son romanı okuyanlar artık şunu sormadan edemez: Gerçekten kim kimin golemi?

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU