Ne şehirde ne köyde, hibrit bir yaşam

Yerlerini değiştirmeleri için değişik nedenleri bulunan modern zaman göçebelerinin, bu tanımı oluşturan durumların hemen hepsini bizzat deneyimlemiş bir örneği Tire'nin dağlarında yaşıyor

Salih Topuz

Doğa ne kadar iyi olsa da mevsim döngülerini hissedip yaşamak ne kadar harika olsa da bir noktada insan insanı arıyor. Bu sefer bunu sağlayabilmek için tekrar şehre gitmen gerekiyor. Doğayla şehrin dengesini kurmak en kıymetli şey gibi geliyor.


Bu sözler, ne kent ne köy hayatının tüm ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olmasıyla hibrit bir yaşam kuran müzisyen Salih Topuz'a ait.

Ülkenin gidişatından memnun olmayanlar, yaşadığı kentin keşmekeşinden bunalanlar, pandemi sürecinde uzaktan çalışma kültürünün yaygınlaşmasıyla kurulu düzenini bozmaya aldırmadan yer değiştirenler, sosyal ve maddi yetersizlikleri aşma umuduyla yola çıkanlar; tüm bu insanları "modern zaman göçebeleri" olarak tanımlamak, sanırım yanlış olmaz. 

Henüz yaşı "yolun yarısı" civarında olan elektronik müzik sanatçısı Salih Topuz, bu tanımı oluşturan durumların hemen hepsini bizzat deneyimlemiş bir göçebe.

Son durağı, doğduğu yer İzmir'in Tire ilçe merkezinin eteklerinde yer aldığı Güme Dağı'nın sırtlarındaki bir bağ evi.

Ama buraya son durak da demek yanlış olur. Zira Salih Topuz, haftada en az iki günü İzmir merkezde geçiren, zaman zaman turneye çıktığı İstanbul'da uzun süreli konaklayan, ne şehirde ne köyde temelli yaşadığı hibrit bir hayat kurmuş. 
 

Salih Topuz (2).jpg
Salih Topuz

 

Baba tarafı dededen itibaren fotoğrafçı. Köyler dahil ilçe sakinlerinin bildiği bir aileye mensup olsa da Salih, sanatın görsel kısmından işitsel kısmına geçmiş.

Bando geleneğinin olduğu ilçede, ilkokulda trampetle müziğe başlayan Salih Topuz, "Bando takımındaki arkadaşlarımı yan yana dizip devasa bir bateri yapıyordum" diye anlattığı günlerin ardından lise döneminde, düğünlerde, pop şarkıcılarının orkestralarında çalar hale gelmiş. 

Haluk Levent'e "roadie" (müzisyenlere turnelerinde eşlik edip müzik ekipmanlarının sahneye kurulmasına yardım eden müzisyenler) olarak bir süre eşlik eden Topuz, lisenin ardından hayallerinin peşinde önce İstanbul'a gitmiş, ardından Hollanda'nın Rotterdam kentine, sanat üniversitesi Codarts Rotterdam'a...

Şu an birçok insanın hedefi haline gelen yurt dışında yaşama, ilgi duyduğu alanda eğitim alma imkanıyla kavuşan Topuz, 2010'lu yıllara girilirken, müzik sahnesi açısından "O dönem çok iyiydi" dediği İstanbul'a dönüş yapmış. 
 

Salih Topuz.jpg
Salih Topuz

 

Elektronik seslerin bolca kullanıldığı rock grubu Post'un kadrosunda yer alan, DJ'lik yapan ve çeşitli mekanların müzik direktörlüğünü üstlenen Topuz, Gezi Parkı olaylarının en ateşli dönemleri geride kaldıktan sonra Kocaeli Kerpe'de bir akrabalarına ait organik tarım çiftliğine taşınmış.

"Oraya taşınınca bu doğada yaşama, şehirde tutunamama hikayeleri başladı" diyen Salih Topuz, 1,5 yıllık bu süreci şöyle anlattı:

Bir süre sonra sigortalı bir eleman olarak çalışmaya başladım. Joker gibi her şeyi yapıyordum. Traktör kullanıyordum, resepsiyonda bekliyordum. Akşamları vakit buldukça da içinde yaşadığım konteynerde müzik çalışmalarına devam ediyordum. Güneş Akyürek ile kurduğumuz saykodelik rock grubu Ponza'nın ilk plağının şarkı aranjelerini de bu evde yaptık. Bir noktadan sonra iş yoğunluğu beni darladı. Dedim ki 'Hani ben müzisyenim, burada ne yapıyorum?' Sonra tekrar İstanbul'a geri taşındım.


Topuz, şehre dönse de "doğada yaşamaya, doğadaki sakinliğe çok alıştığı" için bu sefer çalıştığı çiftliğin yakınında, birlikte Sitdownandance plak şirketini kurduğu, Fluctuosa adıyla elektronik şarkılar üreten Doğukan Acar ile köy evi tutmuş. 

Burada müzik üretimine ağırlık veren Topuz, yaklaşık bir yılın ardından "gençlik ateşi ve sosyalleşme ihtiyacı" dolayısıyla yetersiz kalan köy yaşamını tek edip İstanbul'a dönerek, gece kulüplerinde yoğun şekilde DJ'liğe devam etmiş.


Prensibin hayat kurtardığı o an 

Beyoğlu'nda yaşadığı bu dönemde terör saldırılarının yoğunlaştığını, çok sayıda bombalama olayının yaşandığını dile getiren Topuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yılbaşı geceleri, prensip olarak çalışmıyordum. 2016'yı 2017'ye bağlayan gece, Reina'da çalmam için teklif geldi. Prensip kararım doğrultusunda kabul etmedim. O gece kulübe silahlı saldırı düzenlendi, çok sayıda kişi öldü, yaralandı. Bu olayla psikolojim alt üst oldu. 'Burada hayat nereye gidiyor' diye sorgulamaya başladım.


"Her yılın daha iyiye gitmesini beklerken her yıl daha da kötü olmaya başladı" diyen Topuz, olaylar durulmaya başladığı sırada 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin de yaşanmasıyla psikolojisinin iyice bozulduğunu belirtti.

Bir arkadaşının desteğiyle İstanbul'daki evi kapatıp bir süreliğine Assos'ta yaşadığını, ardından doğduğu yere döndüğünü anlatan Topuz, dağ köyü Cambazlı'ya yerleştiğini ve bir süre sonra yaptırdığı bağ evinde yaşamaya başladığını kaydetti.
 

 

Salih Topuz, dört yıldır köyde yaşadığını, müzik sektöründekilere darbe vuran pandemi sürecinde bahçesindeki ağaçların verdikleri ile atalık tohumlardan yetiştirdiklerinin geçimine katkıda bulunduğuna değinerek, ayrıca hem adıyla hem Arketip ismiyle şarkılar yayımlamaya devam ettiğini, bazı müzisyenlerin şarkılarının ses teknisyenliğini üstlendiğini aktardı.

Pandemi kısıtlamalarının kalkmasıyla İzmir'de bir mekânın müzik direktörlüğünü üstlenen Topuz, hem burada hem İzmir ve İstanbul'daki kulüplerde DJ'lik yapmaya devam ediyor.

"Artık iyice doğada yaşamaya alıştım ve bunu kabullendim. Mesela artık kafamda 'Acaba şehre gider miyim ya da tekrar bir şehir hayatı yaşar mıyım?' gibi bir gelgit yok" diyen Topuz, şöyle devam etti:

Şehrin en kıymetli kısmı, hiçbir şey olmasa bile arkadaşlarınla buluşup bir şeyler içip muhabbet edebiliyorsun. İnsan, paylaşmak istiyor. Bunu yapamadığımda, doğa ne kadar iyi olsa da mevsim döngülerini hissedip yaşamak ne kadar harika olsa da bir noktada insan insanı arıyor. Bu sefer bunu sağlayabilmek için tekrar şehre gitmen gerekiyor.

Haftada en az iki günüm İzmir'de geçiyor. Bir projede yer almak için bir aylığına da kent yaşamına dönebilirim. Bir noktada geri dönüş noktasının burası olduğunu biliyorum. O konuda kafam rahatladı.
Bu doğayla şehrin dengesini kurmak en kıymetli şey gibi geliyor. Sosyal ihtiyacımı İzmir'de karşılıyorum, sonra köyüme dönüyor buradaki işlerimi hallediyorum, müzik üretiyorum. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki anlamıyorsun. Bir nevi hibrit bir yaşam kurdum.


Her alanda bağımsızlık

Salih Topuz'un olabildiğince bağımsız şekilde istediklerini hayata geçirebilme yönündeki azmi, müzik üretimine de yansımış.

Hiçbir maddi kaygıyı ön planda tutmayan, sadece müziğe odaklanan "braindance" konseptindeki Sitdownandance plak şirketinin yanında, daha serbest konseptte işler yayımlayan Tirecords'u kurduklarına değinen Topuz, şunları söyledi:

İstediğimiz zaman müzik çıkarabiliyoruz. Daha çok insana ulaşsın gibi niyetimiz yok. Çünkü bu amaçla müzik yapmıyoruz. Artık isteyen herkes kendi müziğini kolayca yayımlayabiliyor. Özellikle Bandcamp, bizim için en önemli yayın mecrası. Çok sayıda müzisyen, bizim kanatlarımız altımızda şarkı yayımlamak için iletişime geçiyor. Farklı tarzda olsalar da ortak hissiyata sahip olduklarımızı yayımlıyoruz.
 

 

"Hayatın dengesi, birçok unsurla sağlanabiliyor"

Salih Topuz, müzik üretenlere ise şu tavsiyelerde bulundu:

20'li yaşlarımda, müzik yapmak hayatımın merkezindeydi. Yaşadıklarım öğretti ki hayatın dengesi, birçok unsurla sağlanabiliyor. Bunun içinde sosyallik, aileyle ilişkiler, özel hayatın, doğru beslenme, stressiz bir yaşam ve kendini gerçekleştirme var. Bunlar dengedeyse huzuru yakalayabiliyorsunuz. Bu yazıyı okuyan yeni prodüktörlere, DJ'lere, müzisyenlere tek söyleyeceğim; hayatı bütünsel olarak dengede tuttuğunuz noktada zaten çok iyi bir müzisyen olabiliyorsun. Bütün hepsini dengede tutacaksın, hepsine gereken ilgiyi göstereceksin ve zaten o noktada müzik kendiliğinden içinden gelmeye başlıyor. Sadece müzikle ilgilenirsen pek bir şey üretemezsin. Müzik, yaşadıklarının sonucu ortaya çıkar. 

Hayata kendimi kapatıp sadece müzik üretmeyi amaçladığım bir dönem oldu. Ama bir baktım ki bir süre sonra üretemiyorum. Sonra hayata kendimi açtığımda, işte ne bileyim bir esnafla selamlaştığımda ya da bir kadınla flörtleştiğimde, o zaman müziğim beslenmeye başladı. Bunu da yeni öğrendim diyebilirim.


Sanatçı, ayrıca ses terapisi üzerinde de çalışıyor.

 

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU