Kadınların hak arayışı bir asrı aşkın süredir devam ediyor... 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde Türkiye'de şiddet ve kadın cinayetleri konuşuluyor

Kadınların şiddete maruz kalmalarının önüne geçmeyi amaçlayan, mağdurlara destek verebilmek için çalışan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ve Şefkat-Der'in başkanları ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne ilişkin taleplerini konuştuk

Güllü ve Bulan, İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmasını talep ederken, kolluk kuvvetlerinin görevini tam anlamıyla yapması, suç duyurularının takipsizlikle sonuçlanmaması ve şiddet uygulayanların gözetim altında tutulmaları çağrısı yapıyor / Fotoğraf: New York/ www.history.com 

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.

Kadın haklarını temel alan ve dünyanın pek çok yerinde eylemlere sahne olan bugün, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1977 yılında ilan edilmiş olsa da tarihçesi 1857'ye, insani koşullara sahip olmak isterken çıkan yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçiye dayanıyor.

8 Mart, günümüzde de kutlamadan ziyade eğitimden istihdama kadınlar için bir hak arayışına dönmüş durumda.

Zira kadınlar pek çok ülkede haklarına kavuşamazken, onlara yönelik şiddet hız kesmiyor.

Türkiye'de de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli çalışmalar yapılsa da, ne kadına yönelik şiddetin ne de aile içi şiddetin önüne geçiliyor.

"Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu"nun verilerine göre 2008-2020 yılları arasında 3 bin 621 kadın, erkek cinayetinde yaşamını yitirdi.

Paltformun 2020 yılı raporuna göre de geçtiğimiz yıl 300 kadın öldürüldü, 171 kadının ölümü ise kayıtlara "şüpheli" olarak geçti.

Adalet Bakanlığı verilerine göre ise yalnızca 2019'da kadınların 41 bin 383 koruma başvurusu reddedildi. Toplam koruma talebi içerisinde 2012 yılında 11,8 olan ret kararı oranı, 2019'da 15,6'ya yükseldi.

Erkek şiddetinden kaçanlara destek sağlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'na 2018 yılında ilk defa başvuru yapan kadın sayısı ise 800 iken, bu sayı geçtiğimiz yıl bine yaklaştı.

2020 Cinsiyet Eşitliği raporuna göre de cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularında iç açıcı bir tablo sunmayan Türkiye,150 ülke arasında 130'uncu sırada.

Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre kadınların ekonomiye katılımında Türkiye, 153 ülkeden 136'ncı sırada.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) "İstatistiklerle Kadın" verilerine göre ise kadınların istihdam oranını ise yüzde 30 civarında.

Independent Türkçe, bu veriler ışığında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü, kadınların şiddete maruz kalmamasına engel olmayı amaçlayan, mağdurlara da destek verebilmek için çalışan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) ve Şevkat-Der'in başkanları ile konuştu ve onlardan bugüne ilişkin taleplerini dinledi.

 

Kadına şiddet Pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay

 

"92 yaşında bir kadın büyüğümün tecavüze uğradığı, gasp edildiği ve öldürüldüğü bir ülkede 8 Mart için nasıl cümle kurarım ki?"

Sözlerine, "92 yaşında bir kadın büyüğümün tecavüze uğradığı, gasp edildiği ve öldürüldüğü bir ülkede 8 Mart için nasıl cümle kurarım ki?" diyerek başlayan TKDF Başkanı Canan Güllü, "3 yıldır boşandığı eşinin Samsun'un Ladik ilçesinde 5 yaşında kızının önünde 9 kez kolluğa dilekçesi varken korunmamış olmasını, nasıl ve hangi bahanelere büründürebilirim ki? Elinde ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi varken onu içselleştirmiş olan hakim, 5 yaşındaki kızın yüzüne ve toplumun namusu ahlakı güvenliği ona emanetken, sırf kendi zihniyeti ile bu görevi yapmadığını nasıl anlayabilirim ki? Birilerinin ‘İstanbul Sözleşmesi kalkarsa size destek veririz' pazarlığını anlamamı beklemeyin benden. O kararı alan erkekler tecavüze uğramıyorlar, bedenlerine iradeleri dışında kimse el sürmüyor ama kendi arzuları için nice bedenler yakan erkeklik olgusunu destekleyenleri, nasıl insan kabul edebilirim ki?" ifadelerini kullandı.

Kadına şiddeti önleyebilmek için İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmasının şart olduğunu savunan TKDF Başkanı, "Çok uzun yıllardır bunları önleyebilme kabiliyetimiz ve hastalığı tespit etmişliğimiz varken siyasete kurban verdiğimiz insan hayatlarını uğradıkları eziyeti kabul etmem ve etmemiz mümkün değil" dedi.

Toplum olarak ses verilmediği takdirde bu tip olayların yarın herkesin başına gelebileceğini öne süren Canan Güllü, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) acil olarak toplanması gerektiğini savundu. 

"Mevzumuz 8 Mart etkinliğinde cinsel yönelimleri farklı olan kişilere gaz sıkmak değil" diyen Güllü, bu ülkenin geleceğinin, gençlerin ruh sağlığının tehdit altında olduğunu ileri sürdü. 

"Yasal mevzuatların işlemesi adına mekanizmaları işletin, hesap verin, şeffaf olun"

Kadınların sokaklara çıkma cesaretinin de kırıldığı iddiasında bulunan Güllü, "Sakın ola ki, idamdan bahsedip birkaç günümüzü size cevap vermekle harcatmayın. Yasal mevzuatların işlemesi adına mekanizmaları işletin. Hesap verin. Şeffaf olun. Saklamayın. Bu konuların adilce yürümesi için ses veren STK'nın sesini kısmak yerine onları hedef gösterenlerin sesini kısmak için hukuk düzeninin doğru istemesini sağlayın. Bu hükümetin görevidir. Bu siyasetin vatandaşın sorgulaması gereken en elzem konudur" şeklinde konuştu. 

 

canangüllü.jpg
Canan Güllü / Fotoğraf: TKDF

 

"Vatandaşını koruyamayan zihniyetin ben yaşarken benim ahlak ve namusum üzerine söz söyleme erki yoktur"

Kadın hakları için mücadeleye devam edeceklerini vurgulayan Canan Güllü, görevini yapamayanların gitmesi gerektiğini ifade etti:

Vatandaşını koruyamayan zihniyetin ben yaşarken benim ahlak ve namusum üzerine söz söyleme erki yoktur. Herkes görevini yapacak. Yapmayan, yapamayan görevi bırakacak. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak acilen tüm konuşmalar kesilsin. Cinayetlerin, tecavüzün, istismarın, şiddetin var olan cezaları uygulansın. Önleyici bilgilendirme seferberliği başlatılsın. Sokaklar bu tür eylemleri yapmak isteyenlere destek sunsun. Kolluk yapamadığı koruma hatalarının hıncını bizden çıkarmasın. Yargıda koruma kararı almayan hakim cezalansın. Kararının sorumluluğunu taşıyan yönetimler ancak bu ülkeyi aydınlıklara çıkarır. Üstünü örtüp kapattığımız her suç, çığ olup yaşam alanlarımıza düşmekte.

1857 yılında ABD'de tekstil fabrikasında 129 kadının ölümüyle sonuçlanan yangın, bugün Samsun'da Afyon'da, İzmir'de tecavüz ve ölümle bizleri yakmaya devam ediyor. Cehalet ülkemizde kol geziyor, onu besleyen sanal din tacirleri ise baş köşeden şevk ve zevkle izliyor. Ancak unutmayın biz kadın mücadelesini hiçbir siyasi irade ile beslemedik. Bizim siyasetimiz yaşam hakkımızdır. Onu sağlamak adına mücadelemizde korkmadan devam edeceğiz.  

 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

 

"Emekçi kadınlar gününde maalesef kadın cinayetleri akıllara geliyor"

8 Mart denilince akla emekçi kadınların gelmesi gerekirken kadın cinayetlerinin geldiğini belirterek, bu durumun "çok üzücü" olduğunu dile getiren Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan, "Bugün kadın hakları, eşitlik konuşulması gerekirken kadınlar şiddete maruz kalıyor, göz göre göre katlediliyor, katiller ise çoğu zaman az ceza ile kurtuluyor. En eğitimsizinden en eğitimlisine, en popülerinden en tanınmayana, evde oturanından iş yerinde olan kadınlara fark etmeksizin yaşanmaz, riskli bir dünya görüyoruz" şeklinde konuştu.

Şefkat-Der olarak 1995 yılından beri kadın sığınakları açarak, cinsel sömürü, şiddet gibi olaylara maruz kalan, risk altında yaşayan binlerce kadına el verdiklerini belirten Bulan, her 8 Mart'ta kamuoyunda benzer şeylerin söylendiği ancak çözüme ulaşılamadığı gerekçesiyle eleştiride bulundu:

Dernek olarak şunu söylüyorum, her sene aynı şeyi konuşuyoruz, üzülerek söylüyorum farkındalık çalışmaları artıyor ama yerinde sayıyoruz gibi. Bunun kültürel, kanuni, adli çok yönü var ama samimiysek somut adımlar atılması gerekiyor.

Bu somut adımların neler olduğunu sorduğumuz Hayrettin Bulan, bir kadına şiddet uygulayan, onu ölümle tehdit eden kişinin gözetim altında tutulmasının ya da tutuklu yargılanmasının gerektiğini, cezada da indirim yapılmamasının şart olduğunu savundu. 

Bir kadını ölümle tehdit eden kişinin gözetim altında tutulması gerektiğini ifade eden Bulan, tutuklu yargılamanın şart olduğunu belirterek, ceza indiriminden kaçınılması çağrısı yaptı.

"Uzaklaştırma kararı verilen kişinin izlenmesi çok önemli, kadınlar göz göre göre ölüyor"

Şiddet uygulayanların dışarıda rahatça dolaşabilmelerine tepki gösteren Bulan, kadın sığınma evindeki kadınların ise ailelerinden, sosyal çevrelerinden uzakta, adeta hapis hayatı yaşadıkları gerekçesiyle tepki gösterdi.

8 Mart'a ilişkin talebini sorduğumuz Şefkat-Der Başkanı Hayrettin Bulan, emekçi kadınların gününde bile kadına şiddeti, cinayetleri konuşmaktan dolayı üzüntü duyduğunu belirterek, şöyle konuştu:

Uzaklaştırma kararı verilen kişinin izlenmesi çok önemli. Kadınlar göz göre göre ölüyor! ‘Sonum Ayşe Paşalı gibi, Özgecan Aslan gibi olmasın' diyorlar ama maalesef oluyor. Oysa cinayeti sıfıra indirebiliriz. Hep beraber partilerle, STK'larla, kuruluşlarla el ele vererek kesin çözümler bulmalıyız. Şiddet uygulayanlar gözetim altında tutulmalı, ceza indirimi yapılmamalı. Şiddet mağduru kadınlar, kısıtlamalarla yaşamak zorunda kalmamalı. Kadınlar yaşadığı şehirden başka şehirde zorunlu ikamet ederken ya da sığınma evlerinde haklarından mahrum yaşarken, onları tehdit edenler özgür şekilde dolaşıyor.

Hayrettin Bulan Şefkat-Der Başkanı.jpg
Hayrettin Bulan / Fotoğraf: Şefkat-Der

 

Kadınların sadece toplu şekilde, bir arada yurt usulü kalmalarındansa normal evlerde, apartmanlarda, mahallelerde, adresleri ve faturaları gizli olacak şekilde, devlet tarafından ihtiyaçlarının karşılandığı stüdyo ev tipi dairelerde konaklamalarını da talep eden Bulan, "Kadınları tehdit edenlerin, kadınlarla aynı kentte ikametinin önlenmesi şart! Yoksa cinayetlerin önüne geçemeyiz. Koruma kağıt üzerinde kalıyor! Rahatlıkla kadını evinde, iş yerinde ya da başka yerde gidip yaralıyor. Uzaklaştırma kararında kadın korunmuyor, yaptırım da yok tebligat veriliyor. 6284 sayılı yasada, koruma altındaki kadınlara geçici maddi destek var. Asgari ücret kadar bir destek, çocuk varsa daha da yüksek. Kanuna göre risk altındaki kadınlara maddi destek yapılması gerekiyor ama bu da çoğu zaman yapılmıyor!" dedi.

Son olarak kadınların iş hayatına katılımının artırılması gerektiğini belirten Hayrettin Bulan, Cumhuriyet Başsavcılığı, Valilik, Emniyet Müdürlüğü, Milletvekilliği gibi görevlerde de daha fazla yer alınması çağrısı yaptı.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU