Independent Türkçe okurlarını kadim insanlık tarihinin belki de en sırlarla dolu karşılaşmalarından birinin izini sürmeye dâvet ediyorum. Bugün ilk bölümüyle başlattığımız "Paleo Serisi", bundan yaklaşık 50 bin yıl kadar evvel Avrupa topraklarında birbirine rastlayan iki insanlığın, Neandertal ve Homo Sapiens’in hikâyesine odaklanacak. Merceği çoğunlukla Neandertal’e tutacağız ancak göreceksiniz ki, Neandertal de bize bir yerde kendi "oluş" kodlarımızın aynasıyla mukabele edecek.
400 bin yıl boyunca Neandertal Avrupa’nın içlerinden Batı Asya’ya ve oradan da Sibirya’ya değin uzanan geniş bir coğrafyada yaşadı. Yaklaşık 50 ile 40 bin yıl önce ise Avrupa’da Sapiens’le karşılaştı. Ve ne ilginçtir ki, bu karşılaşmayla eşzamanlı olarak sönümlendi. Önümüzdeki haftalarda, Avrupa’nın farklı köşelerinden pek çok paleoantropolog ve arkeologla bu "yok oluş"u anlamlandırmaya gayret edeceğiz. Her biri alanının uzmanı ve bizzat yaptığı keşiflerden hareketle kendi penceresinden damlayanları bize aktaracak.
Her şeyin ötesinde, Neandertal’in gerçekliğinden kendi payımıza, Sapiens’in payına düşeni almaya çalışacağız. Son yıllardaki çalışmalar, Neandertal’in bir dönem gösterilmeye çalışıldığı kadar "geri" bir tür olmadığını tüm boyutlarıyla ortaya koydu. Genetik araştırmalar ise bugün yeryüzündeki insanlığın – günümüz Afrika kökenlileri müstesna – tamamının yüzde 1 ila 4 arasında değişen bir "Neandertal gen rezervuarı" taşıdığını gözler önüne seriyor.
Peki, ama gerçekte ne oldu?
İki insanlık arasında bir "aşk hikâyesi" mi yazıldı? Yoksa söz konusu göstergeler adı bilimsel veriler ışığında henüz konulamamış bir "gerilim"in, bir sosyal, kültürel yahut biyolojik "çelişki"nin izdüşümlerini mi bünyesinde taşıyor? Homo Sapiens’in çevresine uyum sağlama yeteneği mi daha fazlaydı, yoksa Neandertal’in mi? Hangi tür sembolik düşünceye daha yatkındı? İkilinin kendilerine özgü "yaşam biçimleri"nin ötesinde, "oluş biçimleri" arasındaki farklara dair ipuçları neler? Bu ve buna benzer sorulara cevap ararken popüler kültürdeki kimi yanlı yahut yanlış imgelemleri de sorgulayacağız.
"Paleo Serisi"nin ilk ve başlangıç konuğu, genç Fransız araştırmacı Ségolène Vandevelde. Bu tercih, yalnızca "genç bir sese yer açma arzusu"nun bir ürünü değil. Vandevelde aynı zamanda kısa sürede tarih-öncesi araştırmalarının en özgün yöntemlerinden birinin mimârı olduğu için önemli bir figür. Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde araştırmacı olan Vandevelde, Fransa’nın güneyinde, Rhône vadisindeki Mandrin mağarasında yürüttüğü çalışmalarla, mağara duvarlarında biriken isi bir zaman ölçeğine dönüştüren "fuliginokronoloji*" yöntemini geliştirdi. Mağara duvarlarındaki ince kalsit kabuklarına yahut stalagmit vb. kireçlenmiş kütlelere hapsolmuş is tabakalarını adeta bir "barkod" gibi okuyan bu yöntem, on binlerce yıllık tarih-öncesi döneme yıl ve hatta mevsim ölçeğinde bakmayı mümkün kılıyor.
Mandrin alelade bir mağara değil. Paleoantropolog Ludovic Slimak’ın ekibiyle birlikte otuz yılı aşkın süredir kazdığı bu kaya sığınağı, Avrupa’daki en erken Homo Sapiens izlerinin bazılarına ev sahipliği yapması ve 2015’te bulunan "Thorin" adlı Neandertalin keşfiyle dünya çapında ses getirdi. Vandevelde’nin is tabakalarından okuduğu en çarpıcı bulgu zaten tam da burada saklı: Mağaradaki son Neandertal ateşi ile ilk Sapiens ateşi arasında yalnızca… 1 yıl var.
"Bir yanık kokusu"
Sinan Baykent: Çoğu insanın salt bir "leke" yahut "kir" olarak gördüğü "is"e duyduğunuz ilginin kökeni nedir? İsin ardında bir hikâye yatabileceğini size fark ettiren hususî bir an oldu mu?
Ségolène Vandevelde: Mandrin’de kazı yapıyordum ve yerde kararmış bazı mağara duvar parçalarına rastladım. Onları ovuşturduğumuzda etrafa keskin bir yanık kokusu yayılıyordu. Ludovic Slimak bana bu kokuyu koklattı ve içimden "bu harika, buradan çıkarılacak bir sürü bilgi olmalı!" dedim. Bunun üzerine bu konuyu yüksek lisans tezim olarak çalışıp çalışamayacağımı sordum. Ludovic beni, daha önce Andorra’daki bir kaya sığınağında is birikintileri üzerine çalışmış ve oradaki yerleşimlerin dağ keçisi avı mevsimine denk geldiğini göstermiş olan jeoarkeolog Jacques-Élie Brochier ile tanıştırdı. Beni jeoarkeolojiyle tanıştıran kendisidir. Yani isin mikro-kronolojisi üzerine çalışma fikri benim değil, onun parlak fikri. Benim yaptığım, yöntemi asıl anlamıyla geliştirmek oldu. Çünkü Mandrin’de, bütün arkeolojik katmanlara yayılmış fazlaca örneğim vardı ve hem yöntem hem de isin kendisinin tanımlanması açısından neredeyse her şey keşfedilmeyi bekliyordu.
Ben Boas’çı diye adlandırılan antropoloji geleneğinden geliyorum, eğitimimi Kanada’da aldım ve insanı incelemek için birbirini tamamlayan pek çok disiplinle yetiştirildim. İlke şudur: sorularımızın cevaplarını, bir cevap verebilecek her disiplinde aramak. Dolayısıyla erken yaşta yan yollara sapmayı öğrendim. Bu tuhaf konuyla karşılaştığımda da sosyal bilimler levhasındaki soruları cevaplamak adına kimyaya, fiziğe, spektroskopiye ve jeolojiye başvurdum.
Geliştirdiğiniz yöntemin adı, "fuliginokronoloji" nereden geliyor?
İsin işaret ettiği yerleşimleri zaman içinde sıraya koyarak bir kronoloji kuruyoruz, adı da buradan. Latincede is anlamına gelen fuligino kelimesinden geliyor. Fransızcadaki "fuligineux" sıfatı da ondan türemiş. Pek kullanılmayan ama gerçek bir Fransızca kelime bu, İngilizcede de karşılığı var.
"Mağara duvarlarındaki barkod"
Fuliginokronolojiyi bize on yaşındaki bir çocuğa anlatır gibi anlatır mısınız? Mesela somut olarak mağarada neler topluyorsunuz, onlarla ne yapıyorsunuz?
İlke aslında basit. İnsanlar bir mağaraya farklı amaçlar için gelir ve oraya yerleştiklerinde ateş yakarlar. Bu ateş, mağara duvarlarında ve mağara duvarlarında oluşan ince kireç kabuklarının üzerinde is izleri bırakır. Yani her is tabakası bir yerleşme hâlini işaretler. İnsanlar gidince kabuk büyümeye devam eder. Sonra geri gelirler, yeniden ateş yakarlar, giderler, yine gelirler. Biz de duvarlarda bir tür barkodun oluştuğunu görürüz.
Ne var ki Mandrin klasik bir mağara değil, bir kaya sığınağı. Bu yüzden ne yazık ki elimde bütün yerleşim dizisini tek parça hâlinde kaydetmiş güzel bir dikit yok. Onun yerine, zamanla mağara duvarından kopmuş, her biri aynı anda düşmediği için kendine özgü bir barkod taşıyan bir sürü küçük parça var. Alandaki yerleşimlerin tam dizisini yeniden kurmak için bu parçaları, dendrokronolojide* ağaç halkalarında yapıldığı gibi, bir nevî birbirine eşleştirmem gerekti.
Peki, her parçanın hangi döneme ait olduğunu nereden biliyorsunuz?
Bulunduğu yerden. Bir parça bir arkeolojik katmanın içine düşmüşse, üzerindeki is ya o katmanla çağdaştır – çünkü parça is hatlarını kaydettikten kısa süre sonra kopmuştur – ya da daha eskidir, çünkü düşmeden önce uzun süre duvarda kalmıştır. Bir katmanda bulunan her şey o katmanla çağdaştır ya da ondan eskidir, asla daha yeni değildir. Bu önemli bir nokta.
Uygulamada, aynı katmandaki parçaları birbirine eşleştirebildim ama farklı katmanlardakileri eşleştiremedim. Katmanlar arasında neredeyse hiç örtüşme yok. Böylece her arkeolojik katman için yerleşimlerin kronolojisini yeniden kurabildim.
İki is tabakası arasında geçen zamanı ölçmek için bir "saat"e ihtiyacınız vardı gibi anlıyorum...
Aynen öyle. Başlangıçta yerleşimleri sayabiliyor ve hangisinin önce geldiğini söyleyebiliyordum fakat aralarında ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Oysa Mandrin’in duvarlarını kaplayan kalsit kabuğu iki tür tabakayı ardı ardına dizerek büyüyor: kurak mevsimde oluşan küçük kristaller ve yağışlı mevsimde oluşan büyük kristaller. "Çift" dediğimiz her bir ikili, pratik olarak bir yıla karşılık geliyor. Ama bunu kanıtlamak gerekiyordu ve örneklerim bir milimetreden bile inceydi. Bu yüzden jeokimyaya yöneldim ve stronsiyum gibi yıllık bir ritimle değişen elementleri ölçtüm. Bunların değişimi, çiftlerin ritmini birebir takip ediyordu. İşte farklı is tabakaları arasındaki yılları saymamı ve yıl düzeyinde bir çözünürlüğe ulaşmamı sağlayan da bu oldu.
Bu bulgu bir arkeolojik katmanı okuma biçimimizi nasıl değiştiriyor?
Pek çok açıdan değiştiriyor. Jacques-Élie Brochier öncü çalışmalarında, bazen tek bir yerleşim gördüğümüzü sandığımız bir katmanın aslında otuz kadar yerleşimi barındırabileceğini göstermişti. Bu durum akabinde yorumlamaları da çeşitlendiriyor. Arkeolojik katmanlar genelde birikimlidir ve onları tek bir olayın sonucuymuş gibi – hele ki ispat edemiyorsak – yorumlayamayız. Benim katkım, bu yerleşimler arasındaki zamanı ölçebilmek ve böylece geçmiş toplulukların hareketliliği üzerine çalışabilmenin önünü açmak oldu.
"İki insanlık arasında bir yıl"
Analizleriniz, Mandrin mağarası özelinde Neandertal ve Homo Sapiens’in fizikî varlıklarının şaşırtıcı bir hızla birbirini izlediğini ortaya koydu. Ulaştığınız sonuçları detaylandırabilir misiniz?
Mağarada katmanlar bir kitabın sayfaları gibi üst üste dizilir. Önce, "Moustérien*" adını verdiğimiz kendilerine özgü taş yontma biçimiyle Neandertallerin bıraktığı bir katman var. Hemen üstünde ise Avrupa’ya ilk gelen Homo Sapiens’in bıraktığı, "Néronien*" denen başka bir teknikle tanınan bir katman var. Meslektaşlarım bu katmanı özellikle bir dişin analizine dayanarak Sapiens’e atfediyor. İkisinin birleştiği noktada is dizilerim birbirine karışıyordu ve sınırın tam olarak nereden geçtiğini bulmam gerekiyordu. Az önce söz ettiğim kural tam burada işe yaradı: mağara duvarından kopan bir parça, düştüğü katmandan daha eski olabilir ama asla daha yeni olamaz. Dolayısıyla Sapiens katmanında bulunan ilk is tabakaları hâlâ Neandertallere ait olabilirdi, oysa Neandertal katmanındakiler zorunlu olarak onlarındı. İkisini karşılaştırarak sınırı kesin biçimde çizebildim.
Neandertallerin bıraktığı son is tabakası ile Néronien Sapiens’lerinin bıraktığı ilk is tabakası arasında yalnızca tek bir kalsit çifti* oluşmuş. Yani biyolojik ve kültürel olarak farklı bu iki topluluğu yalnızca bir yıl ayırıyor. Asıl büyüleyici olan ise, on iki bin yıl sonra, yaklaşık 42 bin yıl önce "Proto-Aurignacien*" döneminde, bölgenin tam anlamıyla son Neandertalleri ile yeni gelen Sapiens’ler arasında birebir aynı şeyin yaşanması! Burada da fark yine aşağı yukarı bir, bir buçuk yıl. Demek ki çok hızlı bir ardışıklık söz konusu ve bu da iki topluluğun bölge ölçeğinde çağdaş olduğunu gösteriyor. Ama mağaranın kendisinde bir arada yaşama değil, birbirini izleme var.
Hangi tarihlerden söz ediyoruz?
Her yerleşim için kesin bir tarihimiz yok, ama "Néronien" katmanı yaklaşık 54 bin yıl öncesine, "Proto-Aurignacien" ise yaklaşık 42 bin yıl öncesine tarihlendi. İlk epizottan sonra Neandertaller alana geri dönüyor ve "Néronien" insanlarını bölgede artık görmüyoruz. Ardından "Proto-Aurignacien" dalgası geliyor. Yani Sapiens’in Avrupa’da kalıcı olarak yerleşmesi ve kıta ölçeğinde birkaç bin yıllık bir arada yaşamanın ardından Neandertallerin yavaş yavaş ortadan kalkışı. Fakat dikkat edelim; bu, bu alanda ve bu bölgede gözlemlediğimiz bir şey. Başka yerlerde başka senaryolar yaşanmış olabilir.
"Neandertal ateşi, Sapiens ateşi"
Bir Neandertal ateşini bir Sapiens ateşinden özellikleri noktasında ayırt etmek mümkün mü?
Mandrin’de iki topluluğu ateşlerinin doğası yoluyla birbirinden ayırt edemiyoruz, çünkü geçiş çok hızlı: ikisi de aynı çevrede yaşıyor, onu üç aşağı beş yukarı aynı biçimde kullanıyor. Mandrin, bir kamp ya da av molası yeriydi. Dolayısıyla yakılan ateş de aynı türdendi: aydınlatmak, ısınmak, beslenmek vb. için.
Buna karşılık şu an yürüttüğüm farklı bir projemde, bir insanın yakıldığı bir kremasyonun bıraktığı isin, yalnızca aydınlanmak için kullanılan bir meşalenin bıraktığı isle hiçbir ilgisinin olmadığını görüyoruz. Böylelikle alanın farklı kullanımlarını ayırt edebiliyor ve belki de bellekle ilgili davranışları tespit etmeye başlıyoruz. Bir dönem kremasyonlar yapılmışken, sonra insanlar kimseyi yakmadan o yeri ziyaret etmeye geri gelmiş olabilirler.
Peki, Mandrin’de neyin yakıldığını biliyor muyuz?
Evet. İs tabakalarının içinde hapsolmuş minik kömür parçacıklarını analiz ederek yanma sıcaklığına ulaşabiliyor ve yanan şeyin bitkisel mi hayvansal mı olduğunu anlayabiliyoruz. Bunu, Paris Yüksek Normal Okulu’ndaki jeoloji laboratuvarından meslektaşım Damien Deldicque’in geliştirdiği yöntem sayesinde yapıyoruz. Mandrin’de ikisini de buluyoruz: odun kömürleri ve hayvansal kömürler – ki bunlar genellikle yüzeyinde biraz yanmış et kalmış küçük kemik parçaları. İsin kendisi üzerinden ise yakıtı henüz tanımlayamıyoruz ancak bu yöndeki çalışmalar Avrupa Araştırma Konseyi himâyesindeki "Traces of Anthropogenic fires in speleothems: Revealing timings of occupation in sites with Symbolic use" (ERC-TARS) başlıklı araştırmam kapsamında sürüyor.
"Biyolojik ve kültürel topluluk her değiştiğinde kırılma var"
İsin iki topluluğa dair söylediği farklı şeyler var mı? Varsa neler?
Yapısı üzerinden değil, ama yerleşimlerin ritmi üzerinden evet, hatta sınırı doğru yere koyduğumu teyit eden de bu. Neandertaller Mandrin’e neredeyse hep kurak mevsimde geliyorlar. İs tabakalarının yüzde 80’inden fazlası kurak mevsimin küçük kristallerinin içinde. "Néronien" Sapiens’leri ise tam tersi. Yerleşimlerinin yüzde 60’tan fazlası yağışlı mevsimde.
Sapiens’lerle birlikte alan çok düzensiz biçimde kullanılıyor. Bazen aynı mevsimde birkaç kez, aynı yıl içinde beş kereye kadar çıkabiliyor. Fakat varlığın kadar yokluğun kendisi de düzenli. Alan üç yıl boyunca kullanılıyor, sonra iki ya da iki buçuk yıl terk ediliyor, sonra yeniden üç yıl kullanılıyor ve bu böyle sürüp gidiyor. Gözlemlediğimiz şey yıllık değil, birkaç yıla yayılan döngüler. Farklı Neandertal katmanlarının hepsi aynı dinamiği göstermiyor, iki Sapiens katmanı da öyle. Ama biyolojik ve kültürel olarak topluluk her değiştiğinde net bir kırılma var.
Bu, Neandertallerin daha az hareketli olduğu anlamına mı geliyor?
Hiç de değil. Yalnızca alanın onların göçebe döngüsünde aynı yeri tutmadığı anlamına geliyor. Bir alan yılda bir kez, hep aynı mevsimde kullanılabilir ve arada bir özel bir sefer için fazladan ziyaret edilebilir. Bir başkası ise, başka yerlere gidip gelirken düzenli olarak dönülen daha merkezî bir kamp olabilir. Oysa nasıl yer değiştirdiğiniz de bir topluluğun kültürel kimliğinin bir parçası. Daha fazlasını bilmek için diğer alanlardaki, yani bu toplulukların Mandrin’de olmadıklarında bulundukları yerlerdeki verilere ihtiyaç var.
"Karşılaşma anı: Şiddet mi, kaçınma mı, rekabet mi?"
Son Neandertal ateşi ile ilk Sapiens ateşi arasında yalnızca bir yıl varsa, bu iki topluluğun bir şekilde karşılaştığını düşünebilir miyiz?
Alanın kendisinde bunun belirgin bir arkeolojik izini görmüyoruz. Ama Mandrin, Neandertallerin çok sık kullandığı, topraklarının ayrılmaz bir parçası olan bir yerdi – bunu biliyoruz. Fakat birdenbire artık oraya gelmemeye başlıyorlar ve yerlerine başkaları geçiyor. Bu da başka bir topluluğun varlığından haberdar olduklarını, çağdaş olduklarını ve bölge ölçeğinde yollarının kesiştiğini gösteriyor. Ve Neandertaller geri dönmüyorlar. Bir sonraki Neandertal topluluğu birkaç bin yıl sonra, bambaşka bir kültürle geliyor.
Binlerce yıl süren düzenli bir varlığın bir yıl içinde birdenbire sona ermesi, fiziksel bir şiddet olmasa bile bir güç ilişkisine işaret etmiyor mu?
Mutlaka bir çatışma yaşanmış olması gerekmiyor. Bu bir kaçınma stratejisi olabilir. Aynı ekolojik nişi çok farklı nüfuslarla paylaşan iki topluluk da olabilir. Öyle ki, sürüler zaten avlandığı için kalmak mantıksız hâle gelir mesela. Her hâlükârda Sapiens’lerin gelişi, Neandertallerin alanı kullanma biçiminde temel bir şeyi değiştiriyor. Birbiriyle yarışan pek çok yorum mümkün ve hepsi şiddet içermiyor. Farklı hipotezler arasında bir seçim yapabilmek için başka verilerle karşılaştırmak gerekir.
Peki, sizin bir hipoteziniz yok mu?
Doğrudan gözlemlediğim şu: çok yoğun biçimde varlık belirten bir topluluk, kültürel olarak kendisinden çok farklı bir topluluk belirdiği anda bu yeri kullanmayı bırakıyor. Bu özel durumda bir arada yaşama belli ki mümkün olmamış. Neden? Sebepler çeşitli olabilir. Bir kaynak meselesi, bir tür yabancı düşmanlığı, "öteki" olana duyulan tahammülüz, hatta tehditler... Bunları arkeolojik kaydın geri kalanıyla ve bölge ölçeğinde olup bitenlerle karşılaştırmadıkça hepsi bence eşit ağırlıkta.
"İnsan ölçeğinde zaman"
Çalışmalarınızda sizi en çok heyecanlandıran nedir?
Zamana insan ölçeğinde ulaşabilmek. Davranışlara, bu toplulukların nasıl yaşadığına adeta parmağınızla dokunabiliyorsunuz. Coğrafya ve etnografya bunu iyi gösteriyor. Hareketlilik, yani bir toprağı hangi ritimle kullandığınız, bir kimlik işaretidir. Bir topluluğun kimliği yalnızca taş aletlerinden okunmaz. Mekânı ve zamanı nasıl yaşadığı da derinlemesine kültüreldir; pratik bir örgütlenmenin yanı sıra tercihleri de yansıtır.
Şimdiden Neandertallere özgü "yaşam biçimi" ile Sapiens’e özgü "yaşam biçimi" arasında net sınırlar çekebiliyor muyuz?
Henüz değil. Sabit örüntüler, her birine özgü bir mekân ve zaman kullanımı olup olmadığını görmek için farklı dönemlere ait birkaç Neandertal ve Sapiens alanındaki yerleşim dinamiklerini karşılaştırmak gerekir. Bu fark yalnızca kültürel değil, biyolojik bile olabilir. Mandrin’de her topluluk farklı bir şey gösteriyor ve bazen biyolojik ve kültürel olarak farklı topluluklar birbirine benziyor, belki de yalnızca alan onlar için aynı işlevi gördüğü için. Dolayısıyla alanın işlevini, topluluğun kimliğini ve çevre etkisini birbirinden ayırmayı öğrenmek lazım.
Bugün yaptığım şey de bu ve işe alanların işlevinden başlıyorum. İnsanların resim yapmaya, ölülerini gömmeye ya da yakmaya geldiği süslemeli mağaralar ve mezar mağaralarıyla ilgileniyorum. Amaç, bu yerlerin yıllık göçebe döngüsüne dahil olup olmadığını anlamak. Dahası, bu sembolik boyutun hareketlilik üzerinde yiyecek-hammadde arayışı kadar belirleyici olup olmadığını anlamak. Ardından çevre gelecek, daha uzun vadede de toplulukların kimliği. Yani isterseniz yirmi yıl sonra yeniden konuşalım!
*Fuliginokronoloji: Mağara duvarlarındaki kalsit kabuklarına hapsolmuş ince is tabakalarından yola çıkarak bir mağaradaki yerleşimlerin kronolojisini yeniden kuran yöntem.
*Dendrokronoloji: ağaçların gövdelerindeki yıllık büyüme halkalarını inceleyerek ağacın yaşını ve geçmişteki iklim veya çevre koşullarını belirleyen bilim dalı.
*Kalsit çifti: Biri kurak mevsimde oluşan küçük kristallerden, diğeri yağışlı mevsimde oluşan büyük kristallerden meydana gelen ve bir yıla karşılık gelen iki tabaka.
*Moustérien: Avrupa’da Neandertallerle ilişkilendirilen maddî kültür.
*Néronien: Mandrin’de yaklaşık 54 bin yıl öncesine tarihlenen, küçük taş uçlarla tanınan ve Homo Sapiens’e atfedilen kültür.
*Proto-Aurignacien: Avrupa’ya kalıcı olarak yerleşen Sapiens’lerin kültürü, Mandrin’de yaklaşık 42 bin yıl öncesine tarihleniyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish