DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Demokratik Cumhuriyet için Özgür ve Örgütlü Toplum” şiarıyla İstanbul Okmeydanı'nda düzenlenen halk toplantısında konuştu.
Bir davet salonunda gerçekleştirilen toplantıya Bakırhan'ın yanı sıra DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Arife Çınar, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunulan toplantıda “Şehîd Namirin” sloganı atıldı.
Bakırhan, konuşmasında yürütülen sürecin nasıl bir söylem ve pratik örgütlenmeyle ele alınacağının birlikte tartışılacağını belirtti.
Bugüne kadar mücadele eden ve yaşamını yitirenleri anan Bakırhan, “Onlara sözümüz Türkiye’de demokrasinin ve adaletin tam anlamıyla uygulandığı Demokratik Cumhuriyet olacak” dedi.
Bakırhan şunları söyledi:
Son günlerde Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Yaşamını yitirenleri rahmet ve minnetle anıyor; ailelerine tekrar başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ailelerimizin yasını, içtenlikle bugün burada İstanbul'daki arkadaşlarımızla birlikte paylaşıyoruz. Ağır bedeller ödendi. Sadece Kürtler ağır bedeller ödemedi, Türkiye’nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedeller sadece tek bir tarafın değil. Tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari’deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da ne Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez; hep birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız diyorum. Bu süreç aslında annelerin evlatlarını yitirmemesi sürecidir. Son iki yıla baktığınız zaman da ne bir Türk annesinin ne de bir Kürt annesinin evladı yaşamını yitirmedi. Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi de 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir. Ama Diyarbakır'da ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran ve Ankara Güven Park'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları anlamak, empati kurmak gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur.
Şehit ve Gazi ailelerine çağrı
Diyarbakır'da Barış Annelerini ziyaret ettik, acılarını paylaştık. İstanbul'da Cumartesi Annelerini ziyaret ettik, onların tuttuğu yası paylaştık. Onların evlatlarının, kardeşlerinin, babalarının bulunması için de bu süreç engel değil, aksine bir fırsattır. İnşallah onların da bulunması için elimizden geleni yapacağız. Şehit ve gazi ailelerine de sesleniyorum: Sizin de acınız kıymetlidir, değerlidir. Barış Annelerinin olduğu gibi, Cumartesi Annelerinin olduğu gibi sizin çocuklarınızın da acısı yüreğimizdedir. İnşallah bu acıların yaşanmaması için Barış Annelerine de şehit ailelerine de Cumartesi Annelerine de sözümüz olsun, bir daha bu ülkede kimse evlat acısı yaşamasın diyoruz. Çağrı yapıyorum; şehit ve gazi ailelerine diyorum ki ya siz de Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri gibi gelin ya da biz size gelelim, sizi dinleyelim. Eleştirilerinizi, önerilerinizi bize anlatın. Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur. Ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır. Bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır. Sadece Kürt anneler değil, Türkiye'deki bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır.
"Çerçeve yasa, Kürt meselesini şiddet ve inkar zemininden hukuk ve siyaset zeminine çeken bir yasadır"
Bu yasa Kürt meselesinin bütünüyle çözüldüğü bir yasa değil. Bunu bir defa net bir şekilde bilelim. Peki, bu yasa nedir? Bu yasa Kürt meselesini şiddet ve inkar zemininden hukuk ve siyaset zeminine çeken bir yasadır. Yani Kürtlerin kimlik meselesini, dil meselesini, yerel yönetimler meselesini, düşünce ve ifade özgürlüğü meselesini, ekonomide adalet meselesini ve benzer meseleleri artık Meclis zemininde, demokratik zeminde konuşmasını sağlayacak bir yasadır.
"Beklentimiz Sayın Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruluna girmesidir"
Ne yasa çıktı mesele bitti demek doğrudur, çünkü henüz yolun başındayız, ne de bu adımı yok saymak doğrudur. Bu adım biraz önce de söylediğim gibi tarihidir, önemlidir. Yakından takip edeceğiz, birlikte büyütmeye çalışacağız. Geçen gün Meclis’te Takip ve Değerlendirme Kurulu kuruldu. Bu çok önemlidir. Bu kurul ne yapacak? Sadece silahların bırakılmasını denetlemeyecek; bu meselenin çözülmesi için de bir takip ve denetleme kurulu olacak. Yine alt komisyonların kurulması kararı verildi. Bu alt komisyonlardan biri de Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kuruludur. Beklentimiz odur ki Sayın Öcalan da Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulunda olsun. Çünkü Sayın Öcalan'ın önemi sadece silahsızlanma açısından değildir; kendisi Türk-Kürt ilişkilerini demokratik zemine çekerek güçlü bir birlikteliği sağlayacak bir birikime ve inanca sahiptir. Sayın Öcalan; Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden güncellenerek Türklerin, Kürtlerin ve bu ülkede yaşayan diğer milliyetlerden ve inançlardan olan halkımızın demokratik bir zeminde yaşamasını sağlayacak bir iradeye, birikime, perspektife sahip olduğu için de önemlidir.
"Metinlerin servis edilmesi sürece yönelik sabotajdır"
Şimdi çerçeve yasa Meclis'ten geçti, tabii bu bazılarını çok rahatsız etti. Birileri istiyor ki Kürt çocukları hep savaş için yaşamını yitirsin. Onlar da konforlu alanlarından bunun üzerinden siyaset yapsın. Öyle bir dünya yok artık. Kürt 100 yıldır bedel ödüyor, son 40 yılda da on binlerce evladını yitirdi. Binlerce köy yandı. Şimdi Kürt barışa razı ama elini sıcak sudan soğuk suya koymamış birileri de rahatsız. Ya birileri çıkıp da “Kardeşim, mücadele eden, bedel ödeyen, emek veren, ciğerini kaybeden, büyüdüğü toprakları terk eden Kürt barıştan razı da sen neden razı değilsin?” sorusunu sormaz mı? Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bugünlerde kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü. Belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır. Bu Kürt'ün “Ben barışmak istiyorum” dediği bir sürecin karşısına başka bir şey koymaktır.
"Sabotajlar karşısında bu süreci sahiplenerek yürümeye devam edeceğiz"
Sayın Öcalan şahsında bu sürece bir operasyon çekiliyor. Biz bu operasyonu kabul etmiyoruz. Herkesi de uyarıyoruz. Lütfen operasyonlara alet olmayın. İmralı'da yapılan görüşmelerde tek bir muhatap var. Kimdir muhatabımız? DEM Parti İmralı Heyetidir. Kardeşim bir metin yayınlıyorsun. İmralı'ya gidip gelen DEM Parti Heyetine sorsana bu metin doğru mudur diye? Dolayısıyla bizim tek muhatabımız Pervin Buldan, Mithat Sancar, Özgür Erol’dur. Onlar bu servis edilen metni kabul ettiler mi, etmediler mi? Etmediler, bir bilgileri yok. Sayın Öcalan ve heyetimizin doğrulamadığı hiçbir metne kimse inanmasın. Çünkü muhatap onlardır. Bu sabotajı yapanlar çok iyi bilsin ki evladını yitiren Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, zindanda çocukları yatan fedakar ailelerimiz asla bu sabotajlara izin vermeyecektir. Sürecin başarıya ulaşması için bu sabotajlar karşısında süreci sahiplenerek yürümeye devam edeceğiz. Bu sabotajlar bizi asla bir milim yolumuzdan şaşırtmayacak. Bu sabotajı yapanları da kınıyorum.
"Stadyumlardaki ırkçı hezeyanlara bir an önce son verilsin"
Her ne hikmetse son günlerde gene Kürtlere dönük saldırılar başladı. İşte kimi kentlerde bazı şeyler bahane edilerek toplum linç edilmeye çalışılıyor. Özellikle tribünlerde ırkçı, milliyetçi bir dalga yükseliyor. Bir tesadüf değil. Sarı torbaları gösteriyorlar. Barışı konuştuğumuz, gençlerimizin yaşamını yitirmediği bir dönemde stadyumlarda bölge takımlarının yaptığı maçlarda sarı torbalar gösteriliyor. Açık söylüyorum: Bir tarafın acısı üzerinden tepinen organize gösterilere asla göz yummayacağız, göz yumulmamalıdır. Bölge takımları ırkçı hezeyanlarla karşılanıyor. Buradan kulüplere ve Türkiye Futbol Federasyonuna çağrı yapıyorum: Bu sessizlik niye? Stadyumlar maç yapmak için vardır; bir halkı aşağılamak, bir halka ölümü göstermek, sarı torbaları göstermek için değil. Herkes haddini bilsin. Stadyumlardaki ırkçı hezeyanlara lütfen bir an önce son verilsin.
"Amedspor-Trabzonspor maçı için çağrı"
Buradan Amedspor'a, Amed’deki onurlu halkımıza da bir çağrı yapmak istiyorum: Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması oynanacak Amed’de. Trabzonspor'u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor ile Trabzonspor da sahada duruşuyla, yaklaşımıyla bu bozgunculara bir cevap versin.
"Rojava'da tanınmanın ve özgürlüğün yolunu açan anlaşmayı destekliyoruz"
Suriye'de de çok önemli gelişmeler var. Dün önemli bir adım atıldı. Şam yönetimi ile Rojava yönetimi arasında bir anlaşma imzalandı. Kürtler yok sayılmaya rağmen Rojava'da çok büyük bir mücadele örneği ortaya koydular. 10 yıl önce Suriye'de Kürtlerin kimliği yoktu. Buradaki vatandaşlarımız çok iyi biliyor. Şimdi Kürtler Suriye'nin geleceğinde kritik bir role ve öneme sahiptir. Bu anlaşma da onu kanıtladı. Yapılan anlaşmayla Kürtler sadece Kobanî'de, Qamışlo'da, Haseke'de değil; bütün Suriye'nin yönetiminde artık söz sahibidir, ortaktır. Bu çok önemlidir. Tanınmaların ve özgürlüğün yolunu açan bu anlaşmayı destekliyoruz. Bu anlaşma başta Kürtler, Dürziler, Aleviler, Araplar olmak üzere Suriye'de yaşayan bütün halklara inşallah hayırlı olsun. Bir daha savaş ve çatışma olmasın. Kürtler kendi anadilleriyle eğitim görsün, eşit yurttaşlar olsun.
Independent Türkçe