ABD'nin Suriye konusunda iki farklı yaklaşımı mı var?

"Rubio, Şam'ı Lübnan sınırlarını güvenli hale getirmeye ve iç sorunlarına odaklanmaya çağırdı"

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 22 Eylül 2025 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantısının oturum aralarında New York’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi / Fotoğraf: AFP

Suriyeli bir akademisyen ve siyasi yorumcu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’nin Lübnan’ın istikrarında rol üstlenmesine yönelik Amerikan memnuniyetini yansıtan açıklamaları ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Washington’ın Suriye’nin toparlanma, istikrar ve güvenlik sürecine girmesini istediğine ilişkin ifadeleri arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını söyledi.

Suriyeli akademisyen Yasir Neccar’a göre Trump ve Rubio’nun açıklamaları, ABD diplomasisinin hem Başkan Trump hem de Dışişleri Bakanı Rubio aracılığıyla Suriye’de istikrarın sağlanmasına büyük önem verdiğini gösteriyor.

Bu yaklaşımın bölgesel istikrarı desteklediğini belirten Neccar, bunun aynı zamanda Washington’ın bölgeye yönelik çıkar haritasında önemli bir yer tuttuğunu ifade etti.

Rubio, çarşamba günü Filipinler’in başkenti Manila’da yaptığı açıklamada, ülkesinin Suriye’yi iç sorunlarına odaklanmaya teşvik ettiğini belirterek, Şam yönetimine Lübnan sınırının güvenliğini sağlaması çağrısında bulundu.

Rubio, ABD’nin Suriye’yi Hizbullah ile bir çatışmaya girmeye teşvik edip etmediğine ilişkin bir soru üzerine gazetecilere, “Suriye’yi teşvik ettiğimiz konu, karşı karşıya olduğu iç sorunlara odaklanmasıdır” dedi.
 

ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 8 Temmuz’da Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen NATO Zirvesi sırasında ikili bir görüşme gerçekleştirdi / Fotoğraf: Reuters
ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 8 Temmuz’da Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen NATO Zirvesi sırasında ikili bir görüşme gerçekleştirdi / Fotoğraf: Reuters

 

Neccar, ABD’nin tutumunu Ortadoğu’daki önceliklerini yeniden şekillendiren niteliksel bir dönüşüm olarak değerlendirdi. Washington’ın Doğu Akdeniz ülkelerine, özellikle de Suriye ve Lübnan’a yalnızca siyasi açıdan değil, yeni bir açılım ve ekonomik iş birliği döneminin işaretlerini veren somut adımlarla da özel önem verdiğini ifade etti.

Neccar’a göre Washington, açıklamalarla yetinmeyerek yeni Suriye yönetimiyle ilişkileri kolaylaştıracak bir dizi cesur karar aldı.

Bu kapsamda, normalleşmenin önündeki önemli engellerden biri olarak görülen Sezar Yasası’nın kaldırılmasıyla başlayan süreç, Suriye’nin teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasıyla devam etti.

Neccar, bu adımların ikili ilişkilerin kademeli olarak yeniden kurulmasını ve ekonomik iş birliğinin önünün açılmasını hedeflediğini söyledi.

Neccar, ABD’nin Lübnan’a yönelik ilgisinin ise Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelere doğrudan aracılık etmesiyle somutlaştığını belirtti.

Bu girişimin, sınır hattında istikrarın sağlanmasını ve İsrail’in zaman zaman Lübnan topraklarına yönelik saldırılarının önlenmesini amaçladığını ifade eden Neccar, bunun bölgedeki tüm aktörlere güven verici bir mesaj niteliği taşıdığını dile getirdi.

Söz konusu adımların arkasında stratejik bir Amerikan vizyonunun bulunduğunu savunan Neccar, Washington’ın Doğu Akdeniz’i ABD, Körfez ülkeleri ve Türkiye’nin yer alacağı büyük ekonomik projelere açılan bir kapı olarak gördüğünü, bu projelerin bölgesel bir kalkınma ekseni oluşturarak bölgedeki çıkar dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini kaydetti.

Neccar’a göre, sahip oldukları stratejik coğrafi konum nedeniyle Suriye ve Lübnan bu vizyonun merkezinde yer alıyor.

Her iki ülkede siyasi ve güvenlik istikrarının sağlanması ise yatırımların sürdürülebilirliği, sermaye çekilmesi ve uzun vadeli gerçek ortaklıkların kurulması açısından temel unsur olarak öne çıkıyor.
 

Nisan 2026’da el-Kusayr kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırı boyunca devriye gezen Suriye ordusu, Hizbullah tarafından kullanılan tünelleri taradı / Fotoğraf: AFP
Nisan 2026’da el-Kusayr kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırı boyunca devriye gezen Suriye ordusu, Hizbullah tarafından kullanılan tünelleri taradı / Fotoğraf: AFP

 

Neccar sözlerini şöyle sürdürdü:

ABD’nin bu yaklaşımındaki ciddiyeti ortaya koyan somut göstergelerden biri de Amerikan hava yolu şirketleri ile Beyrut Havalimanı arasındaki uçuşların teşvik edilmesi yönündeki adımlardır. Bu sayede Amerikalı iş insanlarının bölgeye ulaşımı kolaylaşacak ve doğrudan varlık göstermelerinin önündeki lojistik engeller kaldırılacak. Bu yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda Amerikan şirketlerinin Lübnan ve Suriye’yi faaliyetlerini genişletmek ve canlı bir bölgesel ekonomik döngüye dahil olmak için umut vadeden bir merkez olarak gördüğüne işaret eden açık bir mesaj.


Neccar’a göre tüm bu hızlı adımların sonucunda ABD, ekonomik çıkarlarla siyasi istikrarı birbirine bağlayan pratik bir model ortaya koyuyor.

Bölgenin geleceğinin yatırım için cazip bir ortam oluşturma kapasitesine bağlı olduğunu vurgulayan Neccar, Washington’ın güvenliğin sürdürülebilirliği ve ekonomik açılım konusunda gerçek bir taahhüdün sağlanması halinde bu süreci desteklemede merkezi bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti.

Neccar sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:

Washington’ın bugün bölge ülkelerine verdiği mesaj şu: Doğu Akdeniz artık yalnızca bir nüfuz alanı değil, iddialı ekonomik ortaklıkların test edildiği bir merkez haline geldi. Bu yeni denklemde istikrar en değerli unsur, yatırım ise ortak hedeftir.
 

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti / Fotoğraf: AFP
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti / Fotoğraf: AFP

 

Buna karşılık,Suriyeli gözlemciler Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre ABD yönetiminin Hizbullah dosyasında Suriye’nin rolüne ilişkin iki farklı söylem benimsediği görüşünü dile getiriyor.

Buna göre Trump, Suriye’nin bu dosyada rol üstlenmesine ilişkin sınırları net şekillerde yorumlanabilecek açıklamalar yapmayı sürdürürken, Rubio ise bu rolü sınır güvenliğiniolmayan ve farklın sağlanması ve silah kaçakçılığının önlenmesiyle daha açık biçimde tanımlıyor.

Suriyeli araştırmacı Mahmud Alluş da X platformundaki paylaşımında bu değerlendirmeyi dile getirdi. Alluş’a göre söz konusu iki söylem, Washington içinde Suriye’nin rolüne ilişkin bir görüş ayrılığı bulunduğu anlamına gelmiyor.

Aksine, bunlar ABD’nin stratejik hedeflerine ulaşmayı amaçlayan ve birbirini tamamlayan iki farklı yaklaşım düzeyi olarak değerlendirilebilir.

Ancak Alluş’a göre bu konuda ABD’nin nihai tutumunu belirleyecek temel unsur, Lübnan devletinin İsrail ile varılan çerçeve anlaşması doğrultusunda Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını sağlayıp sağlayamayacağı olacak.
 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) dışişleri bakanları toplantısının oturum aralarında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu / Fotoğraf: Reuters
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) dışişleri bakanları toplantısının oturum aralarında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu / Fotoğraf: Reuters

 

Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın ABD işlerinden sorumlu danışmanı Cihad Makdisi ise Rubio’nun açıklamalarını değerlendirerek, “Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Suriye’nin bugün önceliğinin iç sorunlarıyla mücadele etmek olduğunu açık bir şekilde vurgulayan açıklaması takdire değerdir. Bu açıklama aynı zamanda ABD’nin Suriye’ye yönelik açık destek ve teşvikinin sürdüğünü göstermektedir” ifadelerini kullandı.

Makdisi, X platformundaki paylaşımında bu tutumun mevcut dönemin gerçeklerini doğru biçimde kavradığını belirterek, “Özgürleşmenin ardından yeni Suriye diplomasisinin diyaloğu güçlendirme ve güven inşa etme yönündeki çabaları da bu yaklaşımın pekişmesine ve yeni Suriye’ye yönelik uluslararası desteğin artmasına katkı sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Rubio da çarşamba günü yaptığı açıklamada, “ABD, Suriye’yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkardı. Bunun, ülkenin acil ihtiyaç duyduğu ekonomik toparlanmaya katkı sağlamasını umuyoruz” dedi.

Rubio, “Suriye, farklı toplumsal bileşenlerin uzun yıllar boyunca barış içinde bir arada yaşadığı köklü geçmişe sahip bir ülke” ifadesini kullandı.

Rubio, Şam yönetiminin bu konuda ‘önemli bir görevi’ bulunduğunu belirterek, Washington’ın Suriye’yi öncelikle bu konuya odaklanması yönünde teşvik ettiğini söyledi.

Öte yandan, Suriye ile Lübnan arasındaki sınır hattı 370 kilometreden fazla uzunluğa sahip bulunuyor. Söz konusu sınır, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere kaçakçılık faaliyetleri ile düzensiz geçişler nedeniyle hassas bölgeler arasında yer alıyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU