Dervişoğlu: Muktedir olmak diktatör olmak demek değildir

"Türkiye'nin Avrupa Parlamentosu'nda bunlarla anılmasını bir Türk vatandaşı olarak içime sindirmem çok kolay değil”

Fotoğraf: ANKA

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Tunalı Hilmi Caddesi'nde esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi, taleplerini dinledi, vatandaşları 27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'nda saat 18.00'da düzenleyecekleri mitinge davet etti. Partililer tarafından başkentlilere Türk bayrağı dağıtıldı. 

Tunalı esnafı ziyaretinin ardından bir kafede gençlerin yanına oturan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

Öncelikle şunu söyleyeyim gençlerimiz için, geleceğe olan umudunuzu yitirmeyin, bu ülkenin imkanları, kaynakları, insan potansiyeli karşı karşıya bulunduğu bütün sorunları aşmaya aslında elverişli. Ama yanlış politikalar ve yanlış yönetim anlayışı yüzünden sanki gençlerimiz kendilerini bir girdapın içindeymiş gibi hissediyorlar ve dolayısıyla ona da içinden çıkılmaz bir girdap gözüyle bakıyorlar. Türkiye bu sıkıntıları zaman zaman geçmişte de yaşamıştır. Bizim de gençliğimizde umutlarımızın kırıldığı dönemler olmuştur. Ama çaresiz kalındığında, çarenin kendimiz olduğunu her zaman hissetmişizdir. Gençlerimiz kendilerini çaresiz gibi hissettiklerinde, çarenin kendileri olduğunu unutmasın ve kendileri için çaba sarf eden insanların varlığından da emin olsun. Bizim artık zaten sizin neslinize ve sizden sonraki nesiller için yapmamız gereken bazı şeyler var. Asıl bütün çabamız, gayretimiz de oradan kaynaklıyor. Yoksa kendi dönemimizin sıkıntılarını sizlere miras bırakmak gibi bir niyetimiz yok. Bütün o olumsuzlukların sorumluluğunu üstlenerek sizlere bir aydınlık gelecek sunmak çabasıyla hareket ediyoruz.

"Televizyonlar vermezler, doğruyu söylediğimiz şeyleri sansürlüyorlar"

Konuşması sırasında öksüren ve su içen Müsavat Dervişoğlu, bu sırada muhabirlere, "Canlı yayınlayan var mı?" diye sordu. Muhabirlerin, "Havadayız ama canlı veriyor mu bilmiyoruz" demesi üzerine Dervişoğlu, şöyle konuştu:

Vermezler. Genel olarak da bizde bir hata bulurlarsa canlı yayına verirler. Doğru söylediğimiz şeyleri sansürlüyorlar. Tam tersine döndü dünya. Sizin kanalınıza istinaden söylemiyorum. Basın mensubu arkadaşlarımıza, basın emekçilerine çok saygım var. Onlar da bu işin külfetini en az bizim kadar çekiyorlar. Belki yayın kuruluşları nedeniyle de gittikleri yerlerde kendi kuruluşlarıyla alakalı sitemler onlara gidiyordur ama benim hiçbirine bir sitemim yok. Herkes işini yapıyor. Bu kardeşlerim de zaten emekleriyle kendi ekmeklerini kazanıyorlar. Onun için bu mekanizmanın içinde kim varsa herkese saygı duyorum. Biz olmazsak onlar olmaz, onlar olmazsa da biz olmayız.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"En genç başkanlık divanı bizde"

Müsavat Dervişoğlu, bir gazetecinin, "Yaz tatilinde gençlik teşkilatlarınız da sizin gibi aktif olacak mı? sorusuna, "Onlar da bizim gibi sahada olacak. Doğru insanlardan oluşmuş bir gençlik kolları yapımız var bizim. Halkla bir araya gelmeye, buluşmaya, onların dertleriyle dertlenmeye, halleriyle hemhal olabilme kabiliyetleri var. Ayrıca hem partimizin siyaset akademisinde hem parti içi eğitim çalışmalarında eğitim alarak çok iyi bir seviyeye doğru da geldiler. Geleceğimiz onlar. Yani kimsenin belki dikkatini çekmemiştir ama Türkiye'de Başkanlık Divanı en genç olan partiyiz. Ortalamayı da ben arttırıyorum" yanıtını verdi. 

"6 yaşında çocuğun evliliğini meşru hale getirenlere yazıklar olsun"

Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşında evlendirilmesiyle ilgili davada aldığı 19 yıl hapes cezasına rağmen tahliye edilmesiyle ilgili soru üzerine Dervişoğlu, şunları söyledi: 

Şimdi buna soruyu sorarken bile siz bir şey söyleyemiyorsunuz, bu şahsın neden cezalandırılması gerektiği ile ilgili. İşlediği suça bakarak konuşmak lazım. O işlenen suçu dünyanın gözü önünde, kamuoyunun gündemine taşımaktan öncelikle hicap duyarım. Yani o fiili ve o fiili işleyeni burada söylemekten ben utanırım. Dolayısıyla böyle şeylerin de toplumun gözüne sokulmadan çözüme bağlanması gerektiğine inanıyorum. Bakın söylüyorum işte. O zaman bu sorunun muhatabı her işe burnunu sokan bazı yargı mensupları var. İşte bazı bakanlar var. Bu konuyla ilgili ifadeleriyle, beyanlarıyla toplumu ajite eden insanlar var. Aslında bu sorunun muhatapları onlar. Siz gazeteci sorumluluğunuzla sorunu bile tarif etmekten hicap duyuyorsunuz. Ben de ondan hicap duyuyorum. Yani 6 yaşındaki bir çocuğun evliliğini meşru hale getiren zihniyete bakarak diyorum ki yazıklar olsun. Yani başka bir şey demiyorum. Onun için işte hep söylüyorum. Ya adalet ya kıyamet diye.

21. yüzyılda böyle bir ülkede böyle bir suçun işlenmesi, bu suça meşru kılıflar uydurulması, siyasi muhteva yüklenmesi, kimisinin işte bu kabil suçları makul ve mazur göstermeye kalkışmaları insan vicdanı açısından çok ağır bir yük. Benim böyle şeyleri vicdanım kaldırmıyor.

Türkiye'de cani başını serbest bırakmak için özgürlük mitingleri düzenlemeye kalkışanlar da oluyor, bu kabil ahlaksızlıkları, geleneksizlikleri meşrulaştırmaya çalışanlar da oluyor. Öncelikle bunlar kimin himayesindedir? Ona bakılması lazım.

"Ben AB’nin Türkiye'nin aleyhine aldığı kararlara imza atacak değilim"

"Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporunun hatırlatılması ve "Adalet Bakanının da rapor içerisinde yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine Müsavat Dervişoğlu, şunları kaydetti:

Ben yakın bir takvim içerisinde Avrupa Parlamentosu'nu ziyarete gittim. Hatta Avrupa Parlamentosu Konseyi'nde de önemli temaslarda bulundum. Raporda geçen hemen bütün konular, 2 konu hariç, o temaslarım esnasında bana da soruldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi meselesi ama o dönemde Akın Gürlek ile ilgili bir konu başlığı yoktu. Kararlarıyla Türkiye'de tartışılan, uygulamalarıyla Türkiye'de tartışılan birinin elbette ki başka yerlerde de tartışılmasından daha doğal bir durum yoktur. Bazı kararlar vardır, Türkiye'nin milli politikalarının hilafına talepler içerir kendi içinde. Elbette ki ona Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir vatandaşı olarak tepki göstermek ihtiyacı da duyulabilir, ihtiyacı da hissedilebilir. Ama ben şu pencereden bakıyorum, Avrupalının gözünde ya da Avrupa Parlamentosu'nun gözünde onların böyle hazırlamış olduğu endeksleri de milletin ve dünyanın gözünün içine sokarak bunca hatanın yapılması Türkiye'yi yönetenler açısından bir eksiklik, yetersizlik ve hata anlamı içeriyor. 

"Türkiye'nin AP'de bunlarla anılmasını içeme sindirmem mümkün değil"

Dolayısıyla şimdi bu konuyla ilgili ben Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye aleyhine aldığı her kararın altına imza atacak değilim. Ama bizi dünyaya rezil eden uygulamalardan da uzak durulması hususunu her fırsatta dile getiririm. Avrupa Konseyi'nde de yapmış olduğum konuşmalarda bunları dile getirdim, bunları ifade ettim. Türkiye'de söz söyleme makamında olanlar, icra yetkisini kullanarak birtakım sorumlulukları üstlenenler, söyledikleri lafa, attıkları adıma, aldıkları karara, hatta dahil oldukları birtakım süreçlere özen göstermeliler. Türkiye'nin Avrupa Parlamentosu'nda bunlarla anılmasını bir Türk vatandaşı olarak içime sindirmem çok kolay değil. Hatta mümkün değil diyebilirim. Her şey dünyanın gözü önünde. Onlar Türkiye'de ne yapıyorlarsa zaten yapılan her iş milletin gözü önünde oldu diye yapıyorlar. Kendilerinin yaptıkları da dünyanın gözü önünde. Hem milletimiz affetmeyecek haksızlığı, hukuksuzluğu hem de dünya elbette ki bir yetersizlik ve eksiklik varsa özellikle insan hakları konusunda, hukuk ve adalet konusunda eğer bir yetersizlik var ise bunlar tartışılacak. Yetersiz görünmeyeceksiniz. Dışarıdan bakıldığında bu ülkeyi yönetenlerin muktedir görünmesi lazım. Ama muktedir olmak demek diktatör olmak demek değildir. Muktedir olmak için önce demokrat olmak lazım. İnsan haklarına saygı göstermek lazım. Evrensel kurullara, kurumlara ve kararlara uyabilme feraseti sergilemek lazım. Evet, bugün siyaset konuşmayacaktık. Milletle kucaklaşacaktık. Yine siyaset konuştuk.

 

ANKA 

DAHA FAZLA HABER OKU