Türkiye'de yapay zeka tartışmaları çoğu zaman ChatGPT, Gemini, Claude ve yeni nesil araçlar etrafında dönüyor.
Jeopolitik ve stratejik öngörü uzmanı Güney Yıldız'a göre ise asıl mücadele çiplerde, veri merkezlerinde, enerji altyapısında ve kurumsal kapasitede yaşanıyor.
Yıldız, Türkiye'nin önündeki temel sorunun teknolojiye erişim değil, onu stratejik bir avantaja dönüştürebilmek olduğunu söylüyor.
Yıldız'a göre dünya artık çok farklı bir yarışı konuşuyor. Yapay zeka alanındaki rekabetin yalnızca yeni araçlar geliştirmekten ibaret olmadığını belirten Yıldız, ülkelerin geleceğini belirleyecek asıl mücadelenin çipler, veri merkezleri, enerji altyapısı ve kurumsal kapasite etrafında şekillendiğini söyledi.
Bir dönem Abu Dabi'de dünyanın en büyük enerji şirketlerinden ADNOC'ta yapay zeka uygulamaları ve kurumsal dönüşüm projelerinde görev alan Yıldız, Türkiye'nin yapay zeka alanındaki en büyük eksikliğinin teknoloji değil, uygulama kapasitesi olduğunu savunuyor.
"Başkasının kurduğu altyapının üzerinde kiracı olmak"
Türkiye'deki yapay zeka tartışmalarının yanlış değil ancak yüzeysel kaldığını belirten Yıldız, şunları söyledi:
Hangi sohbet botunun daha iyi yazdığı, hangi uygulamanın daha pratik olduğu bireysel verimlilik meselesidir. Önemlidir ama ülkelerin kaderini belirleyen yer orası değil.
Asıl yarışın üç katmanda yaşandığını söyleyen Yıldız, "Hesaplama gücü, enerji ve veri. Yani çipler, veri merkezleri, onları besleyecek elektrik ve modeli anlamlı kılacak kurumsal veri. Bunlar olmadan en gelişmiş aracı kullanmak, başkasının kurduğu altyapının üzerinde kiracı olmak demektir" dedi.
Yapay zekanın artık yalnızca bir teknoloji başlığı olarak ele alınamayacağını vurgulayan Yıldız, "Yapay zeka bir teknoloji meselesi değil; enerji, sermaye, insan kaynağı ve kurumsal yönetim meselesidir" ifadelerini kullandı.
"Tam egemenlik zaten kimsenin masasında değil"
Burada önemli bir paradoksa dikkat çeken Yıldız, Körfez'in inşa ettiği devasa kapasitenin büyük ölçüde Amerikan teknoloji ekosistemi üzerine kurulduğunu söyledi.
Yıldız, şu noktalara dikkat çekti:
Çipler Nvidia'dan; ileri yapay zeka çiplerinin yaklaşık yüzde 80'i tek bir Amerikan şirketinin elinde. Bulut katmanı Amerikan hukukunun erişiminde; veri kendi toprağında dursa bile yargı yetkisi tam olarak senin olmuyor. Veri merkezini kendi toprağına kurmakla o altyapıyı kontrol etmek aynı şey değil.
Bu nedenle asıl tartışmanın teknoloji sahipliğinden çok bağımlılık ilişkileri ve pazarlık gücü üzerine kurulması gerektiğini belirten Yıldız, şöyle devam etti:
Gerçek soru 'tam egemen olur muyuz' değil. Neredeyse hiç kimse tam egemen değil. Gerçek soru şu: Hangi bağımlılığı seçeceğiz ve karşılığında nasıl bir pazarlık gücü kuracağız?
Yıldız'a göre yapay zeka tartışmalarının tüketici düzeyindeki araçlardan çıkarılıp enerji, sermaye, insan kaynağı ve kurumsal yönetim başlıklarına taşınması gerekiyor.
Körfez neyi doğru yaptı?
Son yıllarda Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'ın yapay zeka yatırımlarıyla dikkat çektiğini belirten Yıldız'a göre Körfez ülkelerinin başarısının arkasında üç temel unsur bulunuyor: ölçek, stratejik odak ve doğru ortaklıklar.
İlkinin Suudi Arabistan'ın HUMAIN girişimiyle yaklaşık 100 milyar dolarlık bir hedef ortaya koyduğunu söyleyen Yıldız, “Böylece “Dünyanın üçüncü büyük yapay zeka sağlayıcısı olacağız. Emirlikler, G42 öncülüğünde OpenAI, Oracle ve Nvidia ile birlikte 1 gigavatlık Stargate veri merkezini kuruyor. Bunlar dağınık projeler değil, tek bir stratejik yöne kilitlenmiş hamleler” dedi.
Körfez'in ikinci önemli hamlesinin petrol gelirlerini hesaplama gücüne dönüştürmek olduğunu belirten Yıldız, "Yapay zekayı ekonomik çeşitlenmenin merkezine koydular. Bu bir teknoloji hevesi değil, petrol sonrası dönem için sigorta poliçesi" diye konuştu.
Ancak Körfez'in de tam anlamıyla bağımsız olmadığını vurgulayan Yıldız, şu değerlendirmeyi yaptı:
Üçüncüsü, doğru ortaklıkları kurdular. Çipe ve modele erişimi olan tarafla, yani Amerikan ekosistemiyle masaya oturdular.
"Körfez'in sınırını da görmek lazım, çünkü asıl ders orada" diyen Yıldız, 2025 yılında Körfez fonlarının yapay zeka ve dijital altyapıya yaklaşık 66 milyar dolar yatırım yaptığını, bunun da dünyadaki egemen teknoloji sermayesinin yaklaşık yüzde 43'üne karşılık geldiğini belirtti.
Ancak bu sermayeye rağmen tam bağımsızlığın mümkün olmadığını söyleyen Yıldız, "Microsoft'un G42'ye yatırımı, G42'nin Çinli teknoloji ortaklıklarından çıkması şartına bağlandı. Yani sermayen ne olursa olsun, Amerikan yığınına girmek için bir tarafı seçmen isteniyor" dedi.
Yıldız'a göre bu nedenle Körfez ülkeleri tek bir teknoloji ekosistemine bağlı kalmak yerine farklı seçenekleri aynı anda kullanıyor.
Yıldız, "Onun için Körfez tek bir yığına değil, üç yığına aynı anda yaslanıyor: Amerikan donanımı ve bulutu, Çin'in açık kaynak model ağırlıkları ve Fransa gibi Avrupa alternatifleri. Bu bir kararsızlık değil, bilinçli bir riskten korunma stratejisi. Hiçbir yığın tek başına otonomi vermediği için üçüne birden oynuyorlar" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin Körfez'i taklit etmeye çalışmasının doğru bir yaklaşım olmayacağını söyleyen Yıldız, Türkiye'nin odaklanması gereken alanları ise şu sözlerle anlattı:
O sermaye havuzu bizde yok ve tam egemenlik zaten kimsenin masasında değil. Ders şu: tek bir yöne odaklanmak, devlet iradesiyle özel sektörü aynı hedefe bağlamak, gücünü bildiğin yerde oynamak ve tek bir tedarikçiye kilitlenmek yerine pazarlık gücünü ve seçenekleri açık tutmak. Türkiye Körfez'in sermaye oyununu oynayamaz; ama yazılım, uygulama katmanı, bölgesel dil modelleri ve enerji-veri merkezi kesişiminde kendi oyununu kurabilir. Türkiye'nin kozu para değil; coğrafya, enerji ve konum.
Şirketler neden milyonlar harcayıp sonuç alamıyor?
ADNOC deneyimlerinden örnek veren Yıldız, başarılı yapay zeka projelerinin ortak özelliğinin teknolojiden önce iş problemini çözmeye odaklanmaları olduğunu söyledi.
ADNOC bünyesinde geliştirilen ENERGYai örneğini Yıldız şöyle anlattı:
ENERGYai örneğinde, 70 milyar parametreli bir dil modeli şirketin elli yıllık kendi verisine bağlandı ve sismik veri yorumlama gibi somut bir işte hızı katladı. Yani önce kendi verini değerli kıldın, sonra modeli onun üzerine kurdun. Bu proje pilot aşamadan çıkıp 340 milyon dolarlık bir dağıtım sözleşmesine dönüştü. Doğru strateji buydu: kendi verisini modele bağlamak, dar bir problemden başlamak, sonucu ölçmek ve ölçeklenebilir bir mimari kurmak.
Şirketlerin en büyük hatasının teknolojiyi satın alırken süreçlerini dönüştürmemeleri olduğunu ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:
Birincisi, pilot tuzağı. Şirketler etkileyici demolar yapıyor ama o pilot hiçbir zaman gerçek operasyona geçmiyor. İkincisi, veri altyapısı hazır değilken pahalı model satın almak. Model iyi olsa da beslendiği veri dağınıksa sonuç çıkmaz. Üçüncüsü, yapay zekayı ayrı bir "inovasyon departmanına" hapsedip asıl işten koparmak. Dördüncüsü, tepeden inme uygulama. Sahadaki insan sürecin içinde değilse araç rafta kalıyor.
"Şirketler teknoloji satın alıyor ama süreçlerini dönüştürmüyor"
Pek çok şirketin yapay zeka projelerine milyonlarca dolar yatırım yapmasına rağmen beklediği sonucu alamadığını söyleyen Yıldız, bunun temel nedeninin teknolojiden çok kurumların çalışma biçimi olduğunu belirtti.
"Teknolojiyi satın alıyorlar ama iş sürecini ve veriyi düzeltmiyorlar" diyen Yıldız, "Yapay zeka, üzerine kurulduğu sürecin kalitesini büyütür. Süreç bozuksa, yapay zeka bozukluğu hızlandırır" ifadelerini kullandı.
Başarısız projelerin çoğunun teknoloji eksikliğinden kaynaklanmadığını belirten Yıldız, "3 başka sebepten ötürü başarısız oluyor. Veri dağınık ve güvenilmez. İş akışı modele göre yeniden tasarlanmamış. Ve üst yönetim projeyi sahiplenmemiş, işi bilgi işlem departmanına havale etmiş" dedi.
Yıldız'a göre şirketlerin öncelikle yatırım getirisi net olan dar bir kullanım alanı belirlemesi gerekiyor.
Yapay zeka projelerinin üst yönetim tarafından sahiplenilmesinin kritik olduğunu vurgulayan Yıldız, şunları sıraladı:
Önce yatırım getirisi net olan dar bir kullanım alanı seçin. Her şeyi aynı anda dönüştürmeye çalışan proje çöker.
İkincisi, üst yönetim sahiplensin; yapay zeka bir bilgi işlem projesi değil, bir iş kararıdır.
Üçüncüsü, modeli almadan önce veri altyapısını düzeltin. Dördüncüsü, başarıyı baştan tanımlanmış bir metrikle ölçün.
Kısacası şirketler bir araç alıp sonuç bekliyor. Oysa alınması gereken şey araç değil, yeni bir çalışma biçimi.
"En derin açık kurumsal yönetim ve uygulama kapasitesi"
Türkiye'nin yapay zeka alanındaki eksiklerinin tek bir başlık altında toplanamayacağını belirten Yıldız, bunların önem sırasına göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"Bunları bağlayıcılık sırasına dizmek lazım" diyen Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:
En derin açık kurumsal yönetim ve uygulama kapasitesi. Türkiye'de yetenek de var, fikir de var. Eksik olan, bunları ölçülebilir sonuca çeviren kurumsal disiplin.
İkinci önemli başlığın insan kaynağının elde tutulması olduğunu belirten Yıldız, "Sorun yetenek yetiştirmek değil, yetiştirdiğimiz insanı ülkede tutmak. Beyin göçü en sessiz ama en pahalı kaybımız" dedi.
Enerji altyapısının da giderek daha kritik bir kısıt haline geldiğini vurgulayan Yıldız, veri merkezlerinin artan elektrik ihtiyacına dikkat çekti:
Veri merkezleri çok büyük ve kesintisiz elektrik istiyor; tek bir tesis 100 megavatı aşabiliyor. Türkiye 2030 için 1 gigavatlık veri merkezi kapasitesi ve 10 milyar doların üzerinde yatırım hedefliyor, Akkuyu da devreye giriyor. Yani enerji tarafında bir hikâye kuruluyor ama şebeke sınırları gerçek bir engel.
Sermaye eksikliğinin gerçek bir sorun olduğunu ancak en büyük engelin bu olmadığını söyleyen Yıldız, "Az parayla doğru yere odaklanan çok ülke var" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bugün atması gereken en doğru adımı da tarif eden Yıldız, şöyle konuştu:
Bugün atılacak en doğru adım: enerji planlamasıyla veri merkezi yatırımını aynı masaya koymak ve kamu ile özel sektörde dar, ölçülebilir, getirisi kanıtlanabilir pilotlardan başlamak. Büyük strateji belgesi değil, çalışan üç beş örnek. Başarı görünür olunca sermaye de yetenek de gelir.
"En büyük risk bağımlılık"
Önümüzdeki beş yılda Türkiye'nin yapay zeka alanında karşı karşıya olduğu en büyük riskin bağımlılık olduğunu söyleyen Yıldız, hesaplama gücüne, çiplere ve temel modellere erişimin birkaç ülkenin kontrolünde bulunduğunu belirtti.
Yıldız, "Türkiye bu altyapıyı kuramazsa, yapay zekayı hep başkasının platformunda kiracı olarak kullanır. Buna enerji darboğazını ve beyin göçünü eklersek, risk teknolojik geri kalmaktan öte, stratejik bağımlılık hâline gelir" dedi.
Yapay zeka alanında yeterince konuşulmayan bir kırılganlığa da dikkat çeken Yıldız, çip üretimi ile enerji arasındaki ilişkiye işaret etti:
Yapay zekanın asıl darboğazı çip ve onun tedarik zinciri; bu zincir de enerjiden geçiyor. Dünyadaki ileri işlemcilerin yaklaşık yüzde 70'ini üreten Tayvan, elektriğinin yüzde 40'tan fazlasını ithal sıvılaştırılmış doğal gazdan, büyük ölçüde Katar'dan karşılıyor. Çip litografisi için gereken helyumun yaklaşık üçte birini yine Katar üretiyor. Yani Körfez-Tayvan hattında ciddi bir kesinti, en verimli çip bile olsa, herkesin yapay zeka kapasitesini aylar içinde daraltır. Türkiye'nin riski sadece kendi megavatları değil; bu küresel çip-enerji koridorunun kırılganlığı da onu doğrudan etkiler.
"Türkiye'nin kozu para değil; coğrafya, enerji ve konum"
Yıldız'a göre Türkiye'nin önündeki en büyük fırsat ise coğrafi konumu.
"Türkiye, Avrupa, Körfez ve Asya'nın kesiştiği yerde. Avrupa'nın veri merkezi maliyetleri ve enerji sıkıntısı artarken, doğru enerji ve düzenleme yapısıyla Türkiye bölgesel bir veri merkezi üssü olabilir" diyen Yıldız, ikinci fırsatın dil ve bölge olduğunu söyledi.
Yıldız, şunları ekledi:
Türkçe ve çevre coğrafyanın dilleri için güçlü modeller kurmak, büyük oyuncuların öncelik vermediği gerçek bir boşluk. Üçüncüsü savunma sanayii ile yapay zekanın kesişimi; Türkiye'nin zaten güçlü olduğu bir alan.
Yıldız, önümüzdeki dönemin Türkiye açısından belirleyici olacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
Özetle önümüzdeki 5 yıl, Türkiye'nin yapay zekayı tüketen bir ülke mi yoksa bölgesinde üreten ve dağıtan bir ülke mi olacağını belirleyecek. İki sonuç da masada.
"Yapay zekayı kullanan insanlar diğerlerinin yerini alacak"
Yapay zekanın iş dünyasındaki dönüşümü açısından değerlendiren Yıldız, önümüzdeki dönemde avantaj sağlayacak kişilerin yapay zekanın yerine geçtiği insanlar değil, onu etkili kullananlar olacağını söyledi.
Yıldız, "Mesele aracı bilmek değil, aracın çıktısına yargı ve bağlam katabilmek" dedi.
Çalışanlar için en değerli beceri kombinasyonunun alan uzmanlığı ile yapay zekayı o alana entegre edebilme yeteneği olduğunu belirten Yıldız, eleştirel düşünme ve veri okuryazarlığının da giderek daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Yıldız, "Yapay zeka hızlı üretiyor ama doğruyu yanlıştan ayıran hâlâ insan. Çıktıyı sorgulayamayan, sadece kabul eden kişi değer üretmez" ifadelerini kullandı.
Yöneticiler açısından ise farklı becerilerin öne çıktığını söyleyen Yıldız, "Yapay zeka okuryazarlığı ve doğru iş problemini tanımlayabilmek kritik. İyi yönetici modeli kodlamayı bilmek zorunda değil; ama hangi işin yapay zekaya uygun olduğunu, nereye yatırım yapılacağını ve sonucun nasıl ölçüleceğini görmek zorunda" dedi.
Önümüzdeki yıllarda öne çıkacak kişileri Yıldız, şöyle anlattı:
Geride kalacak olanlar, işi yalnızca rutin bilgi üretmek olanlar. Avantaj sağlayacak olanlar ise yargı, bağlam ve karar katanlar. Sadeleştirirsem: yapay zeka insanların yerini almıyor, yapay zekayı iyi kullanan insanlar diğerlerinin yerini alıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish