Yapay zekanın hangi meslekleri ortadan kaldıracağı yıllardır tartışılıyor.
Ancak Türkiye açısından daha kritik bir soru olabilir:
Ya değişim, ekonominin ve çalışanların uyum sağlayabileceğinden çok daha hızlı gerçekleşirse?
Aralarında Nobel ödüllü ekonomistler Daron Acemoğlu ve Simon Johnson'ın da bulunduğu 200'den fazla ekonomist, yapay zeka araştırmacısı ve teknoloji yöneticisi, kısa süre önce yayımlanan "We Must Act Now" başlıklı bildiriyle tam da bu tehlikeye dikkat çekti.
ChatGPT'yi geliştiren OpenAI, Google'ın yapay zeka şirketi DeepMind ve Claude adlı yapay zeka sistemini geliştiren Anthropic'ten üst düzey isimlerin de imzaladığı bildiride, yapay zekanın önümüzdeki 10 yıl içinde Sanayi Devrimi'nden daha büyük ancak çok daha hızlı bir ekonomik dönüşüm yaratabileceği uyarısı yapılıyor.
Suffolk Üniversitesi Sawyer Business School'dan Prof. Dr. Pelin Biçen'e göre bildirinin en önemli mesajı ise yapay zekanın kendisinden çok, değişimin hızıyla ilgili.
"Sanayi Devrimi'nin ilk 50 yılında İngiltere'de üretim patladı ama işçi ücretleri neredeyse hiç artmadı. Yani dönüşümün faturasını bir kuşak ödedi, meyvesini sonraki kuşaklar yedi" diyen Biçen, tarihte "Engels duraklaması" olarak bilinen bu dönemin bugün önemli bir uyarı sunduğunu söylüyor:
Bu bildirinin özü şu soruya indirgenebilir: Sanayi Devrimi'nin 50 yıllık sancısını 5 yıla sıkıştırılmış halde yaşamamak için ne yapmalıyız?
Türkiye için hem risk hem fırsat
Türkiye de bu dönüşümün dışında değil.
Biçen'e göre hiçbir ülke yapay zekanın yaratacağı ekonomik değişime tam anlamıyla hazır değil.
Ancak Türkiye'nin dezavantaj gibi görünen bazı özellikleri, doğru politikalarla avantaja dönüşebilir.
Bunun iktisat tarihinde bir adı var: "Geç kalanın avantajı."
Sanayileşmeye daha geç başlayan ülkelerin bazen eski teknolojilere ve yerleşmiş sistemlere bağlı olmadıkları için yeni teknolojilere daha hızlı geçebildiğini belirten Biçen, Türkiye'nin dijital bankacılık ve e-devlet alanındaki deneyimini buna örnek gösteriyor.
Biçen, "Yapay zekada da benzer bir sıçrama penceresi var" diyor.
Ancak Türkiye açısından önemli bir risk de bulunuyor:
Yapay zeka, özellikle kariyerin başlangıç basamaklarında yapılan beyaz yakalı işleri otomatikleştirebilir.
Gençler için yeni bir sorun: İlk basamak kaybolursa ne olacak?
Yapay zekanın fabrikalardaki fiziksel işleri ortadan kaldıracağı düşüncesinin aksine, yeni otomasyon dalgası birçok beyaz yakalı işi daha erken etkileyebilir.
Biçen, çağrı merkezleri, bankacılık ve sigorta operasyonları, muhasebe arka ofisi, temel hukuk desteği, çeviri ve rutin içerik üretimini ilk etkilenebilecek alanlar arasında sayıyor.
Türkiye açısından kritik noktalardan biri ise her yıl iş gücüne katılan gençler.
Şirketler yapay zekayı giriş seviyesindeki görevlerde kullanmaya başladıkça, genç çalışanların deneyim kazanmasını sağlayan işler de azalabilir.
Bunu "eksik basamak sorunu" olarak tanımlayan Biçen, "Çıraklık yapılacak işleri makine yaparsa, usta nasıl yetişecek?" diyor.
Bugünün deneyimli çalışanlarının çoğu uzmanlıklarını yıllarca daha rutin görevleri yaparak kazandı.
Eğer bu görevlerin önemli bölümü yapay zekaya devredilirse, geleceğin uzmanlarının nasıl yetişeceği yeni bir sorun haline gelebilir.
Biçen'e göre Türkiye açısından tehlike, gelişmiş ülkelerden de farklı olabilir:
Bizim için tehlike 'zenginleşmeden otomasyon' olabilir. Yani gelişmiş ülkelerin refaha ulaştıktan sonra karşılaştığı iş kaybı dalgasıyla, o refaha ulaşmadan karşılaşmak.
Peki hangi işler daha güvende?
İlginç biçimde, yapay zeka karşısında daha avantajlı olan işler her zaman daha fazla eğitim gerektirenler olmayabilir.
Çünkü yapay zeka, insanların zor ve uzmanlık gerektiren olarak gördüğü bazı işleri oldukça hızlı yapabilirken, günlük hayatta bize basit gelen bazı görevlerde hâlâ zorlanıyor.
Biçen bunu şöyle açıklıyor:
İnsanların zihinsel olarak zor bulduğu bazı görevler makineler için oldukça kolay olabilirken, insanların doğal biçimde yaptığı fiziksel ve sosyal görevler makineler açısından çok daha zor olabiliyor. Bir yapay zeka saniyeler içinde rapor yazabilir veya yüzlerce sayfalık hukuki metni tarayabilir. Ancak bir musluğu tamir etmek, bir hastayla ilgilenmek veya öfkeli bir müşteriyi sakinleştirmek çok daha karmaşık olabilir. Bu nedenle sağlık, bakım, teknik zanaatlar ve enerji gibi alanların yanı sıra yapay zeka sistemlerini denetleyen işlerin önem kazanması beklenebilir.
Ancak Biçen'e göre gençlerin yalnızca "geleceğin mesleğini" araması yeterli değil.
Asıl formül, bir alanda gerçek uzmanlığı yapay zekayı etkin kullanabilme becerisiyle birleştirmek.
Diploma tek başına yetmeyecek; yapabildiğinizi gösteren somut bir iş portföyü en güçlü kartınız.
Türkiye'nin yapay zeka planında ne eksik?
Türkiye'nin 2026-2030 Yapay zeka Eylem Planı milyonlarca kişiye yapay zeka okuryazarlığı kazandırılması, ileri düzey uzmanların yetiştirilmesi ve veri merkezi kapasitesinin artırılması gibi hedefler içeriyor.
Biçen bu adımları önemli buluyor ancak teknolojiyi geliştirmekle ondan ekonomik değer yaratmanın aynı şey olmadığına dikkat çekiyor.
Biçen, bunu elektrik motorunun tarihinden bir örnekle açıklıyor:
Elektrik motorları 19'uncu yüzyılın sonlarında kullanılabilir hale gelmesine rağmen fabrikalarda büyük verimlilik artışının ortaya çıkması onlarca yıl aldı. Çünkü fabrikalar başlangıçta yeni teknolojiyi kullanmak yerine eski çalışma biçimlerini sürdürdü. Benzer bir hata yapay zekada da yaşanabilir.
Biçen'e göre Türkiye'nin üç alana özellikle ağırlık vermesi gerekiyor:
Çalışanların yeni beceriler kazanmasını sosyal korumayla desteklemek, eğitim sistemini ezber yerine soru sorma, doğrulama ve muhakeme üzerine yeniden düşünmek ve KOBİ'lerin yapay zekayı kendi iş süreçlerine uyarlamasını sağlamak.
"İşinizi yapay zekadan korumak yerine onunla yeniden tasarlayın"
Peki çalışanlar ve işletmeler hükümet politikalarını beklemeden ne yapabilir?
Biçen, teknoloji tarihinde sık anlatılan ATM örneğini hatırlatıyor:
ATM'ler yaygınlaşmaya başladığında banka çalışanlarının ortadan kalkacağı düşünülüyordu. Ancak teknoloji yalnızca bazı görevleri otomatikleştirdi ve banka çalışanlarının yaptığı işin niteliği değişti.
Biçen, bu nedenle çalışanların kendilerine "İşim yok olacak mı?" diye sormak yerine, "İşimin hangi kısmı değişecek?" diye sorması gerektiğini söylüyor.
KOBİ'lere ise bütün işletmeyi bir anda yapay zekaya dönüştürmeye çalışmak yerine tek bir süreç seçmelerini öneren Biçen, şunları söylüyor:
Müşteri sorularını yanıtlamak, teklif hazırlamak veya ön muhasebe gibi zaman alan bir görev yapay zekayla yeniden tasarlanabilir ve ardından gerçekten ne kadar zaman kazandırdığı ölçülebilir.
Serbest çalışanlar için Biçen'in mesajı daha da net:
Rakibiniz yapay zeka değil, onu sizden iyi kullanan meslektaşınızdır.
Bugün yapabileceğiniz üç şey
Biçen'e göre yapay zeka çağında hazırlanmak için yıllarca beklemek gerekmiyor.
İlk adım, yapay zekayı yalnızca takip etmek yerine gerçek işlerde kullanmaya başlamak.
Haftada birkaç saat, yaptığınız işlerden birini bu araçlarla gerçekleştirmeyi deneyebilirsiniz.
İkinci adım doğrulama alışkanlığı kazanmak. Özellikle sağlık, hukuk ve finans gibi yüksek riskli konularda yapay zeka ilk başvuru noktalarından biri olabilir ancak son karar mercii olmamalı.
Hassas kişisel bilgilerin bu sistemlerle paylaşılmaması da önemli.
Üçüncü adım ise kendi işinizin bir envanterini çıkarmak.
Yaptığınız işi küçük görevlere ayırın. Hangilerini yapay zeka birkaç yıl içinde gerçekleştirebilir?
Hangileri insan muhakemesi, güven, iletişim, fiziksel beceri veya sorumluluk gerektiriyor?
Biçen'e göre geleceğe hazırlanmanın yolu, otomasyona direnmekten çok hangi görevlerin değişeceğini erkenden görebilmekten geçiyor.
"Yapay zeka çağında asıl değer, bilgiye ulaşmak olmayabilir" diyen Biçen, şu mesajı vurguluyor:
Bilgi giderek ucuzlarken, neyin doğru olduğunu anlayabilmek daha değerli hale geliyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish