CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 43’üncü gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda başladı. Duruşmada ilk olarak iş insanı Hüseyin Köksal’ın avukatı Burak İnce savunma yaptı.
Öte yandan dün İmamoğlu’nun doğum günü için yaşanan görüntüler nedeniyle bir kısım jandarma personeli hakkında idari soruşturma başlatıldığı öğrenildi.
Duruşmada ilk olarak iş insanı Hüseyin Köksal’ın avukatı Burak İnce savunma yaptı.
İnce’nin savunmasının ardından İmamoğlu söz aldı. Hukuk dışı olaylar yaşadıklarını belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
Yani 'Bu da mı yaşanır' diye düşündüğümüz birçok süreci yaşadık, üzüldük ve çok zor anlar geçiren arkadaşlarımız oldu. Bizler de o anları yaşayarak aslında aynı psikolojiye büründüğümüzü hepimiz biliyoruz. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Gerçekten apaçık bir zulüm ve zulmün getirdiği dramla çok sayıda arkadaşımız yüzleşti ve yüzleşmeye devam ediyor. Dramın aynı zamanda mağduriyeti de en yüksek seviyeye taşıdığı bir gerçek. Ben sizin de heyetçe çok üst seviyede bir duyguyla bu sürece tanık olduğunuzu, hissettiğinizi düşünüyorum. Elbette sizin burada prensiplerinizle ya da yargı kurallarına göre süreci yönetme tarzınız var. Elbette bize de buna saygı duymak düşer ancak bizim de fikirlerimiz var ve bizim de hukukçularımızdan aldığımız bilgiler ya da onların size aktardığı birtakım hususlar üzerinden taleplerimiz var. Ben hukukçu değilim. Buna da sizlerin saygı duymanız gerektiğini düşünüyorum. Zira burada 15 ayını doldurmuş ve ilk defa bugün, dün söz alan insanlar var. Tam 15 ay sonra ilk defa kendini ifade edebilen insanlar var.
"Bir ayı bir haftaya indirebilirsiniz"
Ben, böyle bir yargılama sürecinin Türkiye tarihinde çok az olduğunu düşünüyorum. İçerik açısından handikaplarıyla belki de bu tarihte ilk olarak yaşandı ve yaşanıyor. Bu manada insanların, koymuş olduğunuz birtakım kurallara dair ciddi itirazları var, ben dahil. Örneğin 1 aylık tutukluluk inceleme kuralı koydunuz. Bu kuralı değiştirmek veya esnetmek de sizin uhdenizde. Yani ‘Bu kuralı bu şekilde uygulayacağım’ demek kadar değiştirmek ve esnetmek de sizin uhdenizde. Onun için bir ayı bir haftaya indirebilirsiniz. Anlık bile karar verebilirsiniz diye düşünüyorum. Bunu bir talep olarak da size iletiyorum, istirham ediyorum. Dün burada sağlık sorunu yaşadı diye hafife aldığımız belki arkadaşımız, ‘aldığımız diyorum, sizi kastetmiyorum. Arkadaşımızla ben aylardır aynı hapishanede yan yana hukuk görüşü yapıyoruz ve o arkadaşımın, sayısını bile söylemekten ar edeceğim sayıda stenti olan, kalp operasyonu geçiren, hipertansiyonu olan bir insan olduğunu da biliyorum. Her defasında sağlığını soruyorum.
"Belki yapmamam gereken haykırışları yaptım"
Gün geçmiyor ki biz karşılaşmayalım. Burada yere yığıldığını yaşamak hepimize çok acı bir durum hissettirdi. O manada iki dudağınızın arasındaki bazı uygulamaların yapılmaması artık başka hiç kimseyi değil, direkt sizi ve sayın heyetinizi bağlar. Bu ve birçok haklı talep, tabii ki 7-8 ay iddianame çıkana kadar iddia makamını ilgilendiriyordu. Tepeden tırnağa iddia makamına yönelik en vahşi, en üst seviyede delile dayanan ve birçok insanın şahitliğinde burada ifade edilen itirazlarımız var. Bunu siz de biliyorsunuz. Bazen burada dinlerken kendimi tutamadığım, belki yapmamam gereken haykırışları da yaptım. Bu insani bir şey ama artık 7 ay bitmek üzere, şimdi siz yönetiyorsunuz sayın başkan, sayın heyet. Daha önceki 7-8 ayda tek bir kişinin bile tahliye edilmemiş olması da tarihi bir durumdur. Kasıtlıdır ve gerçekten acıdır. Çünkü yani isminin bir yerde geçmediği insan mı desek, birçok aile ferdinin burada niçin tutulduğunu anlamamak mı desek bu çok can yakan bir husus. Artık 7 aydır sizin uhdenizde sayın başkan ve 7 aydır günler bir taksimetre gibi sizin önünüzde işliyor.
"Tutukluluk nedir, iyi biliyoruz"
Bu algının ne size ne yüce Türk yargısına ne bize hiçbir faydası yok ya. Bundan kim haz alabilir, bundan kim mutlu olabilir; ben bilmiyorum. Böyle bir insan, böyle bir yaratık tanımlayamam yani. O manada sıfır tahliye yaşadık ve şimdi böyle bir süreç yaşarken etrafımızda dönen olaylara da bakıyoruz ister istemez. Bir kısmıyla biz komşuluk da yapıyoruz. Yani ‘altın rafinerisi’ deniyor; manşetler, gazeteler yazıyor, çiziyor. 800-900 yıl örgüt vs. insanlar serbest. İddianame çıkmadan serbest. Kalsın. Zaten tutuksuz yargılansın istiyoruz. Malum televizyon kanalının sahipleri veya eski sahibinin yakınları vs. serbest. Kalsınlar. Nasıl manşetler; günlerce, aylarca büyük bir şey bulundu... Adli kontrolle serbest bırakıldı bu insanlar. Sakın eleştirdiğimi düşünmeyin. Tutukluluk nedir, iyi biliyoruz. Emin olun, hiç kimsenin 1 gün bile yaşamasını istemem. Hele hele tutuklu yargılanma diye bir kavramın asla doğru olmadığını düşünüyorum.
"İçim yandığı için eleştiriyorum"
İmamoğlu, 3 aydır duruşmalarını devem ettiğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
Sizin huzurunuzda arkadaşlarım her gün çıkıyor, ifade veriyor ve elinizin enteresan bir şekilde bütün bu olanlara rağmen çok sıkı olduğunu görüyoruz. Avukatlar pek çok isim verdi, yine veriyorlar, ‘İnfazları tamamlanan 12-13 insan var aramızda’ diyorlar. Ben hukukçu değilim. İnfaz nedir, onu da bilmiyorum. Her terimi dönüp soruyorum, göz işaretiyle bu nedir diyorum ama 12-13 arkadaşımızın burada infazı tamamlanmış, ceza bile alsa bu 15 ay dahi fazla diye arkadaşlarımız var. Bu insanların serbest kalmamasının, bir milletvekili diye mi, belediye başkanı diye mi veya başka bir şey mi diye ben anlayamıyorum, kavramlandıramıyorum. Allah aşkına ben açıklayamadım kendime. Iraz Bayrak, niye 1 ay daha yattı, ben açıklayamadım. Eleştiriyorum, içim yandığı için eleştiriyorum ve göz göze bakarak bir kavramla bu nedir bilmem, açıklamak dahi istemem, isteyemem, istememi de doğru da bulmam ama hissettiğinizi hissediyorum. Orhan Erdoğan niye bir ay daha tutuklu kaldı? Bir gün bile burada bir insanın tutuklu kalmasına içim elvermiyor.
"İddianameyi okumaya niyetim yok"
Buraya yığılan arkadaşımızı, yığılan arkadaşımızın burada durması ya da sürüklene sürüklene günlerce, haftalarca buraya taşıdığımız bir başka arkadaşımızın geçen tutukluluk incelemede bırakılması. Bu insanlar, buradaki hanımefendilerin her birisine ben bu devletin hazinesini emanet edeceğim yöneticiler var burada. Bu devletin hazinesini emanet ederim, bu kadar net söylüyorum. Ben bu manada sürecin çok uzadığını ve insanların çok canı yandığını, toplumun canı yandığını, yargıya dayalı insanlardaki algının daha da kötüleştiğini düşünüyorum. Gerçekten birçok sorunun yanıtı yok. Her celse sanki bir bakiye yaratılıyor ve sonraki celseye bırakıyoruz ve bu beni çok üzüyor. ‘Başkalarını konuşma’ diye beni eleştirdiniz ama lütfen eleştirmeyin. Beni ‘örgüt lideri’ diye yazdı bu iddianame. Bir tek sayfasını dahi iddianamenin çevirip okumadım, okumaya da niyetim yok. Avukatlardan dinliyorum, onlar okuyorlar, burada sanıklar çıkıyor, anlatıyor. Burada öğrendiğim her konuyu bana bağladı çünkü bu iddianame. Dolayısıyla beni ilgilendiriyor.
"Kendimle ilgili talebim yok"
İmamoğlu'nun "'160 milyarlık yolsuzluk' denildi. 110 milyar lirası gerçekten safsata ve uydurma. Gerçekten yetkisi olmayan bir hususla bize, buradaki insanlara yüklendi. MAPEG diye bir şey var, başlık var. Bu MAPEG’in daha önce ifade ettiğim gibi yetkilisi Enerji Bakanlığı, yetkilisi MAPEG" dediği sırada Mahkeme Başkanı, "talebinizi aldık" diyerek araya girdi. Devam eden diyalog sırasında Mahkeme Başkanı'nın "Kendinize dair talebiniz var mı" sorusuna İmamoğlu, "Benim kendimle ilgili talebim yok. Benimle ilgili talebim varsa da avukatlarım bildiriyor. Ben bunları tekil anlatacak kişi değilim, beni karıştırmayın. Değerlendiriyorsunuz ama 7 ay bitti. Samimiyetinizi sorgulamak gibi bir derdim yok, işim de değil ama fazla tahliye kanaatiniz olduğunu düşünüyorum. Bu mahkemeye kimsenin eli değemez, sizin ve heyetinizin dışında kimsenin burada karar verme yetkisi olamaz" karşılığını verdi.
"Yaşananlar sizin sorumluluğunuzda"
"Öyle bir şey yok, herkes kendinden sorumlu" diyen Mahkeme Başkanı'na İmamoğlu, şu yanıtı verdi:
Nasıl yok, bana bağlamışsınız. Sorularınız bile o şekilde yani iddia makamının soruları o şekilde. Onun için benim tek talebim var. Bütüncül olarak söylüyorum. Bu insanların bu şekilde yok maaşı, şuydu, buydu bunları gözetin. Bu insanların ilgili ilgisiz, alakalı alakasız malını mülkünü gasp eden bu karara lütfen müsaade etmeyin. Yazıktır, günahtır. Sizden ahlâka, adalete ve vicdana uygun talebimizi, insanların özgürlüklerini bir takvime değil, vicdanınıza sığdırmanızı istiyoruz. Buradaki insanları bir takvime sığdırmayın, vicdanınıza sığdırın. Yüce Türk yargısına ve insanların, toplumun vicdanına zarar veren günler yaşıyoruz. Birçok insan serbest bırakıldı, birçok dava manşetlerdeyken gündemden kalktı, herkes serbest. Serbest kalsın zaten ama burada yaşananlar artık sizin sorumluluğunuzdadır ve 7 aydır sizin sorumluluğunuzda sürüyor. İnsanların burada bayılmasına... Burada sizin bilmediğiniz başka sağlık sorunları da var. İletiliyor, yazılıyor ama hissetmeniz mümkün değil. Bunların tamamıyla sizin vicdanınıza emanet ediyorum.
"Verdiğimiz kararlardan bilirsiniz"
Ekrem İmamoğlu'nun bu sözlerine üzerine Mahkeme Başkanı, "O olaydan sonra biz öğleden sonra bile avukatıyla görüştük. Konuyu da takip ediyoruz, merak etmeyin. O konuda ne kadar hassas davrandığımızı verdiğimiz kararlardan bilirsiniz zaten" dedi.
Duruşmda, etkin pişmanlık ifadelerini geri çeken iş insanı Murat Kapki’nin muhasebecisi Sinan Sepetçi’nin savunmasına geçildi.
Mahkeme Başkanının “Sinan Şerbetçi” diyerek çağırması üzerine Sepetçi, “Basında ‘Murat Sinan Sepetçi’ diye yazıldı, siz de ‘Sinan Şerbetçi’ dediniz ama benim adım soyadım Sinan Sepetçi” dedi. Mahkeme başkanı da gülerek “Öyle mi? Basını takip etmedik” diye yanıt verdi.
“Hangi delile karşı savunma yapacağımı bilmiyorum”
Gözaltına alındığında birçok suçlama ile karşılaştığını belirten Sepetçi, şunları söyledi:
Bana bir tane delil gösterilmedi. Sadece özgeçmişim sorulup kişi teşhisi yaptırıldı. İfade tutanağından neden gözaltına alındığımı dahi anlayamadım. Sonrasında da tutuklama istemi ile sulh cezaya sevk edildim ve tutuklandım. Sulh cezanın tutuklama gerekçesi ise ‘Şüpheli Sinan Sepetçi’nin, Murat Kapki'nin yetkilisi olduğu şirketlerin ihalelerine ilişkin evrak hazırlama ve diğer usulsüz muhasebe işlemleri ile sahte fatura teminini organize ettiği’. Ben Murat Kapki’nin yetkilisi olduğu hangi şirketin hangi ihalesine hangi sahte evrakı hazırlamışım? Hangi usulsüz muhasebe işlemlerini yapmışım? Hangi sahte faturaların teminini organize etmişim? Dava açılana kadar bu soruların cevaplarına ulaşamadık. Dava açıldı, belki sorularımızın yanıtlarını buluruz dedik. Binlerce sayfa okuduk, yine bulamadık. Ben şu an hakkımda isnat edilen eylemle ilgili ifade vermiyorum ve bununla ilgili tutuklanmadım. 13 aydır tutukluyum. Ben hala hangi delille tutuklu olduğumu ve hangi delile karşı savunma yapacağımı bilmiyorum.
“Terörist değilim”
Gözaltına alındığım andan itibaren geçen zamanda kendimi ifade edebilecek ne bir hakim ne bir savcı ne de hukuki bir alan bulabildim. Kendimi anlatmaya çalışırken üzülerek söylüyorum, kimi zaman telefonuyla uğraşan, kimi zaman başka işlerle uğraşan, kimi zaman kafasını dahi kaldırmadan beni dinlemeden tutuklama kararı veren hakimlerle süreç geçirdim buradaki herkes gibi. Yıllarca sosyal medyada mizah olarak gösterilen, ‘Ne yapmış? Adam mı öldürmüş’ suçlamasına güldüm geçtim ama bugün burada ne kadar haklı bir savunma olduğunu çok iyi anlıyorum. Ben adam öldürmedim. Ben uyuşturucu satmadım. Ben terörist değilim. Ben sadece maaşlı olarak bir şirkette çalıştım. Ben başka bir şirkette de çalışsam yine aynı işi yapacaktım. Benim görevim muhasebe. Kanuna aykırı herhangi bir şey yapmadım. Yapılan işlerde kanuna aykırılık olduğu iddia ediliyorsa da ben bunu bilebilecek bir pozisyonda dahi değilim ama kanuna aykırılık olmadığını biliyorum. Nereden bildiğimi soracak olursanız benim çalıştığım BVA isimli şirkete bugüne kadar herhangi bir vergi cezası kesilmediği gibi cezai anlamda da bir süreç geçirmemiştir.
“Eşim çocuklarımıza tek başına bakıyor”
Sepetçi, manevi olarak yaşadığı zorlukları da şöyle anlattı:
Ben gözaltına alındığımda oğlum Mustafa Kemal’in birinci yaş günüydü. Ben çocuklarımdan bir yıl değil, bir gün bile ayrı kalmayı, onların en önemli zamanlarını babasız geçirmelerini hak edecek hiçbir şey yapmadım. Yapmadığım gibi ortada bunu hak ettiğimi iddia eden bir iddianame de yok. Bana oğlumun ilk adımlarını parmaklıkların arkasından izlettiler. Bunun ne demek olduğunu buradaki kim anlayabilir? Hissedebilir misiniz parmaklıkların arkasından bir yaşındaki çocuğunuzun yürüdüğünü, bir anda kalkıp yürümeye başladığını? Galiba böyle kolay bir şey değil. Eşim 13 aydır tek başına çocuklarımıza bakıyor; gecesi, gündüzü, yazı, kışı, sıcağı, soğuğu demeden. Bugün yine gelemedi çünkü oğlum Mustafa Kemal’in ateşi çıkmış. Aynı anda 2 hafta önce eşimin ayağı kırıldı. Yani bu kadın kendine mi baksın, çocuklarına mı baksın? Ailem bakımıma muhtaç hale düştü artık. Birikmiş borçlarımız var ama ben birilerinin ‘Sinan bu işleri organize ederdi’ demesi yüzünden tutukluyum. Daha da kötüsü tutuklu yargılanıyorum.
Kapki’den soru
Savunmasının ardından Kapki’nin, “BVA’da çalışırken size herhangi bir usulsüz bir işlem yapmak talimatı verdim mi? Benim akrabalarım veya arkadaşlarıma ait olan şirketlerle ilgili herhangi bir muhasebe işlemleri yapma yetkisi yetkiniz var mı” sorularına Sepetçi, “Hayır” yanıtını verdi.
Yavuz Saltık: Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 45’inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda yapılıyor. İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık’ın savunmasına geçildi.
Duruşma salonuna gelerek destek ve moral veren herkese dayanışmalarından dolayı teşekkür eden Saltık, şunları söyledi:
Bir teşekkürü ve özrü de buradan sevgili eşim ve kızlarıma yapmak isterim. Beni doğuran anne, baba, yetiştiren öğretmenlerim, üzerimde emeği olan tüm büyüklerim, hepsi gönlünü ferah tutsun. Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı. Türkiye’nin önde gelen araştırma şirketlerinde araştırma uzmanı, saha müdürü ve siyasi danışman olarak çalıştım. Sonrasında uluslararası bir şirkette uzun yıllar basın müşavirliği görevini yürüttüm. Danışmanlık yaptığım yıllarda seçim dönemlerinde belediye başkanı veya milletvekili olmak isteyen farklı siyasi partilerden adaylara kampanya ve siyasal iletişim danışmanlığı yaptım. Seçime girmek isteyen adaylara yönelik yazmış olduğum ‘Tanrım Beni Başkan Yarat’ isimli de bir siyasal iletişim kitabım bulunmaktadır. Ulusal gazetelerde köşe yazarlığı yaptım. Farklı üniversitelerde sözleşmeli veya misafir hoca olarak halkla ilişkiler, siyasal iletişim ve sports marketing konularında dersler verdim. 10 yılı aşkın bir süredir de memur olarak kamu hizmetindeyim.
“Gözaltı zamanlama meselesiydi”
19 Mart süreci, kamu adına bütün gayretimizle çalıştığımız, ürettiğimiz hizmeti büyütme hayalleri kurduğumuz bir döneme denk geldi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan hukuksuzluklar neticesinde birçok mesai arkadaşım gözaltı süreçlerinden sonra tutuklandılar. İlk gözaltılarla benim gözaltına alınmam arasında yaklaşık 2 aylık bir süre var. Gözaltına alınıp tutuklanan çalışma arkadaşlarımla ilgili medyaya sızdırılan iddiaları takip ettikçe şunu anladım ki gözaltına alınmak için hiçbir gerçek sebebe ihtiyaç duyulmadı. Yetkisinde olmayan konularla ilgili gözaltına alınan yöneticiden tutun da göreve geldiği tarihten önce yapılan işlemlerle ilgili sorguya tabi tutulan yöneticiye kadar ilgisiz, alakasız bir sürü hukuksuz karara şahitlik ettiğimiz bir dönem oldu. Bu haksız ve hukuksuz süreç hâlen devam ediyor. Yaşananları gördükçe benim için de gözaltı işleminin yapılması sadece bir zamanlama meselesiydi. Nasılsa sağlam bir gerekçeye gerek duyulmayan bir süreçti. Öyle de oldu.
“Tutuklandıktan sonra iddianameye ihale koymuşlar”
23 Mayıs 2025 günü sabah 06.00’da ikamet ettiğim adrese gelen polisler gözaltı kararını bildirip gerekli işlemleri yaptıktan sonra gözaltına alındım. Gerek emniyet sorgusunda gerekse de savcılıktaki sorguda tarafıma her biri gerçeklikle alakası olmayan 1-2 soru yönelttiklerinde sürecin tutuklulukla biteceğini anlamam zor olmadı. Sürpriz yaşanmadı ve tutuklandım. Örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandım ben. Tutukluluktan aylar sonra iddianameye konan ve birbirinin aynısı iki ihaleye fesat karıştırmakla ve örgüt üyeliğiyle suçlandığımı öğrendim. Yani ben tutuklandıktan 2-3 ay sonra iddianameye bir ihale koymuşlar. Bunu iddianame çıkınca öğrendim. Birbirinin aynısı dediğim, her yıl yapılan Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün mobil iletişim ihalesi iddianamede eylem 94 ve 95 olarak geçiyor. Her yıl tekrarlayan bir ihale, benden önce de her yıl aynı şekilde yapılmış, benden sonra da yapılmaya devam etmiş. Gerek emniyette gerek savcılıkta bana bu ihale hakkında tek bir soru sorulmadı, ifadem alınmadı. Bu konu tutukluluğumdan 2-3 ay sonra iddianameyle ortaya çıktı. Ben iddianameyle öğrendim daha doğrusu.
İmamoğlu söz aldı
Saltık’ın savunmasının ardından İmamoğlu, soru sormak için söz aldı.
İddianamede haklarımıza saldırı niteliğinde anlatılan, ifade edilen, bir ‘suç örgütü’ şeklinde ifade edilen hususlar tarzında herhangi bir gündemimiz, konumuz oldu mu? Yaklaşık 11 yıllık birlikte hizmet ettiğimiz dönemler içerisinde farklı farklı görevlerimiz oldu. Hem muhtarlık, halkla ilişkiler ve sosyal hizmetler hem de Beylikdüzü’ndeki konularla alakalı herhangi bir farklı, bu suçlamayla ilgili tek bir gündemimiz oldu mu? Bir zorlamamız ya da sizinle oturduğumuz masalarımızda, çalışma masalarımızda böyle bir şey oldu mu?" sorusuna Saltık, “Olmadı başkanım” yanıtını verdi.
“Vicdansız iddianame” tepkisi
İmamoğlu, “Şu anda burada bulunan bütün bürokrat arkadaşlarımızın yargılandığı şekliyle, bu şekilde iddianame düzenlenir, beyanlar ve uydurma müfettiş raporlarıyla sonra da sipariş şeklinde hazırlanır ve ortaya konursa Türkiye’de tutuklanmayacak ve burada size sanık diye ifade vermeyecek bir Allah’ın kulu, tek bir bürokrat kalmaz. Devletin en başındakinden herhangi bir belediyenin ya da herhangi bir kurumun herhangi bir yerinde çalışan bürokratına kadar herkes buna dahil olur. O kadar vicdansız bir iddianameyle karşı karşıyayız” değerlendirmesini yaptı.
ANKA