CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunuyor.
Özel'in konuşmasından satır başları şu şekilde:
Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıl dönümü törenine katılamamıştık. Çarşamba günü AYM Başkanımız Kadir Özkaya'yı ve mahkeme üyelerimizi ziyaret ettik, tebriklerimizi ilettik. Cumartesi günü 107'nci eylemimizi Karabük'te meydanlara sığmayan, bütün Türkiye'ye umut olan eylemimizi yaptık. Dün erken saatlerde Cumhurbaşkanlığ Aday Ofisimizde çalışmalarımızı başlattık. Ve ardından yaptığımız basın toplantısıyla 4 Mayıs itibarıyla tüm seçilmişlerimizle birlikte, örgütümüzle beraber, sandık görevlilerimizle beraber, 81 ilde 973 ilçede sahaya çıktık ve büyük seferberliği başlattık. Bugünlerde Ankara'da il ilçe örgütü ağırlamak yerine örgütlerimizin illerde ilçelerde beldelerde köylerde çaldıkları kapılar tarafından nasıl ağırlandıklarını ve iktidar yürüyüşümüzü nasıl anlattıklarını görmek istiyoruz, bütün örgütümüze kolay gelsin.
"TÜİK bile aylık enflasyonu yüzde 4.8 olarak ilan etti"
Tüm kadrolarımızla seferberllği başlattığımız gün yeni enflasyon verileri açıklandı. Nisan ayında aylık enflasyon TÜİK tarafından yüzde 4,8 olarak ilan edildi. TÜİK bile aylık enflasyonu yüzde 4,8 olarak ilan etti. Yıllık enflasyon 30'dan 32,4'e yükseldi. Yani TÜİK'e göre bile geçen sene bugün 100 lira olan bir mal ya da hizmet ortalama 132 liraya çıkmış durumda. Tabii ki bu gıdada çok daha yüksek, belli ürünlerde çok daha yüksek. Ama TÜİK'in sepetinin o enflasyon ortalaması geçen sene 100 lira olan mal ve hizmetler için bugün 132 lira olduğunu gösteriyor. Merkez Bankası'nın yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16'ydı. Yani emekli, emekçi, devletin memuru, kamudaki işçi için hesabı kitabı yaparken devlet yüzde 16 olacak enflasyon diyordu. Dört ayda yüzde 16'lık enflasyona neredeyse geldik. 14,6 oldu. Öyle bir noktadayız ki hiçbir hedefini tutturamayan iktidar milleti enflasyona ezdiren ekonomiyi yönetemeyen ve artık yönetme umudu kalmamış bir noktaya süreklendi. Milletimiz hayat pahalılığı altında eziliyor. Ama 'Her şeyi ben bilirim' diyen, 'Ben ekonomistim' diyen, pandemide bütün dünya enflasyonu durdurmak için kısa süreli faiz silahını çekmişken faizle savaş açıyorum diye enflasyonları yüzde 87'lere kadar götüren birisi dün bir açıklama yapmış, gerçekten inanamadım. Döndüm döndüm bir daha okudum. Şöyle diyor: 'Açıklanan kritik veriler Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit etmiştir.' Allah'tan kork. Hangi yönetme kapasitesinden bahsediyorsun? Dün açıklanan aylık enflasyon dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla.
"Bu millet beddua etmiyor sana, bu millet senden kurtulmak için dua ediyor Allah'a"
Dünyada enflasyon Türkiye'de anlandığı anlamda bir sorun olmaktan çıktı. Dünyada enflasyonda 100 ülke var, bir yıllık enflasyonu yüzde beşin altında, Türkiye bir aylık enflasyonda yüzde beşi yakalamış durumda. Çıkmış 'Küresel krizleri yönetme kapasitemiz teyit edildi' diyor. Ve öyle bir noktada ki ya gerçekten milletin halinden rakamlardan haberi yok ya da gerçeklikten kopmuş, saraylara hapsolmuş bir iktidar görüntüsü, fildişi kulelerinden vatandaşı karınca gibi görüyor. Vatandaşı küçük görüyor. Vatandaşın aklıyla, vicdanıyla yaşadıklarıyla dalga geçiyor. Buradan Erdoğan'a söyleyeceğim şudur: O karıncanın kardeşi var. O karıncayı sana ezdirmeyiz. O karıncanın kardeşi CHP'dir.
Dört aylık enflasyonun sonucunda asgari ücret 4 bin 100 lira eridi. Yani ocak ayında 28 bin lira denen asgari ücret şimdi 23 bin 900 lira o anki parayla. Daha önünde bir yıl var emekçinin. En düşük emekli maaşı 3 bin lira eridi 17 bin liraya geriledi. En düşük memeur aylığı dokuz bin lira eridi. Ne diyordu Erdoğan 'Üç yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin' diyordu. Tarih 30 Kasım 2005. 'Üç yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin' diyor. Üç yılı geçtim Sayın Erdoğan üç ay önce asgari ücretli bin 870 ekmek alıyordu, hesap ortada. Hani diyorsun ya 'O makinayı bırak, altın hesabını bırak'. 'O makinayı eline al somun ekmek hessabı yap.' Üç ay önce asgari ücret bin 870 ekmek alırken şu anda bin 605 eklem alıyor. Üç ayda asgari ücrette 265 ekmek kaybı var. Bu milletin irfanında, kültüründe kimseye beddua etmek yok. Bu millet beddua etmiyor sana, bu millet senden kurtulmak için dua ediyor Allah'a.
"Türkiye yüzde 32,5'luk enflasyonuyla Avrupa'da açık ara birinci"
Türkiye yüzde 32,5'luk enflasyonuyla Avrupa'da açık ara birinci. Bakın öyle bir şey ki Avrupa'da bizden sonra enflasyonu en yüksek ülke Romanya yüzde 9,9 enflasyon var. Bu ne demek? Avrupa'da bizim dışımızda enflasyonu çift tane olan yok. Yüzde 10'u geçen yok. Bizim yüzde 32,5. Dünyanın en yüksek beşinci enflasyonuyuz. Hem gıdada hem genel enflasyonda. Bizden kötü dört ülke var. Venezuela, Güney Sudan, İran, Arjantin. Arjantin, Venezuela, yaşadığı istikrarsızlıklar, daha geçen aylarda adamların devlet başkanını gidip alıp götürdüler, kafeste New York'ta gezdirdiler. Öbürü Güney Sudan yıllardır iç savaş sürüyor. İran dünyanın en büyük donanması kalkmış gelmiş yanıbaşına, İsrail ile birlikte bomba yağdırıyor. Bu dört ülkeden başka ülke yok ki enflasyonu bizden daha yüksek olsun. Öyle ülkeler var ki bizden iyi, adamın sabahleyin kalkıyor elinde mızrakla ava gidiyor avlanmak için, öyle ülkelerde enflasyon bizden düşük. Hep vurguyu 'İran'da savaş var. Bütün dünyada enflasyon yükseliyor'a yapıyor. Gıda enflasyonu nisan itibarıyla dünyada yüzde 2.4. Türkiye'de yüzde 35. O yüzden buna ekonomistler 'Kırılganlık' diyor. 'Hazırlıksız yakalanmak' diyor. 'Tedbir almamak' diyor. Lazım olan enflasyonla mücadele için, tedbir almak için gerekli olan kaynakların daha önce yanlış yerlerde tüketildiğini, yerine koymak için çok yüksek maliyetlere katlanıldığını söylüyor. İşte böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Ama bir ülke zorluk çeker. Tabii bu kadar beceriksiz yönetimin elinde dünya enflasyondan kurtulmuşken yüzde 32 enflasyon hep birlikte katlanmak zorunda olduğumuz bir şey değil.
"And olsun ki bitireceğiz bu AK Parti'nin bu kara düzenini"
İşin kötüsü AK Parti'nin kara düzeninde inanılmaz bir gösterge daha var. Dünya Servet Raporu ilan edildi ve AK Parti'nin kara düzeninde son beş yılda 30 milyon dolar ve üzerinde serveti olanların sayısı son beş yılda Türkiye'de 2 bin 174'ten 4 bin 208 kişiye çıktı. Yani son beş yılda biz yoksullaşırken işsizlik artarken, bu kadar yaşam sıkıntısı varken, bütün gençler ve aileleri geleceğinden daha endişeliyken, Türkiye'de 4 bin 208 kişi 30 milyon doların üzerinde servete erişti. İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde alınabilir bir daire fiyatı üzerinden 250 tane dairesi var bu adamların. Anadolu'da 500 tane daire alıyor bu para. Sen bir daire alamıyorsun, kiradan kurtulamıyorsun, 500 dairesi olanların sayısı 2 bin 170 74'ten 4 bin 208'e çıkmış. Al dön incele, her birisi bu dönemin kayrılan tüccarları, devletten iş alanları, devletin iş verdikleri, AK Parti'nin semirttikleri. And olsun ki bitireceğiz bu AK Parti'nin bu kara düzenini.
"Mazota zam, elektriğe zam, doğalgaza zam, sebzeye zam, meyveye zam..."
İğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Mazota, elektriğe, doğalgaza, sebzeye, meyveye zam. Bu zamların rekortmenleri var. Tarlada tanesi 3 lira 75 kuruş elmanın markette 40 lira olmuş. 3,75'ten 40 liraya gelirken öyle bir aracı fahiş paralar, elbette aracılar var, yanlışlar var, inatla çıkarılmayan Hal Kanunu var, ama esas bunu buradan buraya getirirken ki en önemli maliyet mazot var, işçilik var, artan bütün maliyetler var. Fiyat farkı yüzde 886 olmuş tarlayla market arasında. Sen yönetiyorsun bu ülkeyi 24 yıldır. İsmet Paşa değil. Ve enflasyon şampiyonu. Hani ortalaması yüzde 32 ya... Domatesin enflasyonu bir yıl önce bugün kilosu 40 lira olan domates şimdi 200 lira. Yüzde 400 enflasyon. 40 liradan beş kat artmış 200 liraya çıkmış domatesin enflasyonu. Orta vadeli program var. Orta vadeli programa göre bundan sonraki üç yılda 48 trilyon lira vergi ödeyeceğiz. Yani 86 milyon nüfusa böldüğünüzde kişi başına yani bir aylık bebek de dahil 90 yaşında dedem de dahil 558 bin lira vergi vereceğiz. Kişi başına 558 bin lira vergi. Ama bu vergi yoksulun sırtında bu vergi orta sınıfın sırtında eskinin orta direğinin şimdinin yoksullarının sırtında. Bu ülkede 40 bin lira maaş alan, bir yılda 12 maaş alıyor, ikisini vergiye veriyor. 60 bin lira maaş alan, aldığı maaşın 2,5 aylığını vergiye veriyor. 70 bin lira maaş alan üç maaşını vergiye veriyor bu ülkede. 12 maaş alıyor, üçünü vergiye veriyor. Böyle bir vergi düzeni var.
"Dünyanın en adaletsiz vergisi"
Bu ülkede şöyle bir vergi düzeni var: Dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergi. Türkiye'de toplam vergilerin neredeyse yüzde 65'i. Ne demek o? En zenginle en fakirin eşit ödediği vergi. Dünyanın en adaletsiz vergisi. Elektriği milyarder ve asgari ücretli yakıyor, aynı vergiyi veriyor. Sudan, toplu taşımadan, giyim kuşamdan alınan dolaylı vergilerin tamamı en zengin de, en fakir de evladına süt aldığında, çocuk bezi aldığında aynı vergiyi ödüyor memlekette ve bu vergilerin toplam vergi payı yüzde 65. Bunun üstüne bir de yüzde 23-24 gelir vergisi var. O ne? Maaşı bankamatikten çekiyorsun, çekmeden içinden kesilen vergi. Bir de bankada bir mevduatın varsa o mevduatın ay sonunda çekmeden içinden kesilen vergi. Bu da yüzde 23-24, yüzde 88-89'a geliyor. Geriye kalan yüzde 11 kurumlar vergisi. Yani esas kazananın, kar etmiş olanın, kurumlar vergisi kardan veriliyor, ettiği kardan vereceği vergi yüzde 11. Geri kalan hepimizin verdiği vergi yüzde 89. Bunun adı vergide AK PARTİ'nin kara düzenidir. Bunu alaşağı etmeden ne emekli kurtulur, ne emekçi kurtulur. Ne esnaf kurtulur, ne köylü kurtulur.
"Bu gemi bundan sonra böyle yüzmez, kaptan değişecek"
Ülkede bir vergi düzeni yok. Vergi adı altında bir soygun düzeni var. Yoksulu soyan, emekçiyi soyan, alın derini sömüren, yılların emeğiyle emekli edilmişleri yüz üstü bırakan, başının çaresine bak diyen, al sana 20 bin lira, al sana 23 bin lira, al sana 25 bin lira ister kira öde, ister karnını doyur diyen kirayı ödese aç bırakan, karnını doyursa sokakta bırakan bir sistem var Türkiye'de. Bir yandan da milyarlara milyar katanlar var. Bir mahallede birileri bakkalın önünden geçemiyorsa veresiyeyi kapatamadı diye, aylardır kasaba uğrayamıyorsa, öbür birisinin nasıl 500 dairelik parası olur? Ve bunun içine de oturup 'Adalet içinde bu ülkede duruyoruz, hepimiz aynı gemizdeyiz.' Siz kaptan köşkündesiniz, millet farelerin olduğu o bodrumdaki yerde duruyor. Böyle bir düzen olmaz. Bu gemi bundan sonra böyle yüzmez, kaptan değişecek.
"İktidara hazırız. Her sorumluluğu almaya hazırız"
Özel, partisinin grup toplantısında "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin olarak şunları kaydetti:
Terörsüz ve Demokratik Türkiye konusunu açıkça söyleyeyim. Terörsüz Türkiye, PKK'nın silah bırakması, demokratikleşme adımlarının atılması, altına hep birlikte imza attığımız raporun altıncı ve yedinci kısımları bu mesele bir rekabet alanı değildir. Bir husumet alanı olamaz. Bir muhalefet alanı olarak da görmüyoruz. Bu mesele hepimiz için tarihi bir sorumluluk alanıdır. O yüzden CHP olarak hem katıldığımız komisyon, altına imzamızı koyduğumuz hem barışı hem demokrasiyi savunan, hem AİHM kararlarını, AYM kararlarını, demokratikleşmeyi, yargı ile ilgili sorunları çözen, hem PKK'yı silahsızlandıran, Türkiye'de içerideki sorunu bitiren, Türkiye, Suriye, İran, Irak, bütün Kürtler için ülkelerinde, ülkelerinin birlik ve beraberliği içinde en eşit şekilde yaşayacakları bir yarın için inisiyatif koyan yaklaşımımızı bir kez daha teyit ediyoruz, altına bir kez daha imzamızı atıyoruz.
Biz hem Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerini hem dünya ile ilişkilerini hem de Türkiye'nin iç cephesinin en kuvvetli olması gerektiği zamanda durması gerektiği yeri bilen bir partiyiz. Kimse kusura bakmasın, öyle ne pazarlıkla kurulduk ne ayrılıkla kurulduk. Ne bir avukat bürosunda rezidans tepelerinde kurulduk, 'Gömlek çıkardık' deyip de geçmişimizi inkar ettik, ne de o gün için efendim 'Biz Amerikancıyız, her sözü verdik, bilmem ne yaparız' diyerek Oval Ofislerde verdiğimiz taahhütlerle gelip burada 1 Mart tezkeresinde rezillikler yaşadık. Attığımız her adımı kararlılıkla atarız. Attığımız her adımda önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, ondan sonra partimizi, ondan sonra kendimizi düşünürüz. Kimse bizi bugünkü iktidarın çıkarcılığıyla karıştırmasın. Durduğumuz yer bellidir. Bu parti iktidara yürüyor. İktidara hazırız. Her sorumluluğu almaya hazırız.
"Artık bu milletin algı operasyonlarına karnı tok"
Özel, dış politikaya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
Ekonomiyi bitmeyen bir krize sokanlar kendi çıkarları için adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok sayanlar milleti algılarla yönetebileceklerini, sandığa kadar vaziyeti idare edip orada birtakım seçim oyunlarıyla bu milleti bir kez daha kandırabileceklerini ve AK Parti'nin kara düzenini sürdürebileceklerini sanıyorlar. Böyle bir şey yok. Artık bu milletin algı operasyonlarına karnı tok. CHP'yi tüm saldırılara, tüm iftiralara rağmen sahiplendi ve ayakta tutuyor. CHP, kurulduğu gün olduğu gibi bugün bütün anketlerde Türkiye'nin birinci partisi. Ancak ülkeye kalıcı hasarlar veriyorlar. Ekonomide düzeltilmesi güç işler yapıyorlar. Ülkeyi çok büyük borçlandırıyor, varlıkları yok pahasına satıyorlar. 25 yıllık köprünün gelirini üç yıllığını peşin verene veriyorlar. Bir yandan dış politikada berbat işler yapıp, Türkiye'yi bir yalnızlığa, itilmişliğe sokup onarılması güç zararlar veriyorlar. Bir yandan algı operasyonu ile 'millet yoksul ama dış politikada iyiyiz, Erdoğan bizi güvende tutar' gibi CHP'nin tarihinde örneğin İkinci Dünya Savaşına girmemenin ne kadar önemli olduğu söylendiğinde o günlerdeki orduya harp stoğu diye ayrılan buğdayı bildikleri halde 'ekmekte karne vardı' diyenler şimdi açsın, yoksulsun, güvencesizsin ama İran'da savaş var diyerek algı operasyonu yürütüyorlar.
"Dış politika yayını yaptırıp onunla millete açlığını unutturmaya çalışıyorlar"
Televizyonlarda 24 saat dış politika yayını yaptırıp onunla millete açlığını unutturmaya çalışıyorlar. Önce herkes şunu bilsin; bu iktidarın dış politikada ilkesi yoktur. Tek amaçları bir şahsi çıkar meselesi ve iktidarın devamı için birilerinden destek alma meselesidir. Bugün ülkeyi yönetenler önce şahsını sonra partisini en son Türkiye'yi düşünmektedirler. Biz bugün akşam kanallarda yayınlar boyunca 'kralım ne de güzel ipekten kıyafetin var' diyenlere karşı birkaç söz söyleyeceğiz. Bölgemiz de dünyamız da değişiyor. Küresel sistemin dengeleri yeni krizlerin temellerini atıyor ve bu krizler dünyadaki sistemi kökünden sarsıyor. Ülkeler yeni koşullarda kendilerine yeni yön tayin etmeye, yeni ittifak ilişkileri kurmaya yönlendiriyor. Biz bu süreçte Türkiye'nin birinci partisi olmanın verdiği sorumlulukla hareket ediyoruz. Ülkeyi nasıl bedellerle kurduğumuzu ve onu bugünlere kadar getirecek olan dış politika deneyimini çok iyi biliyoruz. Cumhuriyet kadrolarından ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten miras dış politika anlayışını hem hafızamızda tutuyoruz hem de o yaklaşımla önümüze ışık tutuyoruz.
"Trump yönetimi dünyada otoriter liderlerle çalışmayı tercih ediyor"
Ne yazık ki ülkemiz bugün yeni küresel sistemden dışlanmaktadır. Güçlü ülkeler, çok kutuplu dış politikaya yönelirken ülkemiz Erdoğan'ın hataları, umutları ve tercihleri yüzünden tek kutuplu bir hale gelmiştir. O tek kutup Trump yönetiminden ibarettir. Gözünün içine baka baka 'Avrupa'da, Çin'de, Rusya'da yoksun, Amerika'da biz olmasak yoksun' deyip bir Amerikan Başkanının oğluyla İstanbul'da pazarlıklar edip, görüşme olduğunda ne tavizler verileceğini bu kürsünden söyledik. Susarak inkar ettiler, Trump'ın tweetinden sonra gizleyemediler. Bu iktidarın bağlandığı tek kutup, kendi ülkesinde itibarı kalmayan, oyları yüzde 30'lara düşen, bu yıl bitmeden Amerika'da topal ördek olacağına hiç şüphe olmayan hatta belki diğer tarafta çoğunluğu kaybederek dönemin sonunu bile getiremeyecek olan Trump'a bütün ümitlerini bağlamış olan Erdoğan'dan bahsediyorum. Dünyayı krize sokan Trump yönetimi dünyada otoriter liderlerle çalışmayı tercih ediyor. Dünyanın neresinde bir otoriter varsa onu destekliyor. Kendince dünya düzeninde tekno oligarkları, zengin milyarderleri de nerede bir otoriter varsa onu destekliyorlar. Sen kimlerle yan yana düştüğüne bakarsan neden Türkiye'de de Erdoğan dediklerini Avrupa da dünya da görüyor.
"Avrupa kendi savunma gücünü kendi içerisinde arttırmaya yöneliyor"
Trump yönetimi Avrupa ile ayrışıyor. NATO'dan çıkmaya çalışıyor, kendi rekabet alanlarına yöneliyor. Böyle bir durumda herkes NATO'da Amerika'dan sonra en büyük ordu Türkiye'de olduğu için Türkiye'nin ağırlığının artacağını, Avrupa'nın yükselen güvenlik kaygıları sebebiyle Türkiye'ye yeni alanlar açabileceğini söylüyordu. Ama öyle olmuyor çünkü bu iktidar Avrupa'nın ona sunabileceği bu fırsatı göremiyor. Trump'ın ona çizdiği hattan çıkamadığı için değerlendiremiyor. Dış politikada keyfileştirilen, şahsileştirilen sadece Trump'a endekslenen bu iktidar yüzünden ülkemiz Avrupa sisteminden dışlanıyor. Avrupa kendi savunma gücünü kendi içerisinde arttırmaya yöneliyor. Bu iktidar dünyada meşruiyeti kaybetti, bulamıyor. O yüzden ABD'nin hadsiz büyükelçisi o gün meşruiyet tanımı yaparken Antalya Diplomasi Forumu'nda çoraplarını göstere göstere bacak bacak üstüne atmış, 'buralarda demokrasi işe yaramıyor, güçlü tek adamlar lazım' diyor. Bile bile söylüyor ve buna karşı kimse haddini bildirmiyor.
"Erdoğan çıkmış ilk kez Avrupa Birliği'ne selektör yapıyor"
'Çelik kubbeye ihtiyacımız var' dediğimizde dinlemeyenler daha ilk adımları 2024'e kadar atmayanlar Amerika olmasa Türkiye'yi İran'ın füzelerinden koruyamayacaklar. Ki o Amerika da 'NATO'dan çıkacağız' diyor. Ülkemiz Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanıyor. Avrupa için güvenlik eylemi olan SAFE, Türkiye'ye hem genel bir güvenlik yapısının içinde yer almayı hem de 2028- 2034 arası savunma projeleriyle önemli bir imkan yakalamayı sunuyordu. SAFE'in dışına atıldık, bütün Avrupa var, biz yokuz. Avrupa'nın güvenlik kaygısına ne çare ne Avrupa'yla birlikte güvenlik kaygımıza bir çözüm yönünde yokuz. Türkiye, Çin ve Rusya gibi Avrupa'nın kapsama alanının dışındaki ülkelerin içinde sayılıyor. Övüne övüne Avrupa Diplomatik Forumu yapıyorlar, Avrupa Birliği ülkelerinden bir tek ülke katılmadı. Dün Sayın Erdoğan çıkmış ilk kez Avrupa Birliği'ne selektör yapıyor. Biz Avrupa'nın önemini vurguladığımızda 'bunlar işi bilmiyor, Avrupa mı kalmış' diyorlardı. O yüzden kimse kusura bakmasın ama Erdoğan'ın yanlışına da alkış tutanlar Türkiye'yi bu felaket duruma düştüğünde bu işin içinden nasıl çıkılacağı konusunda özeleştiri yapacaklar.
"Kimse bu iktidarı stratejik bir ortak olarak görmüyor artık"
Yandaş medya 'dünya lideri' naraları atadursun şu gerçekleri nasıl gizleyeceksiniz; Rusya- Ukrayna savaşında arabulucu olmak istediğimizi açıkça söylüyoruz bırakın gelmeyi cevap dahi vermiyorlar. Barış görüşmeleri Suudi Arabistan'da yapılıyor. ABD- İran savaşı oluyor arabulucu olalım diyorlar, görüşmeler Pakistan'da yapılıyor. İran da Amerika da Türkiye'nin adını dahi anmıyor. Kimse bu iktidarı stratejik bir ortak olarak görmüyor artık. Doğu Akdeniz bizim için stratejik öneme sahip. Adını koyan amiralleri milli duruştaki bir bildirge yüzünden hapisle tehdit edenler, rütbe sökmekle tehdit edenler şimdi mavi vatan meselesinde adeta büyük bir acziyetin altına imza attılar. Amerika, İngiltere, Fransa, Mısır hepsi birden karşımızda. Erdoğan'ın dostu Birleşik Arap Emirlikleri karşımızda. Kralı ölünce yas ilan ettiği Suudi Arabistan karşımızda. Çok güvendiği Katar, Rumlar için sondaj işletmesi yapıyor Doğu Akdeniz'de. Bu zayıflığı gören Yunanistan bütün anlaşmalara aykırı olarak adaları silahlandırıyor ve arkasında bütün Avrupa duruyor. KKTC'yi orta vadede en büyük hedefimiz dünyaya tanıtmak. En yakınımızdaki Türki cumhuriyetlerin tanıması lazım bir tane tanıyan yok.
Dış politikadaki bu halimizin de ekonomideki ağır tablonun da temel sebebi, adalet ve demokrasideki çöküş. Cumhurbaşkanı adayını hapse atan, 30 yıl önceki verdiği diplomayı inkar eden, milletin verdiği mazbatayı siyaseten gasp eden 60-80 yıllık aile şirketlerine son üç yıllık faaliyetten sonra çöken, suçun şahsiliği ilkesini de masumiyet ilkesini de gözetmeden muhalif televizyonlara çöken, TMSF’den haraç mezat satan bir iktidarın olduğu ülkeye maalesef kimse güvenmiyor. Kendileri siyaseten kaybedecekler ama Türkiye’ye büyük itibar, büyük güç kaybettiriyorlar. Maalesef zarar gören ülkemiz ve milletimiz oluyor.
"AK Partiliysen hatta suçu işleyince AK Parti’ye gittiysen yargıdan, sorgudan, hapisten muafsın"
Türkiye’de bir ikili hukuk sistemi işliyor. Bu sistemde AK Partiliysen hatta başka partiliysen ama suçu işleyince AK Parti’ye gittiysen yargıdan, sorgudan, hapisten muafsın. Ama eğer muhalifsen işlemediğin suçlardan, her türlü iftiradan sorumlusun. Sana atılan her türlü iftiranın gerçek muamelesi görmesiyle karşı karşıyasın. İBB’de 37, ABB’de 97 yolsuzluk davası savcılıklara suç duyurusunda bulunulup, üzerine dönemin İçişleri Bakanı'nın gelip, alıp çöktüğü ve zaman aşımına zorladığı ya da kendi iktidarları sırasında ABB’de Melih Gökçek’in yaptığı 97 büyük yolsuzluğun üstünün örtüldüğü, Melih Gökçek’e soru sorulamadığı ama dürüst, namuslu, temiz, şeffaf, hesap verebilir siyasetin iftiralarla hedef alınmaya çalıştığı bir sürecin içindeyiz.
"Halfeti’deki belediye başkanını kayyımlık günündeki rezillikler çıkınca kelepçelediler, ‘Bakın, AK Parti’ye de yapıyoruz’ dediler"
Geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanı çıkıp da ‘600’e yakın AK Partili belediye var. Biz onlara da soruşturma izinleri vermişiz. CHP'den daha çok AK Parti soruşturuluyor’ deyince millet de ‘Kardeşim birinin kapısına gitmediniz, bir gözaltı yapmadınız, hiç nezarette tutmadınız, hiçbirini tutuklamadınız’ deyince, hemen hızla önce çıkıp Adalet Bakanı, ‘Yakında AK Partili belediyelere de olabilir’ demişti. Arkadan bugünkü gibi gösteren eski Halfeti Belediye Başkanı’nı kelepçelediler, tutukladılar ve bütün basına Adalet Bakanlığı’ndan ‘AK Partili belediyeye şafak operasyonu’ diye dağıtım yaptılar. Oysa o belediye AK Partili değildi. O kişi belediye başkanıyken kayyımdı. O kişi Halfeti Belediyesi’nin kayyımıydı. Atadıkları kayyım yolsuzluk yaptı. Hiç dinlemediler, AK Parti'nin adayı yaptılar. Halfeti'yi DEM Parti kazandı. Halfeti’de AK Partili belediye değil, AK Parti’nin kaybetmiş belediye başkanını, kayyımlık günündeki rezillikler de ortaya çıkınca alıp kelepçelediler, adına ‘Bakın, AK Parti’ye de yapıyoruz’ dediler. Onun olmadığını söyledik. Bir de koca koca köşeye yazarları yazdı bunu, resimlerini koydu: ‘AK Parti’ye şafak operasyonu.’ Yani üçüncü sayfa yetmedi, birinci sayfa yetmedi, etek, manşet, sürmanşet yetmedi. Köşe yazarları resmiyle bir koydu. AK Parti’ye de yapılıyormuş. Oysa hiç alakası yok.
“Ekrem İmamoğlu’nda bunun yüzde 1’i varsa 100 yıl yatalım”
Bakın, AK Parti’ye ne yapılıyor söyleyeyim: Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı, AK Partili, görevde. Suçlama: Rüşvet almak. Eve gelen yok, şafak baskını yok, gözaltı yok, tutuklama yok; tutuksuz yargılama var. Yargılamada ortaya çıkan delil: Müteahhit belediye başkanının hesabına 1,2 milyon lira EFT yapmış. Yapan müteahhit belli, alan belediye başkanı belli. Buz gibi kanıt. Koca İBB dosyasında böyle bir kanıt yok. Rüşvet verdiği iddia edilen, rüşveti vermiş. Belediye başkanının resmi, kendisinin şahsi hesabına para girmiş. Savcı altı yıl bilmem kaç ay ceza talep etmiş. Bu bekleniyor. Ceza verilirse suçu ispatlanacak. ‘Kaçma şüphesi yok. Nereye kaçacak Keskin Belediye Başkanı?’ Her gün evinden belediyeye gidip gelmeye devam ediyor bugünlerde. ‘Kaçma şüphesi yok. Delil karartma şüphesi yok. Tutuksuz yargılama esas.’ İşte ikili hukuk dediğimiz bu. Ben, ‘Keskin belediye başkanını niye tutuklamıyorsun’ demiyorum. Bu kadar kanıt onda varken o tutuksuz, bir tek kanıtı olmaksızın ‘duydum’la, ‘gördüm’le, onu da bırak Onursal Adıgüzel’de ‘Hiçbir kanıt bulamadım, kendini iyi gizlemiş olabilir. Yine de tutuklayın’ deyip tutuklamayla yürüyorsunuz. Ekrem İmamoğlu’nda bunun yüzde 1’i varsa 100 yıl yatalım. Yok kardeşim, yok, yok.
“Saldıranı kınayacaklarına, ‘TBB’de divan adil yönetilmeli’ymiş”
O kadar vicdanları kararmış ki. Hele hele o yazarı, çizeri... Bugünleri nasıl savunacaksınız kardeşim? Bir köşeye Halfeti’yi koyuyor; ‘AK Parti’ye de baskın var.’ Bir köşede Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimi yapılmış. TBB’nin iki yıl önce seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu. Hukuksuzca tutuklanmış, yoksa orada başkan koltuğunda olacak. Çoğunluk CHP’de. Ekrem İmamoğlu’nun kendisini iki yıl önce seçen belediye başkanlarına ve diğer partilerin belediye başkanlarına nazik bir selamlama mesajı okunacak. Hunharca kürsüye saldırıyorlar. Mesajı okutmuyorlar. Son bakıyorlar ki mesaj dünyanın en naif, en demokratik mesajı. Bir de hapisten geliyor, Allah’tan korkun. Bir iftirayla, bir haksızlıkla 15 buçuk milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul’un üç kez üst üste görev verdiği belediye başkanı, 12 metrekarede eşinden, dostundan, anasından, babasından, evlatlarından ayrı. Bir selam yollamış, okutmamışlar. Görünce mektubu ‘Tepki mektubun içeriğine değil de TBB, CHP’nin birliği gibi nasıl okuyormuş o mesajı?’ Allah’tan korkun. Bu memlekette parlamentoya gidiyoruz. Bir partinin genel başkanı, cumhurbaşkanı olmuş. Geliyor, parlamentoda bir partinin genel başkanı açılış konuşması yapıyor. Gidiyor, hakim ve savcıların kura töreninde kütür kütür siyaset yapıyor. CHP’ye, ‘Cehape’ diyerek çakıyor. Gidiyor öbür taraftan valileri, emniyet müdürlerini topluyor. Somut siyasi parti rekabeti yapıyor, siyasi rakiplerine laf söylüyor. Generalleri diziyor, CHP’ye çakıyor, onlar kahkaha atıyor. Bundan hiç rahatsız olmayanlar TBB’nin son seçilmiş başkanı, ‘Ben içerdeyim ama selam olsun arkadaşlara’ mesajını okutacak, saldırıyorlar. Saldıranı kınayacaklarına, ‘TBB’de divan adil yönetilmeli’ymiş.
“Bir Allah’ın adaletine, bir de yüce Türk milletinin insafına, vicdanına sığınıyorum”
O TBB’yi yıllarca yönettiler. Yüzde 98,5 TBB imkanlarından AK Partili belediyelere; yüzde 1,5 geri kalan bütün belediyelere dağıttılar. Biz geldik TBB’ye, encümeni oluştururken bile AK Parti ve MHP’ye bile çıkardıkları belediye başkanlığı kadar temsil teklif ettik. Utandılar, kabul etmediler. Yeniden Refah var orada, DEM var, İYİ Parti var; hep birlikte yapıyoruz. Oysa oyumuz tek başımıza yönetmeye, bütün encümeni almaya yetiyor. Kendileri alıyorlardı encümenin tamamını AKP’ye. Dozerleri, vidanjörleri, bilmem neleri... Biz gelmişiz, bütün partileri koymuşuz, adil, eşit yönetmişiz. Bir mektup okuyacağız, saldırıyorlar. Ben buradan bir Allah’ın adaletine sığınırım, bir de yüce Türk milletinin insafına, vicdanına sığınıyorum.
“Kanuna göre işkence yapıyorlar. Tutuklulara, iftiracı olana kadar zulmediyorlar”
Cumhuriyet tarihinde hukuk hiç bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Yargı içinde çete kurdular; AK Toroslar çetesini. Siyasi talimatlarla büyük hukuksuzluklar yapıyorlar. Ödül olarak makamlar, mevkiler aldılar, servetler yaptılar. İstanbul’dan kalkıp diğer 80 ile operasyon yapıyorlar haksızca, hukuksuzca. Kanuna göre işkence yapıyorlar. Sekiz saat eli kelepçeli sevk yaptırıyorlar. Sırf dediği belgeye imza atmadı diye İstanbul’dan Afyon’a sekiz saat. Kumanya diye kuru ekmeği koyuyorlar, böyle yiyor kadın eliyle. Kuru ekmek koyuyorlar. Duruşma salonunda aşağıda su vermiyorlar, yemek vermiyorlar. Tutuklulara, iftiracı olana kadar zulmediyorlar. Öyle bir yozlaşmışlık var ki sudan sebeplerle gözaltı yapıp, gözaltına alınan kişilerin özgüveninden yararlanıp, cep telefonlarının şifrelerini kapıp elde ettikleri içerikleri yandaş basına servis ediyorlar. Cumhuriyet Savcısısın sen. Orada dünyanın en mahrem bilgileri senin namusuna, senin namusun üzerinden devlete emanet. Ettiğin yemin üzerinden.
“Milletin vermediğini, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum: Bırak saraylara mermer olmayı”
Ali Mahir Başarır’ın çocukluk arkadaşını yalan yere gözaltına aldılar. Çocuk demiş, ‘Bende bir şey yok.’ Cep telefonu şifresini vermiş. Oradan buldukları, o kadar şeyin içinden buldukları bir videoyla insanları; eşleriyle, çocuklarıyla biri oldukları ortamı ifşa edip bir de utanmadan onu ‘Alem görüntüleri çıktı’ diye. Alemin de alasını bilirsiniz, günahın da alasını bilirsiniz. O görüntülerde alnımız açık, başımız dik, veremeyeceğimiz tek bir hesap yok ne ailemize ne milletimize. Yanımızdaki eşlerimize ‘alem’ diyerek bilmem ne yaftası vurmaya çalışanın alnını ben değil, millet karışlayacak. Şahsiyetsiz, karaktersiz, utanmazların hesabını sandıkta millet görecek, defterini millet dürecek. Bana kalmamış. Maaş alarak yandaş basına çıkanlara, her akşam ücreti karşılığında partisini tartıştıranlara, umudunu butlana, şutlana koyanlara söylüyorum, hey, hepinize söylüyorum: ‘İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı. Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin.’ Sarayın mermerlerinde oturanlara söylüyorum. Saraydan medet umanlara söylüyorum. Milletin vermediğini, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum. Onun için bu salona ve bütün örgüte söylüyorum: Ayağa kalktınız, yok artık oturmak. Hedef iktidar, hiçbir gün yok durmak. Hep beraber gidiyoruz, alınacak iktidar. Millet korkmasın. Milleti saracağız, haysiyetsizlerin defterini düreceğiz. Yürüyelim arkadaşlar. Haydi bakalım. Yolunuz açık olsun.”
Independent Türkçe