2026 yılında Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) için geri sayım başlarken, iklim krizinin etkileri yalnızca çevrede değil, doğrudan sofralarda hissedilmeye başladı.
Gangi, COP31’in yalnızca küresel politikaları değil, doğrudan sofralara uzanan gıda fiyatları ve erişilebilirliğini de şekillendireceğini vurguladı.
Artan kuraklık, üretim zincirindeki kırılganlık ve gıda fiyatlarındaki dalgalanmaların artık günlük hayatın bir parçası haline geldiğine dikkat çeken Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Vekili Nabil Gangi, iklim krizinin etkilerinin giderek daha somut hissedileceğini söyledi.
"Etkisini en çok sofrada hissedeceğiz"
COP31’de tarım ve gıda sistemlerinin iklim değişikliğine uyumu için alınacak kararların vatandaşın hayatında en çok sağlıklı ve çeşitli gıdaya erişim maliyetleri üzerinden hissedileceğini belirten Gangi, şunları söyledi:
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve ortak kuruluşların SOFI 2025 raporunda, gıda fiyat enflasyonunun düşük gelirli kesimlerin sağlıklı diyete erişimini ciddi biçimde azalttığı ve ülkelerin uyguladığı politikaların bu etkiyi azaltmada belirleyici olduğu belirtiliyor.
Gangi, "Özellikle sürdürülebilir üretim ve ticaretin güçlendirilmesi, hem ürün çeşitliliğini hem de kaliteyi korumanın ana yolu olarak öne çıkıyor" şeklinde konuştu.
İklim krizinin artık doğrudan gıda meselesine dönüştüğünü belirten Gangi, bu etkinin yalnızca geleceğe değil bugüne ait olduğunu vurguladı.
"FAO’nun Impact of Disasters on Agriculture 2025 raporu, iklim kaynaklı afetlerin son 33 yılda 4,6 milyar ton tahıl, 2,8 milyar ton meyve-sebze ve 900 milyon ton et ve süt kaybına yol açtığını gösteriyor" diyen Gangi, bu kayıpların temel besin ürünlerinin arzını doğrudan etkilediğine dikkat çekti.
Gangi, "Nature’da 2025 yılında yayımlanan küresel bir tarım analizine göre ise her 1derecelik sıcaklık artışı, başta buğday, mısır ve soya olmak üzere dünyadaki temel mahsullerin üretimini tarımsal verimi düşürüyor. Bu durum insanların günlük enerji alımını da yaklaşık yüzde 4,4 oranında azaltıyor" ifadelerini kullandı.
Riskin özellikle dünyanın "ekmek sepeti" olarak adlandırılan yüksek verimli tarım bölgelerinde yoğunlaştığını belirten Gangi, "Bu nedenle kriz çoktan sofralarımıza ulaşmış durumda" dedi.
Fiyat artışlarının arkasında iklim krizi var
Gangi, "FAO’nun SOFI 2025 raporu, 2020 sonrası küresel gıda fiyat enflasyonunun genel enflasyonu sürekli aştığını ve özellikle iklim kaynaklı üretim şoklarının fiyatları artıran temel faktörlerden biri olduğunu vurguluyor. 2023’te küresel gıda fiyat enflasyonu yüzde 13,6 ile manşet enflasyonun 5 puan üzerinde gerçekleşti" dedi.
FAO’nun afet raporuna da işaret eden Gangi, sel, kuraklık ve sıcak hava dalgalarının tarımsal üretimi düşürerek piyasaları daralttığını, bu daralmanın da fiyat artışlarına dönüştüğünü ifade etti.
Gangi, fiyat artışlarının çoğu zaman tek bir nedene bağlı olmadığını da vurgulayarak, "Küresel Gıda Krizleri Raporu’nun 2025 yayınına göre 2024 yılında 18 ülkede 96 milyondan fazla insan için akut gıda güvensizliğinin başlıca nedeni aşırı hava olayları oldu. Kuraklık, sel ve aşırı sıcaklık üretimi zayıflatırken fiyat baskısını artırıyor" ifadelerini kullandı.
Gangi, raporda Somali, Kenya ve Etiyopya’nın bazı bölgelerinde kötüleşen kuraklık koşullarının düşük tahıl üretimi, kötüleşen mera koşulları ve yüksek gıda fiyatlarıyla birlikte seyrettiğinin açıkça belirtildiğini söyledi.
Enerji ve gübre maliyetlerindeki artışın da tabloyu ağırlaştırdığını belirten Gangi, şunları anlattı:
Enerji ve gübre maliyetlerindeki artışın da üretim, taşıma ve gıda işleme maliyetlerini yükselttiğini gösteriyor. Yani gıda fiyatlarını yalnızca ekonomik nedenlerle değil, iklim, enerji, lojistik ve jeopolitik risklerin birleşik etkisiyle okumak gerekir. Kuraklık, aşırı sıcak, sel ve heyelanlar üretimi ve yerel arzı zayıflatarak fiyat baskısını artır.
Gangi, Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2025 raporuna da dikkat çekerek, iklim kaynaklı etkilerin üretim seviyelerini olumsuz yönde etkileyebildiğini belirtti.
Gübre ve yakıt maliyetlerinin artmasının arzın daralmasına yol açabildiğini ifade eden Gangi, bunun hem gıda hem de enerji fiyatları üzerinde enflasyonist baskı yarattığını sözlerine ekledi.
"Türkiye su kıtlığı eşiğine hızla yaklaşıyor"
Gangi, Türkiye’nin artan kuraklık riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, su kaynaklarının geleceğine ilişkin çarpıcı verileri paylaştı. Gangi, şu bilgileri verdi:
Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre Türkiye, 2025 itibarıyla en yüksek kuraklık riski taşıyan ülkeler arasında yer alıyor. Kişi başına düşen su miktarının 2030’da bin 200 metreküp, 2050’de ise bin 69 metreküpe düşeceği öngörülüyor. Bu da Türkiye’nin su kıtlığı eşiğine hızla yaklaştığını gösteriyor.
Türkiye’de su kullanımının büyük ölçüde tarım sektöründe yoğunlaştığını vurgulayan Gangi, toplam su tüketiminin yaklaşık yüzde 74-79’unun tarımsal sulamada, yüzde 11-20’sinin sanayide, yüzde 10-16’sının ise içme ve kullanma suyu olarak gerçekleştiğini belirtti.
Sanayi ve yerleşimlerin su talebinin giderek arttığını, buna karşılık mevcut kaynakların sınırlı olduğunu ifade eden Gangi, özellikle büyük şehirlerde su arzının çevredeki kısıtlı kaynaklara bağlı olmasının kurak dönemlerde ciddi risk oluşturduğunu söyledi.
Gangi, bu risklerin azaltılabilmesi için uzun vadeli ve bütüncül planlamaya ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, "Arazi kullanımı ve nüfus dağılımı birlikte ele alınmalı. Türkiye’de doğudan batıya ve kırsaldan kentlere doğru devam eden göç eğilimi, özellikle batı illerinde su stresi riskini artırıyor" değerlendirmesinde bulundu.
Sürdürülebilir çözümler için makro ölçekte planlama yapılması gerektiğine dikkat çeken Gangi, su yönetimi politikalarının etkin arazi kullanımıyla desteklenmesinin kritik olduğunu sözlerine ekledi.
"Bazı gıdalar lüks hale gelebilir"
İklim krizi ve artan maliyetler nedeniyle bazı temel gıdaların gelecekte daha zor erişilebilir hale gelebileceğine dikkat çeken Gangi, şu verileri paylaştı:
FAO’nun 2025 SOFI raporu, sağlıklı ve çeşitli diyetin dünya genelinde 2.6 milyar kişi için zaten karşılanamaz hale geldiğini ortaya koyuyor. Özellikle besleyici ürünlerin fiyatlarında kalıcı bir yüksekliğin görülmesi, dar gelirli hanelerin sebze, meyve ve kaliteli protein tüketimini ciddi biçimde azaltıyor.
Zeytinyağı, kahve ve hayvansal üretim gibi sektörlerin iklim değişikliğine karşı son derece hassas olduğunu belirten Gangi, "FAO ve Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2025 yılı değerlendirmeleri, aşırı sıcaklıkların bu alanlarda verim kayıplarını hızlandırdığını gösteriyor. Tek bir sıcak hava dalgası bile üretimi yüzde 50’ye kadar düşürebiliyor" ifadelerini kullandı.
Bu durumun maliyet artışlarını kaçınılmaz hale getirdiğini vurgulayan Gangi, "Dolayısıyla bazı gıdaların gelecekte lüks tüketim ürününe dönüşme riski gerçek ve giderek artan bir olasılık" diye konuştu.
"Gençler tarımdan uzaklaşıyor, üretim riske giriyor"
Çiftçilerin iklim krizine uyum sürecinde ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirten Gangi, bu durumun üretim üzerinde doğrudan etkiler yaratabileceğine dikkat çekti. Gangi, şunları söyledi:
FAO’nun 2025 afet raporu, çiftçilerin artan iklim risklerine karşı hâlâ yetersiz altyapı ve finansmanla mücadele ettiğini gösteriyor. Son 33 yılda afetlerin tarım sektöründe 3.26 trilyon dolarlık kayba yol açması, özellikle küçük üreticilerin ne kadar kırılgan hale geldiğini ortaya koyuyor.
Aşırı sıcaklıkların tarım üzerindeki etkisinin giderek arttığını vurgulayan Gangi, "FAO’nun ‘Extreme Heat’ analizine göre tarım işçileri, diğer sektörlere kıyasla 35 kat daha fazla ölümcül sıcak stresi riski taşıyor. Bu durum gençlerin tarımdan uzaklaşmasına ve kırsal iş gücünün hızla azalmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı.
Genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının üretim kapasitesini doğrudan etkileyebileceğini belirten Gangi, "Gençlerin toprağı terk etmesi, tarımsal üretimin zayıflamasına ve ülkelerin gıda egemenliğinin giderek dışa bağımlı hale gelmesine yol açabilir" diye konuştu.
"Zirveler çerçeve sunuyor, ancak tek başına yeterli değil"
Uluslararası iklim zirvelerinin somut etkisine ilişkin değerlendirmede bulunan Gangi, şu bilgileri verdi:
WFP ve FAO’nun SOFI 2025 raporları, ülkelerin iklim- adaptasyon uyum politikaları ve piyasa istikrarı için koordineli hareket ettiğinde gıda fiyat şoklarının etkisinin azaldığını ve sağlıklı gıdaya erişimin iyileştiğini gösteriyor. Ancak mevcut ilerleme hedefleri karşılamıyor ve dünya hâlâ COVID-19 öncesi kıtlık seviyelerinin üzerinde seyrediyor.
Gangi, uluslararası zirvelerin etkili olabilmesi için alınan kararların sahada hızla uygulanması gerektiğine dikkat çekerek, "Politika beyanları tek başına yeterli değil. Zirveler çerçeve sağlıyor, ancak somut uygulamalar hızlanmadıkça mutfaktaki yangını tamamen söndürmeye yetmiyor" ifadelerini kullandı.
COP31 kapsamında öne çıkarılması gereken başlıklardan birinin de "sıfır atık" yaklaşımı olduğunu belirten Gangi, bu modelin gıda sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından önemli katkılar sunduğunu vurguladı.
Gangi, "Günümüzde hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte ciddi düzeyde gıda kaybı ve israfı söz konusu. COP31’in bu alanda farkındalık yaratması ve finansal mekanizmaların bu yönde yönlendirilmesini teşvik etmesi önemli bir rol oynayacak" değerlendirmesinde bulundu.
"Bazı lezzetler sofralarımızdan çekilebilir"
İklim krizinin uzun vadeli etkilerine ilişkin değerlendirmede bulunan Gangi, dikkat çeken bilgiler paylaştı:
FAO’nun tarım kayıpları raporu, aşırı hava olaylarının tahıllar, zeytin ve diğer bahçe bitkileri, meyve-sebzeler, et ve süt ürünleri ile balıkçılık ve bakliyat üretimi üzerinde ciddi kayıplara yol açtığını ortaya koyuyor. Bu kayıplar ilerleyen yıllarda bazı ürünlerin fiyatını ulaşılmaz hale getirebilir.
Gangi, Nature’da 2025 yılında yayımlanan çalışmaya da işaret ederek, "İklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışı, mısır ve buğday gibi temel mahsullerde sürekli verim kaybına yol açıyor. Çalışma, 2100’e kadar küresel kalori arzının büyük oranda düşeceğini belirtiyor" ifadelerini kullandı.
Bu sürecin yalnızca miktarı değil, çeşitliliği de etkileyeceğini belirten Gangi, özellikle bölgesel ürünlerin ve kaliteli hayvansal gıdaların giderek daha az bulunur hale gelebileceğini söyledi.
"Dolayısıyla önümüzdeki 10 yıl içinde zeytinyağı, kahve, buğday ürünleri, kaliteli et ve bazı sebze-meyveler sofralarımızda daha sınırlı yer bulabilir" diyen Gangi, iklim krizinin yalnızca üretimi değil, kültürel olarak bağlı olunan lezzetleri de tehdit ettiğini sözlerine ekledi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish